ABF İnanç Kurulu toplantısına dair

Alevi Bektaşi Federasyonu tarafından, 4-5 Mart 2017 tarihleri arasında Maltepe Belediyesi Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde düzenlenen Alevi Bektaşi İnanç Kurulu’nda birçok Alevi Bektaşi kurum ve kuruluş temsilcisi, inanç önderi olarak dedeler söz alarak, dedelerin, pirlerin, anaların, babaların, dervişlerin, zakirlerin, bu yola inanç bazında hizmet eden öncülerin önemini vurgulayan konuşmalar yaptılar.

Uzun zamandır bazı bölgesel toplantılarla olgunlaştırılan ve Türkiye’nin birçok bölgesinden de inanç önderi dede ve pirlerin, anaların, zakirlerin katıldıkları iki günlük toplantıdaki oturumlarda kalıcı bir Alevi Bektaşi İnanç Kurulu’nun oluşturulmasının zorunluluğu dile getirilirken, bu konuda yapılmak istenenler sıralandı.

Konuşmacılar, Alevilerin yaşadıkları sorunlara değindikleri konuşmalarında bugüne kadar büyük fedakârlıklarla Alevi Bektaşi Yolu’nu bugünlere getiren dedelerin, pirlerin, babaların, zakirlerin haklarının yok sayıldığını, onlar üzerinde büyük oyunlar oynandığını, bu inanç temsilcilerinin hak ettikleri yerin elde edilmesi için mücadele verip, kurumsallaşmanın şart olduğu söylendi.

Konuşmacılar çok güzel konulara değindiler, nefesler, semahlar eşliğinde Alevilik’le ilgili önemli bir etkinlik daha gerçekleşmiş oldu…

Bir Önceki Acı Deneyim…

Daha önce Cem Vakfı tarafından gerçekten de çok iyi niyetlerle uzun yıllara dayanan çabalar sonucunda Dedeler/Babalar konusunda ciddi çalışmalar yapıldı. Yerel araştırma gezileri, dedelerin, babaların tespiti, onların görüş ve düşüncelerinin alınması, 6 uluslar arası toplantı, iki kalıcı kitap… Daha nice nice işler… Bu çalışmalar bile bir kitabın/ kitapçığın konusu olur…

Neyse olayı derinleştirmek istemeden sadece şunları söylemek istiyorum:

Cem Vakfı’nın çok iyi niyetlerle ve çok iyi niyetli insanların çabaları ve içtenlikli çalışmalarıyla olgunlaşan “Dedeler-Babalar Çalışmaları”, sonuçta biraz da amaç farklı olduğu için hiçbir zaman yeteri kadar anlaşılamadı, tam değerlendirilemedi, sonuca ulaşamadı.

Cem Vakfı’nın elinde muazzam bir kaynak oluştu; inanç önderi olan dede, baba, derviş, zakir, ozan vd. isim, telefon, ocak listesi vs. bu daha iyi kullanılabilirdi.

İnanç Önderlerinden elde edilen sözlü bilgiler derli toplu bir şekilde yayınlanabilirdi.

Dedeler, babalar konusunda ciddi çabalar gösterileceği inancı ve ilanıyla kurulan “Alevi İslam Din Hizmetleri Başkanlığı” ismi bile tartışma yaratıp, Bektaşileri dışarıda tuttuğu için daha ilk başta eleştirilmesinin ötesinde, tüzüğünde yazılanların yani hedeflerin hiçbirisini yapmadığı için bir hayal kırıklığı oldu.

Tek tip cem dayatması âdete bu kurumun temel işlevi ve görevi haline geldi-getirildi.

Tekelci bir anlayışla, dayatmacı bir kafayla tüm dedelerin babaların üstünde emir-komuta zinciri içinde bu kurumu yozlaştıran, içini boşaltan, zamanla Aleviliğe, dedelik ve babalık kurumuna zarar veren tepeden inmeci bir yönetim anlayışı burayı çoraklaştırdı.

Dedelerin Babaların özgün ve özgür fikirleri tam alınmadan “devlete bağlanma, devletten maaş alma, kadroya girme” gibi görüşler onlara dayatıldı.

Bektaşilik

Biraz da benim çok büyük sevdam ve bazı baba ve dostlarla da olağanüstü gayret ve çabalarla, İzzettin Doğan’ın da kişisel ilgi ve sevgisiyle Balkanlar’da, Trakya’da yani Rumeli dediğimiz Anadolu’nun bir uzantısı ve ona bir başka kapı açan bu topraklardaki Bektaşilik ve Bektaşi inanç önderleri Cem Vakfı’nın aslında en önemli dayanaklarından birisi oldu.

Buradaki dervişlerin, babaların, halifebabaların Cem Vakfı’nın çabalarına çok yoğun katkıları ve katılımları oldu. Onların, dışarıda kalmışlık duygularının da etkisiyle, “devlet, bayrak, vatan” konularında daha bir duyarlılıklarıyla aradıkları adresin Cem Vakfı olduğu algısı oluştu.

Birçok dergâh/tekke/ocak babası Cem Vakfı’na bağlandı. Cem Vakfı’na en büyük desteği verenlerden bir kesim de Trakya ve Balkanlar oldu. Buralara çok yoğun ziyaretler yapıldı, oradan sayısız kere dedeler, babalar, analar Türkiye’ye gelerek toplantılara, gezilere katıldılar.

Bunlar aslında çok güzel çabalar/çalışmalardı. Birçok yararları da oldu.

Fakat; Cem Vakfı’nın Anadolu’daki hatta onun da bir bölümünde uygulanan ve o kısmı bile yozlaştırılmış “tek tip cem” oralara kadar sokulmak istenince, dayatmacı kafa ortaya çıkınca, işler değişti.

Bir de “baba, derviş, Bektaşilik” lafları hep zikredilse de, özde aslonanın Ocakzadeliğe bağlı Alevilik olduğu, “dedelerin (pir-seyyid) gidemediği yerlerde yüzyıllardır (idareten) babaların bu işleri yürüttükleri, ama aslolanın Anadolu’daki seyitlik olduğu, mutlaka bir seyide bağlanmak gerektiği” görüşü de yavaş yavaş oralara zekredilmeye (yedirilmeye) çalışıldı. Bundan bir kısım Bektaşinin ve Bektaşi babasının haberi (farkındalığı) oldu ve onların buna tepkileri de doğmadı değil. Ama önemli bir kısmının tam da haberi olmadı.

Dolayısıyla başta hedeflenen çok farklı bir şeyken, sonradan bu sefer de bir asimilasyonu da hiç de doğru olmamak üzere Cem Vakfı, Trakya’da, Balkanlar’da, birlik, beraberlik, dirlik adına yapmaya başladı. Zaten birçok nedenden dolayı (yarı korku, ürkeklik, çekingenlik, önyargılar), “bayrak-ülke” sevdalısı bu can insanlar her şeye rağmen Cem Vakfı’nı bir şemsiye olarak gördüler, görmeye de devam ediyorlar.

Sonuç:

Cem Vakfı’nın birçok olumlu, güzel çalışması gibi, Balkanlar ve Trakya konusunda da hizmetleri olmuştur.

Ama şunu da çok net söylemek lazım, Cem Vakfı bazen de yarardan çok zarar getirici adımlar atarak, buraların yozlaşmasına, bu inancın yozlaştırılmasına da vesile olmuştur/olmaktadır.

Babalara yani Bektaşilere bir parmak bal çalarak, bir kısım babayı gezdirerek, gri pasaport verdirip Balkan ülkelerine göndererek, cemevi yapmak gibi bazı taahhütlerde bulunarak, saf iyi niyetli insanların bu duygularını, çaresizliklerini sömürmek Alevi Bektaşi erkânına uymamaktadır.

Ben çok daha uzun yazılar yazmak isterim. Şimdilik bu kadar yazmakla yetineyim.

Konuyu bağlayayım;

Çok güzel bir girişimle, Alevi Bektaşi Federasyonu tarafından iyi niyetlerle “Dedeler (Pirler), Babalar” Toplantısı yapılıp, bir kalıcı kurul oluşturulmak istenirken, bir umut dalgası yaratılırken, geçmişi tümüyle silip atmadan; daha önceki çabalara tamamen iyi, tamamen kötü demeden, yaşananlardan ders çıkararak, geleceğe daha sağduyulu bakmalıyız.

Cem Vakfı’nın dedeler babalar konusundaki tecrübesine iyi bakmamız lazım. Aynı hataları yapmamak, daha emin adımlarla, bu sorunu gerçekten de ciddi bir şekilde çözmek için, meselenin önemi doğrultusunda çabalar göstermek lazım.

Benim sadece bu toplantıyla ilgili sormak istediğim, bu iki günlük toplantıda hemen hemen hiçbir Bektaşi temsilcisinin, Rumeli temsilcisinin olmaması doğal mıdır?

Elbette bunun bazı gerekçeleri vardır ama Cem Vakfı örneği önümüzdeyken herhalde biraz daha dikkatli olmak gerekir diye düşünüyorum.

Emeği geçen, toplantının organize edilmesinde ciddi katkı sunan, bu toplantıyı yapan tüm kurum temsilcilerine içtenlikle teşekkürlerimi sunuyorum…

Muhabbetlerimle…