Connect with us

.

GÜNCEL HABERLER

Bir yılda 451 ‘faili meçhul’

DİYARBAKIR – İHD ve TİHV verilerine göre, 2016 yılında 451 kişi polis ve asker kurşunuyla öldürüldü

AleviNet

Published

on

İHD ve TİHV verilerine göre, 2016 yılında 451 kişi polis ve asker kurşunuyla öldürüldü. Açılan dosyaların tamamı takipsizlikle sonuçlanarak “faili meçhul” olurken, Diyarbakır İHD Şube Başkanı Raci Bilici, gidişatı “tehlikeli bir mecra” olarak tanımladı.

İnsan Hakları Haftası olarak kabul edilen 2’nci Dünya Savaşı’nın ardından insan hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması için dünya devletlerinin bir araya geldiği 10-17 Aralık’ın 68’inci yıldönümü yaşanırken, Türkiye bu yıldönümüne ağır insan hakları ihlalleri ile girdi. Türkiye’de 2016 yılında hemen hemen her alanda ağır insan hakları ihlalleri yaşanırken, bu ihlallerin başında ise yaşam hakkı ihlali geliyor. Ülkede savaş sürecinin başladığı 24 Temmuz 2015 tarihinden bu yana yaklaşık 2 bin asker, polis, korucu ve örgüt üyesi çıkan çatışmalarda yaşamını yitirirken, bölge kentlerinde ilan edilen sokağa çıkma yasakları ve sonradan ilan edilen OHAL ile birlikte devreye konulan uygulamalar sonucu 2016 yılında yaşanan sivil ölümler korkunç boyutlara ulaştı.

İHD VE TİHV: BİR YILDA 451 İNFAZ YAŞANDI

İlan edilen sokağa çıkma yasakları ile birlikte kent merkezlerinde ağır silahların kullanılmasıyla toplu katliamlara varan sivil ölümler yaşanırken, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL ile birlikte birçok kentte çok sayıda kişi asker ve polis kurşunuyla öldürüldü. İnsan Hakları Derneği (İHD) ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın (TİHV) raporlarından derlenen verilere göre, 2016 yılında 451 kişi polis ve askerlerce infaz edildi, 34 sivil yurttaş ise çıkan çatışmaların arasında kalarak yaşamını yitirdi. İnfaz edilen kişilerden 82’si yaşam hakkı ihlallerinin yoğun olarak yaşandığı yerlerden olan sınır hatlarında öldürüldü. Öte yandan şehir merkezleri ya da kırsal kesimlerde yurttaşların bulduğu patlayıcı maddelerin ellerinde patlaması sonucu 2’si çocuk, 7’si kadın en az 11 kişi yaşamını yitirdi.

SOKAĞA ÇIKMA YASAKLARI İHLAL GETİRDİ

Yaşam hakkı ihlallerinin büyük çoğunluğu ise sokağa çıkma yasaklarının ilan edildiği merkezlerde yaşandı. 1 Ocak tarihinden çatışmaların sona erdiği Mart ayına kadarki evrede, 10’u çocuk, 22’si kadın olmak üzere toplam 269 kişi polis veya askerlerce öldürüldü.

İNSANLAR DİRİ DİRİ YAKILDI

Yaşam hakkı ihlallerini beraberinde getiren sokağa çıkma yasakları ile birlikte insanlar sadece ateşli silahlar ile değil diri diri yakılarak da öldürüldü. Şubat ayında sokağa çıkma yasağının devam ettiği Şırnak’ın Cizre ilçesinde yaşanan çatışmalar nedeniyle 3 ayrı bodruma sığınan aralarında çocuk, kadın ve yaralıların da bulunduğu siviller, bodrumların içerisinde diri diri yakıldı. O dönem açıklama yapan Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Yüksek Komiseri Prince Zeid Ra’ad Zeid al-Hussein, “Elimizde, Türk güvenlik güçlerinin Cizre’de etrafı sarıp 100’den fazla insanı canlı canlı yaktığına dair tanık ve akrabalarının raporları var” ifadelerini kullanmıştı.

YEMEK SOFRASINDAYKEN TOP MERMİSİYLE ÖLDÜRÜLDÜ

Çatışmaların 160 gün, sokağa çıkma yasağının ise bir yılı aşkın bir süredir devam ettiği ve çok sayıda sivilin yaşamını yitirdiği Diyarbakır’ın Sur ilçesinde, 3 Ocak tarihinde yaşamını yitiren 38 yaşındaki 3 çocuk annesi Melek Alpaydın’ın ölümü yaşanan korkunç tabloyu gözler önüne serdi. Alpaydın, İskenderpaşa Mahallesi Küçük Aktar Sokak’ta bulunan evinde yere serdiği yemekten yerken eve isabet eden top mermisi ile yaşamını yitirdi.

KADIN SİYASETÇİLER YAYLIM ATEŞİNE TUTULARAK ÖLDÜRÜLDÜ

Şırnak’ın Silopi ilçesinde sokağa çıkma yasağının devam ettiği 5 Ocak tarihinde Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Parti Meclisi Üyesi Sevê Demir, Silopi Halk Meclisi Eşbaşkanı Pakize Nayır ve Kongreya Jinên Azad (KJA) aktivisti Fatma Uyar ile İslam Atak isimli bir kişi polis kurşunlarının hedefi oldu. Bulundukları Karşıyaka Mahallesi’nden zırhlı araçla uzun süre yaylım ateşine tutulan kadın siyasetçiler, vücutlarının çeşitli yerlerine aldıkları kurşunlarla olay yerinde yaşamını yitirdi.

AİHM’İN TEDBİR KOYDUĞU GENÇ ÖLÜME TERK EDİLDİ

Şırnak’ın Cizre ilçesinde sokağa çıkma yasağının devam ettiği 22 Ocak tarihinde, Cudi Mahallesi’nde bulunan Cihan Karaman göğsüne aldığı şarapnel parçası ile yaralandı. Karaman’ın yaralanması haberinin hemen ardından HDP Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız, hastane yetkilileri ile görüşerek Karaman’ın vurulduğu noktaya ambulans gönderilmesini istedi. Yoğun çabalar sonucu vurulduğu mahalleye doğru hastaneden ambulans çıkınca Karaman da yoğun saldırıya rağmen bulunduğu alandan çıkarak tek başına ambulansın geleceği noktaya doğru yaralı halde ilerlemeye başladı. Bu sırada Karaman’ın ailesi de Cizre Kaymakamlığı ile görüşerek, yaralı çocuklarının ambulansa ilerlemeye çalıştığını fakat bombardımanın devam ettiğini aktardı. Buna rağmen bombardıman ve tarama kesilmediği için Karaman’ı alacak ambulans mahalleye yanaşamadı ve Karaman tek başına yaralı halde sokakta kaldı. Karaman ardından geldiği sokağa tekrar geri dönmek zorunda kaldı. Arkadaşları tarafından alınan ve bir evin bodrumuna taşınan Karaman’ın bulunduğu yer ambulans için ikinci kez bilgilendirilince bu kez de Karaman’ın bulunduğu ev hedef alınarak bombalanmaya başlandı. Bu sırada ise Özgürlükçü Hukukçular Derneği (ÖHD) avukatlarının yaptıkları başvuru sonucu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Karaman’ın hastaneye kaldırılması için tedbir kararı verdi. Ama buna rağmen Karaman’ın bulunduğu ev ve civarı sabah saatlerine kadar saldırıya maruz kaldı. Sabah saatlerinde ise Karaman, tanklarla vurulan evde yaralanan yurttaşların yanına götürülerek, hastaneye götürülmesi için bekletilmeye başladı. Fakat bu ev de gün boyu top atışlarının hedefi oldu. Burada iki gün direnebilen Cihan, yaşam mücadelesini kaybetti.

VAN’DA 1 YILDA 39 KİŞİ ÖLDÜRÜLDÜ

Yaşam hakkı ihlalleri sadece sokağa çıkma yasaklarının bulunduğu merkezler de değil, farklı yerlerde gerçekleştirilen ev baskınlarında, şüpheli görülen araçlarda da yaşandı. Van’da 2016 yılında aralarında çocuk, kadın ve yaşlıların da olduğu 39 kişi ev baskınlarında ya da mahalle aralarında hedef gözetilerek öldürüldü. Daha önce de ölümlerin yaşandığı kentte, 10 Ocak günü ise merkez Edremit ilçesi Yeni Mahalle’de bulunan Kocaeli Parkı’nın hemen karşısında bulunan iki katlı bir eve sabah saatlerinde özel harekat timleri tarafından düzenlenen baskında, 12 HPG’li “Çatışma” denilerek öldürüldü. Görgü tanıklarının beyanları ve yine aynı şekilde sosyal medya üzerinde asker ve polislere ait bir sosyal medya hesabından yapılan video çekiminde de “çatışmanın olmadığı” bir kez daha görülmüştü. Öte yandan evde inceleme yapan sivil toplum örgütleri tarafından da içeriden dışarıya tek bir merminin bile atılmadığı raporlaştırılmıştı. Yine ailelere ve avukatlara, otopsi raporları verilmeyerek dava dosyasına gizlilik kararı verilmişti. İlçenin merkez İpekyolu ilçesi Hacıbekir Mahallesi’nde birçok genç farklı tarihlerde “Çatışma” denilerek ev baskınlarında öldürülürken, 19 Nisan günü mahallede bir eve özel hareket timleri tarafından yapılan baskın sonucu 7 aylık hamile 30 yaşındaki Remziye Bor boynuna isabet alan 3 kurşun sonucu tedavi gördüğü Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde 28 gün sonra yaşamını yitirdi.

YÜKSEKOVA’DA SİVİLLER TARANDI

2016 yılında en çarpıcı olaylardan biri de Hakkari’nin Yüksekova ilçesinde yaşandı. Çarşı merkezinde iki grup arasında çıkan gerginlik sonrası gerginliği dağıtmak üzere Akrep tipi zırhlı bir araç ile olay yerine gelen polisler, zırhlı araçtan iki grubun üzerine ateş açtı. Açılan ateşte Aydın Tümen, Serhat Buldan, Rahmi Sefalı ve Nejdet İşyözü isimli 4 kişi yaşamını yitirdi. Şemsettin Çakmakçı ve Memet Ali Kaya adlı kişiler ise yaralandı.

HİÇBİR YARGILAMA OLMADI

Dikkat çeken bir diğer durum ise, gerçekleştirilen ölüm vakalarında ilişkin herhangi bir yargılamanın olmaması. Kamuoyu baskısı sonucu kimi merkezlerde soruşturmalar açılırken, bu soruşturmalar da ya takipsizlikle sonuçlandı ya da şu ana kadar arpa boyu yol alınmadı. Yargının sessizliğiyle gerçekleştirilen ölümler faili meçhul bırakıldı.

‘SAĞ ALINABİLİRLERDİ AMA İNFAZ EDİLDİLER’

Türkiye’de 24 Temmuz 2015 tarihinde operasyonların tekrar başlamasıyla beraber yeni bir konsept geliştirildiğini vurgulayan İHD Diyarbakır Şube Başkanı Raci Bilici, “Sokağa çıkma yasaklarının ilan edildiği yerlerde çok sayıda infaz gerçekleştirildi. Gerekse sivil gerekse silahlı militanlar infaz edildi. Oradaki insanları daha farklı yol ve yöntemler kullanarak alınabilinirdi, ama bu yol ve yöntem denenmedi. Yargısız infazlara girişildi” dedi.

‘TEHLİKELİ BİR MECRA’

İnfazların savaş ve çatışmalı ortamlarda dönem dönem uygulanan strateji olduğunu belirten Bilici, “Bu da çok tehlikelidir. Türkiye 1990’lı yıllardan sonra ilk defa bu dönemde böylesi bir ağır infazlara girişmiş oldu. Kırsalda da aynı şey var. Mesela en son iki PKK’linin infaz edildiğine dair sosyal medyaya düşen görüntüler sonucu cumhuriyet başsavcılığına suç duyurusunda bulunduk. Bunlara ilişkin bu tür vakalar maalesef çok oldu. İşte bizleri de kaygılandıran ve endişelendiren budur. Türkiye’de süreç giderek çok farklı bir mecraya kayıyor. Bu ciddi anlamda tehlikeli bir mecradır. Ciddi anlamda sorunları beraberinde getiren bir yöntemdir. Biz bir an önce vazgeçilmesi ve demokratik yol ve yöntemlere dönmesi temelinde ısrarlı talebimiz ve mücadelemiz olacaktır” ifadelerini kullandı.

Nuri Akman – dihaber

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GÜNCEL HABERLER

İper: Türkiye’de özgürlüğün yanında olan herkese haksızlık var

AleviNet

Published

on

Cumhuriyet gazetesi muhasebe çalışanı Emre İper, gazete hakkındaki davada ceza alan 14 çalışan arasında Yargıtay kararı sonrası tahliye edilmeyen tek isim oldu.  25 Nisan’dan bu yana Kandıra Cezaevi’nde olan İper, DW Türkçe’nin sorularını yanıtladı. İper, cezaevinden gönderdiği mektupta, arkadaşlarının özgürlüğüne kavuşmasına çok sevindiğini söylerken “Cumhuriyet davasında sadece birilerine gözdağı vermek için insanları cezaevine koydular” diyor.

Yargıtay 16’ıncı Ceza Dairesi’nin Cumhuriyet davasıyla ilgili geçen hafta verdiği kararın ardından, beş eski çalışan tahliye edilirken, cezaevinde sadece gazetenin muhasebe çalışanı Emre İper kaldı. Daire, İper için mahkumiyet kararını onadı.

‘AYM’nin yükü fazla’

Emre İper, 15 Mart 2019’da Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) yaptığı bireysel başvurunun gündeme alınmasını bekliyor. AYM’nin Barış Akademisyenleri ve kamuyounda Ayşe Öğretmen olarak bilinen Ayşe Çelik ile ilgili ifade özgürlüğü ve hak ihlali kararlarını okuduğunu belirten İper, “AYM Başkanı ve bazı üyeler gerçekten güzel gerekçeler yazmış. Türkiye’de hukuk yavaş uygulanıyor, asıl mağduriyet bundan kaynaklanıyor zaten. AYM elindeki dosyaları daha çabuk sonuçlandırmak zorunda, devlet bunu kolaylaştırmalı. Gerekirse heyetler artırılmalı. Ellerinde çok dosya olması onların suçu değil. Bu devletin suçu. Çünkü ilk derece mahkemelerdeki tüm çözümsüzlükler AYM’nin sırtına biniyor” diyor.

İper, AYM ve Yargıtay’ın son zamanlarda güzel kararları olduğunu, ancak bu kararların ilk derece mahkemelerden çıkarak insan hakları ihlaline yol açmadan, insanları sevdiklerinden uzaklaştırmadan alınması gerektiğini vurguluyor. İper, “Eminim ki yargı reformu çıkarsa Yargıtay’a itiraz hakkımız olacak. Yargıtay kararını bizi içeri atan mahkeme de uygulayabilirdi” diyor.

Biz değil ailelerimiz çekiyor

Yaşanan haksızlıkların cezaevine girenlerden çok dışarıdaki ailelerini etkilediğini söyleyen İper, “Özellikle anneler ve çocuklar zedeleniyor. Ben içerideyken kayınvalidem öldü ama içeride olup yakınları hasta olan başka kişiler de var. Bu bizi terbiye etme yöntemi değil. Biz içeride ceza çekiyoruz, yakınlarımız dışarıda eza çekiyor” diye konuşuyor.

Emre İper'in oğlu Yiğit İper'in yaptığı resim

Emre İper’in oğlu Yiğit İper’in yaptığı resim

Emre İper’in 14 yaşında bir kızı, 10 yaşında bir oğlu var. Yağmur ve Yiğit. Yiğit’in, cezaevini çizdiği bir resim geçen haftalarda sosyal medyada yer almıştı. Resimde adalet ve haksızlık kefesinin bulunduğu gökten haksızlık (H harfleri) yağıyordu.

İper, çocuklara bazı şeyleri anlatmanın zor olduğunu, onlar için sadece siyah ve beyaz olduğunu söylüyor: “Yani o kalbine göre karar veriyor. Kalbinde biz suçsuzuz. Ben onların hep adaletten yana olmalarını istiyorum. İntikam duygusu içinde olmamalarını anlatmaya çalışıyorum. Her haksızlık yeri gelince bitecek, en sonunda kazanan hep iyiler olacak. Bazı çocuklar çetele tutuyor mesela. Benim oğlum gibi gökten adalet mi haksızlık mı yağdığını hesaplamaya çalışıyorlar. Bunlar çok zor. Çocuklara böyle bir yük verilememeli.”

Tahliye olmalarına sevindim

Geçen hafta cezaevinden çıkan Cumhuriyet eski çalışanları Musa Kart, Mustafa Kemal Güngör, Güray Öz, Önder Çelik ve Hakan Kara, arkadaşları Emre İper’i cezaevinde bıraktıkları için sevinçlerinin buruk olduğunu söylemişti. 

İper ise arkadaşları için çok mutlu olduğunu söylüyor ve onlara şu mesajı yolluyor: “Tahliye olmalarına çok sevindim. İnsanın arkadaşının özgür olması çok güzel bir şey. Onlara tek mesajım: Yaşadığınız her anın keyfini alın!”

İper, cezaevine birlikte girdiği arkadaşlarının tahliye olmasının ardından yalnız hissetmediğini vurguluyor, “Yalnız hissetmeme gerek yok çünkü bence insan hata yaptığında kendini yalnız hisseder, ben hata yaptığımı düşünmüyorum” diyor.

Cezayı Tweet’ten aldı

Cumhuriyet davası iddianamesinde telefonunda ByLock yüklü olduğu iddia edilen Emre İper, 6 Nisan 2017’de gözaltına alındı. Yapılan incelemeler sonucu telefonunda ByLock’a rastlanmayan İper’in buna rağmen tutukluluğu devam etti. Aylar süren bilirkişi incelemeleri sonucunda “Mor Beyin” isimli yazılımla çalışan programları kullananların iradeleri dışında ByLock sunucusuna yönlendirildiği ortaya çıktı. Bunun üzerine Emre İper, 267 gün tutukluluk süresinin ardından 29 Aralık 2017’de tahliye edildi.

Ancak Cumhuriyet Davası kapsamında hüküm açıklanırken İper’e yöneltilen “örgüt üyeliği” suçlaması “örgüt propagandası”na çevrildi. Twitter üzerinden yaptığı paylaşımlar suç delili olarak gösterilen İper’e “Örgüt propagandası” suçlamasıyla 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası verildi.

Emre İper, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3’üncü Ceza Dairesi’nin mahkumiyet kararını onamasının ardından 25 Nisan 2019’da yeniden cezaevine girdi.

Avukat Tora Pekin

Avukat Tora Pekin

Tüm kamuoyu farkında olmalı

Emre İper’in avukatı Tora Pekin, “Maalesef kamuoyu Emre İper’le ilgili kararın ne anlama geldiğinin farkında değil” diyor. DW Türkçe’ye konuşan Pekin, şöyle devam ediyor: “Emre, hiçbir şiddet unsuru ya da suç içermeyen birkaç cümlelik tweetleri nedeniyle 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası aldı. Mahkemeye göre Emre bu cümleleriyle, ömrü boyunca karşı durduğu dinci örgütlerden birinin propagandasını yapmış… Bu kararın hukuk, vicdan ve ahlak dışılığını görmemek mümkün değil elbette. Ama kamuoyu, tüm yurttaşlar şunun da farkında olmalılar: Eğer yarın birileri sizi gözüne kestirirse, sosyal medyada yazdığınız bir iki satır, bunlar hiçbir suç oluşturmasa dahi, özgürlüğünüzü yıllarca kaybetmenize neden olabilir.”

Tora Pekin, Yargıtay veya AYM hukuka uygun bir karar verdiğinde bunun sistemin düzeldiğini göstermediğini, sadece insanların bir an olsa nefes aldığını, normal hayatlarına döndüğünü söylüyor. Emre İper ve ailesinin de normal hayatlarına dönmeyi hak ettiklerini vurgulayan Pekin, “Emre için önemli olan daha ilk gözaltına alındığından bu yana ısrarla vurguladığı üzere öncelikle kendisine yönelik suçtan kurtulmak, yani beraat etmek, aklanmak. Emre’nin onuruna ve özgürlüğüne yönelik bu korkunç haksızlığın son bulması için şu an görünen en elverişli yol ise Anayasa Mahkemesi’ndeki dosyası” diyor.

Video izle 04:51 Paylaş Musa Kart: Her şeyin mizah olduğu bir dönemden geçiyoruz

E-postayla gönder Facebook Twitter google+ Whatsapp Tumblr Newsvine Digg linkedin

Kısa link https://p.dw.com/p/3PVYq

Musa Kart: Her şeyin mizah olduğu bir dönemden geçiyoruz

Pelin Ünker /İstanbul

© Deutsche Welle Türkçe

 

Continue Reading

GÜNCEL HABERLER

Mahremiyet korumadan kıble tayinine: TÜBİTAK ve Türkiye’de bilim projeleri

AleviNet

Published

on

Türkiye’nin önde gelen kurumlarından biri olan Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK), kurulduğu 1963 yılından bu yana bilimsel çalışmalar üreten ve araştırmalara destek veren bir kurum. Ancak TÜBİTAK ismi son dönemde çeşitli tartışmalarla bir arada anılıyor. Lise öğrencileri için temel, sosyal ve uygulamalı bilim alanlarında çalışma yapmalarını teşvik etmek amacıyla düzenlenen yarışmalarda dereceye giren projeler, bu tartışmaların bir ayağını oluşturuyor.

Mahremiyet koruma projesinden kıble tayinine

TÜBİTAK Ortaöğretim Okulları Proje Yarışması’nda “Değerler Eğitimi” alanında Trabzon Yılmaz Çebi Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nin “EKG Önlüğü ile Mahremiyeti Korumak” projesi, bölge birincisi olduğu 2016 yılında Türkiye genelinde yarışmıştı. Diğer yandan, 2017 yılında Konya Mahmut Sami Ramazanoğlu Anadolu İmam Hatip Lisesi öğrencilerinin “Osmanlı Padişahlarının Mevcut Portreleri Tarih Bilincimizi ve Ecdat Algımızı Nasıl Etkiliyor” projesi, tarih alanında bölge birincisi olurken, aynı yıl Ankara Tevfik İleri Anadolu İmam Hatip Lisesi’nin “Kazan İlçesinin 15 Temmuz Darbe Girişimindeki Rolü ve Kahraman Unvanını Alması” projesi Sosyoloji alanında Türkiye üçüncüsü oldu. Yine 2017’de Elazığ Şehit Eyyüp Oğuz Anadolu İmam Hatip Lisesi öğrencileri, “Güneşin Deklinasyonu ile Kıble Yönü Tayini” projesiyle fizik alanında bölge üçüncüsü oldu. 

DW Türkçe, bu projelerin hangi kriterlere göre seçildiği sorusuna TÜBİTAK’tan yanıt alamadı. 

“Destek verdikleri projeyi sistemden sildiler”

TÜBİTAK’ın barış bildirisine imza atan akademisyenlerin projelerine verdiği desteği kestiği de biliniyor. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler Bölümü’nden bildiriye imza atan Prof. Ülkü Doğanay, desteğin durdurulduğu projelerde yer alan akademisyenlerden biri.

Doğanay’ın 2014 yılında yedi meslektaşıyla üç seçimi kapsayacak şekilde yürütmeye başladıkları “Siyasal Parti Liderlerinin Seçim Konuşmalarında Demokrasi Söylemi” başlıklı araştırma projesine TÜBİTAK destek verdi. Ara raporların başarıyla karşılandığı proje, 2016 Aralık ayında sona erdi. Ancak sonuç raporunu teslim etmelerinden sonra Doğanay ve projede yer alan bir diğer akademisyen İnan Özdemir, 7 Şubat 2017’de yayımlanan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edildi. İhraçların ardından TÜBİTAK projenin durdurulduğunu bildirdi. Proje geçen sene ise yürürlükten kaldırıldı. “Proje kapsamında ABD’ye gitmiştik. O kadar fon harcanmış ama böyle bir araştırma hiç yapılmamış gibi sistemden siliniyor. O kadar emek var ancak yok hükmünde sayılıyor, çok can sıkıcı” diyen Prof. Doğanay’ın proje kapsamında alacağı ödemenin geri kalanı da yapılmamış.

“Normalde istenmeyen belgenin yokluğu gerekçe gösterildi”

TÜBİTAK’ın desteğini çektiği veya yok saydığı akademisyenler yalnızca KHK ile ihraç edilenler değil. Bilimsel panellere ya da görüş bildirmek için proje değerlendirme toplantılarına çağrılan ve görevine halen devam eden akademisyenler, barış bildirisi sonrası çağrılmaz olmuş. DW Türkçe’ye bilgi veren ODTÜ’lü imzacı bir profesör, “En son Ocak 2016’da bir toplantıya çağrıldım, sonrası gelmedi” diyor.

2016 yılında aralarında barış imzacılarının da olduğu bir grup ODTÜ’lü akademisyen, o sene TÜBİTAK’ın “Öncelikli Alanlar Ar-Ge Projelerini Destekleme Programları” kapsamında bir proje önerisi vermiş. İlk aşamayı geçen projenin ikinci aşaması barış bildirisi sonrasına denk gelmiş. ODTÜ’lü profesör, değerlendirme komitesinin ilk aşamada oldukça başarılı bulunan projenin reddedildiğini anlatıyor:

“Proje önerisine çeşitli kamu kurumlarındaki yöneticilerle mülakat yapacağımızı yazmıştık, başarılı da bulunmuştu. Ancak ret gerekçesinde bu kurumlardan gerekli izin belgelerini almamamış olmamız yer aldı. Normalde böyle bir izin istenmiyor.”

Akademisyenler, verilen kararların herhangi bir dayanağının olmadığını söylüyor. ODTÜ’lü barış imzacısı akademisyen, aynı destek programı kapsamında ikinci aşamayı geçerek fonlanmaya hak kazanan bir başka projenin yürütücüsünden ekipteki barış imzacılarının çıkarılmasının talep edildiğini ancak talebi kabul etmemesi üzerine bu projenin de desteklenmediğini belirtiyor.

“Mülakata çağrılmadım, kaç puan aldığım açıklanmadı”

ODTÜ’lü akademisyene göre, TÜBİTAK projelerindeki en büyük eksiklerden biri etki analizi yapılmaması… Kurumun yıllardır farklı disiplinlerden gelen çok sayıda projeyi fonladığını ancak verilen desteklerin hedeflerine ulaşıp ulaşmadığına dair bugüne kadar yapılmış bir çalışma olmadığının altını çiziyor. “Etki analizi yapılmasını gerektiğini hep söylüyoruz ama olmadı. TÜBİTAK özel sektöre de fon veriyor. Bu kadar para harcanıyor ama peki hedeflere ulaşılıyor mu? Tahsis edilen fonların etkisi nedir?” diye soran akademisyen, bu eksikliğin kurumun misyonunu sorgulamaya neden olduğu kanaatinde.

DW Türkçe’ye konuşan genç bir bilim kadını, iki sene önce uzman yardımcısı pozisyonu için TÜBİTAK’a iş başvurusunda bulunmuş. Şu anda yurtdışında biyoloji alanında doktora yapan akademisyen, sonuçlar açıklandığında sistemde sadece “Değerlendirmeye alınmadınız” yazısıyla karşılaştığını, sıralamaya giren isimlerin ise yayınlanmadığını söylüyor. “Normalde ilk 10’a giren kişiler ve puanları yayınlanır, eksik evrağı olan bile listelenir. Mülakata çağırılanların puanı neydi? Ben kaçıncı sıradaydım? Bunu bilmek isterdim” diyerek işe alımlarda şeffaflık konusunda da sıkıntılar yaşanabildiğine dikkati çekiyor.

Diyanet İşleri Başkanlığı ile protokol

TÜBİTAK son yıllarda yaptığı işbirlikler ile de gündeme geliyor. Diyanet İşleri Başkanlığı ile 2017 yılında imzalanan protokol, bunlardan biri. Protokol kapsamında ulusal gözlemevinin bulunduğu Antalya’ya “AYGÖZ Hilal Gözlem Sistemi”ni kuruldu. Dönemin Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, projenin amacının Ramazan ayında yaşanan imsak ve yatsı tartışmasının ortadan kaldırmak olduğunu dile getirerek, “Diyanet İşleri Başkanlığının fıkıh alimleri ve astronomi uzmanları, TÜBİTAK’ın astronomi hocaları hep birlikte Rabbimizin kainata yerleştirdiği bu hesabın en ince noktalarını ortaya koyacaklar” demişti.

Soru önergesine yanıt verilmedi

Lise öğrencisi İlayda Şamilgil’in “Sıvılardaki Su Oranını Mıknatısla Ölçebilen Ucuz, Hızlı ve Taşınabilir Bir Sistem” adlı projesinin üç sene önce TÜBİTAK tarafından kabul edilmemesi de kamuoyunda tartışma yaratmıştı. Şamilgil’in projesi Polonya’da düzenlenen Fizik Nobel Ödülü’ne İlk Adım (First Step to Nobel Prize in Physics) adlı yarışmada ödül kazanmıştı. CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal konuyla ilgili olarak 2014 yılında Meclis’e yazılı soru önergesi verdi. “TÜBİTAK projeleri değerlendirme yöntemi nedir? Bu konuda kriterler nelerdir?” sorularını yönelten Tanal’ın Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık’a sorduğu sorulara cevap verilmedi.

Öte yandan DW Türkçe fonlanan bilimsel araştırma projelerinde öne çıkan kriterler ile barış bildirisine imza atan akademisyenlere yönelik desteğin kesilmesine dair yönelttiği sorulara da kurumdan cevap alamadı.

Burcu Karakaş

© Deutsche Welle Türkçe

Continue Reading

GÜNCEL HABERLER

Kulp Belediyesi’ne kayyum atandı

AleviNet

Published

on

Diyarbakır’ın Kulp ilçesi Ağaçkorur Mahallesi’nde 12 Eylül’de yedi kişinin hayatını kaybettiği saldırının ardından gözaltına alınıp, dün gece beş kişiyle birlikte çıkarıldığı mahkemece tutuklanan Kulp Belediye Başkanı HDP’li Mehmet Fatih Taş, İçişleri Bakanlığı’nca görevinden alındı.

Taş’ın yerine Kulp Kaymakamı Mustafa Gözlet Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirildi.

Diyarbakır Valiliği tarafından bu sabah yapılan açıklamada, HDP’li Belediye Başkanı Taş’ın “‘Silahlı terör örgütüne üye olma, terör örgütü propagandası yapmak, devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma’ suçlarını esas olarak başlattılan soruşturma” neticesinde tutuklanmasının ardından İçişleri Bakanlığı tarafından ilgili yasalar uyarınca geçici bir tedbir amaçlı  görevden uzaklaştırıldığı belirtildi.

Diyarbakır'ın Kulp ilçesi Ağaçkorur Mahallesi'nde bir aracın geçişi sırasında meydana gelen patlamada 7 kişi hayatını kaybetti, 10 kişi yaralandı. 12.09.2019

Diyarbakır’ın Kulp ilçesi Ağaçkorur Mahallesi’nde bir aracın geçişi sırasında meydana gelen patlamada 7 kişi hayatını kaybetti, 10 kişi yaralandı. 12.09.2019

5 kişi tutuklandı

Diyarbakır’a bağlı Kulp’ta yedi kişinin öldüğü saldırıyla ilgili gözaltına alınan, HDP’li Kulp Belediye Başkanı Mehmet Fatih Taş, HDP İlçe Başkanı Abidin Karaman, Kulp Belediyesi Fen İşleri Müdürü Şener Aktaş, Mehmet Emin Ay ve Fatma Ay dün tutuklanmıştı.

Emniyet birimleri içinde sivillerin bulunduğu aracın geçişi sırasında meydana gelen patlamanın ardından Kulp Belediyesi ve HDP Kulp İlçe Başkanlığında arama yapmış, kamera kayıtlarıyla bazı dokümanlara el koymuştu.

31 Mart seçimlerinde Diyarbakır’ın Kulp ilçesinde HDP yüzde 49,97, AKP yüzde 40,07 oy almıştı. 

DHA,DW/MK,JD

© Deutsche Welle Türkçe

 

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI