SON DAKİKA

Faşizmden yardım isteyerek faşizmi durduramazsınız!

Bu haber 08 Ağustos 2017 - 11:34 'de eklendi ve 45 views kez görüntülendi.

Erdoğan’ın sesi Ayhan Oğan’ın bir Televizyon programında ortaya attığı, ‘’Yeni bir Devlet kuruluyor ve kurucu lideri de Erdoğan’’ Tezi Cumhuriyet Savcılarını hiç ırgalamazken, CHP Camiasında tepkilere yol açtı.
‘’Devleti yıkmaya teşebbüs’’ suçu Türk Anayasasında cürmü hayli ağır olan bir suç maddesi.
Hatırlanacağı üzere, ‘’Devleti yıkma, yıkmaya teşebbüs,’’ Komunist, sol, Sosyalist v.b. Muhaliflerin mahkemede en çok muhatap oldukları ve yargılanıp mahkumiyet aldıkları bir suç maddesi.
Peki cumhuriyet savcıları, Anayasada hala mevcut olan bu ceza hükmünü Ayhan Oğan’a karşı neden işletmiyorlar?
Türk Devleti, tanıdığımız çağdaş Devlet form ve yapısından hep uzak oldu. Bu onun kuruluş gerekçesiyle de alakalı bir durum.
Türk Devleti bir Parti Devleti olarak kuruldu. Kurucu Parti CHP idi. Bu hakkını 26 altı yıl kesintisiz(1946’ya kadar), daha sonrada bugüne kadar ortaklıklar temelinde kullandı.
Türk devleti bugün ise AKP’nin devleti. Ama bu sefer de, 1923-46 arası olduğu CHP’de olduğu gibi, bugünde küçük ortağı MHP’nin yardımıyla, AKP’nin devleti.
Ortağı MHP ile aralarında Kemalizme ilişkin nüans farklılıklar, ortak ırkçılık ve ortak Suni İslam anlayışının Türk İslam sentezine dönüşmesiyle anlamını yitiriyor.
Cumhuriyet Savcılarının, Oğan’ın kendi kendisi hakkında suç duyurusu anlamına gelecek olan, ‘’Devlet yıkılıp yerine yeni Devlet kuruluyor’’ açıklamasına sessiz kalmasının sebebi, Adalet mekanizması dahil, Devleti meydana getiren bütün kurumların, MHP’nin yardımıyla, AKP’nin elinde olması.
Yani Oğan Erdoğan’ın düşündüklerini seslendirmekten öte bir şey yapmamıştır. Erdoğan devletinden Erdoğan’ı, yada onun düşüncesini dile getiren birini yargılamasını beklemek ‘insafsızlık’ olmaz mı?
Devlet CHP devleti iken, Devlet eliyle yapılan Katliamları, Soykırımları, Sürgünleri ve Göçertmeleri kendisine tarih yapan politik kadrolardan, yada bu politikanın sözcülerinden birinin yargılandığı görülmüş mü? Peki CHP hangi hakla bu ‘geleneğin’ bozulmasını AKP’den talep edebiliyor!?
CHP’nin bu talebin de inandırıcı ve haklı olabilmesi için, devletin kendi devleti olduğu zamanlar işlediği İnsanlık suçlarıyla yüzleşmesi ve bugünki karanlığa da zemin sunan, bu karanlık tarihle hesaplaşması gerekiyor.
CHP bunu yapmadığı için, başlattığı tartışmayla, ünlü bir deyimle, ‘’At iziyle İt izinin karıştığı’’’ bir sahada iz aramaya benzer.
Yıkılmak istenen ile kurulmak istenen devletin farklılıkları nelerdir? Karşı çıkmak veya taraf olmakta alınan ölçüler nelerdir? Bir şeyin taraf veya karşıtlığı, ancak bu soruların doğru cevabıyla anlam kazanır.
O zaman Kemalist Devlet ile Erdoğan’ın devletini karşılaştırarak taraf, yada karşı pozisyonları ve bu pozisyonlarda mevzilenenleri değerlendirmek lazım.
Kemalist Devletin başlıca özellikleri nelerdir? Irkçılık, Şövenizm, Tekçilik, Laiklik, faşist ve Pantürkist Suni İslam…Türk İslam Sentezi üzerine oturtulmuş bir teşkilatlanma.
Kemalist devletin kısa tanımı, hem ırkçı, hem faşist, hem Laik, ama hem de Dindar.
Kemalizm Laikliği, Devlet dini, devletin Dindarlığı şeklinde tarif ederek Laikliğin ırzına geçmiştir.
Kemalizmin Laikliğe bu tecavüz olayının topluma yansıması şöyle olmuştur. Toplum, Suni Dini kabul etmeyen, ona mensup olmayanlara devletin uyguladığı her tür baskı ve zulmü maruz görmüş, bu çevrelerin bu cezayı hak ettiğini düşünmüştür.
Türk olmayanlara karşı geliştirdiği yok etme, soykırım politikalarını desteklemiş, katliamlara seyirci kalmış, yada desteklemiş, inkar ve asimilasyonda aktif görev almıştır.
Devletin bu politikası sonucu, farklı etnik kimlik olarak Ermeniler, Kürdler, Asuri-Suryaniler, Rum ve diğer azınlıklar, İnanç kimliği olarak Aleviler başta olmak üzere, Hıristiyan ve diğer İslam olamayan İnanç gurupları, hatta Devlet İslam’ını kabul etmeyen Suni İslami mensuplar, Alevi ve diğer İnanç gurupları kadar olmasa da, bu baskılara maruz kalmışlardır.
Şimdi Erdoğan önderliğinde kurulan ‘yeni’ devletin karakterlerine bakalım:
İslami faşist, Irkçı, Tekçi-Pantürkist ve ümmetçi.
Eski Devlet ile yeni Devlet arsındaki tek fark, Devlet laikliği, yerini Devlet Ümmetçiliğine terk ediyor.
Fakat geri kalan bütün karakterler, Irkçılık, Tekçilik, Şövenizm, İnkar ve Asimilasyon, daha da koyulaştırılarak korunuyor.
Türkiye faşizmin gelme tehlikesiyle karşı karşıya değil, Türkiye’de faşist diktatörlük hüküm sürüyor.
Muhalefetin görevi, içerde faşizmin hedefi olan toplumun bütün kesimlerini, uluslararası alanda Demokratik devletleri ve demokrasi güçlerini bu insanlık düşmanı duruma karşı duyarlı ve müdahaleci hale getirmeli.
Faşizme karşı mücadele, faşizmden yardım istenerek olmaz! CHP’nin Bahçeli çağrıları ve ‘uyarıları,’ toplumsal mücadeleyi yanlış adrese yönlendirmektir. Eğer maksat toplumsal mücadeleyi bilinçli bir çıkmaza yönlendirmek değil ise, o zaman acayip bir naiflik var işin içinde! Bu naiflikle faşizme karşı mücadele edilmeyeceğini belirtmek gerekiyor.
Erdoğan önderliğindeki Faşist diktatörlüğün toplumun bütün hayat alanlarına hakimiyet kurmasında, Devlet Bahçeli önderliğindeki MHP’nin payı büyük vardır. Bu büyük payın sahibine faşizme karşı birlikte hareket çağrısı intiharla eş anlamlıdır!
CHP tarihsel çamurundan arınmalı. Türkiye’nin askeri faşist ve yarı faşist yönetimlerle bugüne kadar gelmesinde, sosyal Demokrat muhalefetin politik oyun sahasının CHP tarafından, Sosyal Demokratlık adı altında işgal edilmesinden kaynaklandığı bir realite.
CHP ya Sosyal demokrat bir parti olacaksa, ırkçı ve faşist zihniyetin ürünü bir Devlet’ten vaz geçerek toplum karşısına çıkmalı. Bunu yapamıyorsa, zaman geçirmeden AKP ve MHP cephesinde açık yerini alarak topluma karşı yürütülen savaştaki yerini netleştirmeli.
CHP bu devleti değil, Demokratik, Sosyal, İnsan haklarına, farklı kimliklere, farklı İnanç çevrelerine saygılı, toplumda tarafsız bir hakem statüsünde olan, Dine, Irka, Kimliğe ve Sınıf farklılığına aynı derecede yakın ve aynı derecede uzak olan bir Devlet formülünü savunarak muhalefet yürütürse, sosyal Demokrat bir muhalefet gücü yaratabilir.
Erdoğan ve Bahçeli’nin jargonuyla politika yapılmaz. Erdoğan ve Bahçeli ikilisi Türkiye halklarının yüzde altmışını terörist(Referandum dönemini hatırlayın) görüyorlar. Onların terörist, bölücü, dinsiz, Hain v.b. dediklerini aynı söylemle karşısına alarak suçlamak, toplumsal uzlaşmaya hizmet etmeyeceği gibi, bir partinin dar çıkarlarına dahi hizmet etmez.
Toplumu esir alanların jargonuyla topluma seslenmek ne politika yapmak, ne yenilik, nede farklılıktır, sadece var olanın tekrarıdır.
CHP Türkiye’de kurulan faşist diktatörlüğü yıkmaya gerçekten niyetli ise, o zaman çağrısı Devlet Bahçeli’ye değil, bütün Türkiye ve Kürdistan halkına olmalı.
Bahçeli Erdoğan’ın kurduğu İslami faşist diktatörlüğün Irkçı kanadını temsil ediyor. Bahçeli, halkların kıyımını hedefleyen ırkçılığın hakimiyetine hizmet edecek hiç bir gelişmeye karşı durmaz; bunun sonucunda Kemalizm denen akım ortadan silinse dahi. Onun için önemli olan onun düşüncesinin nasıl egemen hale geldiği. Bunu ha AKP, ha Kemalizm yapmış fark etmez!

ALİ ÇATAKCİN
ALİ ÇATAKCİNa_catakcin57@hotmail.com