Connect with us

.

Haberler

Siyasal yenilginin üzeri sayılarla örtülemez!

NECDET SARAÇ

Published

on

Haklı olduğumuzu biliyor olsam da, hep kaybeden tarafta olmak kötü ve keyifsiz! Bir çok hafifletici ve moral verici gerekçe de bu keyifsizliği bir çırpıda ortadan kaldırmıyor…

“Evet”in de “Hayır”ın da çok güçlü olduğu yerler de dahil olmak üzere bir çok yerde çalışma yapmış biri olarak, sandıktan yüzde 51-57 arasında “Hayır”ın çıkacağına inanıyordum. Bu “inanışta” hep kaybeden tarafta olmanın getirdiği duygusallık kuşkusuz vardı ama sokaklarda da, salonlarda da gördüğüm “Hayır” dalgası, dipten gelen bir dalga gibi yükseliyordu… Türkiyenin siyasi tarihinde ilk kez, solcu, sosyalist, ulusalcı, Türk ya da Kürt milliyetçisi, milli görüşçü “el ele” Hayır’a yükleniyordu. Gezi’yi de aşan ve adı “hayır” olan bir yan yana geliş vardı…

OHAL’e, devlete, kamunun uçsuz bucaksız olanaklarına, baskıya, tehdite rağmen, sokaktaki “Hayır” dalgası, partileri aşmış, çok geniş bir toplumsal kesimle buluşmuştu. Dün Ümraniye, Çekmeköy, Sancaktepe ve Kadıköy’de sandıkların kurulduğu bir çok okulu dolaştıktan sonra “bu iş herhalde bu kez oluyor” diye düşünmüştüm…

Olmadı…

Devletin bütün olanaklarını “Evet” için kullanarak yapılan resmi hileler, medya yalanları ile birleştirildi, üstüne YSK ve AA manipülasyonu eklendi ve iktidar referandumu “burun farkıyla” matematiksel olarak kazandı! Çünkü, iktidar çok iyi bildiği bir işi yaptı ve “Hayır”ı çaldı!

Bu sonuçlar duygusal olarak milyonlarca insanı yaralamış olsa da açıkça görülüyor ki siyaseten de vicdanlarda da  “Hayır” kazandı! Üstelik Hayır’ın kazanması yalnızca siyaseten değil, sosyolojik olarak da bir gerçek… Bu gerçeğin, yani siyasal bir yenilginin üzeri sayılarla örtülemez…

Bir masa etrafında bir araya gelmemiş olsalar da “Hayır Cephesi” içinde, solcusu var, sağcısı var, sosyalisti var milliyetçisi var… Türk’ü, Kürt’ü, Alevisi, Sünnisi var… Ateisti de dini bütün olanı da var…

Türkiye genelinde yüzde 51,2 “Evet” açıklamasına rağmen, bu ülkenin en büyük şehirlerinde Hayır kazandı! Sandıkların kontrol edilebildiği, şeffaflığın olduğu her yer de Hayır kazandı! Bu sonuç, iktidarın psikolojik üstünlüğünü ve meşrutiyetini kaybettiği anlamına da geliyor! Zaferlerinin “yenilmeye mahkûm galibiyet” anlamına gelen bir “Pirus zaferi” olduğunu kendileri de biliyor!

Kamu olanaklarıyla yapılan hilelere, YSK ve AA hileleri ve manipülasyonları eklenmiştir. İktidar artık ağzıyla kuş da tutsa, referandum sonuçlarına yansıyan şaibeden artık kurtulamaz! Bu sonuçlardan toplumsal uzlaşma ile çıkması gereken bir Anayasa’da çıkmaz…

HALKIN TEPKİSİ SÖNDÜRÜLMEMELİ

Mevcut iktidarın karşısında topluca alternatif olma şansını yakalayan muhalefet hareketi bunu görerek “Hayır”ın yarattığı psikolojik üstünlüğü ve gücü büyütmelidir. 8 Haziran 2015 hatasına düşmemek için şimdi CHP başta olmak üzere “Hayır”ın yanında duran bütün partilerin “bu sonuçlar meşru değil, YSK’nın sonuçlarını tanımıyoruz” diye meydan okumaları gerekiyor. Üstelik yalnızca meydan okuma da değil, “80 milyonu kutuplaştırdınız, ülkeyi yarı yarıya böldünüz, bu sonuçlarla Anayasa da yapamazsınız, ülkeyi de yönetemezsiniz” demek gerekiyor…

CHP, HDP ve MHP’nin “Hayırcı milletvekilleri” hem işlerliği olmayan hukuka atıf yapmak, hem de siyasette asla yeri olmayan “aman gerilim yaratmayalım” gibi saçma sapan bir korkuyu empoze etmek yerine YSK’nın kapısına dayanmalı, AKP’yi tarihinin en ağır yenilgisinden kurtaran YSK’yı top yekün istifaya davet ederek, meşruiyet tartışmasını büyütmelidir… Çünkü AKP ve MHP sayısal olarak yenilmese de, siyasal olarak kesin yenildi! Çünkü bu ülkede yaklaşık 24 milyon kişi, yalana dolana, baskıya, tehdite “Hayır” dedi, bir arada yaşama isteğini, özgürlükleri, dayanışmayı öne çıkardı…

Bunu görerek hareket etmeli. Öfkeleri örgütlemek yerine, temkinli olmak adına, uzlaşma adına biriken öfkeleri yatıştırma çabası hep iktidara kazandırdı. Örneğin dün Yıldırım’ın ve Erdoğan’ın balkon konuşmalarından önce CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu “bu sonuçlar meşru değildir” deseydi, siyasette başka dengeler oluşurdu. Mevcut iktidarın uygulamaları ve yaptırımları görüldüğünde, hiçbir siyasi karşılığı ve gerçekliği olmayan uzlaşma adına yapılan hatalar, “yumuşak geçişler”, halkın tepkisini, öfkesini boşa düşürüyor, yatıştırıyor ve sonra da söndürüyor… Dokunulmazlıklar, Tezkere, Yenikapı ve Saray gibi…
Çünkü siyasette uzlaşma lafla olmaz güçle olur. Gücün varsa uzlaşma zemini oluşur. Tıpkı referandum sonucu gibi…
Dünü değerlendiremeyen CHP, hiç değilse bugünü değerlendirmeli!

BU SONUÇLARDAN İSTİKRAR ÇIKMAZ!

Referandum sonucu devletten dolayı “Evet”in lehine gibi dursa da “Hayır” sanıldığından daha güçlü. 24 milyon kişi iyi organize olursa iktidar OHAL’e rağmen, medyaya rağmen, istediğini yapamaz! Kaldı ki, bu referandum sonuçlarından istikrar çıkmaz. Türkiye artık kendisi gibi düşünmeyen herkesle ve her şeyle kavgalı olan Erdoğan’dan da, AKP’den de yorulmuş durumda… Türkiye Erdoğan değil!

İşin bir yanı bu, diğer yanı da artık hiçbir şeyin 15 Nisan gibi olmayacağının ilanıdır. Referandum sonucu gösteriyor ki, AKP ve MHP yeniden yapılanacak. “Hayır hareketi” de bu sürecin dışında kalamaz, yani CHP’de, HDP’de, merkez sağ da hatta Haziran hareketi ve solun bütün renkleri de yeniden yapılanacak. Siyasi sürecin aktörü olmak isteyen her siyasi eğilim için bu kaçınılmaz…

Referandum’da ülke nüfusunun en az yarısı bunu açıkça ilan etti. Belli ki, gerilimden beslenen bu süreci, yaşabilir bir Türkiye lehine tersine çevirmek isteyenler, hem itiraz eden, hem de sorunları çözen, çözüm üreten bir iktidar perspektifi ortaya koyan, yeni şeyler söyleyerek “yarın hayali” kuran ve kurdurtanlar önümüzdeki dönemin belirleyicisi olacaktır…

Meşru olmayan, şaibeli bir referandum sonucu ile, toplumun yarısını yok sayarak artık bu ülkeyi kimse tek başına istediği gibi yönetemez. Kutuplaştırmayı, kini, nefreti, bölünmeyi ve şiddeti de ortadan kaldırmanın Türkiye’yi normalleştirmenin, istikrarı ve güveni sağlamanın, yaşanabilir bir Türkiye yaratabilmenin yolu “Hayır” kampanyasına yansıyan o renkli ve güçlü yelpazeden geçiyor. Çünkü o yelpazede herkes var…

İşimiz kuşkusuz kolay değil ama imkansız hiç değil!

 

Continue Reading
1 Comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bülent Felekoğlu

YENİ BİR YAŞAM VE UTANÇ

BÜLENT FELEKOĞLU

Published

on

Yeni bir hayat arayışıyla ABD’ye geçmeye çalışırken Meksika sınırındaki Rio Bravo nehrinde hayatını kaybeden El Salvadorlu Oscar Alberto Martinez Ramirez ve 2 yaşındaki çocuğu Valeria’nın görüntüsü, 2015’de Yunanistan’a geçerken boğularak hayatını kaybeden Aylan Kurdi’yi hatırlattı.

Toprak doğmak ve doymak ah Aşure Ana Kadının Dayenin, Qile’nin ilk ahdı can doğduğu toprakta yaşam hakkına sahiptir. Her evlat anasının peşine düşer. İlk mürşidi makamın eteğidir o. Hakk’ın temel yasasıdır yaşam hakkı. Nehaklık bu yaşam hakkına zulüm edenlerin nefsani yenilik vaatleri. Sınırlar ise zülümkarların nefis arzuları. Onlar ölümsüz olmak isterken Şir(Süt) sahibi ana kadının rıza ahlakına Şirk koşanlardır. Şirden gelen hukuklarından Şeriat doğururken. Eşir(Aşiret- Sütünü helal edenler) değil Beşir(Sütünü helal etmeyenler) lerdir. Hakk Yasası külli evrende birdir. Değişmez her can doğmak için gayret eder. Gayret ile doğan yaşamak ve doymak hakkına haizdir. Her can bu hali bilmelidir. Lakin tüm yasalar bu yasa üzeri kuruludur. Muhammet Mustafa İkra(İkrar) derken bu hakikatten bahsetti. Ne mutlu Fakir olana dedi. Fakir olmak Fikir sahibi olmaktır. Fikir sahibi olmayan Kafir olur çünkü. Qile’nin, Daye’nin, Ma’nın, Ana’nın takipçisi tüm Peygamberler buna şahitlik ve elçilik ettiler.

Aylan bebek sahile vururken, rızasız yaşanmışlıkla soyu tükenmekte olan bir yunus sürüsü de ordan geçiyordu, Ramirez evladı ile can verirken Meksikalı kardeşleri topraklarında eziliyordu. Her kardeşi sokak başında katili olmuştu. İlk inka evladının başı kesilirken donuk gözlerle İspanyolun gözlerine bakıyordu. Kendi krallığını ölülerimiz üzerine kuran parlak kentler Rızalı tarlasını haram kılarken sınırlar çizdi. Şimdi bu sınırlarında reklam parlaklığında çaldığı insanlığı bize satarken ölüyoruz tel çitlerinin önünde. Hakkın Deryası olan denizlerinde kıyıya vuruyor. Doğmak için milyon gayret etmiş evlatler. Zaman da hiçbir ah kaybolmaz. Hesapsız değil hiçbir an herşey birbiriyle bağlı. Başına vura vura derisi için öldürülen Fok’un çığlığı, eriyen buzul üzerinde kolonsi yok olan Penguenin ahı, güzel kokacaz diye katledilen balina sürülerinin çığlığı, acısına dayanamayıp insan ırkının karaya vuran balina sürülerinin şehadet bedeleni görmemek ve utanmamak ah utanmamak. Ananın ilk sözü utan yaptığından utan nasihati. Aylan bebek kıyıya vururken herkes evladına daha sıkı sarılıp kendi hanesini koruduğu için mutlu oldu biraz. Dünya ikrarsızlaşırken hangi soy kendini koruyabilir. Soysuzlaşırken soylu hukuklardan milyonlarcası bir canlının varlığını önemsemeden işkembesini doyururken. Evladını heykel gibi severken kim utanabilir. Utanmak ah utanmak Ana kadının ilk düsturu. Lokmasını paylaşmanın onurlu hanedanlığı.

Marguez tişörtünün altına sığdırdığı “ Ez bi rahme ki, hezar rahme pişta xwe dikişinim” diyen Ape Kekil’in iki büklüm bilgece çaresizliği gibi. Evladı sırtında aynı cümleyi kuruyordu. “ Ben bir rahimle, sırtımda binlerce rahmi taşıyorum” dedi. Ah o sen evlat nefislerimizin ve dünyayı koruyamadığımızın kurbanısın. Nefislerimizin hırsızlığından, utanmayan yüzsüzlüğümüzden karaya vuran balinaların ibretlik kurban ritüeli, gibisin evlat. Yol gör der evlat, niyaz ol ki göresin. Görmezsen suç olur, görmezsen rızalık biter. Hakk ta görünmek ister. Semahını Çark-ı Pervaz ederken bu Alem’de döner seninle kollarını açarken bahtında açılır. O baht anadır. Anaların gücü Alemi kurtaracak. Bir Yol evladı olarak ah dört bir yanda ölen evlatlar, nefislere kurban giden evlatlar. Barış ve rızalık mücadelesinde ısrar etmeden geçirdiğimiz her saniye kurbanların arttığı zamanlara sebep. Israrla, sabırla, ikrarla Barış için mücadele boynumuza borç. Sırtımızda taşıdığımız rahimdir. Gayret ile her can yaşam ve doyma hakkını korumalıdır.Sınırlar Fakir’in değil, sınırlar küfre girenlerin işidir. Kefareti ise külli Alemin omuzunda döner.

Xızır yardımcımızdır.

Continue Reading

Haberler

Kazdağları’nda orkide hasadı başladı

AleviNet

Published

on

Kış aylarında ekilen ve sonra Nisan – Mayıs aylarında hasada hazır hale gelen orkideler orman köylüsüne katkı sağlayacak. Hasat zamanında her filizin altında 4-5 tane salep tohumu elde edilebiliyor. Bilimsel çalışmaları ile dikkatleri çeken AR-GE firması ve Kazdağları Sağlıklı Yaşam ve Bilim Köyü sahibi Faruk Durukan deneysel olarak başlattığı Kazdağları’nda salep üretimi için orkide üretiminde başarıya ulaştı. Geçen yıl dikilen orkideler hasat edilerek salep ham maddesi üretimi yapıldı.

İlk günden bu yana orkide üretiminde görev yapan Arda Ulutaş, “Burada tükenme tehlikesi ile karşı karşıya bitkileri ya da tıbbi değeri olan bitkileri üretip bu bölgeye kazdağları’nın florasına uyumlu hale getirmeye çalışıyoruz. İki senedir salep denedik. İlk başta toprak altı seralarında bir deneme maksatlı bir çalışma yaptık. Bunda çok başarılı olduk. Ürünü ikiye katladık. İkinci sene üstü açık olarak bir kış geçirdi. Saleplerimizin üzerine karlar yağdı. Hiçbir zararımız olmadı. Şu anda da bunun hasadını gerçekleştiriyoruz” dedi.

AR-GE firması sahibi Faruk Durukan yapılan çalışmanın bölge ekonomisine artı değer katacağını ifade ederek, “Bilim köyümüzde bilimsel çalışmalar devam etmekte. Bu çerçevede orman köylüsüne de desteğimiz devam etmekte. Orman köylülerine yeni iş alanları çalışmalarımız devam etmekte. Maksadımız, orman köylüsünün gelir seviyesini yükseltmek” dedi.

Salep üretiminde kullanılan orkide cinsinin Kazdağları’na uyum sağladığını ifade eden Durukan, “Bu anlamda tıbbi bitkiler çalışmalarımız da sürmekte. Tohum çalışmalarımız zaten devam etmekte. Salep çok önemli bir gelir kaynağı. Şimdi hasadını yapıyoruz. Kazdağı köylülerine hayırlı olsun” dedi.

Continue Reading

Haberler

Yenişehir’de, buğday hasadına yağmur engeli

AleviNet

Published

on

Yenişehir’de günlerdir etkili olan yağış, olgunluğa ulaşan buğdayların hasadına engel oldu. Buğdaylardaki nem oranı yükselirken, biçerdöverlerde oluşan çamur nedeniyle tarlalara girilemedi. Yenişehir Ziraat Odası Başkanı Sadi Aktaş, haziran ayının başından bu yana yağan yağmurun, buğday hasadını olumsuz etkilediğini söyledi. Her sezon haziranda başlanan buğday hasadının temmuz ortalarında sona erdiğini belirten Aktaş, “Bu sezon yoğun yağmur, tarlalardaki üründe normalin çok üzerinde nem oluşmasına neden oldu. Hasat öncesi en çok yüzde 14 olması gereken nem oranı yüzde 20’leri geçti. Yağmurların dinip toprağın kurumasını bekliyoruz” dedi.

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI