Connect with us

.

Haberler

Zor günlerde ortak akıl

ZEYNEL GÜL

Published

on

Son beş yılda ülkemiz öyle bir duruma geldi ki, yönetimin zalimliklerini tarif etmek dahi mümkün olmaktan çıktı. Sokaklar sakallı, cüppeli kirli kılıklı saldırgan, küfürbaz erkeklerle, yabancıların ürettiği en model kumaşlardan dikilmiş elbiseleriyle örtünmüş kadınlarla dolduruldu. Bir taraftan canlı bombalar, diğer taraftan evlerde, bodrumlarda onlarca muhalif insan katledildi. İktidardan yana olmayan aydınlar, yazarlar, gazeteciler, öğretim üyeleri ya görevlerinden alındılar yada hapislere dolduruldular. Onlarca muhalif gazete, dergi, radyo, televizyon hukuksuz, yargısız kapatıldı.

Ülkede dindarlık soslu bir soygun başlatıldı. Her karış toprak yandaşlar arasında bölündü. Maden arama, maden ocağı açma, sanayi tesisi kurma vb. söylemler adı altında bir teşvikle talan örgütlenmesine dönüştü. Binlerce senelik insanlığın ortak suç saydığı yalancılık, üçkağıtçılık, fırıldak çevirme, hırsızlık, namussuzluk önü alınmaz boyutlara geldi; devlet korumalı politikaya dönüştü. Ötekileştirme üzerinden tehdit aldı başını gidiyor.

Sıradan, etliye sütlüye karışmayan bir insanı gözlerine kestirdiklerinde, buluyorlar paralı iki yalancı şahit ve bir anda en tehlikeli terörist, bölücü, ülkeyi satan gibi suçlamalarla godesi boylatıyorlar. Sıradan işadamısınız her türlü yasal kurallara uyuyorsunuz, rahatsınız. Hiç öyle değil. Malınıza göz koymuşlar ise, terör örgütlerine maddi destek vermekten tutunda vergi kaçakçılığına kadar, aklınıza hiç gelmeyecek suçla bir anda gözaltına alınıyorsunuz. Sizi hapse gönderenler tüm malınıza el koyuyor.

Türkiye gibi bir ülke vatandaşlarının hepsinin “AKP Severler Derneği” olmasının mümkün olmadığını bildikleri için insanları korkutmak, yıldırmak, sindirmek için her insanlık dışı yönteme başvuruluyor.

Sene 2016, Cumhurbaşkanı her konuşmasında insanlara hakaret edebiliyor, tehdit ediyor ama bir ülke vatandaşı bu hakaretlere karşı bir şey söylediğinde, Cumhurbaşkanına hakaretten ceza alıyor. Bir yılda tam 46 bin insan bu nedenle yargılandı. Başbakana, bakanlara, Valilere hakaretten yargılananların sayısını kimse bilmiyor. AKP’lilerin muhalefete her sözü söyleme, her tür suçlamayı yapma hakkı olduğu, muhalefet bu suçlamalara cevap verdiğinde yargılandığı bir iktidar.

Faşizm, kendi mantığını kendisi belirler ve tüm insanlardan kendilerine itaat etmesini ister. İtaat edenler yönetenlerin iyi insanları, itaat etmeyenler ise düşmanlarıdır. İşte ülkemizdeki adı konulmamış sistemin kaynağı burada başlıyor. Adına yandaş dediğimiz insanların her türlü yüz kızartıcı suçu ters yüz edilerek, işlenen suça itiraz edenlere karşı bir savaş halindeler. İnsanların kişilikleri ellerinden alınıyor, insan olmaktan çıkmış bambaşka bir varlık haline geliyorlar.

Oysa insanların hiçbirinin parmak izi dahi diğerine benzemez. En kötü koşullarda dahi insan olmanın erdemliliğini taşıyan insanlar her zaman olacaktır. İçinde yaşadığı topluma ihanet etmeyen ve her zorluğu göze alan binlerce örnek var tarihte. Anadolu insanının bir geleneği de, zalime karşı direnenleri asla unutmaz. Ağıtlarda, türkülerde, deyişlerde, masallarda, analar ninnilerde yaşatır. Köroğlu’nu, Dadaloğlu’nu, Pir Sultan’ı hala tüm canlılığı ile yaşattığı gibi.

İhanetçiler ise yaşasalar dahi ölüdürler. Zalimin kapısında kul olanlara “zalimin atına bindi” diye en içten tiksinmeyi dile getirir. Bu durum sadece bize has değil, tüm dünyada böyledir. Bir zamanlar solcu olanlar, bir zamanlar sevilen sanatçı olanlar, bir zamanlar saygı duyulan aydın olanların şimdi birer kapıkulu gibi yaşıyor olmaları içler acısı bir durumdur.

Devlet dediğimiz organizasyon güçlüdür. Tüm güç olanaklarını kullandığı için sivil örgütlenmelerin uzun vadeli direnmesi, ancak toplumsal bir sahiplenme ile başarılabilinir. Günümüz de toplumsal ahlak bozulduğu, makarna, kömür, şeker gibi rüşvetlere kadar düştüğü için büyük kitle eylemleri pek olası görünmüyor.

Haksızlıkları şikayet edecek Adalet kurumları da ortadan kaldırıldığı için öfkeli ama nereden başlayacağını, ne yapacağını henüz bilmeyen, yaşanılan talan ve şımarıklığı izleyen bir başka karşı güç var. Karşı güç var ama kendi içinde çok parçalı. Bu gücü harekete geçirecek yeni söylemler, yeni örgütlenmeler, kendi içinden engelleniyor. Bu durum nereye kadar gider? Bu koşullarda çok uzun vadeli olmayacak gibi görünüyor.

Referandum sürecindeki “Hayır” örgütlenmesi, CHP’nin bu gün 17. günü dolan Ankara’dan İstanbul’a sürecek Adalet yürüyüşü, yeni arayışlar için bir umut veriyor.

ADALET YÜRÜYÜŞÜ

Geç olsa da CHP’nin başlattığı Adalet Yürüyüşünü olumlu bir gelişme olarak görmek istiyor insan. Ancak, karşılarında her eylemi kendi çıkarlarına çeviren faşist bir yapı var. Adalet eyleminini de kendi çıkarları doğrultusunda kullanacakları kesin.

Ülke de OHAL varken, Valilerden izin almak zorunlu olduğu halde yürüyüşe yasak koymamış olmaları, kendilerinin ne kadar demokrat, ne kadar özgürlükçü olduğu yönünde propaganda malzemesi olarak kullanılacaktır. Daha ötesi, darbe tiyatrosunun yıl dönümünde kullanacakları malzeme bu yürüyüş olacaktır.

Muhalefeti PKK yandaşı, Feto yandaşı, DHKP-C yandaşı terör örgütü, Avrupa destekli bölücüler gibi suçlamalarla daha da köşeye sıkıştırma ve susturma baskısını artıracaklardır. CHP’nin bu konuda ciddi politikalar üretemediğini göz önüne alırsak, parti içinde kırılmalar hedefleyeceklerdir.

AKP’nin keyfi tutuklamaları, insan hakları ihlalleri konusunda dünyada, daha çok Avrupa ülkelerinde çok ciddi eleştiriler yapılmasına karşılık, ülke de muhalefetin güçlü bir mücadele göze alamıyor oluşu aklımızda olmayan daha bir çok karşı baskıya gebe görünüyor.

Tüm bu olasılıklara rağmen, muhalefete bir nefes aldırabilecek, ortak eylemlerin devamı gelecektir. Gelecektir, çünkü ülke insanı çok yaralandı.  Akşam yattığında hayatta olan bir insanın sabah başına ne geleceğini  kimse kestiremiyor artık. Türkiye insanı böyle bir yönetimi uzun vadeli taşıyamaz.

Şimdi dostça, yoldaşça yola çıkma zamanı. Yola çıkanlara bin selam olsun…

 

 

 

 

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haberler

Almanya’da çocuklara başörtüsü yasağı tartışması

AleviNet

Published

on

Avusturya Parlamentosu’nun dün aldığı ilköğretim öğrencilerine yönelik başörtüsü yasağı kararı Almanya’da tartışmalara yol açtı. Göç ve Uyumdan Sorumlu Devlet Bakanı Annette Widmann-Mauz, Almanya’da da ilköğretim öğrencisi çocuklara başörtüsü yasağı getirilmesinin gündeme gelmesi gerektiğini ifade ederek, “Küçük kızların başörtüsü takması saçmalık. Müslümanların çoğu da böyle düşünüyor. Ailelerle diyalog kurmaktan yasağa kadar, çocukları korumak için tüm önlemlerin düşünülmesi ve uygulanması gerekiyor” dedi.

Annette Widmann-Mauz

Annette Widmann-Mauz

Almanya’da hükümeti oluşturan koalisyonun ortağı Sosyal Demokrat Parti (SPD) içinden Avusturya Parlamentosu’nun kararına destek veren siyasetçiler var. Partinin aile politikaları uzmanı Leni Breymaier başörtüsü yasağını olumlu bulduğunu belirterek, “Bu bana göre dini olmaktan öte toplumsal bir sorun, bir eşitlik sorunu” ifadesini kullandı.

Weinberg’ten anayasal hak vurgusu

Koalisyonun büyük ortağı Hristiyah Birlik Partileri’nin (CDU/CSU) aile politikaları sözcüsü Marcus Weinberg ise Avusturya örneğinde görülen tarzda bir başörtüsü yasağına mesafeli yaklaştı. Weinberg kız çocuklarına toptan bir yasak getirmenin, inancı gereği örtünmeye karar veren kızları mağdur edeceğini ve bunun da anayasada çerçevesi çizilen dini inancını özgürce yaşama hakkıyla ters düştüğünü belirtti.

Marcus Weinberg

Marcus Weinberg

Alman Öğretmenler Birliği Başkanı Heinz-Peter Meidinger ise çocuklara aileleri tarafından başörtüsü takmaları için baskı yapıldığını dile getirerek, “Okulda başörtüsü takmak, daha çocuk yuvalarında ve ilkokulda görsel bir ayrım yarattığı için uyuma zarar vermektedir” dedi.

Lamya Kaddor

Lamya Kaddor

Yasak yerine ikna

İslam bilimci Lamya Kaddor ise yasak uygulamasının yanlış bir yol olduğunu savunarak, böyle bir adımın kutuplaştırıcı olduğunu ve çocuk üzerinde aile ile okul arasında seçim yapma baskısı getirdiğini dile getirdi. Kaddor, konunun çözülmesi için pedagojik yollarla ailelere ulaşılmasını ve bu buluşmalara cami derneklerinin de davet edilmesini tavsiye etti.

KNA / ET,HT

© Deutsche Welle Türkçe

Continue Reading

Haberler

Ezidi kadınlar çocuklarının kabul edilmesini istiyor

AleviNet

Published

on

IŞİD’in Suriye ve Irak’ta yenilgiye uğratılmasıyla birlikte serbest kalan tutsaklar topraklarına, ülkelerine dönmeye başladı. Özgürlüğüne kavuşanların bir bölümünü de Ezidiler oluşturuyor. Irak’ın kuzeyinde dini bir azınlık olan Ezidiler, 2014 yılında IŞİD’in vahşi soykırımına hedef olmuş, binlerce kadın ve kız çocuğu kaçırılarak tutsak alınmış köle yapılmış, cinsel şiddete maruz kalmıştı.

Ancak artık Suriye’nin kuzeyinde IŞİD esareti son bulmuş olsa da, özgürlüklerine kavuşan Ezidi kadınların bir bölümü Suriye’den ayrılıp, topraklarına dönemiyor. Soykırımın yol açtığı acıların hala canlı olduğu Ezidi toplumunun bir bölümü, IŞİD’lilerin tecavüzü sonucunda dünyaya gelen çocuklara, “soykırımcıların çocukları” gözüyle bakıyor, bu çocukları cemaatin içine almayı kabul etmiyor.

Irak’taki Ezidi Yüksek Ruhani Konseyi’nin IŞİD’in tutsaklığından kurtulanların yeniden cemaate kabul edileceğini açıklamış olması umutlara yol açmıştı. Fakat kararın duyurulması ile birlikte cemaat içinde başgösteren itirazlar konseye geri adım attırdı, Ezidi dini liderler aslında bu kararın IŞİD’lilerin tecavüzü sonucu dünyaya gelen çocukları değil, sadece anne ve babası Yezidi olan IŞİD tutsaklarını kapsadığını açıkladı.

Ezidi cemaatinde evlilikler ancak iki Ezidi arasında gerçekleştiği takdirde kabul ediliyor. Din değiştirerek Ezidi olmayı seçenlerle de evlenmek mümkün ancak din değişikliğinin de cemaatin onayı ile gerçekleşmiş olması koşulu var. Ezidiler soykırıma karşı bu şekilde karşı koyabileceklerine, ancak bu yolla kimliklerini koruyabileceklerine inanıyorlar.

Karar ailelere bırakılmalı

Ezidi insan hakları savunucusu ve Nobel Barış Ödülü sahibi Nadia Murad, yayınladığı video mesajında dini liderlerin kararına ilişkin şu değerlendirmeyi aktardı:

“Karar verme hakkına sahip olanlar soykırımdan hayatta kalanlar ve aileleridir. Kimsenin onlarla ilgili kararlar almaya hakkı yok. Eğer çocuklarıyla birlikte Irak’a dönme kararı alırlar ise, cemaat olarak bunu kabul etmek, onlara iyi karşılamak ve akla gelebilecek her türlü desteği sunmak zorundayız.”

İki kez mağdur oluyorlar

“Bir anne olarak kadınların neler hissettiklerini anlayabiliyorum” diyen Ezidi aktivist ve eski Irak milletvekili Amina Said de çocukların kaderiyle ilgili kararların ailelere bırakılması gerektiğini söyledi. DW’ye konuşan Said, “Üyesi olduğum için Ezidi cemaatindeki tepkileri de anlıyorum. Ama bu insanlar mağdur. Eğer kapılarımızı onlara kapatırsak, şiddet kurbanlarını da cezalandırmış oluruz” diye konuştu.

Ezidi Yüksek Ruhani Konseyi’nin 2015 yılında, din değiştirerek Müslüman olmaya zorlanmış olan kadınların yeniden din değiştirerek Ezidi cemaatine geri kabüllerini sağlamaya dönük olumlu, yapıcı kararlar aldığını söyleyen Amina Said, “Ama şimdi yanlış bir karar aldılar. Eğer vakit ayırıp aileler, kadınlar ve hükümet dışı örgütlerin temsilcileriyle konuşsalardı, bu kadınlar için bir çözüm bulunabilinirdi” dedi.

Video izle 04:41 Paylaş Kayıp Ezidilerin peşinde

E-postayla gönder Facebook Twitter google+ Whatsapp Tumblr Newsvine Digg linkedin

Kısa link https://p.dw.com/p/33vMp

Kayıp Ezidilerin peşinde

Kimi Ezidi cemaati üyesine göre sözkonusu kadınların çocuklarıyla birlikte başka bir yerde yaşamaları, cemaat içinde dışlanmalarını önlemek için tek yol ve zaten çok büyük sıkıntıları göğüslemeye çalışan cemaatin korunması, bazı çocuk ve annelerinin çıkarlarından daha önemli.

Neden çocuklar kabul edilmiyor?

Yazda adlı yardım kuruluşunun direktörü Ahmed Burjus, bir zamanlar nüfuzu 500 bin olan Ezidiler için, soykırımdan sorumlu tuttukları kişilerin çocuklarını kabul etmenin çok acı bir süreç olduğuna dikkat çekti. Burjus, Ezidi bir erkeğin kendisine karısıyla ilgili şu sözleri aktardığını söyledi: “Karımın dönmesini istiyorum. Ama Çeçenistan, Türkiye ya da Suudi Arabistan’dan bir adamın çocuğu ile gelmesini istemiyorum. Çünkü bu insanlar soykırımdan, talandan sorumlu, evlerimizi yıkıp yok ettiler, ailelerimizi öldürdüler. Şimdi de onun kızını ya da oğlunu evimize almak mı zorundayız.”

Burjus kimi çocukların, IŞİD nedeniyle büyük acılar yaşamış olanların intikam eylemlerinin kurbanı olabileceğine dikkat çekerken, Irak yasalarında, Müslüman anne ya da babadan olma bir çocuğun Müslüman olarak kaydedilmesi yönündeki tartışmalı maddenin de sorun yaratabileceğini söyledi.

Burjus, “kadın ve çocuklar saygıyı hak ediyor” demekle birlikte, bunun ancak bu çocukların Irak dışında bir yerde yerleştirilmesi ve hayatlarını orada sürdürmelerine imkan tanınmasıyla mümkün olabileceğini savunuyor.

Video izle 11:55 Paylaş Ezidilerin parçalanan hayatları

E-postayla gönder Facebook Twitter google+ Whatsapp Tumblr Newsvine Digg linkedin

Kısa link https://p.dw.com/p/317c7

Ezidilerin parçalanan hayatları

Kadınlar tercihe zorlanıyor

Kimi kadınlar Almanya’ya, Avrupa’nın farklı bölgelerine ve Avustralya’ya göç etti. Kimi kadınlar da bir yolunu bulup, fark edilmeksizin eski cemaatlerine döndü, bazıları hamile olduklarını gizledi, dünyaya getirdikleri çocukları, ailelerinin diğer fertlerine verdi.

London School of Economics Ortadoğu Merkezi uzmanı Zeynep Kaya, 3 bin 500 Ezidi kadından 200’ünün çocuklarıyla birlikte IŞİD tutsaklığından kaçabildiğinin tahmin edildiğine dikkat çekti. Ezidi kadınların çoğunluğunun cemaatlerine dönmek istediğini belirten Zeynep Kaya, “Ama bu durumda çocuklarından vazgeçmek zorundalar” diye konuştu.

Bunun Ezidi kadınlar için çok sancılı bir süreç olduğunu söyleyen Kaya, kadınların çocuklarından vazgeçmek ve başka yerlere göç etmek arasında tercih yapmak zorunda bırakıldıklarına dikkat çekerek, “yaşadıklarına ilaveten bir de dışlanıyorlar, geri dönmek istedikleri cemaatlerine kabul edilmiyorlar” dedi.

Hänel, Lisa

© Deutsche Welle Türkçe

Konuyla ilgili ses ve video dosyalarımız

Continue Reading

Haberler

Abdullah Gül’den YSK’nin kararına tepki: Yazık, bir arpa boyu yol alamamışız

AleviNet

Published

on

Gül, “Anayasa Mahkemesi’nin 2007 yılındaki haksız “367 Kararı” karşısında ne hissettiysem, başka bir yüksek mahkeme olan Yüksek Seçim Kurulu’nun dün aldığı kararı duyunca aynı duyguları yaşadım. Yazık, bir arpa boyu yol alamamışız.” dedi.

YSK değil AKP açıkladı: İstanbul seçimi iptal! Bir garip iptal gerekçesi: O sandıklarda 16 bin 253 AKP görevlisi vardı Dışişleri’nden “seçim” açıklaması Yeni seçim 23 Haziran’da… İptalden sonra ne olacak? AKP İstanbul İl Başkanı Şenocak’tan YSK’ye teşekkür CHP: Millet iradesine darbe yapanlara izin vermeyeceğiz Mansur Yavaş’tan Ekrem İmamoğlu açıklaması YSK kararı sonrası dolarda sert tırmanış Tunç Soyer’den İstanbul açıklaması: Hiçbir güç durdurumaz

Anayasa Mahkemesi’nin 2007 yılındaki haksız “367 Kararı” karşısında ne hissettiysem, başka bir yüksek mahkeme olan Yüksek Seçim Kurulu’nun dün aldığı kararı duyunca aynı duyguları yaşadım.
Yazık, bir arpa boyu yol alamamışız.

— Abdullah Gül (@cbabdullahgul) 7 Mayıs 2019

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI