Rusya alsın Esad versin

Suriye ordusu, iki haftalık keskin mücadeleyle, ülkenin ikinci büyük kenti ve ihtişamlı günlerinde bölgenin ticaret ve ekonomi merkezi Halep’i El Nusra ve diğer Cihadçı gruplardan aldı. Suriye devlet televizyonuna inanacak olursak, birçok kentte halk sokaklara dökülerek kutlamalar gerçekleştirdi.

Devlet Başkanı Hafız Esad, kentin kontrol edilmesinin ‘sonun başlangıcını müjdelediğini’ iddia etti. İlk etapta büyük bir zafer hatta tıkanan savaşta bir dönüm noktası olarak da adlandırılabilecek bu durum, yeni soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Öncelikli soru şu: Esad ve müttefikleri Halep’i almasına aldılar da acaba ne kadar ellerinde tutabilecekler?

Olaya şüpheyle yaklaşmamızı haklı çıkaracak birçok örneği daha önce yaşadık çünkü. Örnek verecek olursak; Rusya’nın önderliğinde Suriye ordusu ve ona destek veren Hizbullah ve İranlı Şii milisler, ağır kayıplar verdikleri halde Lazkiye’nin kuzeyinde uzun bir dönem tutunamadılar. Bölge defalarca el değiştirdi ve gelinen aşamada ordu tıkanıp kalmış durumda. Hama ve Humus’ta da durum çok farklı değil. Esad güçleri ilerleyemiyor ve bir pata durumudur devam ediyor.

Ordu bir yıl önce Hama’nın doğusunda büyük bir saldırı başlatarak Rakka’ya yakın Tabka’ya kadar ilerledi. Ancak orada tutunamadı ve kısa sürede yeniden Hama çevresine dönmek zorunda kaldı.

En gözle görüleni ise ordunun Palmira’da yaşadığı çaresizlik. Palmira son yıllarda uzunca bir dönem İŞİD’in elinde kaldı. Rusya’nın aktif çabasıyla bu yılın Mart ayında yeniden Suriye ordusunun denetimine girdi.

Hemen ardında dünyaca ünlü orkestra şefi Valery Gergiev, St Petersburg Senfoni Orkestrası’nı alarak, Palmira’nın o eşsiz anfisinde klasik müzik konseri verdi. Müzisyenler, misafirler, gazeteciler ve askerler uçaklarla taşındı. Talimatı direkt Rusya Devlet Başkanı Putin vermişti. Hatta Putin konsere video konferansla canlı katılarak güç gösterisinde bulundu.

Sözleri dünyaya bir mesajdı: “Bu konser sadece Palmira’nın değil, insanlığın ve medeniyetin kurtuluşunun sembolüdür.”

Palmira o kadar sessiz ve güvendeydi ki, açık havada klasik müzik konseri verilebiliyordu.

Sonra ne oldu? Cok geçmedi, tam altı ay sonra IŞID yeniden yönelerek, çok değil sadece 5 günde kenti ve çevresindeki önemli gaz ve petrol üretim istasyonlarının da bulunduğu bölgeyi tamamen kontrol altına aldı. Hem de İŞİD açısından zafer sayılabilecek bir atakla. Askeri başarıyı, ele geçirilen yüzlerce tank-top, zırhlı araç, roket ve füzeler süsledi.

Asıl meseleye geliyorum. Rusya ne kadar çaba harcasa da, kontrol sağlanan ve Suriye ordusuna bırakılan tüm alanlar kısa sürede yeniden Cihadçıların denetimine giriyor. Rusya, doğal olarak şunu soruyordur herhalde: Kan dökerek aldığım bölgeler neden savunulamıyor?

Çıkmaz da bu zaten. Rusya ve ABD’nin bölgedeki savaşa tam olarak hakim olduğunu düşünüyoruz nedense. Tam da öyle değil. Rusya ve ABD, en büyük darbeyi yine en yakın müttefiklerinden alıyor. İkisinin de en büyük sorun yaratıcıları güvenemedikleri ama bir türlü de vazgeçemedikleri müttefikleri. Rusya’yı sahada her açıdan Esad ve İran zorluyor, ABD’yi ise Türkiye ve ona bağlı çete grupları.

Dolayısıyla Halep ile birlikte savaşın kaderi değişti demek için bir nedenimiz yok aslında. Ya da henüz çok erken. Soruyu şöyle sorsak daha doğru olurdu hatta: Esad acaba ne zaman Halep’i yeniden kaybedecek?

Suriye ordusu, belki bugüne kadar ÖSO’ya bağlı gruplara karşı kısmi bir başarı sağladı. Ancak aynı şeyi İŞİD için söylemek imkansız. Arşivlere girip bakın. Bugüne kadar Suriye ordusu ile İŞİD arasında yaşanmış çatışmaları saysanız, bunların bir elin parmaklarını geçmediğini görürüsünüz. Aralarında zımni bir uzlaşı hakim sürüyordu bugüne kadar. Ancak her tarafta alan kaybeden İŞİD, yavaş yavaş ibreyi Esad’a çevirmek zorunda kalacak. Esad’ın asıl gücü de o zaman ortaya cıkmış olacak.

Halep zaferi çakma bir zaferdir. El Bab satılıp Halep ilk etapta kurtarılmıştır. Rusya’nın Esad’a noel hediyesi yani. Ancak Rusya, El Bab-Türkiye meselesindeki tutarlı olmayan politikasıyla bölgede daha büyük bir tehlikenin kapısını aralamıştır. İşi şimdi daha da zor.