Connect with us

.

GÜNCEL HABERLER

Şengal’de demokratik özerklik ilan edildi

AleviNet

Published

on

Şengal Demokratik Özerk Meclisi, Êzidîxan’ın Demokratik Özerklik Projesi’ni ve 23 maddelik Demokratik Özerklik Yönetimi İlkeleri’ni açıkladı.

Şengal Demokratik Özerk Meclisi, Êzîdixan Demokratik Özerklik Projesi’ni ve 23 maddeden oluşan Demokratik Özerklik Yönetimi İlkeleri’ni açıkladı. Xanesor’daki Laleş Meydanı’nda düzenlenen basın toplantısına Şengal Demokratik Özerk Meclisi Eşbaşkanları Hisen Heci Nefso ve Riham Hiço, Şengal Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Heci Hesen Piso, Şengal Yürütme Konseyi Eşbaşkan Yardımcısı Nehle Yusif Hefsun, YBŞ Komutanı Seid Hesen Seid, Êzidîxan Asayiş Güçleri Temsilcisi Faris Herbo Xidir, Şengal Demokratik Özerk Meclisi Eşbaşkan Yardımcısı Kurde Eli Eziz ve Şengal Gençlik Meclisi Sözcüsü İbrahim Omer katıldı.

Açıklama metni Demokratik Özerk Meclisi Eşbaşkanları Hisen Heci Nefso ve Riham Hico tarafından Kürtçe ve Arapça dillerinde okundu.

Açıklanan proje ve demokratik özerk yönetim ilkeleri şöyle:

“Êzidîxan’ın Demokratik Özerklik Projesi

Êzidî toplumu olarak tarihin en eski kültürel ve inanç toplumuyuz. Biz Êzidîler tarih boyu inancımızdan dolayı katliamlarla yerimizden yurdumuzdan edilerek her türlü mağduriyeti yaşamış, büyük acılara maruz kalmış bir toplumuz. Kendimizi koruyabilmek ve var olmak için inanç kimliğimizin bizim açımızdan daha fazla öne çıkması bu anlamda anlaşılır olmalıdır. İnsanlığın ve Ortadoğu’nun en eski inancı olan Êzidîlik, tarih boyu fanatik dinci iktidarlar ve topluluklar tarafından soykırım düzeyinde katliamlara uğramıştır. Êzidî toplumu olarak bu soykırım saldırılarını ferman olarak tanımlamaktayız. Kürdistan ve Mezopotamya’nın her tarafında yaşayan Êzidîler, ferman olarak tanımladıkları fiziki ve inanç soykırımlarıyla yok oluşun eşiğine gelmişlerdir. Yüz binlercesi de Ermenistan, Rusya ve Avrupa’ya göç etmek zorunda kalmışlardır. Çoğunluğu Welatêşêx ve Şengal çevresinde olmak üzere gittikçe eriyen, yüz binlere düşen bir toplulukla 21. yüzyıla ulaşabilmişiz.

Yeni bir fermanın 21 yüzyıl gibi demokrasi, eşitlik ve özgürlük gibi değerlerin yükseldiğini sandığımız bir yüz yılda, biz Êzidîlerin başına gelmesi tüm insanlık adına utanç verici, onur kırıcı bir durum olduğu da açıktır.

İnsanlığın başına musalat olan DAİŞ barbarlığına ve faşizmine yine Êzidî toplumumuz maruz kalmıştır. 3 Ağustos 2014 günü Êzidî toplumumuza dönük gerçekleşen insanlık dışı, vahşi saldırı-73.ferman olarak da ifade ettiğimiz- tüm bu yaşananların en trajedili, acılı fermanlarındandı ve onarılması güç sonuçlara yol açtığı bilinmektedir.

Bu saldırılarda binlerce Êzidî katledilmiş, çoğu kadın ve çocuk binlercesi kaçırılmış, yüz binlercesi de Êzidîxan’ı var eden ana toprakları bırakmak zorunda kalarak dünyanın dört bir tarafına savrulmuşlardır. DAİŞ’in gerçekleştirdiği bu fermanla Êzidîler tarihten silinmekle karşı karşıya kalmıştır. Bu katliamlar öngörülebilir olduğu halde ne Irak devleti ne de Başurê Kurdîstan Bölge yönetimi tarafından tedbir alınmıştır.

Êzidîlere ait bir özyönetim ve öz savunma gücü olmadığından 2014 3 Ağustos’unda DAİŞ saldırdığında kısa sürede Êzidî köylerini işgal edip Şengal’e ulaşmıştır. Şengal içinde bulunan askeri güçler de DAİŞ saldırısına karşı direnmemiş, böylece yüz binlerce Êzidî, DAİŞ’in soykırım saldırısına terk edilmiştir. Tarihte yaşadıkları fermanlarda olduğu gibi kadınlar, çocuklar, gençler, yaşlılar yalın ayak, aç susuz kendilerini Şengal dağlarına vurmuşlardır. Êzidîlerin bu en zor zamanında 12 PKK’li fedai gerilla kendilerini insanlık dışı DAİŞ katil sürülerine siper etmiş, yine Rojava’dan YPG ve YPJ gerillaları yetişip insanlık koridoru açarak Êzidîleri büyük bir katliamdan ve soykırımdan kurtarmışlardır. Fermandan kurtarılan Êzidîlerin çoğunluğu Rojava, Başurê Kurdîstan ve Bakurê Kurdîstan’daki kamplara dağılırken, 15-20 bin civarındaki halkımız da kadın, çocuk ve yaşlılarla birlikte zor koşullarda Şengal dağlarında kalarak yaşamlarını sürdürmüştür. DAİŞ tehdidinin yanı sıra Şengal’in zor kış koşullarında binlerce ailenin Şengal dağında çadırlarda yaşamını sürdürmede ısrar etmeleri, Êzidî tarihi açısından çok önemli bir direniştir. Bu direniş halkımızın varlığını sürdürme kararlılığı olarak tarihe geçmiştir.

Şengal öz savunma gücü olarak örgütlenen YBŞ ve HPG gerillaları kış boyu DAİŞ’i Şengal dağlarına sokmamışlar, Şengal dağı ve çevresindeki birçok yerleşim yerini DAİŞ’ten kurtarmışlardır. 2015 sonbaharında YBŞ ve HPG gerillaları Şengal merkezinin DAİŞ’ten kurtarılmasında önemli bir rol oynamışlardır. Şengal’i DAİŞ’ten kurtarmak önemli olmakla birlikte toplum olarak bir daha fermanlara uğramamanın güvencesinin kendi öz savunmamız temelinde özyönetimimize kavuşarak özgür ve demokratik yaşamımızı geliştirmek olduğunun bilincine vardık. Bu temelde kendi öz örgütlenmelerimizi geliştirdik ve bu bizim en doğal hakkımızdı. Bu fermanla birlikte Êzidî toplumuna karşı sorumluluklarını yerine getirmemiş, fermana ve mağduriyetimize yol açmış güçlerin, Êzidîlerin bu hakkını kullanmasının önüne geçme yaklaşımının tarafımızdan anlaşılır ve kabul edilir bir yanı yoktur.

Toplumumuz üzerinde gerçekleşen bu fermandan sonra halen Êzidîleri eskisi gibi ele almak, iradesini tanımamak, Êzidîlerin yaşananlardan ders çıkartmadığını düşünmek Êzidîlere yapılan en büyük haksızlık ve saygısızlıktır. Ne yazık ki tüm yaşadıklarımız görmezden gelinerek bugün yine Şengal ve Êzidîler üzerinde tekrar hakim olma emelleri kendini ortaya koymaktadır. Êzidîlerin geliştirmek istedikleri öz yönetim alanlarından Xanesor’a 3 Mart 2017 günü saldırmaları hem de bunu Rojava’daki devrim kaçkını çetelerin eliyle yapmaları böyle bir zihniyetin sonucuydu. Xanesor DAİŞ’in elinde değildi, iki yıldı çocuklarımız tarafından DAİŞ çetelerinden temizlenmiş, savunulmuş ve halkın kendi örgütlenmelerinin geliştiği bir alandı. Bu saldırılarla istedikleri sonucu alamayınca bu defa Türkler saldırtılmıştır. Türk savaş uçakları ile Şengal’i bombalayarak bizi korkutmak, irademizi kırmak istediler. Tüm bu yaklaşımlar karşısında toplumumuzu teslim alamayacak, sindiremeyeceklerdir. Êzidîler ferman öncesi Êzidîleri değil, bunu herkesin anlaması gerekiyor. Egemenliğini bize dayatan, irademizi tanımayan hiçbir gücü kabul etmemiz beklenmemelidir. Bu güçlerin her türlü yönelimlerine karşı yılmayacağımızı, direneceğimizi belirtik. Bundan sonra da direneceğiz.

Şengal’e dönük güçlerin hakimiyet hesapları üzerinden DAİŞ’in elindeki geri kalan kıblet alanları geçmişte KDP tarafından kurtarılabilecekken kurtarılmamıştır. Bu durumda DAİŞ’le savaşan Haşdi Şabi yakın zamanda Şengal’in sınırlarına dayanmış ve Êzidî köylerine girmiştir. Bu durum Şengal’e hakim olmak isteyen güçler arasına Irak merkezi hükümetinin de yeniden dahil olmasını beraberinde getirmiştir. Êzidîler, yaşadıkları bu fermandan sonra öz savunmaları ve öz yönetimleri temelinde özerk bir yaşama kavuşmayı arzularken, yeniden Êzidîxan üzerinde bir hakimiyet kurma mücadelesinin yaşanmasıyla birlikte, demokratik özerkliğin Êzidîler için olmazsa olmaz kabilinden bir öneme sahip olduğu bir daha görülmüştür. DAİŞ saldırısında Êzidî toplumunu koruyamayanlar, DAİŞ yenilgiye uğratıldıktan sonra yeniden Êzidîxan üzerinde hakimiyet kurma emellerini açığa vurmuşlardır.

Biz Êzidîler için 2014 3 Ağustos fermanı bir dönüm noktasıdır. Artık halkımız kendi varlığını başka güçlerin insafına bırakmak niyetinde değildir. Bir daha soykırıma uğramamak için demokratik özerk yaşama kavuşmayı istemektedir.

Bunun için de Fermandan sadece beş ay sonra 14 Ocak 2015’te halkımız bu temelde bir konferansla meclis oluşumuna gitti ve irade beyan etti. Direnişi geliştirme, topraklarını özgürleştirme kararlılığı kadar; Şengal’i tekrar yaşam alanı haline dönüştürerek göç etmek zorunda kalanların yerlerine yurtlarına dönmelerini sağlama; kendi öz savunma, öz yönetim sistemlerini geliştirmenin kararlılığını ve iradesini bu konferansla dünyaya duyurdu. Şengal’i yeniden yaşam ve umut kaynağı haline getirmenin iradesini gösterdi.

Konferansın Şengal inşaa meclisi olarak açığa çıkardığı irade bu halkın, Şengal’in en meşru temsili ve iradesi olduğu tartışmasızdır. Çünkü bu insanlarımız ve meclisleri olarak Şengal’i bırakmadık, direndik. Bu halkın meclisi; merkezi ve bölgesel hükümetlerin hiçbir katkı ve desteği olmaksızın var olan yönetim boşluğunu tüm imkansızlık ve zorluklara rağmen doldurdu. 2 buçuk yıldır kendi öz sistemini kurma çabası içinde olan inşaa meclisi bu süre zarfında halkının ihtiyaç duyduğu birçok kurum ve örgütlemelere gitti. Tüm zorluklara rağmen inşaa mecllisi dağda kalan insanları için yaşam olanak ve imkanlarını yarattı. Halkın kendisini örgütlediği birçok kurum ve örgütlemelere gitti. Çocukları için eğitim ve okullardan tutalım, belediyesi, alan meclisleri, sağlık hizmeti, asayişi ve daha birçok kurum ve örgütlemeleriyle tüm engelemelere rağmen kendi kendisini yürüten öz yönetimi ve özerk sistemiyle Şengal’i yaşam alanına çevirdi.

Şengal inşaa meclisi sadece Şengal’de kalan Êzidîler için değil, göç eden Êzidîler için de umut oldu ve dönüşler için önemli bir rol oynadı. Binlerce aile Şengal’de geliştirilen bu zemin üzerinden tekrar yerine yurduna dönebildi.

Bugüne kadar bu meclis ağırlıklı olarak halkın yaşamsal ihtiyaçlarını karşılama, halkın kurumlarını inşaa etme ve savunma güçleriyle halkını savuma rolünü oynamıştır. Bundan sonra tüm bu görev ve sorumlulukların yanında halkımız kendi meclisinden Şengal’in özerklik temelinde statüsünü güvence altına almayı istemektedir.

Êzidî halkımız 14 Ocak 2015’ten bu yana kendileri hakkındaki kararların öz meclisleri tarafından alındığı, saldırılar karşısında kendini koruyacak öz savunmanın bu meclise bağlı olduğu özerk bir yaşam arzulamaktadır. Êzidîxan üzerindeki hakimiyet mücadelesini reddetmektedirler. Bu açıdan halkımızın olmazsa olmaz kabilinden gördüğü demokratik özerklik projesini her siyasi gücün, ilgili devletlerin, uluslararası güçlerin ve Kürt kamuoyunun takdirine sunuyoruz. Bu projenin gerekli katkılarla olgunlaştırılarak Êzidîxan’ın özgür ve demokratik yaşama kavuştuğu bir Demokratik Özerklik yapılanmasına tüm sorumlu güçlerin destek vermesini bekliyoruz

Demokratik Özerklik İçin Yol Haritası Ve Temel İlkeler

1-Birleşmiş Milletler denetiminde Êzidîxan özerklik komisyonunun kurulması; Irak, Kürdistan Bölge hükümeti, PKK ve Demokratik Kuzey Suriye Federasyonu temsilcilerinin bu komisyonda yer alması.

2- Bu komisyon gözetiminde mevcut Êzidî halk meclisinden delegelerin de içinde olduğu tüm Êzidî cemaatlerinin, Êzidî din adamlarının, kadın ve gençlik temsilcilerinin, Êzidîxan sınırları içinde yaşayan farklı inanç ve halk toplulukların temsilcilerinden oluşan yeterli sayıda bir Êzidîxan halk meclisine gidilmesi ve bu meclisin kurucu meclis gibi çalışması,

3- YBŞ ve farklı Êzidî cemaatlerin askeri güçlerinin ortak bir komutanlıkta birleştirilerek Êzidîxan’ın öz savunma gücünün oluşturulması ve bu savunma gücünün oluşturulan Êzidîxan halk meclisine bağlı olması,

4- Polis veya asayiş güçlerinin de Êzidîxan meclisi içinde oluşturulacak Yürütme Konseyi içinde Savunma Konseyi tarafından yönetilmesi,

5- Êzidîlerin Irak, Başurê Kurdîstan hükümeti, dış devletler, uluslararası kurumlar ve ilgili siyasi örgüt ve partilerle Êzidîxan’ın Demokratik Özerklik temelinde özgür ve demokratik yaşamını sağlayacak ilişkiler kurmak, bu temelde çalışmak için Meclis içinde oluşturulan bir diplomasi komitesinin Yürütme Konseyi’ne bağlı çalışması,

6- Êzidîxan meclisi içinde sağlık, eğitim, kültür, ekonomi, ticaret, adalet sistemi gibi alanlarda çalışmalar yürütecek yürütme konseylerinin kurulması. Bu çalışmaların sadece bu alanlarda çalışanlardan oluşturulan meclisler tarafından denetlenmesi,

7- Basın, Êzidîxan demokratik ilkeleri ve toplumsal değerleri temelinde bağımsız örgütlenir. Basınla ilgili sorunları basın çalışanlarından oluşmuş basın kurumları ya da meclisleri çözer. Êzidîxan meclisi eşit paylaştırılması koşuluyla her yıl bir bütçeyi basına ayırır,

8- Her şehir ve kasaba, yerel meclisler tarafından yönetilmelidir. Meclis bileşimi, bir kısmı genel ve eşit oya dayalı seçimle, bir kısmı da örgütlü demokratik kurumların demokratik temelde seçilmiş temsilcilerinden oluşur. Êzidîxan’ın genelini ilgilendirmeyen, kasabayı ilgilendiren tüm kararlar bu meclis tarafından alınır. Her şehrin ve kasabanın işleri meclisler içinden çıkan yürütme konseyleri tarafından yürütülür,

9- Her görüşten siyasi düşünce ve örgütlenme özgürce örgütlenir ve bu örgütlenmeler meclisler ve yürütme konseylerinin güvencesi altında olur. Farklı siyasi düşünce ve örgütlenmeler üzerindeki her baskı suç kapsamına girer,

10- Tüm çalışma alanlarında kadının özgün örgütlenmesi sağlanır; sadece kadınları ilgilendiren konularda kadının kendi örgütlenmeleri ve kadın meclisleri tarafından karara bağlanır,

11- Tüm meclislerde ve komünlerde en az yüzde 40 kadın kotası uygulanır. Gençler de meclislerde en az yüzde 15 kota ile temsil edilir,

12- Êzidîxan meclisinde Êzidî din adamlarına yeterli kota ayrılır. Bu kota da öngörülen seçim sistemiyle meclise taşınır,

13- Êzidîxan halk meclisi kurucu meclis rolü oynadıktan sonra seçim kanununa göre yapılan seçimlerle yenilenir,

14- Hem Êzidîxan hem şehir ve kasaba meclislerinin üyeleri yüzde 65’i genel oyla, yüzde 35’i de örgütlü toplulukların demokratik seçimle belirlenmiş temsilcilerden oluşturulur,

15- Êzidîxan halk meclisi, kurucu rolü oynadıktan sonra Êzidîxan’da oluşacak demokratik özerkliğin Irak merkezi ve Başurê Kurdîstan’la ilişkilerinin nasıl olacağı Êzidîxan özerklik komisyonunun ilgili güçlerle yapacağı müzakerelerle belirlenir. Eğer müzakerelerde bir anlaşma olmazsa Êzidîxan’ın Irak merkezi yönetimine mi, Başurê Kurdîstan Federasyonuna mı bağlı olacağı ya da kendisi için üçüncü bir yol mu öngöreceği demokratik bir referandumla belirlenir,

16- Êzidîxan’ın özerk yapılanmasının ilgili hükümetlerle ilişkisinin nasıl olacağı tespiti yapıldıktan sonra, Êzidîxan’da oluşan demokratik özerkliğin özüne dokunmadan siyasal ve toplumsal yaşamın ilkelerinin Irak geneli ve Başurê Kurdîstan Federasyonuyla çelişmeyi önleyecek değişikliklerle uyumlu hale getirilir,

17- Doğrudan Êzidîxan’ı ilgilendiren konular dışında kalan Irak’ın genelini ilgilendiren savunma, diplomasi ve ekonomi vb. faaliyetler konusunda Irak ve Başurê Kurdîstan anayasa ve yasaları çerçevesinde hareket edilir. Ancak genel diplomasi yapılan dış elçiliklerde Êzidîxan’ın kültürünün ve yaşamının tanıtılması açısından bir Êzidî kültür ataşesine yer verilir,

18- Êzidîxan’ın yukarıda belirtilen ilkeler temelinde özerkliğine Irak anayasası ve Başurê Kurdîstan yasalarında yer verilir,

19- Êzidîler, tarihin insanlığa bıraktığı bir mirastır. Bu açıdan Êzidîxan’ın özerkliği sadece Irak anayasası temelinde güvenceye kavuşmamalı; aynı zamanda Birleşmiş Milletlerin güvencesinde de olmalıdır. Birleşmiş Milletler denetimindeki Êzidîxan özerklik komisyonunun Demokratik Özerklik kabul edilip pratikleşmeye geçene kadar varlığını sürdürür,

20- Özerkliği kurumlaştırma sürecinde şu anda Êzidîxan’da bulunan askeri güçler dışında dışarıdan yeni askeri güçlerin getirilmemesi. Yukarıda belirtilen çerçevede demokratik özerkliğin tüm taraflarca kabul edildiğinin açıklanmasıyla birlikte Êzidîxan meclisine bağlı olmayan tüm askeri güçlerin Êzidîxan’dan çekilmesi,

21- Êzidîlere yönelik gerçekleşen 73. Fermanın uluslararası alanda jenosid olarak kabul edilmesi, bunun için de BM gözetiminde gerçekleşecek olan Êzidxan özerklik komisyonun üzerine düşen görev ve sorumluluğunu yapması,

22- Êzidxan özerklik komisyonu tarafından Şengal’de bağımsız bir mahkemenin kurulması, Fermanda kötü rol oynamış, Êzidilerin kanına eli bulaşmış kişilerin yargılanması ve cezalandırılması,

23-26 Ekim 2016 Avrupa Parlementosun’da Iraklı Êzidî, Türkmen ve Hristiyanlar arasında gerçekleşen protokol için Êzidxan özerklik komisyonun destek vermesi.”

GÜNCEL HABERLER

Avrupa Yatırım Bankası Türkiye’ye kredileri kesti

AleviNet

Published

on

Alman gazetesi Frankfurter Allgemeine Zeitung’un (FAZ) kurum içi kaynaklara dayandırdığı haberine göre Avrupa Yatırım Yatırım Bankası (AYB), Türkiye ile planlanan yeni kredilerin neredeyse tamamını askıya aldı. Haberde kurum içi yetkililerin “Türk siyaseti değişmediği sürece sıfıra doğru gidiyoruz” ifadesine yer verildi.

AYB’nin bu yıl içinde Türkiye ile bağlantılı kredilerde hiçbir olumlu karar almadığının aktarıldığı haberde, Mayıs ayında sadece daha önce izni verilen 67 milyon euroluk bir kanalizasyon projesine imza atıldığı belirtildi.

Haberde AYB’nin normal koşullarda Türkiye’ye farklı projeler için yılda ortalama 1,5 milyar euro kredi aktardığı, hatta 2016 yılında bu rakamın 2,2 milyar euroya çıktığı, ancak bu yıl ise Türkiye için 100 milyon eurodan az kredi beklendiği vurgulandı.

AYB’nin aslında Temmuz 2016’daki darbe girişiminden sonra Türk hükümetinin OHAL sırasındaki baskıcı politikaları nedeniyle Türkiye’ye kredi desteğini kıstığı belirtilen haberde, Türkiye’ye 2017 yılında 500 milyon euro, 2018 yılında da yaklaşık 390 milyon euro kredi verildiği kaydedildi.

Avrupa’da ekonomik yaptırım talepleri

Avrupa ülkelerinde Suriye’nin kuzeyinde düzenlediği operasyon nedeniyle Türkiye’ye karşı ekonomik yaptırım uygulanması yönünde talepler var. FAZ’in haberinde Hollanda parlamentosunun hükümetten Avrupa Birliği düzleminde Türkiye’ye karşı ekonomik yaptırım uygulanması için çağrıda bulunduğuna işaret edilerek alınan parlamento kararında Avrupa Yatırım Bankası’nın Türkiye’ye hiçbir kredi vermemesi talep edildiğine de dikkat çekildi.

Almanya’da da 2017 yılında olduğu gibi Türkiye ile iş yapan Alman şirketlerine güvence olarak verilen Hermes kredilerinin kesilmesi tartışılıyor. Hermes kredileri, Alman hükümeti tarafından ülke dışında ticaret yapan Alman şirketlerine güvence amaçlı sağlanıyor.

Reuters,FAZ/HS,JD

© Deutsche Welle Türkçe

Continue Reading

GÜNCEL HABERLER

Mezopotamya İnançlar Platformu: Barbarlara karşı Brüksel’e!

AleviNet

Published

on

Mezopotamya İnançlar Platformu, Türk devletinin Rojava’ya dönük işgalci saldırılarına ilişkin bugün yazılı açıklama yaptı.

‘BU BARBARLARI DURDURMALIYIZ’

Açıklamada, “İnsanlığını ve vicdanını yitirmemiş her şahıs, Rojava’daki katliamın durdurulması için çalışmalıdır. Bu katliam ve vahşeti uygulayan barbar Turan devleti, onun baş çetesi Erdoğan ve ona biat etmiş çetelerini durdurmak zorundayız. Dinlerin ve milletlerin bahçesi olan Kürdistan’ı kan deryasına çeviren bu barbarları bertaraf etmek için, dindarlar olarak sorumluluklarımızı yerine getirmeliyiz” denildi.

“Bu vahşet ve barbarlık durdurulmalı, aksi durumda dinler, mezhepler bu çeteler ve onlara destek sunan zalimlerin eli ile yok olacaklardır” uyarısında bulunan Mezopotamya İnançlar Platformu, şu çağrıyı da yaptı:

“Bu vahşeti durdurmak için yarın (Çarşamba) Brüksel’de yapılacak olan protesto eylemine herkesin katılması çağrısını yapıyoruz.

İnsanlık için herkes Rojava’ya sahip çıkmalı. Gün, bu barbarlığı durdurma, insanlığa sahip çıkma günüdür.”

Continue Reading

GÜNCEL HABERLER

Altan: İşgal AKP’nin çöküşüyle alakalı

AleviNet

Published

on

Hava Kuvvetleri’nden emekli pilot Bahadır Altan, Türkiye’nin Rojava’yı işgal girişimini ANF’ye değerlendirdi. Bu işgal girişiminin AKP’nin ülke içindeki çöküşüyle bire bir alakalı olduğunu vurgulayan Altan, 7 Haziran seçimlerinde iktidarı kaybeden AKP’nin nasıl çözüm sürecini bitirip savaş çıkarttıysa, şimdi de iktidarını korumak için aynı taktiği uyguladığını belirtti. Yarattığı kaos ortamlarıyla tek adam rejimine giden AKP’nin, özellikle 15 Temmuz sonrası Kürtler başta olmak üzere diğer kesimler üzerindeki baskılarını artırdığını hatırlatan Altan, 23 Haziran’da da muhalefetin bir araya gelmesiyle yerel seçimleri kaybeden iktidarın tekrar savaşa giriştiğini söyledi.

Bu taktiğin Mussolini’nin de taktiği olduğunu belirten Altan, İtalya’da ekonomi çok kötüye giderken savaş çıkardığını bizzat kendi ağzıyla itiraf ettiğini anımsattı. AKP’nin savaş ilan ettiği Kuzey ve Doğu Suriye’nin sahibinin ne Türkiye, ne de Amerika olduğunu hatırlatan Altan, “O toprakların bir sahibi var” vurgusunda bulundu.

Ateşkese rağmen bölgeden saldırı, çatışma ve sivil ölüm haberlerinin gelmesinin ateşkes maddelerinin net olmamasından kaynaklandığını belirten Altan, “Karşı tarafın katılmadığı görüşmelerle bölgeye dolaylı müdahil olan Türkiye ve ABD’nin anlaşması zaten ateşkes getirmeyeceği gibi barışı hiç getirmez. Orada barışı getirecek adım, ancak o toprağın sahipleriyle görüşerek mümkün. En başta bölgeyi IŞİD’e karşı savunan Demokratik Suriye Güçleri ve Suriye rejimi ile görüşerek kalıcı bir ateşkes sağlanabilir, barış gelebilir” dedi.

‘ESAS SAVAŞ SUÇU CİHATÇI ÇETELERİ BÖLGEYE SALDIRTMAK!’

Savaş ve insanlık suçları işlendiğine dair gelen enformasyonlara da değinen Altan, burada işlenen esas savaş suçunun cihatçı çeteleri ‘Suriye Milli Ordusu’ adı altında tekrar örgütleyip bölgeye saldırtmak olduğunu vurguladı. “Komşu ülkeye işlenmiş bundan daha büyük savaş suçu olabilir mi?” diyen Altan, Suriye’nin bölünmesi için savaşan cihatçı çeteleri silahlandırıp eğitip “milli” diyerek oraya göndermenin büyük bir suç olduğunun altını çizdi.

Bu cihatçı çetelere “milli ordu” ismini veren AKP’nin aslında niyetini de açık ettiğini vurgulayan Altan, “Siz Suriye’ye karşı IŞİD’vari çetelerden kopup gelen grupları milli deyip saldırtıyorsanız demek ki o ülkenin toprak bütünlüğünü de tanımıyorsunuz demektir. O nedenle bu bir savaş ve işgal” diye konuştu.

‘TESLİM EDİLEN IŞİD’LİLER GELECEKTE KAOS YARATACAK!’

Cezaevlerindeki IŞİD’lilerin Türkiye’ye teslim edilmesinin de gelecekte büyük bir kaos yaratacağı uyarısında bulunan Altan, ülkede göz göre göre katliamların yaşandığını anımsatarak, “Dün Diyarbakır, Suruç, Ankara ve birçok katliama göz yumanlar yarın bu çetecilerle nasıl bir ittifaka girecekler acaba? Bunları daha önce yaptıkları gibi içeride de mi kullanacaklar ? Benim en büyük endişem budur” dedi.

İktidarın bu savaşta diğer bir amacının, Türkiye’ye teslim edilen IŞİD’çileri Suriye Milli Ordu şemsiyesi altında örgütleyip kullanmak olduğunu belirten Altan, olacak her türlü olumsuzluktan savaşa destek veren CHP ve anti-emperyalizm adı altında yapılanları alkışlayan diğer kesimlerin de sorumlu olacağını vurguladı.

AKP’nin bir eliyle rabia, diğer eliyle kurt işareti yapan kendi ordusunu kurduğuna işaret eden Altan, bu ordunun Türkiye’nin neye dönüştüğünün açık ifadesi olduğunu belirtti. Ordunun Atatürkçü, laik zeminini kaybettiğini vurgulayan Altan, “AKP iktidarı tarafından ordu ÖSO gibi silahlı bir birliğe dönüştürülmeye çalışılıyor. Tamamen İslami motiflerle bezenmiş bir ordu bu. Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin ordusu hiçbir zaman böyle bir hale düşmedi; aynı şekilde polis de artık tamamen siyasi bir partinin silahlı gücü olmuştur” diye konuştu.

‘SANA BANA DÜŞMAN BİR KAFA BU’

Altan, devletin 1990’larda işlenen Bahriye Üçok, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı gibi birçok siyasi cinayetlerle, faili meçhullerle taşları döşeyerek AKP rejimine zemin hazırladığını belirtti. O dönemde ordu, polis, devlet içinde buna karşı kadrolar varken bugün hepsinin tasfiye edildiğine dikkat çeken Altan, şöyle konuştu: “Bugün Harp Okulları gibi ordunun eğitim kurumları tarikatların elinde. Gelinen noktada Türk-İslam sentezi gerici sistemi devletin bütün kurumlarına yerleşmiş durumda. Bir eliyle bozkurt, bir eliyle rabia işareti yapan, sana bana, özgürlüklere, kadınlara , laik kesimlere de düşman olan, şeriatçı kurallara göre kafası şekillenmiş kişiler bunlar. Suruç, 10 Ekim gibi katliamları önlemeyen, önünü açan bir kafa bu. Şimdi de aynı tehlike IŞİD ile beraber kapıda.”

Bu savaşın AKP iktidarı dışında Türkiye’deki hiçbir kesimin çıkarına olmadığını kaydeden Altan, dünyanın gördüğünü içeride de uzun süre saklayamayacaklarını, halkın eninde sonunda gerçekleri göreceğini ve AKP’nin de bu savaşın bedelini iktidarını kaybederek ödeyeceğini vurguladı.

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI