SON DAKİKA

81 yıllık laiklik

Bu haber 05 Şubat 2018 - 14:12 'de eklendi ve 36 views kez görüntülendi.

Türkiye Cumhuriyeti’nin laiklik ilkesi 5 Şubat 1937 yılında Anayasaya girer. Böylece laiklik maddesi ilk olarak 1924 Anayasası’nda yer alır.

Laiklik, 1961 ve 1982 Anayasalarında Cumhuriyetin değişmez, temel ilkesi olur.

Laiklik, bin küsür yıl imparatorlukların toplumları dinin baskıcı, despot, değişmez kanunlarıyla yönettiği, tarihin bir an’ından itibaren buna karşı burjuva devrimlerinin isyanlarla değişim rüzgârlarını estirdiği, eşitlik, özgürlük zemininde kurulacak yeni bir toplum isteği ile ezilenlerin, sömürülenlerin sokaklara dökülüp, taleplerini yeni sınıf ve iktidara ilettiği ortamda ortaya çıkmıştır.

Din ile yönetilmenin ağır, dayanılmaz baskılarından yılmış toplumun dini de, ideolojiyi de, sistemi de değiştirdiği bir dönemdir bu. Kapitalizmin şafağında insanlar sadece üretim ilişkilerini değil, onun ideolojisini de hedef alacaktı. Sosyologlar, felsefeciler, devrimciler yüzyıllar boyunca bu konuları işleyeceklerdi.

Cumhuriyet kurulduktan ancak 14 yıl sonra anayasaya girebilen laiklik ilkesi bu tarihsel geçmişiyle anılmazsa, şimdiye dek olduğu gibi Avrupa’dan sipariş edilen avize misali ürün muamelesi görmekten öteye gitmez.

İşte böyle kabul edilmesinin üzerinden 81 yıl geçmesine rağmen komşudan alınan onlukla borçlu halde, elde var sıfır ile 2018 yılına gelince apışıp kalınır.

Temel, değişmez bir ilke olarak kabul edilmesine rağmen 81 yıl sonra baktığımızda temel olan, değişmez olan laiklikten ziyade din ile devletin girift ilişkisinin kendisi.

Kuruluşundan bu yana kurucuları dâhil olmak üzere daha bir tek iktidar yok ki din ile arasına gerçek bir mesafe koysun, devletin din ile ilişkisini laiklik temelinde kurabilsin.

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 1924 yılında (laiklikten evvel) kurulduğunu anımsarsak, yanı sıra iktidarların sürekli din adamlarını, dini kurumları köşklere, resmi toplantılara davet ettiklerini görürüz. Özellikle 1950’li yıllardan sonra adeta bir gelenek haline dönüştürülen bu kurumlarla siyasi hem de siyasi bir ilişkiye geçerek iktidarlarını sağlamlaştırışlarına tanıklık ederiz. Gizli bütçelerle desteklendiklerine…

Dini kurumlar “laik cumhuriyette” nasıl palazlanıp büyümüşse (ki bu devlet desteği olmadan olamaz) kimlerin iktidar olup olmayacağını belirleyecek güce dahi ulaşmışlar.

Yani iktidarlardan bile daha güçlüler.

Laiklik ilkesinin gerçekten uygulandığı bir ülkede böyle bir durumun olması mümkün mü?

Ama tabii haklarını yemeyelim, devletin ve iktidarların, tüm güçleri ve despotluklarıyla “laiklik ilkesinin uygulandığı” inanç kesimleri de oldu. Mesela Aleviler, mesela Ezidiler, hatta Hıristiyanlar. Bu inançların mekânları yok edildi, kurumlarına el kondu, inanç önderleri cezalandırıldı, inanç simgeleri yasaklandı, bu inanç toplulukları her zaman devlet şiddetine ve onun maşalarının saldırılarına hedef oldu.

Farklı inançlar bastırılıp yok edilmeye çalışılırken devlet dini olarak kabul edilen İslam güçlendikçe güçlendi.

Cumhuriyetin temel ilkeleri arasında yer alan, altı oktan birini simgeleyen laiklik adı var kendisi hiçbir zaman olmayan ilke oluverdi.

81 yılın sonunda alınan yol siyasal İslamcı bir iktidar oldu.

Buna karşı “haykıran” Kemalistlerin, mevcut cumhuriyeti laik ve eşit bulanların artık durup düşünmesi gerekiyor. Bugünlere nasıl geldik? 81 yıldır laiklik var mıydı? Neden?

Bugün başımıza gelenler bir sonuç. Binlerce insanın uğruna sokaklarda öldüğü laiklik ilkesinin olmamasının sonuçlarını yaşıyoruz.

İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği (İKKB) laikliğin yıldönümü nedeniyle açıklama yapmış, laiklik 81 yaşında diye. Açıklamada açık, net bir talep yok. Lafları yuvarlamışlar hep olduğu gibi. Laiklik, vicdan özgürlüğü, kadın hakları, demokrasinin garantisi minvalinde.

Laf yuvarlayarak gelinecek nokta ortada. Ve açıkçası o noktada yaşıyoruz.

Kemalistler, bu cumhuriyetten memnun olanlar, bu cumhuriyetin laikleri ne zaman lafı yuvarlamayı bırakıp somut konuşacaklar? Ne zaman devletin resmi dinin olmasına karşı çıkacaklar? Ne zaman Diyanet kapatılsın diyecekler?

Belki de bu halden gerçekten rahatsız değillerdir. Belki de istedikleri gerçek bir laiklik de değildir. Çünkü gerçek bir laiklik onların çıkarlarını kısıtlayabilir adil ve eşitlikçi olacağı için.

Belki de istedikleri ellerinden giden iktidardır. Laiklik değil. İktidar bende olsun, yine ali kıran baş kesen ben olayım diyorlardır. Kim bilir?

GÜLFER AKKAYA
Güfer Akkayaakkayagulfer@gmail.com