Connect with us

.

GÜNCEL HABERLER

‘Şengal’den geriye dönüş yok’

AleviNet

Published

on

 DAİŞ saldırısında PKK’lilerin açtığı yaşam koridorundan kurtulan Xenzê Silêman, Êzidîlerin artık eski Êzidî olmadığını, kendilerini yönetme gücüne kavuştuğunu belirterek, Şengal’den geriye dönüşün olmayacağını vurguladı.

DAİŞ’in 3 Ağustos 2014 tarihinde Êzidîlerin kadim yurdu Şengal’e saldırısının üzerinden 3 yıl geçmesine rağmen saldırı zamanı hafızalarda tazeliğini koruyor. Binlerce çocuğun kaybedildiği, bir o kadar kadının köle pazarlarında satıldığı ve yüzbinlerin göç ettiği Êzidîlerin hayatları paramparça oldu. Göç edenlerin büyük bir kısmı dönmezken, farklı bölgelerde çok sayıda Êzidî kamplarda yaşama tutunmaya çalışıyor. O günü yaşayan ve tanıklığını yapan Êzidî kadın Xenzê Silêman, artık geriye dönüşün olmadığını söyledi.

‘ÇOCUKLARIMIZIN AYAKALTLARI KANARDI’

12 PKK’linin açtığı yaşam koridordan kurtulan Êzidîlerden 11 çocuklu Xenzê Silêman, sığındığı dağdan bir daha dönmedi. Silêman, yaşadıklarını “Yazdı, ne su ne de yemek vardı. Bazılarımız ayakkabısız çıktık kendimizi yollara attık, çocuklarımızın ayağında zaten ayakkabı yoktu. Çocukların ayakaltları kanardı. Binlerce insan kaçıp dağa sığındık, susuz ve açtık. Bir kuyu vardı dağda, eskiden kazılmış duruyordu. Oradan biraz su edinebildik yoksa birçok kişi susuzluktan ölecekti” diye hatırlattı.

‘KAFAMIZI DA KESSELER DE GİTMEYECEKTİK’

Sığındıkları Şengal Dağından bir daha dönmeyen Silêman, şunları dile getirdi: “Arkadaşlar (HGP ve YJA-Star gerillalarından bahsediyor) gelene kadar biz dağı bırakmadık. 10 gün kaldık. Bazı aileler öncesinde bu dağlardaydı, bu aileler tarım yapmıştı, bazı ekinleri vardı. Salatalık, domates gibi şeyler vardı, birkaç gün öylece idare edebildi çocuklarımız ta ki arkadaşlar yetişene kadar. Arkadaşlar geldikten sonra da yemek geldi ve 3 yıldır da bu dağdayız. Kafamızı kesseler de Şengal dağından gitmeyecektik ve gitmedik.”

‘ÊZİDÎLER PKK’NİN GELMESİNİ UMUT EDİYORDU’

Kendilerini kurtaran PKK’lilere ilişkin konuşan Silêman, “Elimizi vicdanımıza koyarak söylemek zorundayız, eğer PKK gelmeseydi büyük bir kıyım yaşanacaktı. Êzidîler PKK’nin gelmesini bekliyordu. ‘PKK gelecek PKK gelecek’ diyorlardı. DAİŞ Girzêrik’e girdiğinde Êzidîler PKK’nin gelmesini umut ediyordu. PKK ne yaptı, DAİŞ geldiğinde bir kaç savaşçısını gizlice bu dağlara yerleştirdi. Bu bir kaç savaşçı, ferman olduğunda ve KDP bize sırtını dönüp gittiğinde DAİŞ’in önünü kesti. PKK su getirdi, ekmek getirdi, gaz getirdi, elbise ve ayakkabı getirdi.”

‘KATLİAMA MARUZ KALMAMIZIN SUÇUNU KDP İŞLEDİ’

KDP’nin kendilerini savunmasız bırakmasını hatırlatan Silêman, sözlerini şöyle sürdürdü: “DAİŞ geldiğinde KDP vardı. Eğer KDP, ‘Biz karşı koyamıyoruz, gücümüz yok’ deseydi, biz direnebilirdik. Biz bu kadar kadın ve çocuklarımızın DAİŞ’in eline düşmesine izin vermezdik. KDP’liler ferman öncesi köyleri geziyorlardı, kimde bir silah varsa onu da alıyorlardı. Katliama maruz kalmamızın suçunu KDP işledi. Çocuklarımız bu dağda aç ve susuz kaldı. 3 yıldır bu kamplarda zorluklarla yaşıyoruz.”

‘YENİ TEHLİKE HAŞDİ ŞABİ’

Êzidî yurdunun bir kısmının İran destekli Haşdi Şabi’nin kontrol etmesine de değinen Silêman, “O zaman da Irak Hükümeti vardı. Neden bir uçak kaldırmadılar? Şimdi de Haşdi Şabi diyorlar. Haşdi Şabi’nin bir şehirdi mi var? Burası Êzidîlerin toprağıdır, Haşdi Şabi bazı köylere tanımadığımız insanları getirip, yerleştiriyor. PKK, yüzlerce Êzidî kızı DAİŞ’in elinden kurtarıp getirmişti, Haşdi Şabi ne zaman bir kızımızı kurtarmış? Bir milyon insan vardı Musul’da, kadınlarımız, kızlarımız, çocuklarımız vardı. Hangisini kurtardılar? Êzidî yemeklerini yemezler, bir Êzidî dükkanında alışveriş yapmazlar. ‘Biz Êzidîlerin elinden bir şey yemeyiz’ diyorlar. Haşdi Şabi’nin burada olması bizler için fermanın devam etmesi anlamına geliyor.”

‘KDP VE HAŞDİ ŞABİ’YE GİDENLER GERİ DÖNMELİ’

Fermandan sonra Êzidî toplumunun artık kendi kendini yönetebileceği bir güce kavuştuğunu vurgulayan Silêman, kendi halkına şu sözlerle seslendi: “Bir gün bir devlet Êzidîlerin durumuna ilişkin somut bir şey yapmadı. Bu devletlere güvenmiyoruz. Ferman günü yoktular, eskiden de Haydar Abadi’nin uçakları vardı neden gelmedi, neden uçakları yoktu fermanda? Êzidîler artık eski Êzidiler değil. Tüm kızlarımız artık silah kullanmayı öğrendi, eğer önce bunu yapabilseydik bu fermanı yaşamazdık. Çok fazla Êzidî kızını Rakka’da esir tutuyorlar, kızlarımız Rakka’ya gidip esir kadınlarımızın intikamını alıyor. Hala da yüzlercesi gidip intikam almak istiyor. Annelerini ve kardeşlerini kurtarmak istiyor. Tüm Êzidîlere çağrımdır; gelin YBŞ ve YJŞ’yi güçlendirelim. Kimse size bir şey yapmaz, Barzani’nin tank ve topları dünya kadardı ama bizim için ne yaptı? KDP ve Haşdi Şabi’ye gidenler geri dönmeli. YBŞ Êzidîlerin ittifakı olmalı. YBŞ ne kadar güçlense o kadar ferman yaşamayız.”

‘BERÎVAN YÜZÜNÜ DAĞLARA ÇEVİRDİ’

DAİŞ’in katliamından sonra yüzünü dağlara dönen kızı Berîvan’ın TSK’nin Kandil’e yönelik hava harekatında yaşamını yitirdiğini aktaran anne Silêman, “Berivan Êzidî çocukların nasıl katledildiğini görüyordu, kadın ve kızlarının nasıl bir saldırı altında olduğunu görüyordu, küçüktü yine de anlıyordu ve ‘Gidip eğitim almak istiyorum ve katliama karşı dur demek istiyorum’ derdi. Ferman öncesinde de sürekli Serok Apo’nun kitaplarını okurdu, hep onlarla olmak isterdi. Düğün olurdu, düğüne gitmez sürekli okurdu. Êzidî kızlarının çoğu da Berîvan’ın cesaretini bilir. ‘Keşke biz de gitseydik onunla’ derler” diye konuştu.

Selamı Aslan – dihaber

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GÜNCEL HABERLER

Macron’dan operasyon tepkisi: Batı’nın ve NATO’nun hatası

AleviNet

Published

on

Amerika Birleşik Devletleri ve Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki operasyona beş gün ara verme kararının ardından Avrupalı liderlerden operasyona kınama geldi. İngiltere’nin Avrupa Birliği’nden çıkış süreci olan Brexit’in ana gündem maddesi olduğu görüşmelerde liderler Suriye’deki son durumu da ele aldı.

Zirve sonrası yaptığı açıklamada Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Batılı ülkeleri ve NATO üyelerini krizi kötü şekilde yönetmek ve Kürt müttefiklerini yarı yolda bırakmakla suçladı. Macron, “Bölgede günlerdir yaşananlarda Batı’nın ve bölgedeki NATO’nun ciddi bir hatası olduğunu düşünüyorum” dedi. Macron, bu durumun sahada kendileri ile savaşacak partner bulmayı zorlaştıracağını belirterek, tablonun “NATO’nun işleyişine ilişkin soru işaretleri yarattığını” savundu. 

Macron, ABD’nin Suriye’nin kuzeyinden asker çektiğini Twitter üzerinden öğrenmelerinin, Avrupa’yı Ortadoğu’da önemsiz, küçük bir müttefik gibi gösterdiğini de belirtti. Macron, “NATO’da olduğumuzu düşünüyordum. ABD’nin ve Türkiye’nin de NATO’da olduğunu düşünüyordum. Sonra ABD’nin Türkiye’nin operasyonunun önünü açmak için askerlerini çekme kararı aldığını bir tweet’le öğrendim. Herkes gibi başka bir NATO gücünün, IŞİD’le savaşan koalisyonun partnerine saldırma kararı aldığını anladım” ifadelerini kullandı.   

Avrupa Birliği liderler zirvesi sona erdi

Avrupa Birliği liderler zirvesi sona erdi

Macron ayrıca “delilik” olarak nitelendirdiği Türkiye’nin operasyonunun yakın zamanda Fransa, Almanya ve İngiltere tarafından Londra’da düzenlenecek olan ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da katılacağı bir toplantıda ele alınacağını söyledi. Macron, görüşmeye ilişkin “Türkiye’nin nereye gitmek istediğini görmeye çalışmamız ve daha makul bir pozisyona dönmesini sağlamamız lazım” dedi.

Bölgedeki dinamiklere ilişkin yaptığı değerlendirmedeyse Macron, “Bugün bölgede gördüğüm gerçeklik, güç uygulayarak kazanan konuma gelen ülkelerin Türkiye, Rusya ve İran olduğu. Bunun Avrupa ve ABD için en iyi stratejik durum olduğundan emin değilim” dedi.  

Tusk: Bu bir ateşkes değil

AB Konseyi Başkanı Donald Tusk, ABD ve Türkiye arasında varılan anlaşmayı eleştirdi. Türkiye’ye operasyonuna son verme çağrısı yapan Tusk, anlaşmanın “ciddi bir girişim” olmadığını söyledi. Tusk, anlaşma için “Bu bir ateşkes değil. Kürtlerin şartlı olarak teslim olması için bir talep. Türkiye’ye askeri operasyonuna son vermesi, askerlerini çekmesi ve uluslararası insani hukuka saygı göstermesi çağrımızı yineliyoruz” değerlendirmesini yaptı.

Zirve ardından yapılan yazılı açıklamada ise Türkiye’nin tek taraflı adımının IŞİD’le savaşa zarar verdiği ve Avrupa’nın güvenliğini tehdit ettiği belirtildi.

AP,rtr/ÖA,HS

© Deutsche Welle Türkçe

 

Continue Reading

GÜNCEL HABERLER

Türkiye’de Kürtlere yönelik ırkçı saldırılar artıyor mu?

AleviNet

Published

on

Türkiye’nin Suriye’nin kuzeydoğusuna yönelik “Barış Pınarı Harekatı”nda uzlaşıya varılırken operasyon sırasında ülke içinde de Kürt vatandaşlara yönelik ayrımcı ve ırkçı saldırıların arttığına ilişkin iddialar gündeme geldi. Son dönemde medyaya yansıyan haberlerde, Kürt olduğunu söylediği ya da Kürtçe konuştuğu için darp edilen hatta öldürülen insan hikayeleri dikkat çekiyor.

74 yaşındaki Yaşlı yaralandı

15 Ekim’de Çanakkale’de 18 Mart Üniversitesi Hastanesi’nde tedavi gören eşi ile Kürtçe konuşan Ekrem Yaşlı (74), hastanede bulunan başka bir hasta yakını tarafından saldırıya uğrayarak yaralandı. İddiaya göre Ekrem Yaşlı, göz ameliyatı olan eşine refakatçilik yaparken Türkçe bilmeyen eşiyle Kürtçe konuştu. Aynı odada bulunan başka bir hasta yakını Kürtçe konuşmalarına tepki göstererek, “Burası Türkiye Cumhuriyeti Devleti” diyerek odadan çıktı. Soda şişeşi ile odaya geri gelen diğer hasta yakını, Ekrem Yaşlı’ya şişeyi fırlattı. Kafasından yaralanan Yaşlı, aynı hastanede tedavi altına alındı. Aile, İnsan Hakları Derneği (İHD) Çanakkale Şubesi’ne başvurdu. Çanakkale Savcılığı’na suç duyurusunda bulunuldu.

Ekrem Yaşlı

Ekrem Yaşlı Kürtçe konuştuğu için dayak yemişti

Konuyla ilgili DW Türkçe’ye konuşan Ekrem Yaşlı’nın avukatı, İHD Çanakkale Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi avukat Necibe İnci İncesağır, ortada ağır bir yaralama olduğunu söylüyor. 

Ekrem Yaşlı ve tanık olarak dinlenen eşinin savcılıkta da verdiği ifadeye göre mağdur Yaşlı, güvenliği çağırmak isteyince söz konusu hasta yakını cebinden çıkardığı soda şişesini 74 yaşındaki Yaşlı’nın başına vuruyor. Şişe kırıldıktan sonra saldırgan, kırık şişeyle tekrar saldırıyor.

Savcılığın dosya henüz tamamlanmadığı için kendilerine tam olarak bilgi vermediğini söyleyen avukat İncesağır, saldırganın akıl sağlığı ile ilgili iddialar olduğunu ancak dosyada buna ilişkin belge olup olmadığını bilmediklerini belirtiyor. Saldırganın gözaltına alınıp alınmadığı da bilinmiyor.

“Yargıya talimat var”

İncesağır, olay gerçekleştikten sonra hem 18 Mart Üniversitesi’nin hem de Valiliğin açıklamasını sorunlu görüyor. 

İncesağır, “Üniversite, ‘böyle bir olay yaşandı bunu provokatif yerlere çekmeyin, büyütmeyin’ diyor. Valilik de ‘bu adam zaten özürlü, ırkçılıkla ilgisi yok’ diyor. Bu, yargıya talimattır. Mahkeme tetkikleri yaptırır, uzman raporlarını alır, buna göre karar verir. Olması gereken budur. Valiliğin ‘ırkçı saldırıysa buna müsaade etmeyiz, savcılık kararı verecektir’ demesi gerekiyordu” diyor.

“Kutuplaştırıcı dil etkili”

Avukat İncesağır, son dönemde ayrımcı ve ırkçı saldırıların arttığı görüşünde. İncesağır, “Ne zaman çatışma politikaları yükselse, Kürt siyasetine dönük gözaltılar, kriminalize etme hali artsa ya da sınır dışı operasyon başlatılsa bu saldırılar artıyor. Toplumda böyle bir infial istenmiyorsa bu kutuplaştırıcı dile son verilmesi, uzlaşmacı politikaların benimsenmesi gerekiyor” diye konuşuyor.

“Bu, vatanseverlik değil”

Mağdur Ekrem Yaşlı’nın oğlu Mehmet Yaşlı ise, DW Türkçe’ye yaptığı açıklamada, şunları söylüyor: “Zaten artık düşünce olarak kimsenin kimseye saygısı kalmadı. Orada olan şey annemin Türkçe bilmemesi. Bu durum, gencecik birinin 74 yaşındaki bir adamı darp etmesine yol açtı. Bunun adı vatanseverlik değil, ırkçılık. Bu insanlar devletten güven aldıkları için kendi gibi olmayanları dışlayabiliyorlar.” 

Kadir Şakcı ve oğlu

Hayatını kaybeden Kadir Sakcı ve ağır yaralanan oğlu

16 Aralık’ta da Sakarya’da ırkçı saldırıya maruz kalan 43 yaşındaki Kadir Sakçı yaşamını yitirirken 16 yaşındaki oğlu B. S. de aynı saldırıda ağır yaralandı. İddiaya göre Kürtçe konuşan baba ve oğula “Kürt müsünüz, Suriyeli mi?” diye soran H. U., baba ve oğlun “Evet, Kürt’üz” demesi üzerine “Zaten sizi sevmiyorum” diyerek belindeki tabancayı çıkarıp ateş etti. Baba Kadir Sakçı yaşamını yitirdi. Aynı saldırıda yaralanan oğlu B. S. hayati tehlikesini atlatsa da tedavisi halen devam ediyor.

Sakarya Valiliği, cinayetin ardından “Olay etnik bir nedenden kaynaklanmıyor” açıklamasını yaptı. Olay yargıya taşındı.

“Ayrımcılık tescillendi”

İHD adına dosyayı takip eden avukat Veysi Eski, DW Türkçe’ye yaptığı açıklamada, yargı süreci konusunda şunları aktarıyor: “Biz dosyaya dahil olduktan sonra şunun farkına vardık: Normal bir cinayetmiş gibi geçiştirilmeye çalışıyordu. Sonuç itibarıyla savcılık mütalaasında bunun bir ayrımcı cinayet olduğu ortaya çıktı. Şimdi karar duruşmasını bekliyoruz.”

Veysi Eski

Avukat Veysi Eski

Savcılık mütalaasında, saldırganın “Kürt müsünüz, Suriyeli mi?” sorusuna rağmen “Kürt” ifadesinin geçmediğine, sadece “Suriyeli” ifadesinin yer aldığına dikkat çeken avukat Eski, şöyle devam ediyor: “Saldırının Kürtlere yönelik olduğu gizlenmek isteniyor ama yine de ayrımcılık olduğu tescil edilecek. Suriyeli ya da Kürt fark etmiyor. ‘Öteki’ olmakla ilgili bir cinayet söz konusu ve bu kararda ortaya çıkacak. Öldürme güdülerinden biri maktulün Türk olmaması. Bu, mütalaada tescillenmiş vaziyette.”

“Cezasızlık halinin sonucu

Son dönemde bu tip saldırıların artmasında hükümetin kullandığı ayrımcı dilin etkili olduğunu ifade eden Eski, “Şu anda birçok insanda, solculara, Kürtlere, Ermenilere, azınlıklara yönelik saldırılara cezasızlık olduğuna yönelik bir algı var. Bugüne kadar yaşananlar cezasızlık halinin sonucu. Bu tarz cinayetlerde bir saklama hali söz konusu. Aslında bir utanç hali de yargı açısından” diyor. Olayla ilgili karar duruşması 6 Aralık’ta gerçekleşecek.

DW Türkçe’ye konuşan maktul Kadir Sakçı’nın kardeşi Fahrettin Sakçı ise, “Kardeşim herkesin önünde vuruldu. Sanki onlar mağdur gibi bizim ifadelerimizi aldılar. Dava üç dört sefer ertelendi. Türkiye’de her şey meydanda. İnsanlara nasıl baktıkları ortada. Kürt Türk kardeştir lafla, konuşmayla oluyor. Onlar ne söylese haklıdır, bizim ağzımızdan çıkan her kelime haksız” diye konuşuyor.

19 yaşındaki genç başından vuruldu

13 Ekim’de ise Adapazarı’nda Kürtçe konuştuğu için önce 6 kişi tarafından linç edilen ve sonra başından silahla vurulan 19 yaşındaki Şirin Tosun, yaşamını yitirdi. Öz Diyarbakır firmasında muavinlik yapan ve ailesiyle birlikte fındık toplamak için Adapazarı’na giden Şirin Tosun, 50 gündür yoğun bakımdaydı.

19 yaşındaki Şirin Tosun da uğradığı saldırı sonucu hayatını yitirdi

19 yaşındaki Şirin Tosun da uğradığı saldırı sonucu hayatını yitirdi

Bu tür davaları İHD Irkçılığa ve Ayrımcılığa Karşı Komisyonu olarak takip ettiklerini söyleyen İHD Eş Genel Başkanı avukat Eren Keskin, DW Türkçe’ye yaptığı açıklamada, olayın yargıya taşındığını ancak savcılık iddianamesinin henüz hazırlanmadığını aktarıyor. 

“Irkçılık devlet eliyle meşrulaştı”

Keskin’in kendisi de “Barış Pınarı Harekatı” sırasında sosyal medya üzerinden eleştirdiği gazeteci Nedim Şener tarafından PKK’li ilan edilip hedef gösterilmişti. Sosyal medyada lince maruz kalan Keskin, bu durumu nefret söylemi ve ırkçılığın meşrulaşmasına bağlıyor. Keskin’e göre devlet tarafından bir yaptırım olmadığı için bu tür saldırılar artıyor. Keskin “Biz 90’lardan bu yana insan hakları mücadelesi içindeyiz. 90’lar çok ağır bir süreç olmasına rağmen devlet eliyle şiddet bu kadar meşrulaşmamıştı. Devlet yetkilileri şiddet uyguladığını reddediyordu. Şimdi şiddeti uygulayan, bunu kabul eden ve daha da artıracağım diyen bir devlet var” diyor.

İnsan hakları savunucusu Eren Keskin

İnsan hakları savunucusu Eren Keskin

Keskin, 15 Temmuz darbe girişimi ve AKP’nin MHP ile ittifakının ardından bu yapının daha da netleştiğini düşünüyor. Jandarmanın kendi sosyal medya sayfalarında işkence görüntüleri yayınlandığına vurgu yapan Keskin “Nefret söylemindeki artışı bundan ayrı göremeyiz. Bu nedenle Kürtlere bu kadar saldırılıyor, kadınlar bu kadar şiddete maruz kalıyor, sosyal medyada bu kadar linç edilebiliyoruz. Çünkü arkalarında devletin olduğunu biliyorlar. O kadar kendilerini güvende hissediyorlar ki kendilerine hiçbir şey olmayacağını biliyorlar ki bu hissi onlara veren devlet. Çünkü devlet tarafından bir yaptırımı yok” diye konuşuyor.

Pelin Ünker / İstanbul

© Deutsche Welle Türkçe

 

Continue Reading

GÜNCEL HABERLER

MSD: Uluslararası gözlemciler gönderilmeli

AleviNet

Published

on

Demokratik Suriye Meclisi (MSD), Türkiye ve ABD arasında varılan ateşkes anlaşmasına ilişkin yazılı açıklama yaptı. MSD, halkların hayatını koruma ve zorunlu göçe karşı mücadele etme de ısrarlı olacaklarını vurguladı ve Türk devletinin ateşkes ihlallerinin önlenmesi için çağrıda bulundu.

MSD yazılı açıklaması şöyle: “Demokratik Suriye Güçleri’nin (QSD) onayı ile ABD’nin arabuluculuğuyla QSD ile Türk devletine arasında Serêkaniyê ve Girê Spî arasındaki bölgeyi kapsayan bir ateşkes anlaşmasına varılmıştır. QSD, dün gece yerel saatle 22:00’dan itibaren ateşkes anlaşmasının koşullarına göre hareket etmiştir ancak Türk devleti ve güdümündeki gruplar, bu anlaşmayı ihlal etmektedir. Sabah saatlerinde Serêkaniyê’nin güneydoğusundaki Um El-Xêr köyü hedef alınmış ve 5 QSD savaşçısı ile siviller şehit olmuştur. Yine sivillerin yaralılara ulaşması, topçu atışları ile engellenmiştir.

Demokratik Suriye Meclisi olarak tüm dünya kamuoyunu muhatap alıyoruz ve tekrardan halklarımızın yaşamı ve kazanımlarını koruma, zorunlu göçe tabi tutma planlarının önüne geçmek için Suriye’nin toprak bütünlüğü temelinde ateşkes kararını kabul ettiğimizi duyuruyoruz.

Ancak Ankara ve binlerce çetesi, hiçbir ateşkes anlaşması yapılmamış gibi saldırılarını sürdürmüştür. Bu temelde, başta bu ateşkes anlaşmasının arabuluculuğunu yapan ABD olmak üzere, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ve Arap Birliği’ne sorumluluklarını temelinde hareket etme ve süreli ateşkesin korunması için bölgeye uluslararası gözlemcileri gönderme çağrısında bulunuyoruz. Yine bu ateşkesin kalıcı hale gelmesi ve Türk devletinin bölgeden çekilmesi sağlanmalıdır. Türk devleti ve ona bağlı çete grupları, bölgede katliamlarda bulunmuştur ve bu katliamlar uluslararası raporlara da yansımıştır.

Türk devleti ve çetelerinin işgal saldırılarına karşı bizlerle dayanışma içerisinde olan ve desteklerini esirgemeyen tüm şahsiyet, dünya güçleri ve devletlere bir kez daha teşekkürlerimizi iletiyoruz.

Son olarak, Suriye krizinin kalıcı çözümünün BM gözetimindeki Suriye içi diyaloglarla siyasi kanallardan sağlanabileceğini vurguluyoruz.”

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI