Connect with us

.

GÜNCEL HABERLER

Alevilikle vedalaşmak!..

MEHMET YÜKSEL

Published

on

[responsivevoice voice=”Turkish Female” buttontext=”YAZIYI SESLİ DİNLEYİNİZ”]

Binlerce yıllık itikadın, yine yüzlerce, binlerce yıllık ocakların, dergahların, köy damlarının, erenlerin, evliyaların, yol ulularının, pirlerin nice bedellerle ve hayatlarıyla bugüne getirdikleri bir saf ve temiz halk inancını nasıl bu kadar fütursuzca harcayabildik / harcayabiliyoruz?

İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in torunu ve Şah-ı Merdan Ali’nin oğlu Hz. Hüseyin’in, hile, entrika ve baskılarla ele geçirilen Emevi hilafetine karşı duruşu ve bu uğurda canını Kerbela’da verişi herkesin bildiği bir gerçektir. İslam tarihçilerinin bildirdiğine göre de öncesinde, Mervan aracılığıyla Muaviye soylu Yezid’in kendisine biat çağrısını “Müslümanlar, Yezid gibi bir hükümdara duçar olduğunda artık İslam’la vedalaşmak gerekir” gibi son derece kararlı ve net bir duruş göstererek yanıtlamış ve reddetmiştir. İslam Peygamberi’nin torunu ve İslam’ın en önemli ikinci kişisi Hz. Ali’nin oğlunun, İslam hakkında böyle bir söz söylemiş olmasının doğru değerlendirilmesi gerekir. İmam Hüseyin, İslam’ın “iktidarının” hile, entrika ve despotizmle ele geçirilmesinin yanında, asıl olarak o güne kadar “bildiği ve inandığı, atalarından da öyle gördüğü insan ve toplum merkezli bir inancın”, bir yönetim ideolojisine dönüştürülmesi ve bu uğurda dejenere edilmesi, yozlaştırılması ve despotik bir iktidarın yönetim ve propaganda argümanı haline getirilmesine bir itiraz dile getirmiştir. Artık o bildiği ve o güne dek yaşadığı, anladığı “İslam” değildir. Bu yüzden “eğer bundan sonra böyle gidecekse” vedalaşmanın vakti gelmiştir.

İnsanlık tarihi de bir bakıma iktidar ve güç uğruna girilen kavgaların, entrikaların, “değerlerden ve inançlardan vaz geçmenin” ya da tabiri caizse, tıpkı günümüz kapitalist dünyasında bunları çıkar ve menfaat uğruna alıp satmanın, dolayısıyla içini boşaltıp değersizleştirmenin toplamıdır aslında.

Peki şimdi durduk yerde neden İmam Hüseyin, Yezid, Kerbela, değersizleşme ya da insani, itikadi ve vicdani olan şeylerin anlamının boşaltılması ve metalaşması mevzusunu açtık? Türkçe literatürde “Teşbihte hata olmaz!” diye yerleşik bir mesel vardır. Tıpkı Hz. Hüseyin ve öncesi dönemde, İslam’ın ilk zamanlar insani, toplumsal bir inanç olarak sevgi ve paylaşım esaslı, gönüllerde yer bulması ve gönüllerden akmaya devam etmesi gibi Alevilik de bir sevgi ve gönül inancı olarak erkle, iktidarla ve yönetimle ilgilenmemiş, bilakis dışında konumlanmıştır. Tanrı’yı, Hakk’ı, kutsal mekân Kâbe’yi, Mirac’ı ve sevgiyi hep insan gönlü, kalbi ve cemalinde tanımlamış, secdesini ve ibadetini de oraya yapmış, kutsamıştır.

Teşbih meselesine gelince, öncelikle ve özellikle altını kalın kalın çizerek, hiç bir Alevi canı Yezid’le mukayese etmek, benzetmek ya da üzerinden tanımlamak asla ve kat’a aklımızın ucundan geçmez. Burada siz değerli canların affına sığınarak bir durum tespiti ya da görüş izahı yapmaya çalışacağız. Biz Alevilerin günümüzde kendi elimizle Alevi inancı ve kimliğine yaptığımız haksızlıklara şimdilik yapabildiğimiz oranda dikkat çekmeye çalışacağız.

Benim de ara sıra yazı yazdığım “Alevinet.com” sitesinde,10 Mayıs 2017 tarihinde, “Sinemilli Aşireti ve Alevi Duyarlılığı Ocak Kültürüne ve Dedesine Sahip Çıktı” başlıklı bir yazı yayınlandı. Daha doğrusu 1 Mayıs tarihinde Fransa’da gerçekleşen bir toplantı sonrası kamuoyuna yapılan açıklama metni yer aldı. Burada olaya adımın karıştırılması, ya da bilinçli olarak Hasan Harmancı ile birlikte “müfteri” olarak lanse edilmem veya “taliplerin ve cemiyetin bir dedesine sahip çıkarken, aynı ocak mensubu bir başka dedeyi çiğnemesi” konularına değinmeyeceğim. Ancak toplantıya neden katılamadığım, dedikoduların ve ithamların kaynağı olmadığım, bu söylenenler ve söyleyenler konusundaki tavrımı bu metni kaleme alanlar da, hakkımda ithamları ima edenler de başından beri çok iyi bilmektedir. Bu konulardaki görüşlerimi, mevzu bahis dedikodu ve ithamlar gündeme geldiği ilk günden beri, her zaman olduğu gibi Kantarma Sinemilli Ocağı’nda kurulacak bir Dar-ı Mansur’da özümü dara çekerek dile getireceğimi ifade ederek kapatıyorum.

Asıl üzücü olan ve üzüldüğümüz nokta, kadimden gelen bu inancın ve Yol’un sürdürücüleri ve hizmetkarları olarak hangi ara bu kadar çok melanete bulaştık? Hangi ara ve ne zaman “egolarımız ve benliğimiz” Yol’un ve değerlerimizin önüne geçti? Hangi ara kurumsallaşma çalışması yürüten kadrolarıyla, sanatçısı-edebiyatcısıyla, araştırmacı-yazarıyla, dedesi-piri-anası ve talibiyle “turaplıktan vaz geçip sultanlığa” meylettik?

Binlerce yıllık itikadın, yine yüzlerce, binlerce yıllık ocakların, dergahların, köy damlarının, erenlerin, evliyaların, yol ulularının, pirlerin nice bedellerle ve hayatlarıyla bugüne getirdikleri bir saf ve temiz halk inancını nasıl bu kadar fütursuzca harcayabildik / harcayabiliyoruz?

Hani bizler Yol hizmetkarıydık?
Hani bizler gönül kalsın, Yol kalmasın diyenlerdik?
Hani bizler ayak turabıydık?
Hani bizler incinsen de incitme diyenlerdik?
Hani bizler insana ve canlı cansız cümle varlığa gönül gözüyle ve sevgi penceresinden bakardık?
Hani biz ayrı gayrı bilmez, 72 millete bir nazarla bakardık?
Hani bizler “Dinimiz sevgi, Kâbemiz insan diyen bir inancın mensuplarıydık?

Bu sözden başta değindiğimiz teşbihe gelirsek: Eğer Alevilik bundan sonra bu minvalde ve bu şekilde yaşatılacak ve gidecekse, demekki Şah-ı Kerbela’nın dediği gibi, “Artık (bildiğimiz ve inandığımız) Alevilikle vedalaşmanın vakti gelmiştir!..”

Son söz olarak da bu ithamlarda bulunmanın yanı sıra, İsmail Bakır Dede’ye sahip çıkıp, hakkımda olmadık iftiralarla yargısız infazda bulunan ya da kurumlardan bu yönlü taleplerde bulunan dostlara bir hatırlatmada bulunarak konuyu kapatalım.

Yarın bir gün Hakk baki olduğunda hepimiz Sinemilli erenlerinin, Büyük İbo Dede’nin, Şıxo Dede’nin, Bektaş Dede’nin, İbo Dede’nin, Tacım Dede’nin, Save Ana’nın, Alibeg Dede’nin, Aligül Dede’nin, Tacım i Rıze Dede’nin, İbrahim Çopur Dede’nin, Veyis Dede’nin, Mehmet Dede’nin, Mehmet Mustafa Dede’nin ve daha sayamadığımız nice erenin huzuruna ve Hakk’ın Divanı’na çıkacağız. Mizan orada kurulacak ve umarım Hakk kimsenin yüzünü kara çıkarmaz…

“Erenler yoluna kıl ü kal katan
Yolun dikenidir hardan sayılır” diyen Pir Sultan Abdal’ın nefesiyle aşk ı niyazlarımı sunarım.

Gerçek aşık menzilinde durursa
Ocak gibi yanıp yağı erirse
Bir kişi kusurun özden görürse
O da erdir gerçek erden sayılır.

Aşk u muhabbetle…
[/responsivevoice]

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GÜNCEL HABERLER

Serêkaniyê’ye saldırılarda 22’si çocuk 235 sivil şehit düştü

AleviNet

Published

on

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Sağlık Komitesi Eşbaşkanı Ciwan Mustafa ve Cizre Bölgesi Sosyal Yardım Komitesi Xalid İbrahim tarafından, işgalci Türk devletinin saldırılarına ilişkin basın toplantısı düzenlendi.

“İşgalci Türk ordusunun Serêkaniyê’deki sağlık merkezlerini hedef alması sonucu bu merkezler hizmet dışı kaldı” diyen Ciwan Mustafa şöyle konuştu:

“5 gündür kuşatma altında bulunan Serêkaniyê kenti tamamen kuşatılmış durumda. Kentteki hastanede onlarca yaralı bulunmakla beraber enkaz altlarında çok sayıda şehit cenazesi bulunmaktadır.

Kentte 22’si çocuk olmak üzere 235 sivil şehit düşmüş, 677 sivil de yaralanmıştır.”

Xalid İbrahim ise basın toplantısında şunları söyledi: “İnsani bir krizle yüz yüzeyiz. Sınır üzerindeki köylerde, 300 bin kişi halen evlerinde bulunuyor. Hesekê kentinde bulunan 42 okul binasında siviller bulunmaktadır.

9 Ekim tarihinde Serêkaniyê’deki Elok su istasyonunun işgalci Türk ordusu ve çeteleri tarafından bombalanması sonucu Hesekê kentinin suyu kesilmiştir.”

 

Continue Reading

GÜNCEL HABERLER

Türkiye’nin Suriye harekatı Köln’de protesto edildi

AleviNet

Published

on

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki operasyonu Almanya’nın Köln kentinde Kürt gruplar tarafından protesto edildi.

“Türkiye’nin Kuzey Suriye’deki saldırı savaşına karşı – Rojava ile dayanışma” sloganıyla düzenlenen gösteri Ebertplatz’da başladı. Göstericilerin “Türkiye’nin saldırı savaşını durdurun” ve “Alman hükümetinin Türkiye ile askeri işbirliğine son verilsin” yazılı pankartlar ve YPG flamaları taşıdığı görüldü.

Gösteriye sol grupların yanı sıra meclisteki muhalefet partilerinden Sol Parti de destek veriyor.

Gösteri öncesinde Köln’de güvenlik amacıyla helikopterler, TOMALAR ve binlerce polis memuru görevlendirildi. Polis Alman haber ajansı dpa’ya yaptığı açıklamada gösteri öncesinde Köln ana tren istasyonunda birçok kişinin arandığını ancak kimsenin gözaltına alınmadığını söyledi.

Güvenlik güçleri gösteriye 20 bin kişinin katılmasını bekliyor. 

dpa, epd / EC, BW

©Deutsche Welle Türkçe

Continue Reading

GÜNCEL HABERLER

Sol Parti: Türkiye’ye tüm silah ihracatları durdurulsun

AleviNet

Published

on

Sol Parti Eşbaşkanı Bernd Riexinger Hamburg’da yaptığı açıklamada Türkiye’ye tüm silah ihracatlarının durdurulmasını istedi. Partisinin eyalet kongresinde konuşan Riexinger “Türkiye’ye tüm silah ihracatları derhal durdurulmalı, verilmiş izinler de geri çekilmeli” dedi. Sol Parti lideri, “Kürtlere karşı savaşı durdurmak sorumluluğumuzdur” diye konuştu. Riexinger partisinin bugün birçok kentte “Suriye’deki kirli ve uluslararası hukuka aykırı” savaşa karşı “Kürt dostlarıyla” birlikte gösteriler düzenlediğini söyledi.

Silah ihracatının askıya alınması eski izinleri kapsamıyor

Almanya Dışişleri Bakanı Heiko Maas, geçen hafta Cumartesi günü yaptığı açıklamada, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeydoğusunda YPG milislerine karşı düzenlenen askeri operasyonda kullanabileceği silah ve teçhizatın satışına izin verilmeyeceğini duyurmuştu. Ancak diğer silahlar ve daha önce onaylanan satışlar bu karardan etkilenmiyor. Bu sebepten dolayı Almanya’dan Türkiye‘ye, senenin sonuna dek silah gönderilmeye devam edilebilecek. Durumun böyle olduğu Sol Parti Milletvekili Stefan Liebich’in verdiği soru önergesine hükümetin verdiği yanıta da yansıdı. Liebich konuyla ilgili yaptığı açıklamada Almanya Başbakanı Angela Merkel’in kamuoyunu yanılttığını söyledi.

Sol Parti Milletvekili Stefan Liebich

Sol Parti Milletvekili Stefan Liebich

Liebich “Uluslararası hukukun açık bir şekilde ihlal edilmiş olmasına rağmen silah teslimatlarının sürmesi bir rezalettir. Suriye’nin kuzeyindeki ölü ve yaralılar konusunda Almanya kendini suçlu konumuna sokmuştur” diye konuştu.

Almanya Türkiye’ye geçen yıl da 242 milyon 800 bin euro değerinde silah satmış, bu da Almanya’nın toplam 770,8 milyon euro tutarındaki yıllık silah ihracatının yaklaşık üçte birine tekabül etmişti.

CDU’dan da sesler yükseliyor

Almanya’da konuyla ilgili bir açıklama da koalisyonun büyük ortağı Hrıstiyan Demokrat Birlik (CDU) partili siyasetçi Christian Baldauf’tan geldi. CDU Rheinland-Pfalz Eyalet Başkan Yardımcısı Baldauf Türkiye’ye yönelik ihracatlar için hükümetin verdiği “Hermes kefaletlerini” kaldırması gerektiğini söyledi.

“Hermes kefaleti” Alman ihracat firmalarına ve kredi şirketlerine yabancı müşterilerin ödeme yapmaması halinde hükümetin vermeyi taahhüt ettiği güvenceye deniyor. Daha önce Yeşiller, Hür Demokrat Parti ve Sol Parti’den de Hermes güvencelerinin kaldırılması istenmişti. 2018 yılında Almanya’nın hazinesinden en çok güvence, Rusya’nın ardından Türkiye’ye ihracat yapan firmalara tanınmıştı. Alman hükümeti 2018 yılından bu yana Türkiye’ye yapılan ihracatlara 2 milyar 600 milyon euroluk Hermes kefaleti vermeyi üstlendi.

CDU’lu Baldauf ayrıca Volkswagen’ın Manisa’da açmayı planladığı yeni fabrikasını Türkiye’nin Suriye operasyonu üzerine “incelemeye almasını memnuniyetle karşıladığını” söyledi. Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Batı değerlerini ayaklar altına aldığını söyleyen Baldauf Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye yapılan hangi desteklerin kaldırılabileceğini gündemine alması gerektiğini söyledi. CDU’lu siyasetçi “Bu tarzda hareket eden bir devletin Avrupa ve dolayısıyla Almanya hazinelerinden para alması kabul edilemez” diye konuştu.

DW, dpa / EC, BW

©Deutsche Welle Türkçe

 

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI