Ankara için Birakuji’ye değer mi?

Quentin Tarantino’nun Türkçeye ‘Gün batımından şafağa’ adıyla çevrilen ‘From Dusk Till Dawn‘ filmi, konu ve tür olarak iki ayrı bölümden oluşur.

Filmin ilk yarısında, Amerika’da suç işleyen iki kardeşin Meksika’ya kaçış süreci işlenirken, finale doğru seyirciye ‘bu da nereden çıktı, ne alaka şimdi‘ dedirten radikal bir değişim yaşanır.

Kahramanların Meksika’da gittikleri bardaki herkes aniden vampir ve canavar olur. Film, herkesin herkesi öldürdüğü tarife gelmez bir katliamla son bulur.

***

Arap Baharı’nın başgösterdiği 2010-11 yıllarında Türkiye güçlü bir pozisyondaydı. Batı’dan aldığı açık çek halen geçerliliğini koruyordu.

Arap dünyası ile ilişkiler kaymaktı.

‚Stratejik Derinlik’ti en çok duyduğumuz sözcük.

Osmanlı ruhu şahlanmış, dünya siyasetinde söz söylenebiliyordu halen.

Karar verilmişti. ‚Esed‘ gidecek, Türkiye bölgeye hakim olacaktı. Bunun için Selefi örgütler partner olarak seçildi, her türlü destek ve koordinasyon sağlandı.

Ancak bir sorun vardı. Sürekli düşman PKK, Türkiye’nin bölge politikaları önünde engeldi. Dolayısıyla öncelikli girişim, PKK’yi ‚bitirmek‘, olmuyorsa ‚pasifize‘ etmekti. ‚PKK Kandili boşaltacak‘ söylemi tam da bu dönemde Türk ve Güneyli Kürt siyasetçiler tarafından daha sıkça dillendirildi.

Ankara kararını vermişti. Hedefine ulaşmada Barzani’nin bağımsızlık ve devlet kurma girişimlerine bile yeşil ışık yaktı.

Oysa daha düne kadar ‚Kürt oluşumu Arjantin’de bile ortaya çıksa karşı oluruz‘ diyen başka bir Ankara mıydı acaba?

***

Ankara’nın planı çok netti. Suriye’de Esad yıkılacak, Selefi gruplar maşa olarak kullanılacak, Bağdat’la sorun yaşayan Güney Kürdistan Türkiye’nin himayesinde devletleşecek, PKK Suriye ve Irak’ta tasfiye edilerek, Ankara Süper Güç haline dönüştürülecekti. Dolayısıyla Suriye’nin bir kısmı ile Güney Kürdistan yeniden Osmanlı‘ya katılacaktı.

Güney Kürdistan’da bağımsılzlık için referandum tarihi alındı. Hükümet Irak’la ilişkileri rafa kaldırarak, tek taraflı petrol satışına başladı. Tabi Türkiye üzerinden.

Askeri olarak da kararlar alınmıştı. Selefi gruplar harekete geçirilecek, Rojava’daki yerel yönetim ortadan kaldırılacak, Irak’ın Sünni bölgeleri alınarak, Şii Bağdat’ın eli kolu bağlanacak, Güney Kürdistan’ın kopuşu için zemin hazırlanacaktı.

İlk olarak PKK basını yazdığı için bazıları iç düşmanlığın getirdiği ‚kara propaganda‘ sansa da, IŞID’in Musul’u işgali öncesinde Türkiye-Güney Kürdistan-Körfez Ülkeleri istihbarat servisleri arasında gizli toplantılar yapılarak Selefi grupların harekete geçirildiğini Güney Kürdistanlı siyasetçiler de ikili sohpetlerinde kabul ediyor.

***

Sonra ne oldu? İŞİD önce Rojava’ya, sonra Musul’a saldırdı. Irak ordusu tüm ağır silahlarını bırakarak dağıldı. Mesut Barzani, ‚Irak Başbakanı Maliki’yi saldırı öncesi uyardım ama dinlemedi’ dese de, sıra Şengal’e geldiğinde hesaplarda bir karışıklık olduğunu kendisi de geç anladı.

Süper güç ABD, Türkiye endeksli plandan rahatsızlığını belli etmiş, petrol satışı yasağı getirmişti. Washington, Bağdat’ın yoluna işaret ediyordu. Güney Kürdistan hükümetine Ankara ile ortaklığın tehlikeli olduğunu göstermek için İŞİD’in Hewler’e 25 km kadar gelmesine göz yumdu. ‚Sen nasıl istersen öyle olsun, Maliki de kabulüm‘ sözünü aldıktan sonra 3 gün gecikmeli olarak hava kuvvetlerini devreye sokarak İŞİD’i durdurdu.

Ancak tüm bu siyasi oyunlar, yeryüzünün en eski haklarından biri, Ezidiler’in kurban edilmesiyle sonuçlandı.

Sonrasında Türkiye’nin bölge siyaseti, o da yetmedi dünya siyaseti çöktü. Esed gitti yine Esad geldi.

***

Güney Kürdistan hükümeti yeniden bastırıyor. ‚PKK Şengal’den çıkacak.‘ O yetmiyor, Ankara ‚koridora izin vermeyiz. Barzani yapmazsa biz bölgeye girer biz hallderiz’diyor. Güney Kürdistan’da yeniden Bağdat’tan ayrılma ve bağımsızlık gündemde. Ankara-Moskova-Tahran-Şam hattı hareketli.

Ankara’nın son 5 yılda yatırım yaptığı Osmanlı hayalleri suya düştü. Şimdiki öncelikli hedefi; Kürtlerin Rojava’da engellenmesi, Şengal’in güvenliğinin bozulması için ne yapabilirim? Tüm kozlarını Kürtlere karşı oynuyor.

ABD yoluyla hayata geçiremediği Osmanlı devleti fikrini şimdilik terkedip, madem ben yapamadım o halde bari Kürtler de hak sahibi olmasın diyerek, Rusya ve İran ile yeniden onyıllardır bildiğimiz statükoya oynuyor.

Rusya-Şam-Tahran ve kısa bir süre sonra Bağdat’la statüko konusunda anlaşan Ankara, acaba ne kadar Güney Kürdistan’ın garantörlüğünü üstlenir, Ankara’ya ne kadar bel bağlanır? Ankara için Şengal’de ve belki de Kandil’de ‚birakuji’ye değer mi?