Connect with us

.

Kültür-Sanat

Ugo Schiavi’nin ‘İsyan’ı Balat’ta

AleviNet

Published

on

Ugo Schiavi’nin ilk kişisel sergisi ‘İsyan’ Balat’ta. Sergi, ‘isyanları’ heykellerle ortaya koyuyor.

Balat’ta yer alan “The Pill Gallery”, Fransız sanatçı Ugo Schiavi’nin “Uprising (İsyan)” adlı Türkiye’deki ilk kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Schiavi bu sergisinde, dünyanın birçok farklı kentinden, sosyal olayları, protestoları veya ayaklanmaları, insanların anıtsal heykellere tırmanışları sırasında oluşan görüntüden kesitler sunan heykellerle ortaya koyuyor.

İSTANBUL

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kültür-Sanat

İlyas Salman: O kahramanların ellerinden öpüyorum

AleviNet

Published

on

Sanatçı İlyas Salman, iktidarın kurmaya çalıştığı ‘korku imparatorluğu’ karşısında sinmemek gerektiğini hiçbir şeyin saklanan düşünce kadar pis kokmadığını belirterek, şunları vurguladı: “Avaz avaz ses çıkarmanın; haykırmanın zamanıdır. Kavganın zamanıdır. Düşüncelerin açıkça ilan edildiği, muhalefetin özgürce ayağa kalktığı, gürlediği zaman olmalı. Düşüncemizi ensemizin arkasına değil, masanın ortasına koymalıyız.”

Türkiye, toplumsal olarak kritik bir süreçten geçiyor. Bir yandan 31 Mart’taki seçimlerin İstanbul ayağı iptal edilip yeniden seçime gidilirken diğer yandan da Kürtler üzerindeki sistematik baskılar devam ediyor. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki ağır tecrit koşullarına karşı Leyla Güven öncülüğünde başlayan direniş devam ediyor. Öcalan’ın avukatları bu süre zarfında iki kez İmralı Adası’na gitti. Buna rağmen açlık ve ölüm oruçları, bugün itibarıyla da sürüyor. Sanatçı İlyas Salman ile bu iki gündemi konuştuk.

31 Mart tarihinde Türkiye’de bir yerel seçim yapıldı. İstanbul’da Ekrem İmamoğlu kazandı. Seçimin iptal edilmesini, ve İstanbul’da AKP’nin bu kadar ısrarcı olmasını neye bağlıyorsunuz?

Ankara, Türkiye’nin başkenti ama ekonomik, siyasi ve kültürel anlamda asıl başkent İstanbul. Burada rant ve para var. Türkiye’nin parasının yüzde 80’nin elinde bulunduruyor. Onun için İstanbul’u kaybetmek, iktidarı kaybetmek demekti. 13-15 bin oyla kaybetti. Kendisi iki ay önce, ‘bir oyla bile kaybetsek, sandığa saygı duyacağız’ dedi fakat 13-15 binlik bir farkla kaybettiği seçimi iptal etti. Bu diktatörlüktür, başka hiçbir şey değildir. Belki 23 Haziran seçimlerini de tekrar iptal etmek adına yeni bir manevra yapabilir.

Nasıl bir manevra yapabilir?

Yani, bir Suriye savaşını ısıtıp önümüze koyabilir. Zaten devam eden bir savaş bu. Bir Alevi-Sünni meselesi çıkarabilir. Ben korkuyorum böyle şeylerden.

Kürtler açısında da olabilir mi böyle bir manevra?

Kürt meselesi zaten gündemde ve bu insanlar varlıklarını ispat edebilmek için mücadele ediyor. Dili, kültürü, tarihi yasaklanmış bir halk, karşımda dururken ben susup duramam. Mutlaka müdahale etmek zorundayım. 1981’de Diyarbakır’a ‘Amed’ dedim diye 3 gün gözaltında tutuldum. Diyarbakır’ın adı sadece Osmanlı döneminde ya da Türkiye Cumhuriyeti döneminde konmadı ki, on bin yıllık adıdır Amed. Tarihine saygı duyuyorsanız bunu söyleyeceksiniz. Kürtçenin özgürce konuşulabilmesi için… Karşımızda bir halk var; tarihi, kültürü, derinlemesine inançları var. Türklerden daha eski bu topraklarda yaşıyorlar. Onların, seçimdeki tavırları yer yer beni şaşırttı, açıkça söylüyorum.

Hangi anlamda şaşırttı sizi?

AKP’ye çok fazla oy çıktı bazı yerlerde.

Evet…

Biliyorsunuz. Yüzde 50’nin üzerinde oy çıkan yerler oldu. Urfa bunlardan biri. Ben, oy veren Kürtlerin kendisini hançerlediği inancındayım. Bu konuda AKP’ye sırtını dönmeli. AKP demokrat bir parti değil. Ben inançların, özgürce yaşanmasından yanayım. Eğer müslümansanız namazını özgürce kılmalısınız, Hristiyansanız kilisenizde özgürce ibadet etmelisiniz, Aleviyseniz cemevinde. Bunlar yoksa demokrasiden bahsetmek mümkün değil.

Bütün bunları düşündüğümüzde, İstanbul seçimlerini de etkileyen bir durum var. 23 Haziran’daki seçimde ‘hükümet bütün bu gerçeklikleri bi koz olarak kullanacak mı’ demek istiyorsunuz?

Evet, bir kargaşa yaratacak. Ben korkarım halkları birbirine düşürebilecek. İş, silaha dökülür. Benim en büyük korkum bu. Sandığa saygı duyacaksın bir kere. İstediğin kadar Amerika tarafından desteklen, gerçi Amerika desteğini çekmeye başladı Türk hükümetinden… Recep Tayyip Erdoğan’ın tavırlarından ve söylemlerinden çıkan bu. Hem anti Amerikancıları kazanmaya çalışıyor, hem Amerikaları kazanmak istiyor. Bunun için de siyasi üçkağıtlar yapıyor açıkçası. Ben buna artık altı kağıtçılık diyorum.

Biraz açabilir misiniz bunu?

Mesela, elinden gelse Abdullah Öcalan’ın adını silecek. Recep Tayyip Erdoğan, Kürt halkının hiçbir zaman dostu olmadı ama bir takım oyunlarla onları da karmaşa içerisine soktu. Korku duyuyor insanlar artık. Korku imparatorluğu haline geldi Türkiye.

Siz bir çok darbeyi gördünüz, yaşadınız bunları. Söz ettiğiniz ‘korku imparatorluğu’nun en yoğun yaşandığı süreç, sizce bu süreç mi?

Elbette bu süreçtir. Bir kelimesini bile inkar etmem. Korku imparatorluğunda yaşıyoruz. Yine halkı ümmet, kul gibi görüyor. 6 yüz yıl nasıl gördüyse. Ben bunları küçük meseleler olarak görüyorum. Ben dört darbeyi de yaşamış bir insan olarak, şu anki haline benzeyen bir dönem yaşamadım, baskı anlamında. Her türlü baskıdan söz ediyorum; devleti, polisi, ordu, para, dini kullanarak baskı. Felç olacağız neredeyse. Ben bütün bu görünenlerin altında bir kurtuluş bayrağının yattığını düşünüyorum. Çok umutluyum, 23 Haziran’da yapılacak olan seçimde. İstanbul’u alacağız. Hiç kimsenin umutsuzluğu olmasın. O zaman da tıpış tıpış AKP’nin gidişi başlayacak.

HDP’nin İstanbul’dan aday çıkarmamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bence iyi bir yerden dokundu. Ekrem İmamoğlu, seçime girdiği zaman Türkiye’nin yüzde 5’i bile tanımıyordu, ki ben bile tanımıyordum. Yumuşak söylemiyle ötekileştirmeksizin; ne Kürt’ü, ne Alevisini, ne de Sünnisini. Güler yüzüyle, açık sözüyle bir kişilik yarattı. Demirtaş başta olmak üzere Kürt, dostlarımız farkına vardılar ve böyle bir tavır koydular İstanbul’da. Bunu alkışlamak lazım.

Ekrem İmamoğlu ‘sanatçı susmayacak’ gibi bir çağrıda bulundu. Bu anlamda siz ne söylemek istersiniz, ses çıkarmanın zamanı mıdır?

Avaz avaz ses çıkarmanın; haykırmanın zamanıdır. Kavganın zamanıdır. Kavga derken, yumruklu, silahlı kavgadan söz etmiyorum. Düşüncelerin açıkla ilan edildiği, muhalefetin özgürce ayağa kalktığı, gürlediği zaman olmalı. Dünyada hiçbir şey saklanan düşünce kadar pis kokamaz. Para bile saklandığında pis kokar ama düşünce kadar kötü değildir kokusu. Saklanan düşüncenin kimseye bir faydası yoktur. Mezara götürülen düşüncenin ya da bilginin kimseye bir faydası yoktur. Her zaman açık ve net olmak zorundayız. Düşüncemizi ensemizin arkasına değil, masanın ortasına koymalıyız. Seçimler için de yardımcı olacağız.

Tecrit, çok önemli bir konu. Biliyorsunuz binlerce tutsak açlık grevinde. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Haklı olarak bedenlerini açlığa yartırdılar, ben sonuna kadar destekliyorum. İlk fırsatta da gidip onları ziyaret edeceğim. Umut aşılamak adına göreceğim onları. Umarım sağlıklarına bir şey olmadan kazanımlarını sağlarlar. Çünkü hak verilmez, alınır. Bugün AKP iktidarı Kürtlere ‘gelin uzlaşalım’ diyebilir. Hayır, hesaplaşmadan uzlaşma olmaz. Sen hangi istemle açlık grevine girdiyse onu karşılayacaksın ondan sonra ‘gelin uzlaşalım’ diyeceksin.

Tutsak annelerinin uğradığı şiddeti izlemişsinizdir…

Evet izledim. İslam’da ‘cennet annelerin ayaklarının altındadır’ deniliyor. Son ve keskin bir cümle ile yineleyeceğim; cennet anaların ayakları altındadır ama bu ülkede analar da erkeklerin ayakları altındadır. Bu baskılar, bu şiddet, bütün bunların hepsi korkunun ürünü, başka birşey değildir. Ben 7 bin insana acımıyorum. O kahramanların ellerinden, gözlerinden öpüyorum. Umarım başaracaklar.

Peki toplumsal muhalafetin bu açlık grevlerine karşı tutumunu nasıl görüyorsunuz?

Çok zayıfız bu konuda. Duyarlı değiliz. Kars’ta bir kedinin öldüğünü duyup da İstanbul’da yas tutmayan insan bu ülkenin insanı değildir. Açlık grevine yatan 7 bin insan, önemli, hatta devasa görülecek bir eylem içerisine girdi. Sonu, iyi olacak diye görüyorum. Onlar kazanacaklar. Hiç yılmasınlar. ‘Senin karnın tok, tabiki rahat olacaksın’ diyebilirsiniz. Hayır benim karnım tok değil. Ben doyasıya yemiyorum, yiyemiyorum, o insan aç, eylem içerisindeyken. İnsan denen varlık, tepesine çıkamayacağın kadar yüksek, dibine inemeyeceğin kadar da alçaktır. Önemli olan tepesine çıkıp taç olmak ya da ayağının dibinde kurak toprak olmak değildir; onunla lisan-ı hal ile bir yerde buluşabilmektir. 7 bin insan açlıkla, ölümle pençeleşiyor ve sen Suriye meselesini, seçim sorunlarını gündeme getiriyorsun. Seçimden çok daha önemli, 7 bin insanın hayatı.

Continue Reading

Kültür-Sanat

Wikipedia, Türkiye’nin yasak kararını AİHM’e götürdü

AleviNet

Published

on

Yasaklar, sansür ve otosansürün hiç olmadığı kadar derinleştiği bir ülke haline gelen Türkiye’de, dünyanın en büyük internet ansiklopedisi Wikipedia’da bundan nasibini almıştı. Wikipedia, Erdoğan rejimi rahatsız eden iki içerik nedeniyle 29 Nisan 2017’de erişime engellenmişti.

Türk rejimi, Wikipedia’dan ilgili iki içeriğin kaldırılmasını istemiş, ancak reddedilince erişim yasağı koymuştu. Ankara’nın kriminalize ettiği sözkonusu içeriklerde, Türkiye’nin Suriye’deki iç savaşı başlatan taraflardan biri olduğu ve terör örgütlerini desteklediği kaydediliyor.

Wikipedia, Ankara’nın yasak kararına karşı AİHM’e başvurdu. Açıklama, İnternet ansiklopedisi Wikipedia gibi çeşitli projeleri bünyesinde bulunduran Wikimedia Vakfı’ndan geldi. Vakfın yöneticisi Katherine Maher, telekonferansla gazetecilere yaptığı açıklamada “Wikimedia Vakfı Türkiye’ye karşı AİHM’de dava açtı” dedi. Maher “bu kararın kolay alınmadığını” sözlerine ekledi.

Wikimedia Vakfı, iç hukuk yolarının denenmesinden sonra AİHM’e başvuruda bulunduklarını ifade etti.

AKP rejiminin kontrolündeki yerel mahkemeler itirazları reddederken, aynı sistemin parçası haline gelen Anayasa Mahkemesi de iki yıldır başvuruya yanıt vermiyor.

Continue Reading

Kültür-Sanat

Dünyanın önde gelen Marksist sosyologlarından Zizek: Game of Thrones finali liberal-muhafazakarlık dersi veriyor

AleviNet

Published

on

Marksist Sosyolog Slavoj Zizek, Game of Thrones’un finalini değerlendirdi. Zizek, dizinin finalinin “liberal-muhafazakar” görüşe dair imgeler içerdiğini belirtirken, buna bir örneğin “devrimler kötü sonuçlanmak zorundadır” mesajı olduğunu belirtti.

İndependent için dizinin final bölümünde Jon Snow’un Daenaerys Targeryan’ı öldürmesini değerlendiren Zizek, “Sonuç olarak Jon dizide yeni bir şey için, eskinin adaletsizliklerine bir son verecek yeni bir dünya için gerçekten mücadele eden tek sosyal temsilciyi aşktan dolayı öldürdü” dedi.

Independent Türkçe’nin aktardığına göre Zizek’in yazısının ilgili bölümü şöyle:

“(Kuzey’in özerk krallığının kraliçesi olarak) geriye kalan kişi Sansa, günümüz kapitalizminin sevdiği türden bir kadın. Kadınsı yumuşaklığı ve anlayışı iyi bir entrika dozuyla birleştiriyor ve böylece yeni güç ilişkilerine tamamen uyum sağlıyor. Kadınların bu marjinalleşmesi, finalin genel liberal-muhafazakar dersinin önemli bir anı: devrimler kötü sonuçlanmak zorundadır, yeni despotluk getirir ya da Jon’un Daenerys’e dediği gibi:

“Sizi takip edenler, imkansız bir şeyi gerçekleştirdiğinizi biliyor. Belki bu onları, başka imkansız şeyleri de yapabileceğinize inandırır. Onların bildiği berbat bir dünyadan daha farklısını kurabileceğinize. Ama ejderhaları kaleleri eritip şehirleri yakmak için kullanırsanız bir farkınız olmaz.”

Sonuç olarak Jon dizide yeni bir şey için, eskinin adaletsizliklerine bir son verecek yeni bir dünya için gerçekten mücadele eden tek sosyal temsilciyi aşktan dolayı öldürdü (lanetli kadını kendisinden kurtardı, tıpkı eski erkek şoven formülünün söylediği gibi).

Yani adalet yerini buldu ama ne tür bir adalet? En iyi hükümdarların gücü istemeyenler olduğuna dair yavan bilgelik hatırlatmasıyla yeni kral Bran oldu: kötürüm, her şeyi bilen, hiçbir şey istemeyen. Yeni elitlerden biri kralın daha demokratik bir şekilde seçilmesini önerdiğinde ardından gelen kibirli kahkahalar her şeyi anlatıyor.

Ve şunu belirtmek gerekir ki Daenerys’e sonuna dek sadık olanlar daha çeşitli. Yeni yöneticiler açıkça Kuzeyli beyazlar, Daenerys’in askeri komutanıysa siyahi. Sosyal statü ve ırklarına bakılmaksızın herkes için daha fazla özgürlük isteyen radikal kraliçe ortadan kaldırıldı ve her şey normale döndü.”

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI