Eksen, seksen, doksan…

15 Temmuz Darbesi’nden sonra o kadar toz dumana boğulduk ki; Hakkını vermek lazım ‘tek vatan, tek millet, tek bayrak, tek lider ve tek basın’ çarkı iyi işledi. Geçici bir süreliğine de olsa her şeyin üzerini kalın bir sis perdesiyle örtmeyi başardılar. Bu sisli havada birçok şey gibi iki önemli açıklama gözden kaçtı.

Birinci açıklama İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’ten geldi. Zarif, Suudi Arabistan, Katar ve başka ülkelerin Türkiye’deki darbe girişimine direkt ya da endirekt destek verdiklerini ileri sürdü.

İkinci açıklama ise Katar’dan. Katar Savunma Bakanı Halid Bin Muhammed Al-Atiyah, yakın bir zamanda benzer bir iddiada bulunarak, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin darbenin arkasında olduklarını dile getirdi.

Buraya kadar her şey normal gelebilir. Ama unutmayalım; İran bölgedeki Şii Eksen’in lideri ve Katar’da Suudi Arabistan’la birlikte Sünni Eksen’i yönlendiriyor. Her ikisinin de aynı açıklamayı yapması, doğal olarak ‚neler oluyor peki‘ dedirtiyor ve detaylara inmemizi zorunlu kılıyor.

Çok değil daha geçen yıl Suudi Kralı Abdullah öldüğünde Türkiye’de milli yas ilan edildi. Hatta bu yılın başlarında iki ülke Suriye’ye karşı karadan ortak bir askeri operasyon bile düşünüyordu. İslam Konferansı sarmaş dolaşları işin daha da sosyetik tarafı. Ankara’ya sorarsanız Suudi Arabistan’la ilişkiler süper ötesi. Siyasi, askeri, ekonomik, kültürel, ticari. Kısacası; İşler tıkırında.

İşler tıkırında da, ortada saklamaya çalıştığınız kocaman bir kriz ve Deli Dumrul hezeyanı var. Sünni Eksen’in sevk ve idarecileri, Türkiye’ye bölgede sınırlı bir rol biçiyor. Bu rol kesinlikle başrol degil. Türkiye de ‚ille başrol isterim‘ deyip seti birbirine katmaya çalışıyor. Türkiye bugüne kadar El Nusra ve İslam Devleti’yle ittifakını Suudi Arabistan ve Katar’ın desteğiyle ayakta tuttu, perdelemeyi kısmen de olsa başardı. Yaşadığı ekonomik krizleri Körfez’den akan dolarlarla geçiştirdi.

Ama yolun sonuna gelindi artık. Rusya, Suudi Arabistan, ABD ve diğer müttefikleri‚ Esadlı Geçiş Süreci’nde anlaşmış gibi. Sünni Eksen, İslam Devleti’nin hem Irak’ta ve hem de Suriye’de ‚rolünü oynadığı‘ kanaatinde. Savaş sürekli devam edecek değil. Şimdi İslam Devleti sonrası planlar ve paylaşım alanları somutluk kazanıyor.

Sünnilerin iki ülkede de yönetime dahil edilmesi gerektiği madem genel kabul görüyor, o halde Sünnilerin siyasi bir temsilcisi, deyim yerindeyse arkası olmalı. İşte Suudi Arabistan bunu Türkiye’ye kaptırmaya hiç de niyetli değil ve dolayısıyla Irak ve Suriye’de belki de federal sisteme dayalı ‚makul çözüm’ü kabul etmiş mesajları veriyor. Burada Kahire’de Arap ve Kürt temsilciler arasında yapılan ‚savaş sonrası Suriye nasıl olmalı‘ toplantılarına dikkatinizi çekmek isterim. Aynı şekilde Türkiye’nin Musul ve Rakka operasyonlarının dışında bırakılması da önemli bir gösterge.

Türkiye ise ‚hani beraber çıkmıştık yola‘ serzenişiyle ‚Osmanlı Hayali’nin nasıl eriyip gittiğinin çaresizliğini ve öfkesini yaşıyor. İşte bu öfkeyle Ex-kardeşi Esad‘ı sevmediği halde onunla gizlice masaya oturuyor, Rusya’dan nefret ettiği halde Putin’den özür diliyor, İran’ı düşman olarak gördüğü halde ‚gel ortak çalışalım‘ diyor. Bitmedi, ‚Eyyy Obama‘ diye nutuk çektiği ‚üst akıl‘ Batı’yı bir kaşık suda boğmak isterken kapısından vazgeçmiyor, Arapları ‚çöl bedevisi‘ olarak nitelerken doların vanasının kapatılmasından korkuyor.

En can alıcı noktası: Kürtlerden nefret ederken, onların şehirlerini yerle bir edip kuşlarını bile bombalarken, diğer parçada bir kısım Kürde de sözde kucak açıyor, onların hamisi olduğunu ispatlamaya çalışıyor.

İşin özeti: Sultan, olmadı padişah, ek olarak ‚ben de çobanım‘ diyerek aslında peygamber de olduğunu ima eden, (İbrahimi dinlerin hepsinde peygamberler çobanlık yapmışlardır ve bununla da övünmüşlerdir) tek adam Erdoğan yönetimindeki Türk devleti, müslüman olsun olmasın Türk olmayan herkesten nefret ediyor ama hiçbirinden de vazgeçemiyor.

Hem her eksende dans ediyor, hem hiçbirinde değil. Öyle ki, samimiyetsizliğinden dolayı başkentlerde kabul görmüyor. Böylelikle her yeni günle birlikte daha da yalnızlaşıyor. Arsızlığın danikasını yaparak kendisine göre ‚stratejik konumunu‘ da kullanarak dengelerde dans ediyor. Peki bu abra kadabra oyunu, bu Ankara Misketi nereye kadar sürecek?