Connect with us

.

GÜNCEL HABERLER

Arya coğrafyası ve topluluklarına kısa bir bakış

ERDOĞAN YALGIN

Published

on

Özgür Politika gazetemizin 29.03.2016 tarihli sayısındaki „Aryenik kültürün son halkası: Réya/Raa Heqi-Aleviliği!“ yazımızda; Alevilik bağlamında ele aldığımız „Aryenik inanç“ ve „tek Tanrılı/semitik dinlerin“ kökenine ilişkin kısaca bilgiler vermeye çalışmıştık. Şimdi ise farklı bir boyutta „Arya“ baglamında „Ar, Ari, Arya, Aryan,“ ve benzerli sinonimli sözcüklerle telaffuz edilen eski topluluklara verilen bu kültürel-soydaş isim üzerinde kısaca duracağız. İçiçe geçmiş farklı doneleri, bazı başlıklar altında açımlamaya çalışacağız.

Ar, Ari, Arya tanımı

Etimolojik olarak „Aryan“ kavramının Sanskritçe bir sözcük olduğu sanılmaktadır. “Şerefli, Asil, Asil insanlar” veya “onurlu” anlamındaki “Ārya” fiilinden türetilmiştir. Kavramın bir diğer kök çeşidi olan „Ar“ Kurmanci dilinde „ateş, ışık, nur“ anlamında kendini gösterirken; Aynı zamanda “ahlak ve vicdan” olgularına da işaret eder.  „Arı-i“ ise; „Temiz, duru, saf, münezzeh. Yabancı şeylerden arınmış, katısıksız, halis. Günahsız.“ manalarını içinde ihtiva eder. „Ariyana“ kavramı ise „arkadaş, dost“ tamlamalarına işaret eder. Bir Doğu Ariyanlı olan Zerdüşt‘ün (m.ö.628-551) Avesta dilindeki benzeri “Airya” olup ve yine eski Pers dilindeki karşılığı  “Ariya”dır. Büyük oranda bu tanımı, Proto-Hindu-İranlılar; etnik olarak kendilerini tanımlama amacıyla kullanılmıştır. Ayrıca günümüzde bilinen eski „İran“ adının kaynağı, „Aryania“ dır. Aryen adı, toprağa ilk yerleşen ve tarımla uğraşan topluluklara verilen toplumsal bir tanımdır. Aryanom adı, tarımcı toplulukların yerleşik olduğu geniş coğrafyayı tanımlamaktadır. Bu coğrafya ise, İran, Afganistan, Belucistan, Zagroslar, Azerbaycan, Doğu ve Kuzey Kürdistan ve hatta tarihte Trans Kafkasya bölgelerini de kapsamaktadır. İnteraktif bir havuz konumunda olan Aryen kültürü, daha sonraki asırlarda bölgeye akın eden bir çok toplumsal katmana birarada yaşama umudu verirken, Tek Tanrılı resmi dinler dışında kalan inançsal ekollerin de ana kaynağını oluşturmuştur. Örnegin kuruluşunda bir çok toplumsal Ari tabakalardan meydana gelen Medler (MÖ.678-549); Doğu Arya halkları arasında yer almaktadır.

Avesta‘da  “Haki Aryan“ ülkesi

Tarımcı kültüre bağlı olan bu coğrafyanın toplulukları, kaldıkları bölgelerde zaman içinde halklaşarak günümüze kadar gelmişlerdir. Kürtçe ve Farsça’nın da anası konumunda olan Ariyaca ve Sankretçe yazılan Avesta’nın muhtelif bölümlerinde, sıklıkla „Aryen Ülkeleri, Ayren Milletleri“ ve „Arya toprakları“ manasına gelen “Haki Aryan“ dan sözedilmektedir. Avesta’da, Aryan halkının yaşadığı ülke “Aryana Vaejah“ olarak anılmakradır. Avesta’da verilen (Aryana Vaejah) bu ülkenin coğrafi konumu hakkında kesin bir sonuca varılmamış olsada, günümüzde bir çok önermeler bulunmaktadır. Bunlar içinde, Özbekistan’ın güneyi, Tacakistan toprakları olarak da bilinen  ve yine Seyhun ile Ceyhun nehirleri arasındaki Maveraünnehir’in olduğu görüşü sözkonusudur. Fakat arkeolojik kazılar sonucunda elde edilen bulgularla Aryen dil ve kültürel yapılanmanın, Mezopotamya kökenli olduğu ve sonrasında ise etnografik boyutuyla farklı alanlara yayılarak ulaştığı anlaşılmaktadır.

 

Aryenik dil ve kültürün harmanı; Mezopotamya, Bereketli Hilal toprakları

Bu coğrafi bölge aynı zamanda “Bereketli Hilal/“Münbit Hilâl“ olarak tanımlanan geniş cografi bölgenin içinde yer almaktadır.  Akdenizin doğusundaki Amanos dağlarından ve  Anti Toroslardan, Doğuya ve Zağroslardan Güneye kıvrılıp, Fırat-Dicle ile birlikte Basra körfezine inen bu alan, Mezopotamyanın en verimli iklimsel coğrafyasını oluşturur. Zagrosların da komşu olduğu Toroslar; Mezopotamya’nın Kuzye/yukarı kısmında konumlanmıştır. İşte bu “Bereketli Hilal” olarak da adlandırdığımız (Zağros-Toros/Mezopotamya-Suriye) bölge, Antik çağlarda “Babil (M.Ö. 1800‘ler) ve Hurri/Mitannilerin (M.Ö. 3000/1400-1700)” ana yurduydu. Örnegin Zağrosların orta ve kuzey bölgesinde ortaya çıkan Gutilerle başlayan Karduların, Hurrilerin, Mitanilerin, Kasitlerin, Urartuların ve Medlerin bu coğrafyada biribirilerine eklemledikleri Aryenik kültürlerin antik kökleri, varolan binlerce Kürt aşiretleri içinde halen yaşatılmaktadır. Örnegin Med devletinin kuruluşunda (MÖ.612) yer alan altı aşiret konfederasyonu arasında Arizantu adlı antik aşiretin, günümüzde Kürler içinde Dersim merkezli „Ari, Arézi, Arézu aşireti“ adıyla devamlılığını, aynı isimle halen korumaktadır.

Aryenik Halklar

Tarihi araştrımalarda elede edilen veriler ışığında Mezopotamyalı antik topluluklar, esas itibariyle Ari/Aryen olarak tanımladığımız dil ve kültürel katman içinde yer almaktadırlar. Meselâ demografik hareketliligi içerisinde Kürtlerin de ataları olan ve Kitab-ı Mukaddes’de de „Hurrit“ olarak anılan Hurriler (MÖ.3000), ve bunlarla bağlantılı antik topluluklar Aryen dil ve kültüründen süzülüp gelen ilk halklardandır.

Modern dönemin biçimsel bir hüviyetine sahip olan Aryan halkları Kürtler, Farslar, Peştular, Beluciler, Talişlerle birlikte Alanların (-örnegin günümüzde, Kürt aşiretleri arasında Alan aşiretinin varlığı bilinmektedir.) ve Osetlerin kültürel-siyasal tarihleri bu öbekte yer alır.  Örnegin dilleri, Hint-Avrupa dil ailesinin İrani diller bölümüne bağlı olan Osetler; günümüzde daha çok Rusya’nın Kuzey ve Güney Osetya bölgesinde yaşarlar. Yaklaşık 700 bin nufusu olan Osetler kendilerine „İron“, yaşadıkları bu bölgeye/ülkelerine ise „İrişton“ derler.  Aslında İron ve irişton tanımlarının kökü yine Arya/Ariyen kaynaklıdır.

Kral Dara ve Bihistun Kitabesi

Yine İran Kürdistan’ındaki Hamedan/Akbatana‘da yer alan  Bihistun Kitabesinde (Duyun kitabesi, Bagistan, Bistun, Bisûtun)), Pers Ahameniş Kralı Dariyus (MÖ. 522-486); “halkının konuştuğu dili olan “Ariyca“ dili ile ilk defa bir kitabeyi kaleme (M.Ö. 515) aldığını“, özellikle açıklar. Yani Kralı Dariyus; kitabesinde Ariyaca yazısı ile de yazdığını, “kendisinin bir Aryan olduğunu ve Aryanamların ülkesine hükmettigini“ gururla söylemektedir. Ayrıca Behstun dağı, Ferhat’ın, Şirin’e kavuşması için delmeye, yarmaya çalıştığı dağ olarak da betimlenmektedir. Bu dağdaki  kazılarak aşınmış bir yer, buna kanıt olarak gösterilmektedir.

Medler, Persler ve Êran/İran adı

Anlam ve mahiyeti içinde Medler kendilerini “Arya“, Persleri “Arte“ olarak nitelerlerdi. Arya “asil ve soylu“ anlamına gelirken, Arte ise “aşağı“ manasında kullanılırdı. Yine Araplar, Arapçada (P) harfinin olmayışından ötürü, Persler için (F) harfi kullanarak „Fars/Farsi“ derler. Tarihsel kaynaklarda bu topluluğun M.Ö. 10.yüzyıllarda Kuzey’den gelerek M.Ö.7.yüzyılda Aryan bölgesine yerleşen göçebe Hint-Avrupalı „Parsalar, Parsualar“ olduğu sanılmaktadır. Özü itibariyle “Pers“ kavramı; „gezgin dilenci“ manasında da kullanılmaktadır. En son olarak Pers-ler tanımı, İran’da yaşayan Zerdüştiler için kullanılmıştır.

İran adının „Êrân“ adından, Êrân isminin ise „Arya/Arian“ adından kaynaklı olduğu görüşü yaygındır. İran (ایران) sözcüğü modern Farsça’ya, Zerdüştlük’ün kutsal kitabı Avesta’da (MÖ.7.yy) yer alan bir coğrafi ve kültürel terim olan Aryānām’dan girmiştir.  Ariya ve Airiia kelimeleri aynı zamanda Bihistun (MÖ.522) ve sonrasında Ahameniş İmparatorluğu (MÖ.550-330) yazıtlarında etnik bir atıf olarak da yer almıştır.  Ülkenin adı M.Ö. 6. yüzyıldan 1935’e kadar, daha çok “Pers İmparatorluğu, Acemistan“ gibi isimlerle anılırken, 1935 yılında  Şah Rıza Pehlevi (1878-1944)  uluslararası topluluktan “İran” adını kullanmalarını istemişti. Fakat daha sonraları toplumsal isim üzerinden gelişen iç tartışmalardan ötürü, 1959’da, oğul Muhammed Rıza Pehlevi (1919-1980), her iki tanımı yani “Pers İmparatorluğu, Acemistan“ ile birlikte “İran“ isimlerini de resmî olarak birlikte ve birbirinin yerine kullanılabileceğini açıklamıştı. 1979’daki İran İslam Devrimi’nden itibaren ülkenin resmi adı “İran İslâm Cumhuriyeti” olarak güncellenerek kalmıştı. Aslında “Ari, Arya, Aryan“ adları, daha çok Medlerin kendilerine verdikleri bir isimdi. Nitekim, Medlerden alınan “Arya“ isimi, „Eran, İran“ adı altında sadece günümüzdeki Persleri ifade eden bir isime dönüştürüldü.  Mezopotamya’da yaşayan kadim Aryenik  toplulukar, zaman içierisinde tek tanrılı  kitabi dinlerle ayrışmaya gittiklerinde, „Aryenik kültür“ ve „Semitik kültür“ olarak iki ayrı öbekte tanımlandılar. Aryenik kültür; resmileşen tek tanrılı dinler karşısında, doğa-insan eksenli geliştirilen farklı inançsal ekollere, etno kültürel aidiyetlere kaynaklık etti. Bu Aryenik kültürel inançlar arasında Alevilik, Êzidilik başta olmak üzere benzeri ekolleri sayabiliriz.

Kürt Aleviliginde Aryan/Üryan

Kültürel bir kimlik kodu olarak Aryan kavramının Réya/Raa Heqi Kürt-Aleviligindeki tasavvufi manada karşılığı ise “Üryan“dır. Tasavvuf ehlileri arasında da genel kanı odur ki;  “saf ve temiz olup, bir bakıma çıplak, anadan doğma mahsum bir çocuk gibi herşeyi ortada olmak“ anlamına  gelmektedir. Bununla birlikte „Üryan” adının doğru yazılış şeklinin “şerif ve azad“ anlamında “Aryan“ olduğu, fakat eski elyazmalarında yanlışlıkla bunun “Üryan“ şekilinde yazıldığına ilişkin düşünceler de mevcuttur. Réya/Raa Heqi (Kürt Aleviligi) süreginde, Kürt yazılı edebiyatının ilk yazılı örneğini Kürtçe yazan Baba Tahir Üryan (11.yy) ve yine Dersim merkezli Üryan Xızır ocağının banisi olan Üryan Xızır (11.yy) isimlerinin “Üryan“ ünvanları, anlaşılan odur ki, Mezopotamya topraklarında yaratılan Aryenik kültürün gözesinden süzülüp gelmektedir.

Aryenik kültürde yaşatılan Xızır!

Arkeolojik keşifler sonucunda elde edilen verilerden haraketle; Sümerlerdeki Şuruppak şehir devletinin kralı olan “Ziustra“ yani “insanlığın Cudi/Gudi eteklerinde yeniden varoluşuna vesile olan yaygın adıyla Nuh’tur. Nuh’un, Sümer tabletlerindeki adı, Ziustra’dır. Asur-Akad tabletlerinde Uta Na Pîştim’dir. Tevrat’ta Noha, Kur’an’da Nuh diye anılırken, Alevilerde ise Xızır olarak karşımıza çıkmaktadır.  Yine Sümer metinlerinde onu görmek için Enkidu yoldaşıyla/müsahibi ile birlikte yollara düşen Gılgamış, Réya/Raa Héi itikatının sözlü anlatımlarındaki o “Rıza şehiri“ nde, nihayetinde gidip onunla karşılaşmıştır.  Bütün kutsal kitaplara kaynaklık eden Sümer ve Mezopotamya metinlerinde “Hızır, Hıdır, El, Eliyas, Elyas, Aliyas“ olarak gecen bizim Xızır, zamanla isim ve işlevsel üstünlügü bakımından batıni yerini, zahiren İmam Ali’ye bırakmıştır. Konu, derinlikli biçimiyle tersinden alındığında; dillerdeki/gulbanglardaki (doğaçlama dualar) İmam Ali yakarışları, esas itibariyle El, Eli, Eliyas, Aliyas, Xızr içindir…! Özellikle Kürt Alevi süreginde, farklı ritlerle yaşatılan Xızır, Aryenik kültürel inancın bir ürünüdür.

Avrupa’da Hitler Aryası

Avrupalılar; kendilerine medeniyet kök sandıkları Yunan/Grek tarihi üzerinden haraketle, Arya-Hint kökleri keşfetmişlerdi. 1800’ün başlarında Alman ve Fransız bilimadamları (Hindologlar) tarafından, dil ailesi bağlamında “Hint-Alman < İndo-Germanisch“ ve sonrasında “Hint- Europäisch < Hint-Avrupa“ kavramları geliştirildi. 1795 yıllardında  Avrupa‘da geliştirilen “saf ırk“ arayışları sonucunda Grek mitiolojisinde; Uygarlığın öncüsü, ateş tanrısı ve Nuh’un oğlu Yafes’ten geldiği ileri sürülen Promete’nin soyundan oldukları iddia edildi. Evrimleşerek uzunca bir süreçten  geçen “Batı-Avrupa ari ırkı“ tartşmaları, en son 1934-1945 yılları arasında, ırkçı-faşizan söylemlerle geliştirdiği Alman ırkının, saf-Ari ırkı olduğunu tüm dünyaya haykıran Hitler (1889-1945) oldu. Hitler; Almanya’da yaşayan Yahudilerin, kendi tanımladığı „Ari ırkın/Almanların“ doğal düşmanları olduğunu iddia etmeye başladı. Böylece, bir çatışma öznesi olarak üstün ırk siyasetini körükledi. Kısacası Ari, Arya tanımları, daha çok 19.yüzyıllarda, soykırım gerçekliğiyle Avrupa literatürne girmiş oldu.

Son söz yerine

Sunucu bir cümleyle; 2017 yılının bu ilk günlerinde şunu temenni edelim: İlk Astronomi bilimini de geliştiren Sümerlerden (MÖ.4000) bu yana, zaman içinde kirletilen kutsal yerküre/dünyamızda, bir Ari/Arya olarak (Şerefli, asil, onurlu, temiz, duru, saf, münezzeh. Yabancı şeylerden arınmış, katısıksız, halis ve günahsız) yaşama dilegiyle!

Continue Reading
1 Comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GÜNCEL HABERLER

Türkiye’de 1 milyon mayın toprak altında

AleviNet

Published

on

Geçen hafta Tunceli’de iki çocuğun topraktaki patlayıcının patlaması sonucu yaşamını yitirmesi, gözleri bir kez daha Türkiye’nin “mayın” gerçeğine çevirdi. Türkiye’de 1 milyondan fazla mayının ve sayısı bilinmeyen el bombası, havan topu gibi patlayıcıların toprak altında bulunduğuna dikkat çeken uzmanlar, devletin vakit kaybetmeden ‘Mayın İmha Eylem Planı’ hazırlaması gerektiğini söylüyor.

Türkiye’de 1950’li yılların ortalarından bu yana giderek büyüyen bir sorun haline gelen mayınlı araziler, can almaya devam ediyor. Son olarak geçen hafta Tunceli’nin Ovacık ilçesine bağlı Bilgeç köyünün Çakılyayla mezrasında, patlayıcıya basan 8 yaşındaki Ayaz Güloğlu ve 4 yaşındaki kardeşi Nupelda Güloğlu hayatını kaybetti. Tunceli Valiliği’nden yapılan açıklamada, söz konusu patlayıcılara ilişkin “Bölücü Terör Örgütü mensuplarınca araziye önceden yerleştirildiğinin değerlendirildiği” bilgisi verildi. Ayaz ve Nupelda kardeşlerin ölümü, özellikle sosyal medyada büyük yankı uyandırdı.

35 yılda 1409 kişi öldü

Türkiye’nin doğu ve güneydoğusunda mayın ve patlayıcılar nedeniyle gerçekleşen ölümler uzun yıllardır sürüyor. Kara Mayınlarının Yasaklanması Uluslararası Kampanyası – Misket Bombaları Koalisyonu’nun (ICBL-CMC) araştırma birimi olan Kara Mayınları İzleme Örgütü’nün (MONITOR) 2018 raporuna göre Türkiye, sınırları içerisinde 100 kilometrekareden fazla mayınlı alana sahip 10 ülkeden biri. Bu ülkeler arasında Afganistan, Angola, Irak ve Yemen yer alıyor.

Aynı rapora göre, Türkiye’de son 35 yılda Türkiye’de 1409 kişi mayın patlaması ya da topraktaki patlayıcı malzemenin infılak etmesi sonucu yaşamını yitirirken, 5432 kişi ise yaralandı. Yalnızca 2017’de patlama sonucu hayatını kaybeden 42 kişiden 23’ünü ise çocuklar oluşturdu. Bu 23 çocuğun 16’sının cinsiyeti, patlamanın şiddeti ile vücutlarının paramparça olması nedeniyle tespit edilemedi.

Srebrenitsa'da bir mayınlı alan

Srebrenitsa’da bir mayınlı alan

Türkiye, imha sürecini 2022’ye erteledi     

Türkiye’nin de aralarında bulunduğu Birleşmiş Milletler (BM) üyesi 164 ülkenin taraf olduğu Mayın Yasağı Anlaşması kapsamında, bu ülkeler topraklarındaki mayınları imha etmekle yükümlü. Ancak Mart 2004’te Ottowa Sözleşmesi’ne imza atan Türkiye’ye yönelik, mayın temizleme ve mayın imhasına ilişkin olarak uluslararası kuruluşları bilgilendirme konusunda yetersiz bir performans sergilediği eleştirileri yapılıyor.

Türkiye’nin Ottowa Sözleşmesi gereğince 1 Mart 2014’e kadar elindeki mayınları temizlemiş olması gerekiyordu. Ancak Türkiye, 2014’te ek süre talep ederek imha sürecini 2022’ye kadar erteledi. Son olarak 2017’de toprak altındaki 26 bin 381 mayını imha ettiğini açıklayan Türkiye’nin mayın temizleme işini ağırdan aldığını öne süren Tunceli Barosu’ndan Avukat Barış Yıldırım, son ölümlerin Tunceli’de yaşanmasının da tesadüf olmadığını söylüyor.

Tunceli il sınırları içerisinde 10 bin 557 adet anti personel kara mayınının faal biçimde toprak altında olduğunu kaydeden Avukat Yıldırım, şöyle konuşuyor: “Özellikle 90’lardan bugüne kadar köy boşaltmaları ile yaklaşık 40 bin kişi bu bölgede yer değiştirdi. Son yıllarda bu köyler altyapıları olmamasına ve mayın incelemesi yapılmamasına rağmen tekrar yaşama açıldı. İnsanlar köylerine geri döndükçe, topraktaki mayınlar ve patlayıcılar imha edilmediği için ölümler yaşıyoruz.”  

Bölgede kullanılan mayınların ömrünün insan ömründen uzun olduğunu ve yüzde 75’i dağlık arazi olan bölgede yaşanan heyelan ve yağışların bu mayınların yerlerini değiştirmeye başladığını ifade eden Barış Yıldırım, “Başta bölgemiz olmak üzere tüm mayınlı bölgelere yönelik bir ‘Mayın İmha Eylem Planı’ hazırlanması gerekiyor. Aksi takdirde, ne yazık ki insanlarımızı, çocuklarımızı kaybetmeye devam edeceğiz” diye konuşuyor.

Toplam 1,1 milyon mayın

Mayınsız Türkiye Girişimi verilerine göre, halihazırda Türkiye’de 839 bin anti-personel kara mayını, 164 bin 797 adet anti-tank mayını olmak üzere bir milyon 101 bin 389 adet mayın bulunuyor. Toprağa gömülü olan el bombası, havan topu ve roket gibi patlayıcı maddelerin sayısı ise bilinmiyor. Mayınlar Ağrı, Ardahan, Batman, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Gaziantep, Hakkari, Hatay, Iğdır, Kars, Mardin, Siirt, Şanlıurfa, Şırnak, Dersim ve Van’da olmak üzere toplam 3 bin 174 alanda bulunuyor.

“İç bölgelerde 100 bin mayın var”

DW Türkçe’ye konuşan Mayınsız Türkiye Girişimi Koordinatörü Muteber Öğreten, Ottowa Sözleşmesi’ne göre Türkiye’de devletin mayınlı bölgelerdeki sivilleri korumak için 2004’ten bu yana ciddi bir seferberlik içine girmesi gerektiğini söylüyor. Ancak son 15 yıldaki pratiğin böyle olmadığını ve sivillerin mayınlı bölgelerden uzak tutulması ve mayınlı arazilerin işaretlenmesi gibi önlemlerin alınmadığını kaydeden Öğreten, halen doğu ve güneydoğuda çoğunluğu sınır bölgelerinde olmak üzere 1 milyonu aşkın mayının toprak altında olduğunu, bu mayınlardan 100 bin tanesinin ise iç bölgelerdeki yerleşim yerleri ile iç içe olduğu uyarısında bulunuyor.

“En fazla çocuklar zarar görüyor”

Son yıllarda özellikle topraktaki mayın ve patlayıcılar nedeniyle yaşamını yitiren çocuk sayısının giderek arttığına işaret eden Öğreten, “Bölgedeki çocuklar özellikle yaz aylarında köylerine gidiyor ve burada kırsal alanlarda oyun oynarken ya mayına basıyor, ya da bir patlayıcı bulup karıştırıyor ya da uzağa atmak isterken patlamasına neden oluyor. Mayın tehlikesinden en fazla çocuklar zarar görüyor” diye konuşuyor.

Devletin iç bölgelerdeki mayınları temizlemek yerine başta Suriye ve Irak sınırı olmak üzere, sınır bölgelerindeki mayınların temizliği ile uğraştığını dile getiren Öğreten, “Güney sınırına duvar inşa edilmesi nedeni ile burada mayın temizliği ve yer değişikliği yapılıyor. Ancak, ölüm olaylarının yaşandığı iç bölgeler için kayda değer bir çalışma yapılmıyor” diye konuşuyor. Mayınsız Bir Türkiye Girişimi olarak, Milli Eğitim Bakanlığı’na mayınlı bölgelerdeki okullarda ‘patlayıcılardan korunma’ üzerine bir ders konulması önerisinde bulunduklarını anlatan Öğreten, henüz bu konuda olumlu bir geri dönüş alamadıklarını da sözlerine ekliyor.

Aram Ekin Duran

©Deutsche Welle Türkçe

Continue Reading

GÜNCEL HABERLER

Bitlis’te askeri araca roketli saldırı! 1 binbaşı öldü

AleviNet

Published

on

BİTLİS Bölükyazı köyü yakınlarında askeri araca roketli sadırı düzenlendi. Saldırıda 1 binbaşı öldü, 1 güvenlik korucusu ile araç sürücüsü yaralandı.

Saldırıda ağır yaralanan binbaşı Bitlis Devlet Hastanesi’nde tedavi altına aşındı ancak tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Bölgede operasyonların başlatıldığı belirtildi.

Öte yandan Irak’ın Kuzeyi Hakurk bölgesinde PKK’liler ile girilen çatışmada Piyade Uzman Onbaşı Mustafa Ünal öldü. Piyade Uzman Onbaşı Mustafa Ünal’ın haberi, Konya’nın Çeltik ilçesindeki ailesine ulaştı.

Continue Reading

GÜNCEL HABERLER

Kışanak ve Tuncel’e verilen ceza bozuldu

AleviNet

Published

on

DBP Eşbaşkanı Sebahat Tuncel ve Amed Büyükşehir Belediye eski Eşbaşkanı Gültan Kışanak hakkında verilen ceza İstinaf Mahkemesi tarafından bozuldu. 2 yıldan fazla süredir tutuklu bulunan Kışanak ve Tuncel’e, “Örgüt kurma ve yönetme”, ve “Örgüt propagandası yapma” iddialarıyla hapis cezası verilmiş, Kışanak 14 yıl 3 ay, Tuncel’e de 15 yıl hapis cezasına mahkum edilmişti. Antep Bölge Adliye Mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucu Tuncel ve Kışanak hakkındaki karar bozuldu.

Kararı, Avukat Mehmet Emin Aktar, sosyal medya hesabından duyurarak, “Gültan Kışanak ile Sabahat Tuncel’e de ceza verilen bu karar Gaziantep BAM tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucu 17.07.2019 tarihinde bozulmasına karar verilmiştir” dedi.

Antep BAM’ın kararı sonrası dosya tekrar ilk derece mahkemesine gönderildi.

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI