Connect with us

.

GÜNCEL HABERLER

Bir ‘darbe parodisi’ ve sonuçları

MEHMET YÜKSEL

Published

on

“Ülkeyi terörize ederek gönlündeki ömür boyu sürecek başkanlık ve tek adamlık hayalini gerçekleştirmek için, bu darbe girişimiyleTayyip Erdoğan’a altın tepside bir fırsat sunulduğunu düşünüyorum.”

Türkiye 15 Temmuz 2016 Cuma gecesi tertiplenen ve günlerdir ilgiyle izlediğimiz bir darbe parodisine sahne oldu. Parodi diyorum çünkü bir askeri darbede (eğer başarıya ulaşılması isteniyorsa) olmaması gereken her türlü acemilik yapıldı. Ancak devam etmeden, burada hemen belirtilmesi gereken, koşullar ne olursa olsun bir askeri darbenin savunulamayacağı gerçeğinin altını çizmektir. Bu hatırlatmayı sürekli yapmakta yarar var çünkü maalesef demokrasi kültürünün özümsenip içselleştirilemediği bu ülkede, “demokrat, aydın, sol görüşlü” olduğunu iddia edip, hala postaldan demokrasi ve kurtuluş uman aklı evvel dostlarımız mevcut. Ve sanırım bu durum, yaşanan bunca tecrübeden gerekli dersleri çıkaramayan bu toplumun, genetik kodlarındaki düzelmez bir arızaya delalet…

Her neyse, bu tartışmalarla çok da zaman yitirmeden konumuza dönmekte fayda var. Evet, sergilenen durumun bir parodi ya da tiyatro olduğunu düşünüyorum. Bunu derken naçizane bir darbe ya da politika uzmanı, bilirkişisi ya da son yıllarda pıtırak gibi çoğalan satratejistlerden bir olduğum iddiasında değilim. Ayrıca görünen tabloda çok aşikar ki ordunun kendi içinde bu darbe parodisinde gerçekten ve gönüllü rol alan, hakikaten bir darbe gerçekleştirmek arzusuyla canla başla çalışan bir kesim var. Ancak yine hepimizin en azından cumhuriyet tarihinden bildiği üzere, siyasi ve bürokratik hayatımızın bu kadar göbeğinde yer almaya alışmış bir orduda bu damar her zaman canlı olarak mevcut. Söz konusu edilebilecek tek fark, bu damarı o günün koşullarında hangi iç ya da dış gücün güdümleyip harekete geçirdiği veya geçireceğidir sanırım.

Yine de ordu içindeki darbe heveslilerinin varlığı ve yapılmaya çalışılanın bir darbe olması gerçeği bile bunun bir parodi olduğu düşüncemi değiştirmiyor. Her şeyden önce bu kadar geçmiş darbe pratiği ve geleneği olan, bölgesinin ve dünyanın en güçlü orduları arasında gösterilen, Kürtler başta olmak üzere kendi  vatandaşlarına yönelik uzun yıllara dayalı savaş ve kontrgerilla pratiği bulunan bir ordunun kelimenin tam anlamıyla bu kadar trajikomik bir darbeyi uygulamaya sokacağını düşünmek bence fazlasıyla saflık olur. Burada harekete geçilen zamanlama, başta medya, hükümet ve devlet aygıtına yönelik peşpeşe yapılan strajik taktik hatalar, emir komuta kademesi ve kendi içindeki koordinasyonda yaşanan beceriksizlik gibi faktörleri alt alta koyduğunuzda ne demek istediğim anlaşılır sanırım. Biraz mübalağa olacak belki ama söz gelimi bir ilkokul çocuğuna bile sorsanız, bir askeri darbenin medyacı deyimiyle “prime time” denen, herkesin evinde ve ekranların karşısında olduğu bir vakitte uygulamaya sokulmayacağını bilir. Bunun yanı sıra enerji, haberleşme, iletişim, propaganda araçları, koordinasyon, lojistik ve benzeri onlarca stratejik konuda yeterince bir plan üzerinde çalışılmadığı çok aşikar.

Evet, ordu içerisinde rahatsız olan ve anlaşıldığı kadarıyla alt ve orta kademe rütbeli belli bir kliğin, tam da Yüksek Askeri Şura öncesi ihraç tartışmaları gölgesinde gerek komuta kademesi, gerekse de ulusal ve uluslararası bazı odaklara güvenerek yaptığı bir “kalkışma / darbe girişimi” tecrübe ettiğimiz kesin. Ama tam da bu durum dile getirmeye çalıştığım ve trajikomik dediğim şey. Bu ordunun kurmay beyni böylesine plansız programsız yaş tahtaya basacak türden bir harekat kurgulayabilecek kadar acemi olabilir mi? “Hele bir başlayalım gerisi çorap söküğü gibi gelir” mantığıyla darbe mi yapılır? Oldukça eğitimsiz ve acemi erlerden oluşan zavallı gariban askerleri üç beş köprü ya da kavşak tutmaya gönderip, orada kaderleriyle başbaşa bırakmanın adı darbe planı olabilir mi? Kaldı ki kendisine darbe yapmaya kalktığınız kişi ve partisi (Recep Tayyip Erdoğan ve AKP), ülkedeki bütün kurumları dize getirip teslim almış, kendi halkına savaş açmaktan çekinmeyen ve ordudan gelebilecek

bir darbe beklentisine karşı uzun zamandır hazırlık yapan bir kadro. Bütün propaganda aygıtları ve devlet olanakları sonsuz kullanım olanağıyla elinde olan biri üstelik…

Bunlara ek olarak içte ve uluslararası platformlarda sıkışan, itibar kaybeden, yolsuzluk, savaş suçları ve benzeri konularda yargılanma korkusu yaşayan ve bundan ötürü kurtuluş ve istikbalini gerekirse bir iç savaşta görecek kadar pervasızlaşan bir diktatöre bu darbeyle bir can simidi atılmış oldu. Komplo teorisi olmasın ama böyle bir darbe planını siz olsanız uygulamaya sokmak için elinizden geleni yapmaz mısınız? Bütün bu ve benzeri soruları çoğaltmak mümkün, ama bu soruları alt alta sıraladığımızda, sonuçta yapılanların Tayyip Erdoğan ve AKP diktatörlüğüne yaradığını görürüz. Ekonomik, siyasal ve sosyal alanlardaki bütün anti demokratik uygulama ve gündemler unutuldu. Rusya, İsrail ve Suriye ve belki Mısır ile uluslararası alandaki çark politikası unutturuldu. Diploma meselesi ve Cumhurbaşkanlığı yetersizliği meselesi yerini bir demokrasi kahramanı figürüne bıraktı. Gezi olayları süresince zor zaptettiğini söyleyerek halkı tehdit ettiği -ki aralarında IŞİD’çi görünümlü ne idüğü belirsiz silahlı unsurlar bulunan- güruhu sokaklara saldı. Ve belli ki tıpkı Nazi Almanyası’nda Hitler’in sokağa saldığı tedhiş ordusu SA’lar gibi bir süre sokakta tutacak. Şimdiden özlemini duydukları şer’i düzeni hakim kılmak için çalışan bu güruh, başta Aleviler olmak üzere, önüne gelen tüm toplumsal kesimleri tehdit edip tedhişe başvurmaktan çekinmiyor. Devlet, bürokrasi, üniversiteler ve ekonomi dünyası bütün kurumlarıyla tek tek her gün biatlarını sunuyor.

Sokakları boşaltması bizzat Tayyip Erdoğan tarafından istenmeyen bu yoz güruh, her gün hızını alamayarak Alevilerin yoğunlukta olduğu mahallelere yönelik, üstelik de polis korumasında saldırı girişiminde bulunuyor. Yarın buralarda bir yeni katliamla karşılaşmayacağımızın garantisini kim verebilir? Sadece Alevilere dönük değil, Kürtlere, Ermenilere, laiklere ve farklı yaşam tarzındaki her topluluğa karşı aynı davranışlar sergileniyor. Bu ortamda yakında baskın bir erken seçimle karşılaşmamız sürpriz olmaz. Zaten uzun süredir özellikle Kürt illerinde uygulanan vahşet ve katliamlar ile Türkiye genelinde yürütülen baskı politikaları bu amaca dönük çalışmalar. Ülkeyi terörize ederek gönlündeki ömür boyu sürecek başkanlık ve tek adamlık hayalini gerçekleştirmek için, bu darbe girişimiyleTayyip Erdoğan’a altın tepside bir fırsat sunulduğunu düşünüyorum. Önümüzdeki günler ya da yıllarda ordu ve askerin bu stratejik sığlığında Erdoğan ve çevresinin yönlendirmesi olduğu bilgisiyle karşılaşırsak şaşırmayalım. Unutmayalım ki uzun zamandan beridir “dinci” unsurların askeriyede kök salması ve güçlenmesini engellemek için uğraş veren Kemalist ordu yapısı, bizzat AKP iktidarı ve Tayyip Erdoğan başbakanlığında adım adım zayıflatıldı. YAŞ kararları ve komuta kademesi terfilerine ilkin şerh koymakla başladı işe. Daha sonraları da Balyoz, Ergenekon, Ayışığı, Fırtına vs isimlerle adlandırılan operasyonlarla ordunun üst kademesini adım adım şekillendirdi. Bu kademelere getirdiği isimlerin, o zaman kolkola ve beraber yürüdükleri Fethullah Gülen’e yakın isimler olduğu, Cemaatin önünün açıldığı o zamanlarda da çokça yazıldı çizildi. Şimdi de bile bile getirdiği bu kadronun kendisine darbe yapmak için bütün bunları göze aldığını ve Erdoğan’ın da bunu bilmediğine inanmamız isteniyor. Ben de diyorum ki bu kadar kolay olmamalı. Her zaman bu tip olaylarda kimin kârlı çıktığına bakmakta da fayda var…

Sonuç olarak, yakın geleceğimiz yeterince karanlık ve zor görünüyordu, şimdi daha da koyu görünüyor. Erdoğan alanlara topladığı ve meydanları terk etmemelerini ısrarla istediği güruha her akşam yaptığı ve biat eden medya marifetiyle de canlı olarak yayınlattığı konuşmalarında şimdiden demokrasi ve hukuk karşıtı bir takım vaatlerin sinyallerini veriyor. Memleketin her tarafındaki camiler birer propaganda, ajitasyon ve hatta provokasyon merkezine çevrilmiş durumda. Ve buralardan yapılan yayınlar bir şeriat ülkesinde dahi uygulanmıyordur sanırım. Günde bilmem kaç kere ezan, sela

ya da kitlelere mesaj verilmesi ancak buraya özgü sanırım. Buralardan çıkan ve “dini duyguları ve hassasiyetleri gaza ve cihad sosuyla iyice parlatılmış” kalabalıkların tehlike sinyali veren icraatlarını her gün izliyor ve yaşıyoruz. Unutmnayalım ki bu topraklardaki, özellikle cumhuriyet tarihinde vuku bulan Alevi ve sol katliamlarının tamamına yakını Cuma namazından ve camilerden çıkanlar tarafından gerçekleitirildi ya da kışkırtıldı.

Son söz olarak ülkede ve Avrupa’da yaşayan bütün muhalif ve öteki kesimlerin, aralarındaki ayrımları bir yana bırakarak hiç olmazsa asgari kıstaslarda güç birliği etmesinin ve örgütlenmesinin zamanı çoktan geldi. Özellikle de başta Kürt siyasi hareketi olmak üzere, düzene karşı kimlik ve demokrasi mücadelesi veren bütün güçlerin ortak bir demokrasi cephesi oluşturması kaçınılmaz görünüyor. Bu, ilk defa gündeme getirilen bir şey değil, bu konuda düşünen herkesin bildiği ve söylediği basit bir gerçek. Ancak her ne hikmetse hiç kimse kendi bulunduğu noktadan ya da siyasi ayrımlarından -en azından bir süreliğine- taviz verme ya da bir adım yaklaşma uzlaşısına varamıyor. Bilhassa Alevi toplumunun bu konuda, kendisine daha çok dışarıdan empoze edilen etnik ayrımcılık, milliyetçilik ve partizanlık batağından kendisini kurtarması gerekiyor. Aksi taktirde böylesine gaddar, zalim ve vahşi bir oluşum ve devlet aygıtı karşısında hiç birimizin yaşama şansı yok maalesef…

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GÜNCEL HABERLER

Türkiye’de 1 milyon mayın toprak altında

AleviNet

Published

on

Geçen hafta Tunceli’de iki çocuğun topraktaki patlayıcının patlaması sonucu yaşamını yitirmesi, gözleri bir kez daha Türkiye’nin “mayın” gerçeğine çevirdi. Türkiye’de 1 milyondan fazla mayının ve sayısı bilinmeyen el bombası, havan topu gibi patlayıcıların toprak altında bulunduğuna dikkat çeken uzmanlar, devletin vakit kaybetmeden ‘Mayın İmha Eylem Planı’ hazırlaması gerektiğini söylüyor.

Türkiye’de 1950’li yılların ortalarından bu yana giderek büyüyen bir sorun haline gelen mayınlı araziler, can almaya devam ediyor. Son olarak geçen hafta Tunceli’nin Ovacık ilçesine bağlı Bilgeç köyünün Çakılyayla mezrasında, patlayıcıya basan 8 yaşındaki Ayaz Güloğlu ve 4 yaşındaki kardeşi Nupelda Güloğlu hayatını kaybetti. Tunceli Valiliği’nden yapılan açıklamada, söz konusu patlayıcılara ilişkin “Bölücü Terör Örgütü mensuplarınca araziye önceden yerleştirildiğinin değerlendirildiği” bilgisi verildi. Ayaz ve Nupelda kardeşlerin ölümü, özellikle sosyal medyada büyük yankı uyandırdı.

35 yılda 1409 kişi öldü

Türkiye’nin doğu ve güneydoğusunda mayın ve patlayıcılar nedeniyle gerçekleşen ölümler uzun yıllardır sürüyor. Kara Mayınlarının Yasaklanması Uluslararası Kampanyası – Misket Bombaları Koalisyonu’nun (ICBL-CMC) araştırma birimi olan Kara Mayınları İzleme Örgütü’nün (MONITOR) 2018 raporuna göre Türkiye, sınırları içerisinde 100 kilometrekareden fazla mayınlı alana sahip 10 ülkeden biri. Bu ülkeler arasında Afganistan, Angola, Irak ve Yemen yer alıyor.

Aynı rapora göre, Türkiye’de son 35 yılda Türkiye’de 1409 kişi mayın patlaması ya da topraktaki patlayıcı malzemenin infılak etmesi sonucu yaşamını yitirirken, 5432 kişi ise yaralandı. Yalnızca 2017’de patlama sonucu hayatını kaybeden 42 kişiden 23’ünü ise çocuklar oluşturdu. Bu 23 çocuğun 16’sının cinsiyeti, patlamanın şiddeti ile vücutlarının paramparça olması nedeniyle tespit edilemedi.

Srebrenitsa'da bir mayınlı alan

Srebrenitsa’da bir mayınlı alan

Türkiye, imha sürecini 2022’ye erteledi     

Türkiye’nin de aralarında bulunduğu Birleşmiş Milletler (BM) üyesi 164 ülkenin taraf olduğu Mayın Yasağı Anlaşması kapsamında, bu ülkeler topraklarındaki mayınları imha etmekle yükümlü. Ancak Mart 2004’te Ottowa Sözleşmesi’ne imza atan Türkiye’ye yönelik, mayın temizleme ve mayın imhasına ilişkin olarak uluslararası kuruluşları bilgilendirme konusunda yetersiz bir performans sergilediği eleştirileri yapılıyor.

Türkiye’nin Ottowa Sözleşmesi gereğince 1 Mart 2014’e kadar elindeki mayınları temizlemiş olması gerekiyordu. Ancak Türkiye, 2014’te ek süre talep ederek imha sürecini 2022’ye kadar erteledi. Son olarak 2017’de toprak altındaki 26 bin 381 mayını imha ettiğini açıklayan Türkiye’nin mayın temizleme işini ağırdan aldığını öne süren Tunceli Barosu’ndan Avukat Barış Yıldırım, son ölümlerin Tunceli’de yaşanmasının da tesadüf olmadığını söylüyor.

Tunceli il sınırları içerisinde 10 bin 557 adet anti personel kara mayınının faal biçimde toprak altında olduğunu kaydeden Avukat Yıldırım, şöyle konuşuyor: “Özellikle 90’lardan bugüne kadar köy boşaltmaları ile yaklaşık 40 bin kişi bu bölgede yer değiştirdi. Son yıllarda bu köyler altyapıları olmamasına ve mayın incelemesi yapılmamasına rağmen tekrar yaşama açıldı. İnsanlar köylerine geri döndükçe, topraktaki mayınlar ve patlayıcılar imha edilmediği için ölümler yaşıyoruz.”  

Bölgede kullanılan mayınların ömrünün insan ömründen uzun olduğunu ve yüzde 75’i dağlık arazi olan bölgede yaşanan heyelan ve yağışların bu mayınların yerlerini değiştirmeye başladığını ifade eden Barış Yıldırım, “Başta bölgemiz olmak üzere tüm mayınlı bölgelere yönelik bir ‘Mayın İmha Eylem Planı’ hazırlanması gerekiyor. Aksi takdirde, ne yazık ki insanlarımızı, çocuklarımızı kaybetmeye devam edeceğiz” diye konuşuyor.

Toplam 1,1 milyon mayın

Mayınsız Türkiye Girişimi verilerine göre, halihazırda Türkiye’de 839 bin anti-personel kara mayını, 164 bin 797 adet anti-tank mayını olmak üzere bir milyon 101 bin 389 adet mayın bulunuyor. Toprağa gömülü olan el bombası, havan topu ve roket gibi patlayıcı maddelerin sayısı ise bilinmiyor. Mayınlar Ağrı, Ardahan, Batman, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Gaziantep, Hakkari, Hatay, Iğdır, Kars, Mardin, Siirt, Şanlıurfa, Şırnak, Dersim ve Van’da olmak üzere toplam 3 bin 174 alanda bulunuyor.

“İç bölgelerde 100 bin mayın var”

DW Türkçe’ye konuşan Mayınsız Türkiye Girişimi Koordinatörü Muteber Öğreten, Ottowa Sözleşmesi’ne göre Türkiye’de devletin mayınlı bölgelerdeki sivilleri korumak için 2004’ten bu yana ciddi bir seferberlik içine girmesi gerektiğini söylüyor. Ancak son 15 yıldaki pratiğin böyle olmadığını ve sivillerin mayınlı bölgelerden uzak tutulması ve mayınlı arazilerin işaretlenmesi gibi önlemlerin alınmadığını kaydeden Öğreten, halen doğu ve güneydoğuda çoğunluğu sınır bölgelerinde olmak üzere 1 milyonu aşkın mayının toprak altında olduğunu, bu mayınlardan 100 bin tanesinin ise iç bölgelerdeki yerleşim yerleri ile iç içe olduğu uyarısında bulunuyor.

“En fazla çocuklar zarar görüyor”

Son yıllarda özellikle topraktaki mayın ve patlayıcılar nedeniyle yaşamını yitiren çocuk sayısının giderek arttığına işaret eden Öğreten, “Bölgedeki çocuklar özellikle yaz aylarında köylerine gidiyor ve burada kırsal alanlarda oyun oynarken ya mayına basıyor, ya da bir patlayıcı bulup karıştırıyor ya da uzağa atmak isterken patlamasına neden oluyor. Mayın tehlikesinden en fazla çocuklar zarar görüyor” diye konuşuyor.

Devletin iç bölgelerdeki mayınları temizlemek yerine başta Suriye ve Irak sınırı olmak üzere, sınır bölgelerindeki mayınların temizliği ile uğraştığını dile getiren Öğreten, “Güney sınırına duvar inşa edilmesi nedeni ile burada mayın temizliği ve yer değişikliği yapılıyor. Ancak, ölüm olaylarının yaşandığı iç bölgeler için kayda değer bir çalışma yapılmıyor” diye konuşuyor. Mayınsız Bir Türkiye Girişimi olarak, Milli Eğitim Bakanlığı’na mayınlı bölgelerdeki okullarda ‘patlayıcılardan korunma’ üzerine bir ders konulması önerisinde bulunduklarını anlatan Öğreten, henüz bu konuda olumlu bir geri dönüş alamadıklarını da sözlerine ekliyor.

Aram Ekin Duran

©Deutsche Welle Türkçe

Continue Reading

GÜNCEL HABERLER

Bitlis’te askeri araca roketli saldırı! 1 binbaşı öldü

AleviNet

Published

on

BİTLİS Bölükyazı köyü yakınlarında askeri araca roketli sadırı düzenlendi. Saldırıda 1 binbaşı öldü, 1 güvenlik korucusu ile araç sürücüsü yaralandı.

Saldırıda ağır yaralanan binbaşı Bitlis Devlet Hastanesi’nde tedavi altına aşındı ancak tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Bölgede operasyonların başlatıldığı belirtildi.

Öte yandan Irak’ın Kuzeyi Hakurk bölgesinde PKK’liler ile girilen çatışmada Piyade Uzman Onbaşı Mustafa Ünal öldü. Piyade Uzman Onbaşı Mustafa Ünal’ın haberi, Konya’nın Çeltik ilçesindeki ailesine ulaştı.

Continue Reading

GÜNCEL HABERLER

Kışanak ve Tuncel’e verilen ceza bozuldu

AleviNet

Published

on

DBP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel ve Amed Büyükşehir Belediye eski Eşbaşkanı Gültan Kışanak hakkında verilen ceza İstinaf Mahkemesi tarafından bozuldu. 2 yıldan fazla süredir tutuklu bulunan Kışanak ve Tuncel’e, “Örgüt kurma ve yönetme”, ve “Örgüt propagandası yapma” iddialarıyla hapis cezası verilmiş, Kışanak 14 yıl 3 ay, Tuncel’e de 15 yıl hapis cezasına mahkum edilmişti. Antep Bölge Adliye Mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucu Tuncel ve Kışanak hakkındaki karar bozuldu.

Kararı, Avukat Mehmet Emin Aktar, sosyal medya hesabından duyurarak, “Gültan Kışanak ile Sabahat Tuncel’e de ceza verilen bu karar Gaziantep BAM tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucu 17.07.2019 tarihinde bozulmasına karar verilmiştir” dedi.

Antep BAM’ın kararı sonrası dosya tekrar ilk derece mahkemesine gönderildi.

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI