SON DAKİKA

Özümüze sahip çıkalım

Bu haber 30 Temmuz 2017 - 11:56 'de eklendi ve 41 views kez görüntülendi.

“Demokratik, laik ve çağdaş devlet, farklılıkları korur ve gelişmesine katkı sağlar.” Derviş. 

Osmanlı’nın yıkılış sürecinde, Anadolu’da yaşayan farklı etnik ve inanç grubundaki topluluklar, hiçbir gerekçe göstermeksizin Cumhuriyet’in oluşmasına ve kurulmasına katkı sunmuşlardır. Bu süreçte Aleviler, ilk siyasal tercihlerini Cumhuriyetten yana koymuş, Cumhuriyetin kurulmasına canı gönülden destek olmuşlardır. Cumhuriyet kurulduktan kısa bir süre sonra devletin resmi ideolojisi tekçi, inkârcı, ‘dar ulusçu’, ‘Türk-İslam sentezci’ (Diyanetçi) ve asimilasyoncu bir temel üzerine oturtulmuş. O zamandan (1924) bu zamana devlet asimilasyon politikalarını Aleviler ve Kürtler üzerinde yoğunlaştırmış, tüm kurum ve kuruluşlarıyla bu yönde çalışmalar yapmıştır. “Zulümlerin ve işkencelerin en kötüsü kanunla işkence etmektir” diyor Bacon.  Evet, bütün bunların bilincinde olmak, unutmamak ve kayıtsız kalmamak gerek. 

Tarihsel-toplumsal açıdan bakıldığında “unutmamak demek kendi öz değerlerine yabancılaşmaya, değerlerimizin içini boşaltıp çürütmeye, toplumsal belleğimizi yitirmeye karşı çıkmak demektir. Belki de günümüz insanının temel problemi unutmak değildir. Çünkü günümüzde kitle iletişim araçlarının çokluğu ve hızı buna izin vermez. Görsel ve yazınsal olarak her şey alenileşti, öyle veya böyle her şey kayıt altına alınıyor. Toplumsal hayatımızda sosyal medya denen bir olgu var artık. Peki, asıl problemimiz gerçeğe “kayıtsız kalmak olabilir mi? Oysaki inkârcılığa, asimilasyona, manipülasyona, (hileyle yönlendirme)  katliamlara, sürgünlere, ölümlere, hukuksuzluğa, yolsuzluğa-yoksulluğa, işsizliğe kayıtsız kalmak ne mümkün! 

Sosyolojik bir gerçektir ki, asimilasyona ve manipülasyona maruz kalmış toplumlar, öz değerlerinden uzaklaşırlar ve zamanla öz değerleriyle bağlantılar kuramazlar. Başkalaşırlar, kendisini değiştirene-dönüştürene yani egemene benzeşirler. Resmi ideolojinin dilini kullanır hale gelirler. Gerçeği söyleyenden uzaklaşıp nefret ederler. Ve hissizleşirler, öz değerlere dair tüm duygular da ölmüş olur. Gerçeğe kayıtsız kalma tamda bu aşama başlar. Evet, Kızılbaş-Alevi-Bektaşi İnancı, Kültürü ve Felsefesi 73 millete bir nazarda bakar, Özgürlük, eşitlik, demokrasi, toplumsal barış ve her Can’a duyulan sevgi yolumuzun gereği ve kuralıdır. Unutmak, kayıtsız kalmak ve hissizleşmek yolumuza yani inançsal değerlerimize de aykırı bir durumdur. 

Yöntem ve uygulamalara bırakıldığında, tarihle sabittir; devlet oluşumu ve devamı ile asimilasyon uygulaması iç içedir. Tekçi, inkârcı ve asimilasyoncu devletler, boyunduruk altına aldıkları halkları öncelikle fiziki olarak ortadan kaldırmaya çalışmışlardır. Bununla birlikte siyasi, sosyal kültürel, ekonomik, biyolojik, dinsel ve ahlaki soykırıma uğratmışlar ve onları tehdit olarak göstermişler ve görmüşlerdir. Bu topraklarda yüzyıllardır sistematik olarak asimile edilmeye çalışılan Aleviler, son 25 yıldır yurt dışında ve yurt içinde kendi öz kimliğiyle ortaya çıkıp görünür oldular. Bunun yanında Alevilikte öze dönüş konuşulmaya başladı ve öze dönüş ritüellerde de görünür kılındı. Alevilerin bu özgürleşme ve öze dönüş mücadelesi, hem dıştan, hem de içten birileri tarafından etkisizleştirilmeye çalışılıyor. Bu durum karşısında da uyanık olmamız gerekiyor. Birbirimizi acımasız bir şekilde eleştirmekten vaz geçmeliyiz, meselelerimizi tartışırken, konuşurken Alevi dilini kullanmaya gayret etmeliyiz. 

Burası Anadolu’nun ortasında bir şehir! Burası Çorum! Çorum’da Kızılbaş-Alevilerin yoğun olarak yaşadığı, hemen hemen Şii nüfusun hiç olmadığı mahalleye İmam Ali Mescid’i adı altında bir mescit yapılmış. Yan taraftaki kırmızı panoya da “Canlar, Ramazan Orucu Bizimdir” diye bir yazı yazılmış. Bu anlayış yıllar önce de yine Çorum’da Alevilerin yoğun olarak yaşadığı başka bir mahalleye devasa bir büyüklükte bir Cami yapmıştı. Cami’nin adını da İmam Ali Cami’si koymuştu. Bütün bunların yanında sistem, kimi zaman Milli Güvenlik Kurulu (1980’ler) Kararlarıyla, kimi zaman ‘Alevi Açılımı’ ile, kimi zaman Din Şurası ile, kimi zaman Milli Eğitim Şurası gibi şuralarla Mezhepçi müfredatlar la asimilasyon ve manipülasyon araçlarını devreye sokmaktan geri kalmamaktadır. 

Evet, asimilasyoncu akıl boş durmuyor. Dün olduğu gibi bugünde, sistem destekli kimi örgütlenmeler, “bırakın, ya biz Şiileştirelim ya da siz Sünnileştirin!” çabası içindedir. Aleviler öz kimliklerine kavuşacaklarsa bu her iki anlayışa karşı durmak ve Türk-İslam asimilasyonundan kurtulmak zorundadır. Kendi dar çıkarları uğruna Aleviliği ve Alevileri asimile etmeye çalışıp manipüle edenler, şunu çok iyi bilsinler ki; Alevilerin inançsal-kültürel,  demokrat, özgürlükçü-eşitlikçi öz kimliklerini yok edemeyeceklerdir.  

Bizlerin bu asimilasyon ve manipülasyon politikalarına karşın inancımızın ve öğretimizin ileri kuşaklara özgün bir şekilde aktarma kararlılığı içinde olmak gibi son derece önemli bir görevimiz var. Dünden daha çok bugün yani günümüzde, toplumumuza yönelik asimilasyon ve manipülasyon (hileyle yönlendirme) politikalarına karşı uyanık olunmasına, bilinçli örgütlülüğün ve stratejilerin geliştirilmesine ve uygulanmasına, ivedilikle önem verilmesi gerekmektedir. Kim tarafından yapılırsa yapılsın, asimilasyon ve manipülasyon karşısında Mürşidiyle-Piriyle (Dedesiyle), Rayberiyle, örgüt başkanıyla-yöneticisiyle, akademisyeniyle ve yazarıyla-çizeriyle güçlü bir şekilde irade ortaya koyup asimilasyona ve manipülasyona karşı çaba sarf etmek gibi bir zorunluluğumuz vardır.  

İnancımızı, kültürümüzü ve toplumsal değerlerimizi unutmayalım, unutturmayalım! Unutulmasına izin verdiğimizde insanlığımız çölleşir. Korku salana, boyun eğdirene ve ortadan kaldırana karşı güçlü bir duruş, direniş sergilenmezse, özgürlük ruhumuz elimizden alınır. Toplum olarak bizler yani hepimiz cesaretimizin kırılmasına, umudumuzun yitirilmesine ve onurumuzun çiğnenmesine asla müsaade etmeyelim. Hünkârın dediği gibi “bir olalım, iri olalım, diri olalım. Zalimlere inat yolundan dönmeyenlere ve boyun eğmeyenlere bin selam olsun! Yazımı Ozan İbreti’nin (Terzi-Hıdır Gürel) “Bizi Karanlığa İtenler Vardır” şiirinin tek dörtlüğüyle bitiriyorum. Aşk İle. 

 “Eşitlik ne arar adalet nerde 

İnsan hakkın yiyip yatanlar vardır 

Çare bulmak gerek bu müşkül derde 

Bizi karanlığa itenler vardır.” 

 

 

 

MEHMET KABADAYI
MEHMET KABADAYImehmet_k.34@hotmail.com