Soylu’dan Gülmen ve Özakça açıklaması: Fehriye Erdal’a yaptıkları gibi şirin fotoğraflarını basıyorlar

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu açlık grevinde olan ve tutuklanan Semih Özakça ve Nuriye Gülmen hakkında açıklamalar yaptı. Soylu, “Kasım ayından bu yana bu kişilere destek veren milletvekilleri ve basın kuruluşları bu kişilerin DHKP-C terör örgütü üyesi olduğunu hiç söylediler mi?” dedi.

Gülmen’in ‘şirin fotoğraflarının basıldığı’ savunan Soylu, ‘Ben size anlatayım’ diyerek Gülmen’in DHKP-C ile örgütlü bağlantısı olduğunu ve bunun OHAL öncesine dayandığını söyledi. Soylu’nun konuşmasından satır başları:

‘Bu kişiler daha önce 25 kez gözaltına alındı’ diyen Soylu şu ifadeleri konuştu: ‘Biri akademisyen biri öğretmen iki devlet memuru açlık grevi eylemine başlıyorlar. Her zamanki gibi CHP’li vekiller gidip geliyor, HDP’li vekiller gidip geliyor. Hatta bazı vekiller iki öğün arasında komik açlık grevi yapıyorlar. Biri akademisyen, biri öğretmen güya OHAL kapsamında çıkarılan KHK ile ihraç ediliyorlar. Mesleklerine geri dönmek için de açlık grevlerine başlıyorlar. Yapılan haberlerde özellikle akademisyen ve öğretmen vurgusu yapıyorlar ki olay daha kolay yönetilsin, tiyatrı daha güzel oynansın.

Peki ben İçişleri Bakanı olarak sormak istiyorum; bu insanlar kasım ayından itibaren eylem yapıyorlar. Kasım ayından beri bu eyleme destek veren vekiller, basın mensupları bu insanların terör örgütü mensubu olduklarını söylediler mi? Dün TBMM’de de açıkladım; terör örgütlerinin kuklası olmamamız lazım.

5 Mayıs’ta Sıla Atabay adında bir DHKP-C mensubu etkisiz hale getirildi. Babasının çığlıklarını hepimiz duyduk. İzledik ve seyrettik. Bir babanın evladını DHKP-C’den kurtarmak için nasıl uğraştığını gördük.

‘Biz çocuklarımızı terörist olarak eğitsinler diye okula göndermiyoruz’

Bu kişiler daha önce defalarca gözaltına alındılar. 25 kez gözaltına alındılar, defalarca tutuklanmışlar, devlet memuru. Biri öğretmenmiş, biri de akademisyen. Kusura bakmasınlar biz çocuklarımızı terörist olarak eğitsinler diye okula göndermiyoruz. Çocuklarımızı eğitim alsınlar diye teröristlerin eline teslim edemeyiz.

Terör örgütü adına basın açıklaması yaparken tutuklanmışlar. Nuriye Gülmen’in bir zamanlar Fehriye Erdal’a yaptıkları gibi şirin fotoğraflarını asıyorlar. Ben size hikayesini anlatayım; DHKP-C’ye yönelik operasyonlar çerçevesinde örgütün dış yapılanmasında olduğu gerekçesiyle hakkında arama kararı çıkıyor. 9 Mayıs 2012 tarihinde yakalanıyor, tutuklanıyor ve sonra 1 Nisan 2015’de salındıktan sonra yeniden gözaltına alınıyor.

10 Nisan 2015’de açığa alınıyor. Arkadaşlarımız uzun bir liste vermişler. DHKP-C mensubu kişilerle örgüt adına çalışma, afiş asma… Bu anlattıklarım OHAL’den önce olan şeyler. Yani bu kişinin DHKP-C ile organik bir bağı söz konusu. İstanbul 24. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından hakkında gözaltı kararı verilmiş. Nerede gözaltına alınmış üniversitede.

‘Bu mu şimdi akademisyen?’

Birçok eyleme imza atmışlar. 15 Eylül 2016 tarihinde izinsiz basın açıklaması yaptığı gerekçesiyle yine gözaltına alınmış. Bu mu şimdi akademisyen? Sabah 9’da eyleme gidiyorlar, akşam 9’da evlerine dönüyorlar.

Bu arada doktorlar ‘acaba tıbbi bir sıkıntı olur mu diye’ soruyorlar, ‘biz de bir sıkıntı yok’ diye yanıt veriyorlar. Bunlar hep kayıtlı. Bir kere de doktora muayene gidiyorlar, kendileri istediği gibi rapor vermediler diye doktoru linç etmeye çalışıyorlar. Bunlar da Meclis’teki iki siyasi parti sahip çıkmaya çalışıyorlar. Bu mu akademisyenlik, eğitimcilik? Böyle bir kişiye devletin neden maaş verdiğini sorgulamayacak mıyız?

‘Özakça 14 kez gözaltına alınmış’

Başka kim vardı? Semih Özakça. Mardin’de öğretmenken ihraç edilmiş. Bu kişinin silahlı terör örgütüne üye olmak, kemiklerin kırılmasına sebebiyet verecek şekilde kasten yaralama, görevi yaptırmamak için direnme suçlarından yürüyen ceza davaları olduğunu neden kimse yazmıyor? 27 Mart 2015 tarihinde DHKP-C’nin eylemine katılmış, uyarılara rağmen gözaltına alınmış. Başka bir eylem yüzünden yine gözaltına alınmış. Toplam 14 kez gözaltına alınmış.

Bu mudur eğitimcilik?

Böyle davaları olduğunu bildiğimiz öğretmene çocuğumuzu emanet eder miyiz?

Bu iki kişinin yaptığı açlık grevlerine, DHKP-C’liler de yurt dışından destek veriyor. Kanada’da parlamento önünde eylem yapılıyor, ABD’de Beyaz Saray önünde, Paris’te, Brüksel’de eylem yapılıyor. Dertleri ne? Türkiye’nin menfaati için Beyaz Saray’a gittiği görülmüş şey değil.

“Yiyorlar, içiyorlar, ertesi sabah 9’da yerlerine gidiyorlar”

Yiyorlar, içiyorlar, ertesi sabah 9’da oradaki yerlerine gidiyorlar. Doktora muayeneye gidiyorlar, kendi istedikleri gibi rapor vermedi diye doktoru hedef gösterip linç etmeye çalışıyorlar. Meclis’teki iki parti de bunlara sahip çıkan, bunları mağdur gibi gösteren bir anlayış ortaya koyuyorlar. Böyle bir kişiye devlet neden maaş versin, çocuklarımızın eğitimlerini bunlara mı teslim edeceğiz?