Connect with us

.

Haberler

Hakkın ve hakikatin sesini susturamazsınız!

ŞÜKRÜ YILDIZ

Published

on

Zalimlerin zulmüne karşı binlerce yıldır derinden gelen direniş günümüzde yeni formlarda devam etmektedir. Kültürel, sosyal ve siyasal varlıklarını devam ettirmek isteyen dünyaya karşı, zalimlerin tekleştirici acımasız savaşı ölümleri günlük olarak içimize taşırken, hakkın ve adaletin sesi de kısılmak isteniyor.

Haksızlıklar, talan ve hırsızlıklar üzerinde kurulu düzenin yaratığı suçlular ordusu korkuyor! En küçük bir sesten ürküyor. Panikliyor. Haksızların, hırsızların ve korkakların sığındıkları tek yöntemle şiddetle mazlumların üstüne geliyor. Korkuttuğunu sanıyor. Kerbela’da zafer kazandığını düşünen Yezit gibi başa dönüyor.

Gaflet ülkemize savaş olarak yansıyor…

Suriye, Irak derken… Cizre, Şırnak, Sur, Silopi olup yanıyor.

Muharrem Matemi gününde TV 10 kapatılıyor. Hüseyin’in çığlığı, Zeynep olup geliyor. Zalim görmüyor…

TV 10 ki;

Ortadoğu, uygarlığa kaynaklık etmiş bir coğrafya olarak aynı zamanda insanlığın toplumsal, kültürel gelişimine de büyük katkılar sunmuş bir coğrafyadır. Bu coğrafyada insanlık açısından oldukça zengin kültürel değerler, inanç biçimleri ve yaşam tarzları gelişmiştir. Tarihsel akış içerisinde birçok etnik ve inanç grupları da bu zemine dayanarak oluşmuş, her biri insanın yaşam kültürü açısından büyük değer ve zenginlik ifade eden toplumsal kimlikler olarak tarihteki yerlerini almışlardır. 

Günümüz dünyasında da etnik, inanç ve yerel kimlikli grupların kendi varlıklarını koruma, din, inanç ve özgün yaşam tarzlarını devam ettirme gereği mutlaktır. Bu inanç gruplarının kendilerini koruma, kollama ve varlıklarını çeşitli yol ve yöntemlerle sürdürme konusunda ciddi bir çaba içerisinde olma gibi görevleri vardır.

İletişim araçlarının oldukça gelişmiş olduğu günümüzde Alevilik ile diğer etnik ve inançsal kimliklerin kendi kültürel ve sosyal değerlerini koruma ve bu değerleri geleceğe taşıyabilmeleri için büyük olanaklar söz konusudur. Özellikle görsel yayıncılık bu konuda en etkili alan durumundadır.

TV 10, bu sorunlara objektif yaklaşanların projesidir

Kâbe’si insan olanın projesidir…

TV 10, Ortadoğu ve Mezopotamya kültürü başta olmak üzere, Anadolu kültürünü oluşturan bütün kesimlere pozitif ayrımcılık anlayışıyla yaklaşacak ve çok kültürlü bir anlayışla bütün toplumu kucaklayan birleştirici bir ekran olacaktır. Sesimiz hakkın, hakikatin sesidir. Ekranımız, her türlü milliyetçiliğe, ırkçılığa ve ayrımcılığa kapalı olacak ve objektif gazetecilik ilkelerine bağlı kalarak, demokrasiden ve temel insan haklarından yana açıkça taraf olacaktır.

TV 10, dar politik bakışlı kişi ve grupların değil, Alevilerin ve sesini duyuramayan diğer azınlıkların sesidir.

TV 10, çok kültürlü ve aydınlanmacı bir anlayışla bütün toplumu kucaklayan, birleştiren ve kültürel renklere pozitif ayrımcılık uygulayan alternatif bir medya platformu olacak. Kendisini bugüne kadar medyada ve televizyon ekranlarında yeterince ifade edemeyen bütün azınlık inançlarına sahip insanlarımız, TV 10’da kendilerini kendi renkleriyle sunma ve kendi dilleriyle anlatma fırsatını yakalayacaklardır.

TV 10, emekten, eşitlikten, özgürlükten, barış ve kardeşlikten yana tüm demokrasi güçlerine kendilerini sansürsüz anlatma fırsatı sunmanın yanı sıra; Alevi ve diğer toplulukların kendi renkleriyle Türkiye’nin demokratik gelişimine katkı sunacak birer demokrasi dinamiği haline gelmelerine katkı sunacak bir tv kanalı olacaktır. Yayın politikası çerçevesinde;

TV 10 , İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne ve Türkiye’nin de imzaladığı buna benzer uluslararası ortak anlaşmalara uymayı, insan onuruna saygı duymayı, dil, din, cinsiyet, ırk ayırımı yapmamayı, fikir özgürlüğünü savunmayı ve genel toplumsal hoşgörüyü yayın ilkeleri olarak peşinen kabul eder.
TV 10, ırkçılığı, din, dil, cinsiyet ayrımcılığını, her türden şiddeti, insan onurunu yaralayan ve savaşı yücelten yaklaşımları, çocuklara ve gençlere yönelik toplumun genel ahlaki değerlerini önemsemeyen ve fiziksel, ruhsal gelişimlerini olumsuz etkileyen yayınları baştan reddeder ve bu konuda net duruşundan taviz vermez.

TV 10, rekabetin de bilincinde olarak, şu anda TURKSAT üzerinde yüze yakın televizyon alternatifi olduğunu bilerek hareket edecek; Alevilerin ve diğer sesi kısılanların yanı sıra tüm toplumun sesi olmayı esas alacaktır.

TV 10’u izlenebilir kılacak olan, yaptığı programların belirgin kalitesi olacaktır.

TV 10 programları haber, haber-yorum-tartışma, belgesel, dokümanter ağırlıklı programlar oluştururken, diğer ise, kadın, gençlik, müzik programları ve filmler oluşturacaktır.

TV 10, yalnızca gerçekleri dillendirecek, her alanda yalanları açığa vuracak, rakipleriyle topluma doğru bilgiyi ulaştırmanın mücadelesini yürütecektir. (29 Kasım 2011 – TV10)

Bu amaçlar doğrultusunda “Hakkın ve hakikatin sesi” şiarıyla 2011 yılında yayın hayatına başlayan TV 10 televizyonumuz, canlarımızın dağıttığı lokmalarla bugüne geldi. Türkiye, Kürdistan ve Avrupa’da yaşayan Alevilerin sorunlarını dile getirdi. Onların sesi oldu. Alt yapısı başta olmak üzere programlarının üretiminde ve halkımıza ulaşmasın da turap olmasını bildi.

Kısa bir sürede halkımızın büyük desteğini aldı. Şehir şehir, köy köy hakkın ve hakikatin sesini ulaştırmada köprü oldu.

İstanbul, Beylikdüzü’nde 75 metrekarelik bir dairede dar bir ekiple kuruldu. İmkânsızlıklar içinde mücadele etti. Alternatif bir kanal olmanın yanında, çalışanlarıyla alternatif bir çalışma biçimini de medya içinde örgütledi. Gönülleri birleştirdi. Bir gönüllüler televizyonu olarak, her alandan üretim yaptı. Her yere ulaştı.

Alevilerin yaşam biçimi, kültür ve inancını, sazını, sözünü, deyişini, fıkralarını ve tarihi geçmişini izleyiciye aktardı. “Yol bir sürek bin bir” inancıyla yola çıkan kanal, Zaza ve Kurmancî dilini kullanan Kürt Alevileri ile Türkmen, Tahtacı Alevileri birbirine yakınlaştırdı. Arap Alevilerine yönelik Arapça program yapan ilk kanal oldu. Kısacası, TV10 kısa sürede diller farklı olsa da yolun bir olduğunu gösterdi.

“Ne kadar da çokmuşuz” dedirten bir yayıncılığı esas aldı. Farklılıkları zenginlik olduğunu bir kez daha gösterme becerisini gösterdi. Alevi coğrafyasını adım adım gezerek çizdi.

Kürt, Türkmen, Arap, Tahtacı, Bektaşi, Re Haq, Çepni, Hubayar ve Hakikatçi Aleviler ekranda çoğaldıkça, bir birini tanıyıp bağrına bastıkça, Alevilerin kendilerine olan güveni arttı.

Hoşgörüden ödün vermedi. Kin ve nefretin ekildiği topraklarımızda, barışın sesi oldu. Gönülleri birledi. Gülbangları ve nefesleri aşk ile ördü. Aleviler kendilerini gördü.

Alevilerin demokrasi cephesindeki yerini almada üstüne düşen görevi yaptı. Asgari düzeyde olması gereken noktada durdu. Herkes kendisi olarak ekranda yerini aldı. Merkez medyanın itibar etmediği alanlara girdi. Halkın değerlerine ses verdi. Dağın filozoflarını ekrana taşıdı.

Siyasal iktidarın 15 Temmuz sonrası hızlandırdığı siyasal operasyonlar kapsamında TV 10 yayınlarına son verildi.

AKP iktidarının Alevilere yaklaşımın resmi olan TV10 yayınlarının durdurulması ve mallarına el konulması ancak OHAL kapsamında KHK ile yapıldı. 12 Eylül hukuku dahi kanalın kapatılması için yeterli olmadı. Yayın politikasındaki özgürlükçü, eşitlikçi, kültürel değerlere sahip çıkışı ve adil duruşuyla TV10 Alevi televizyonları geleneğinin zirvesi oldu. Alterternatif medyaya katkılarıyla da birçok ilke imza attı. Alevi toplumuna karşı sorumluluklarını yerine getirme konusunda büyük bir emeğin bileşkesi olarak yeni gençlerin medya alanında hizmet vermesine alan açtı.

Bugüne kadar ki yarattığı ve topladığı arşiviyle gelecek nesillere bir miras derledi. Alevi deyiş ve nefeslerinin ruh bulmasına, gün yüzüne çıkmasına vesile oldu.

Onun içindir ki, ilk günden bu yana birçok saldırının hedefi oldu. Bu saldırıları halkın desteği ve sahip çıkmasıyla atlattı.

“Alevilerin sesi TV 10 susturulmak isteniyor.

TÜRKSAT ve RTÜK ile yaptığımız görüşmeler sonucunda bu gün çıkan KHK (kanun hükmünde kararname) ile yayınımızın durduruldu.

15 Temmuz gecesi darbeciler tarafından kesilen yayınımız bu günde KHK ile kesiliyor. Alevi toplumun sesi TV10 Başbakanlık emriyle OHAL kanunlarına dayanarak hukuksuz bir biçimde yayını kesildi. İktidarı kayıtsız şartsız desteklemeyen medyaya verilen bu gözdağı giderek genişleyeceğine hiç şüphe yok. Hukuksal çerçevede yapılması gereken girişimler sonuna kadar yapılacaktır.

TV10 2011 yılından beri aralıksız alevi toplumunun sorunlarını, ihtiyaçlarını, yol erkânını, Samsundan, Dersime, Tokat’a, Adıyaman, Terolara, Tekirdağ’a, Hacıbektaş’a, Antakya’ya ve Türkiye’nin her tarafında ekranlarına taşıdı. Alevilerin sesi, soluğu oldu.

Tam da Alevilerin Masum-u Pak orucunun başladığı bu gece ve arkasında Yas-ı Muharrem’in başlayacağı bir zamanda TV10’nu susturmaya çalışmak manidar değil mi? Alevilerin evlerinin işaretlendiği bir dönemde bunu yakmak ne anlama geliyor?

Basın yayın ilkelerinden ödün vermeden, özgürlükçü, demokratik, halkçı, barışçıl ve şiddeti âmâsız ret eden yayın politikamızı kendimize rehber edindik. Toplumun dili, gözü, kulağı olduk.

Alevi toplumunun ve demokratik kamuoyunun bu hukuksuzluğu ve yok saymayı kabul etmeyeceğini ve kendi sesine sahip çıkacağına inanıyoruz.

Hakk’ın ve hakikatin sesi olmaya devam edeceğiz. (5 Ekim 2016 – TV10)

“Alevilerin sesini her koşulda yansıtacağız”

Bundan sonraki saldırıları da Alevi kurumları başta olmak üzere halkımızın, devrimci demokratik kamuoyunun desteğiyle aşılacaktır. TV10’nun yeniden yayına başlaması artık bir mücadele anlayışı ve sorumluluğudur. Sıradan bir olay değildir. Tekleştiren, savaştıran kesimlere, anlayışlara karşı, barış cephesinin, birlikte yaşama cephesinin kavgadır. Onun varlığı bunun teminatıdır.

Bu anlamda bilinmesi gerekiyor ki; artık Alevi haberciliğinde, televizyonculuğunda bir gelenek başlamıştır. Bunun susturulması mümkün değildir. Ok yaydan çıkmıştır. Faşist-Kemalsit-İslamist çetelerin ülkemizi gömmek istediği karanlığın gücü dün nasıl yetmediyse, Kerbela’da katledilenlerin sesi Zeynep olup dünyada yankılandıysa, bugün Zeynep’in çığlığına yar, yardaş olanlarında sesi gelecek nesillere aktarılacaktır.

Kimsenin bundan kuşkusu olmasın.

Binlerce yıllık bir gelenek kendisinde, kendisini bulmuştur, TV10 olmuştur.

semah dergisi /Kasım-Aralık 2016

Haberler

Almanya’da çocuklara başörtüsü yasağı tartışması

AleviNet

Published

on

Avusturya Parlamentosu’nun dün aldığı ilköğretim öğrencilerine yönelik başörtüsü yasağı kararı Almanya’da tartışmalara yol açtı. Göç ve Uyumdan Sorumlu Devlet Bakanı Annette Widmann-Mauz, Almanya’da da ilköğretim öğrencisi çocuklara başörtüsü yasağı getirilmesinin gündeme gelmesi gerektiğini ifade ederek, “Küçük kızların başörtüsü takması saçmalık. Müslümanların çoğu da böyle düşünüyor. Ailelerle diyalog kurmaktan yasağa kadar, çocukları korumak için tüm önlemlerin düşünülmesi ve uygulanması gerekiyor” dedi.

Annette Widmann-Mauz

Annette Widmann-Mauz

Almanya’da hükümeti oluşturan koalisyonun ortağı Sosyal Demokrat Parti (SPD) içinden Avusturya Parlamentosu’nun kararına destek veren siyasetçiler var. Partinin aile politikaları uzmanı Leni Breymaier başörtüsü yasağını olumlu bulduğunu belirterek, “Bu bana göre dini olmaktan öte toplumsal bir sorun, bir eşitlik sorunu” ifadesini kullandı.

Weinberg’ten anayasal hak vurgusu

Koalisyonun büyük ortağı Hristiyah Birlik Partileri’nin (CDU/CSU) aile politikaları sözcüsü Marcus Weinberg ise Avusturya örneğinde görülen tarzda bir başörtüsü yasağına mesafeli yaklaştı. Weinberg kız çocuklarına toptan bir yasak getirmenin, inancı gereği örtünmeye karar veren kızları mağdur edeceğini ve bunun da anayasada çerçevesi çizilen dini inancını özgürce yaşama hakkıyla ters düştüğünü belirtti.

Marcus Weinberg

Marcus Weinberg

Alman Öğretmenler Birliği Başkanı Heinz-Peter Meidinger ise çocuklara aileleri tarafından başörtüsü takmaları için baskı yapıldığını dile getirerek, “Okulda başörtüsü takmak, daha çocuk yuvalarında ve ilkokulda görsel bir ayrım yarattığı için uyuma zarar vermektedir” dedi.

Lamya Kaddor

Lamya Kaddor

Yasak yerine ikna

İslam bilimci Lamya Kaddor ise yasak uygulamasının yanlış bir yol olduğunu savunarak, böyle bir adımın kutuplaştırıcı olduğunu ve çocuk üzerinde aile ile okul arasında seçim yapma baskısı getirdiğini dile getirdi. Kaddor, konunun çözülmesi için pedagojik yollarla ailelere ulaşılmasını ve bu buluşmalara cami derneklerinin de davet edilmesini tavsiye etti.

KNA / ET,HT

© Deutsche Welle Türkçe

Continue Reading

Haberler

Ezidi kadınlar çocuklarının kabul edilmesini istiyor

AleviNet

Published

on

IŞİD’in Suriye ve Irak’ta yenilgiye uğratılmasıyla birlikte serbest kalan tutsaklar topraklarına, ülkelerine dönmeye başladı. Özgürlüğüne kavuşanların bir bölümünü de Ezidiler oluşturuyor. Irak’ın kuzeyinde dini bir azınlık olan Ezidiler, 2014 yılında IŞİD’in vahşi soykırımına hedef olmuş, binlerce kadın ve kız çocuğu kaçırılarak tutsak alınmış köle yapılmış, cinsel şiddete maruz kalmıştı.

Ancak artık Suriye’nin kuzeyinde IŞİD esareti son bulmuş olsa da, özgürlüklerine kavuşan Ezidi kadınların bir bölümü Suriye’den ayrılıp, topraklarına dönemiyor. Soykırımın yol açtığı acıların hala canlı olduğu Ezidi toplumunun bir bölümü, IŞİD’lilerin tecavüzü sonucunda dünyaya gelen çocuklara, “soykırımcıların çocukları” gözüyle bakıyor, bu çocukları cemaatin içine almayı kabul etmiyor.

Irak’taki Ezidi Yüksek Ruhani Konseyi’nin IŞİD’in tutsaklığından kurtulanların yeniden cemaate kabul edileceğini açıklamış olması umutlara yol açmıştı. Fakat kararın duyurulması ile birlikte cemaat içinde başgösteren itirazlar konseye geri adım attırdı, Ezidi dini liderler aslında bu kararın IŞİD’lilerin tecavüzü sonucu dünyaya gelen çocukları değil, sadece anne ve babası Yezidi olan IŞİD tutsaklarını kapsadığını açıkladı.

Ezidi cemaatinde evlilikler ancak iki Ezidi arasında gerçekleştiği takdirde kabul ediliyor. Din değiştirerek Ezidi olmayı seçenlerle de evlenmek mümkün ancak din değişikliğinin de cemaatin onayı ile gerçekleşmiş olması koşulu var. Ezidiler soykırıma karşı bu şekilde karşı koyabileceklerine, ancak bu yolla kimliklerini koruyabileceklerine inanıyorlar.

Karar ailelere bırakılmalı

Ezidi insan hakları savunucusu ve Nobel Barış Ödülü sahibi Nadia Murad, yayınladığı video mesajında dini liderlerin kararına ilişkin şu değerlendirmeyi aktardı:

“Karar verme hakkına sahip olanlar soykırımdan hayatta kalanlar ve aileleridir. Kimsenin onlarla ilgili kararlar almaya hakkı yok. Eğer çocuklarıyla birlikte Irak’a dönme kararı alırlar ise, cemaat olarak bunu kabul etmek, onlara iyi karşılamak ve akla gelebilecek her türlü desteği sunmak zorundayız.”

İki kez mağdur oluyorlar

“Bir anne olarak kadınların neler hissettiklerini anlayabiliyorum” diyen Ezidi aktivist ve eski Irak milletvekili Amina Said de çocukların kaderiyle ilgili kararların ailelere bırakılması gerektiğini söyledi. DW’ye konuşan Said, “Üyesi olduğum için Ezidi cemaatindeki tepkileri de anlıyorum. Ama bu insanlar mağdur. Eğer kapılarımızı onlara kapatırsak, şiddet kurbanlarını da cezalandırmış oluruz” diye konuştu.

Ezidi Yüksek Ruhani Konseyi’nin 2015 yılında, din değiştirerek Müslüman olmaya zorlanmış olan kadınların yeniden din değiştirerek Ezidi cemaatine geri kabüllerini sağlamaya dönük olumlu, yapıcı kararlar aldığını söyleyen Amina Said, “Ama şimdi yanlış bir karar aldılar. Eğer vakit ayırıp aileler, kadınlar ve hükümet dışı örgütlerin temsilcileriyle konuşsalardı, bu kadınlar için bir çözüm bulunabilinirdi” dedi.

Video izle 04:41 Paylaş Kayıp Ezidilerin peşinde

E-postayla gönder Facebook Twitter google+ Whatsapp Tumblr Newsvine Digg linkedin

Kısa link https://p.dw.com/p/33vMp

Kayıp Ezidilerin peşinde

Kimi Ezidi cemaati üyesine göre sözkonusu kadınların çocuklarıyla birlikte başka bir yerde yaşamaları, cemaat içinde dışlanmalarını önlemek için tek yol ve zaten çok büyük sıkıntıları göğüslemeye çalışan cemaatin korunması, bazı çocuk ve annelerinin çıkarlarından daha önemli.

Neden çocuklar kabul edilmiyor?

Yazda adlı yardım kuruluşunun direktörü Ahmed Burjus, bir zamanlar nüfuzu 500 bin olan Ezidiler için, soykırımdan sorumlu tuttukları kişilerin çocuklarını kabul etmenin çok acı bir süreç olduğuna dikkat çekti. Burjus, Ezidi bir erkeğin kendisine karısıyla ilgili şu sözleri aktardığını söyledi: “Karımın dönmesini istiyorum. Ama Çeçenistan, Türkiye ya da Suudi Arabistan’dan bir adamın çocuğu ile gelmesini istemiyorum. Çünkü bu insanlar soykırımdan, talandan sorumlu, evlerimizi yıkıp yok ettiler, ailelerimizi öldürdüler. Şimdi de onun kızını ya da oğlunu evimize almak mı zorundayız.”

Burjus kimi çocukların, IŞİD nedeniyle büyük acılar yaşamış olanların intikam eylemlerinin kurbanı olabileceğine dikkat çekerken, Irak yasalarında, Müslüman anne ya da babadan olma bir çocuğun Müslüman olarak kaydedilmesi yönündeki tartışmalı maddenin de sorun yaratabileceğini söyledi.

Burjus, “kadın ve çocuklar saygıyı hak ediyor” demekle birlikte, bunun ancak bu çocukların Irak dışında bir yerde yerleştirilmesi ve hayatlarını orada sürdürmelerine imkan tanınmasıyla mümkün olabileceğini savunuyor.

Video izle 11:55 Paylaş Ezidilerin parçalanan hayatları

E-postayla gönder Facebook Twitter google+ Whatsapp Tumblr Newsvine Digg linkedin

Kısa link https://p.dw.com/p/317c7

Ezidilerin parçalanan hayatları

Kadınlar tercihe zorlanıyor

Kimi kadınlar Almanya’ya, Avrupa’nın farklı bölgelerine ve Avustralya’ya göç etti. Kimi kadınlar da bir yolunu bulup, fark edilmeksizin eski cemaatlerine döndü, bazıları hamile olduklarını gizledi, dünyaya getirdikleri çocukları, ailelerinin diğer fertlerine verdi.

London School of Economics Ortadoğu Merkezi uzmanı Zeynep Kaya, 3 bin 500 Ezidi kadından 200’ünün çocuklarıyla birlikte IŞİD tutsaklığından kaçabildiğinin tahmin edildiğine dikkat çekti. Ezidi kadınların çoğunluğunun cemaatlerine dönmek istediğini belirten Zeynep Kaya, “Ama bu durumda çocuklarından vazgeçmek zorundalar” diye konuştu.

Bunun Ezidi kadınlar için çok sancılı bir süreç olduğunu söyleyen Kaya, kadınların çocuklarından vazgeçmek ve başka yerlere göç etmek arasında tercih yapmak zorunda bırakıldıklarına dikkat çekerek, “yaşadıklarına ilaveten bir de dışlanıyorlar, geri dönmek istedikleri cemaatlerine kabul edilmiyorlar” dedi.

Hänel, Lisa

© Deutsche Welle Türkçe

Konuyla ilgili ses ve video dosyalarımız

Continue Reading

Haberler

Abdullah Gül’den YSK’nin kararına tepki: Yazık, bir arpa boyu yol alamamışız

AleviNet

Published

on

Gül, “Anayasa Mahkemesi’nin 2007 yılındaki haksız “367 Kararı” karşısında ne hissettiysem, başka bir yüksek mahkeme olan Yüksek Seçim Kurulu’nun dün aldığı kararı duyunca aynı duyguları yaşadım. Yazık, bir arpa boyu yol alamamışız.” dedi.

YSK değil AKP açıkladı: İstanbul seçimi iptal! Bir garip iptal gerekçesi: O sandıklarda 16 bin 253 AKP görevlisi vardı Dışişleri’nden “seçim” açıklaması Yeni seçim 23 Haziran’da… İptalden sonra ne olacak? AKP İstanbul İl Başkanı Şenocak’tan YSK’ye teşekkür CHP: Millet iradesine darbe yapanlara izin vermeyeceğiz Mansur Yavaş’tan Ekrem İmamoğlu açıklaması YSK kararı sonrası dolarda sert tırmanış Tunç Soyer’den İstanbul açıklaması: Hiçbir güç durdurumaz

Anayasa Mahkemesi’nin 2007 yılındaki haksız “367 Kararı” karşısında ne hissettiysem, başka bir yüksek mahkeme olan Yüksek Seçim Kurulu’nun dün aldığı kararı duyunca aynı duyguları yaşadım.
Yazık, bir arpa boyu yol alamamışız.

— Abdullah Gül (@cbabdullahgul) 7 Mayıs 2019

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI