Tecavüzcü AKP

Tecavüzcüsüyle evlendirme yasası ile kapalı, erkeğe göre şekillendirilmiş bir toplumun ideolojik altyapı tartışmaları yapılıyor. Kimi çevrelerin dediği gibi “Oyuna gelmeyelim, bu konuyu tartışmayalım, daha politik yaklaşalım” tarzında da değil… Çünkü yaşamlarımız üzerinden konuşuluyor, tartışılıyor, karar alınıyor. Üstelik sinsice ve haince…

“AKP gündem saptırıyor, herkes kendi işine baksın” tartışması AKP’nin cinsiyetçi politikaları kadar istikrarlı. Keşke durum bu kadar basit olsaydı. Oysa iktidara geldiği 2002 yılından beri AKP, oldukça sistematik bir biçimde kendi toplumsal projesini hayata geçirmeye çalıştı. Üstelik bunu gizlemedi, bilakis söylemleriyle nasıl bir toplum yaratmak istediklerini her fırsatta dile getirdi. Aksine her söylem karşısında şaşıran, inanmayan, “politika yapıyorlar” deyip yüzeysel yaklaşanlar sözümona geniş bir muhalif kesim oldu.

AKP’nin ataerkil, cinsiyetçi bütün söylemlerinin arka planında ideolojik bir kurgu vardır. AKP tecavüz kültürünün tipik bir temsilcisi olarak sadece iktidar ve devlete dayanarak güç olmakla kalmadı, bu kültürü ideolojik olarak toplumsallaştırmak da istedi. İktidarının 14 yıllık sürecinin belki de en bariz tarafı tecavüz kültürünü sistematik olarak yaygınlaştırması, meşrulaştırmasıdır.

Dolayısıyla ataerkil ideoloji AKP iktidarı döneminde daha da derinleşmiş, sistemin çözülmekte olan yapısı toplumsal çökertme yoluyla yeniden “restore” edilmeye çalışılmıştır.

Bu açıdan bir süredir Ensar Vakfı üzerinden yapılan tartışmalar AKP’nin turnusol kağıdıdır. Yaşanan çocuk tecavüzleri bu zihniyetin kurumsal ifadesidir. Vakıf başkanı İ. Dilberoğlu, tecavüzcüler için “bunlar itibarlı insanlardır” derken gündem saptırmak için söylemiyordu. Savunduğu “değerleri” dile getiriyordu. Bu zihniyet sapıkları “en itibarlı adamlar” kategorisine taşıyıp sapkınlığın ideolojisini yüceltiyordu.

Yaşanan onca tecavüz vakasından sonra dönemin aile bakanının “bir kereden ne çıkar» demesiyle bilemediğimiz binlerce «kerenin” de ulaşmak istedikleri toplumsal düzen olduğunu gözümüzün içine sokarak savunuyorlardı. Bu “kereler” normaldi ve ne de olsa yaşam onların nazarında “kerelerden” ibaretti.

Hakeza AKP’nin gençliğine eğitim veren N. Yılmaz’ın “6 yaşındaki çocuk evlenebilir, çalışan kadın fuhuşa hazırlık yapıyor” gibi sözleri sarf ederken gayet «dürüst» davranıyordu. Öylesine değil gerçekten de böyle bir toplumda yaşamak istiyorlardı.

“Maalesef ülkemizin büyük bir kısmı açık fuhuşhaneye dönüşmüştür“ diyen M. Eygi’nin, “sen çok mu kürtaj yaptırdın?” diyen AKP’li Gökçek’ten tutalım “ben ülkemde en az 3 çocuk istiyorum” diyen Erdoğan’a kadar…Hepsi görmek istedikleri toplumsal sistemin yapıtaşlarını ortaya koyuyordu.

B. Yıldırım’ın “itaat et, rahat et” demesi ve erkeğe “hoşuna gitmeyebilir, mırıldanırsın” diye akıl vermesi de gerçek niyetlerini anlatıyordu.

“Madamından tut da adamına kadar“ diyebileceğimiz birçok örnek mevcut. Elbette bütün bunlar tesadüfen gerçekleşmiyor. Bir zihniyetin, bir ideolojinin planlı ve sistematik uygulaması olarak okumak gerek.

Dolayısıyla bu egemen kültür toplumun tüm gözeneklerine sızmış, binlerce erkek tıpkı “uyuyan hücreler“ gibi zamanı geldiğinde “erkekliklerini“ yeniden keşfedercesine şahlandırmakta, başını uzatan erk, bu sefer sokağa çıkmaktadır. A. Terziye bindiği otobüste saldıran A. Çakıroğlu “şort giyenler ölmeli, İslam hukukuna uygun davrandım” derken elbetteki Erdoğan’dan feyiz alıyordu. Çakıroğlu ağız dolusu sırıtırken arkasında AKP iktidarı ve devlet olduğunu biliyordu.

AKP faşizmine göre kadın, zaptedilmesi gereken bir varlıktır. “Erkek aklının namus” penceresinden bakan bu zihniyet, kadını ya “ayartıcı” ya “namuslu” ya da “fahişe” olarak görmektedir. Ya da bir ilahiyatçının da dediği gibi kadınlar “dekolte giyerek tecavüze davetiye çıkarmaktadır.” Böyle olunca da “tecavüz bir haktır“. Bu zihniyet erkek egemen geleneğin bekçiliğini yapan AKP hükümetinin din rengine büründürülmüş gerçek kimliğidir.

Tecavüzcüler ataerkilliğin hücum kıtası gibidirler. Bugün AKP’nin tecavüzcü timleri her yerde saldırırken, bu ideoloji salt kadın ve çocuklara değil, devlet ve iktidar karşısından direnen bütün dinamiklere tecavüz kültürüyle karşılık vermektedir. Kürdistan’da yaşanan soykırımları, direnen her kesime iğdiş politikasının dayatılmasını tecavüz kültüründen bağımsız ele almamak önemlidir.  Çünkü bu zihniyet irade kırmayı bir çeşit tecavüz olarak tahayyül etmektedir.

Dolayısıyla AKP, sınıflı uygarlığın cinsiyetçi şifrelerini iyi çözümlemiştir. Kendi toplum modelini yaratmak için kadın ve direnen toplumsal kimlikleri ideolojik bir düzene koymak zorunda olduğunun gayet farkındadır. Yani bir anlamda iktidar anlayışını toplumsallaştırarak ideolojik dönüşüm sürecini tamamlamaya çalışmaktadır.

Ancak bunun önündeki en büyük engel olarak da özgür kadın ve özgür toplumu görmektedir. Özgürlüklerden alabildiğine korkmaktadır.

Bu öylesine bir korku değildir. Mutlak itaat istemektedir. Oysa ki kadınlar herkese ait olma sürecine çoktan “dur” dediler. Kendilerine ait olmayan bedenleriyle geçirdikleri koskocaman bir beş bin yıla “hayır” dediler. Şimdiler de ise AKP’nin ruh ikizi çetelere karşı Rojava’da, Fırat’ın Gazabı operasyonunun öcülüğünü yapan kadınlar, tarihsel bir raundun tam da ortasında ideolojik bir gülücük saçıyorlar. Barbar erkeklik, doğduğu topraklarda özgür kadın tarafından, tam da “tecavüz ederek“ var ettiği sınıflı uygarlığın yanıbaşında yok olacaktır.

özgür politika