Connect with us

.

GÜNCEL HABERLER

PKK, MİT görüşmeleri kitap oldu: Hakan Fidan, Sabri Ok’tan ne istedi?

AleviNet

Published

on

AKP hükümetinin PKK ile görüşmelerine ilişkin daha önce Oslo’da yapılan toplantının ses kaydı sızdırılmıştı. Oslo’daki görüşmelerin içeriği günlerce konuşulmuştu. “Çözüm süreci”ndeyken HDP’nin İmralı’da tuttuğu notlar da Avrupa’da kitap olarak yayımlanmıştı. Kitapta HDP ve devlet heyetinin İmralı’da Abdullah Öcalan’la görüşmelerindeki birçok ayrıntıya ve isme yer verilmişti. 

Bu sefer ise PKK’ye yakınlığıyla bilinen Fırat Haber Ajansı yazarlarından Amed Dicle’nin “2005- 2015 yılları arasındaki ‘Türkiye-PKK’ görüşmeleri” isimli kitabı çıktı. Avrupa’da satışa çıkan kitapta “Çözüm süreci”nde MİT’in, dönemin Başbakanı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın onayıyla PKK yöneticileri ile nasıl görüştüğü, kararların nasıl alındığı ve görüşmelerin nasıl bitirildiği anlatıldı. Görüşmelerde Oslo ve Kandil’deki görüşmelerin ayrıntıları yer aldı.

İşte “2005- 2015 yılları arasındaki ‘Türkiye-PKK’ görüşmeleri” kitabından bölümler:

NORVEÇLİ SİYASETÇİ ERDOĞAN’DAN OLUMLU SİNYAL ALDI VE MİT PKK İLE BİRARAYA GELDİ

Odatv’den Süheyla Kaplan’ın haber şöyle: “Resmi belgelerde geçen bilgiye göre Avrupa’daki uluslararası bir toplantıda Erdoğan ile (Dönemin Başbakanı- 2005) bir araya gelen eski bir Norveç Başbakanı Kürt hareketi ve Türkiye arasındaki sorunun çözümü için insiyatif almak istediklerini söyledi ve kendilerinin bu konuda ne düşündüğünü sordu.

Erdoğan, önceki girişimlerden söz etmeyerek, böyle bir girişimin olumlu olacağını belirtti. Erdoğan, daha sonra Norveç Dışişleri Bakanlığı ve Meclis Başkanlığı da yapan muhatabını dönemin MİT Müsteşarı Emre Taner’e yönlendirdi.

Norveçli siyasetçi Erdoğan’dan ‘olumlu sinyal aldı’ ve PKK Avrupa yönetimiyle görüşerek aynı talepte bulundu. Bunun üzerine Norveçli aracılar Kandil’e giderek Murat Karayılan ve Duran Kalkan ile bir görüşme gerçekleştirdi.

Norveç heyeti Emre Taner ile iki defa görüşüp PKK’lı muhataplarını konu hakkında bilgilendirdi ve bu diyalog böylece devam etti. (S. 26- 27)”

AHMET TÜRK VE EMRE TANER GÖRÜŞMESİ SONRASI KANDİL’E MESAJ GÖNDERİLDİ

“AKP hala devlete yerleşememişti, bu nedenle hem PKK’yı hem de devleti idare etmesi gerekiyordu. Ankara’daki DTP Genel Merkezi’ne giden Mam Cemal’in özel temsilcisi, Emre Taner’in görüşme talebini iletti. Talabani, ‘Kürt tarafının bu görüşmeye önem vermesini’ rica etmişti. Ahmet Türk partinin dar yönetimiyle konuyu görüştükten sonra talebi kabul etti. Bunun üzerine bir genel başkan yardımcısını da yanına alarak, belirlenen tarihte Ankara’da Emre Taner ile görüştü.

Taner görüşmede, ‘4-5 ay cenaze gelmesin yeter. Biz bu süreç zarfında bir girişim başlatacağız, bu sorun çözülür. Şu an çatışma olduğu için bir şey yapamıyoruz. Onun için PKK’nın ateşkes ilan etmesi lazım. Siz bu konuda inisiyatif alın’ derken, Ahmet Türk ve arkadaşlarının bu talebi desteklemesi ve Öcalan’a bir mektup göndermelerini istedi. Türk, bu görüşmelerin içeriğini Kandil’e ileteceklerini söyledi. (S. 37)”

GÖRÜŞMELER MGK’DA ELE ALINMIŞ

“Emre Taner’in Ankara’da Sabri Ok (PKK’nın Türkiye Temsilcisi) ve DTP yönetimi ile 5-6 defa görüştüğü kuşkusuz askerler tarafından da biliniyordu. Çünkü Taner, görüşmelerin MGK’da ele alındığı ve ateşkesin ‘çözüm isteyen kanadın elini güçlendireceğini’ söylemişti.

Taner, ateşkes ilan edilirse askerin olumlu yaklaşacağını söylüyor ve hatta İlker Başbuğ ile bir diyaloğunu şöyle aktarmıştı: ‘Geçenlerde bir toplantı vesilesiyle koridorda İlker Paşa ile karşılaştım. Bana hani ateşkes ilan edeceklerdi’ diye sordu. (S. 48)”

EMRE TANER ERDOĞAN’A ‘KORKAK’ DEDİ

“Görüşmede Sabri Ok, Ahmet Türk ve Aysel Tuğluk bulunuyor. Ok, zamanın ilerlediğini, ateşkesin devam ettiğini, ama devletin gereken adımları atmadığını belirtti.

Ahmet Türk ‘Biz iyi niyetli devreye girdik. Sorun çözülsün istiyoruz. Başkanı (Öcalan’ı) bu şekilde bilgilendirdik ve neredeyse kefil olduk. Şimdi aldatıldığımızı düşünüyorum. Bunun vebalı çok ağır olur’ mealinde bir değerlendirme yapınca Taner, ‘Ne yapayım, bizim o kadar korkak bir başbakanımız (Erdoğan) var ki, Ankara’nın üzerinden uçaklar 10 bin metreden uçunca o eğiliyor, korkudan eğiliyor’ cevabını veriyor.

Sonuçta, Türk tarafının masada sunduğu bir çözüm perspektifi ve yol haritasını Emre Taner şu cümleler ile özetledi: ‘Hükümet (AKP) kararlı değil, ürküyor, korkuyor.’ (S. 49)”

KÜRT SORUNUN ÇÖZÜMÜNDE HÜKÜMET KANADINDA İKİ FARKLI EĞİLİM OLUŞTU

“3 Temmuz 2008’de Cenevre’de aracı kurumun merkezinde Kürt ve Türk taraflarının katılımıyla yapılan toplantıda sürecin devam etmesi üzerine prensip anlaşmasına varılmış ama nasıl ve hangi formatta devam edileceğine ilişkin bir karar verilmemişti. Aracı kurumun temsilcilerinin edindikleri izlenim şöyleydi: ‘Hükümet ve devlet içerisinde sorunun siyasal yöntemlerle çözülmesini isteyen bir kesim var. Bu ekip hükümet ve bürokraside etkili. Ancak şiddet yöntemini esas alan ekip de var ve bu ekip daha güçlü. Erdoğan ise her iki ekiple aynı mesafede ama daha çok savaş yöntemini benimseyen ekibe yakın.’

Ankara’dan farklı aracılar üzerinden Kandil’e giden bazı mesajlarda siyasi çözümden yana bir ekibin varlığından bahsediliyor. Bu ekibi hükümette Beşir Atalay, Sadullah Ergin, Ahmet Davutoğlu, Nihat Ergun MİT’te ise Emre Taner ve ekibinin temsil etiği belirtiliyor. (S. 69)”

EMRE TANER BİZZAT KANDİL’E GİDEREK PKK YÖNETİMİ İLE GÖRÜŞMEK İSTEDİ

“2008 yaz ayları. Aracı kurumun Kandil, Ankara ve Brüksel arasında gidip geldiği süreçler. Kurum, tarafları biraraya getirmek için uğraşırken, Ankara başka bir mekanizmayı devreye koyuyor ve PKK yönetimi ile doğrudan görüşmek istiyor.

MİT Müsteşarı Emre Taner, bu girişimi başlatmak üzere özel bir uçakla Irak’ın başkenti Bağdat’a giderek dönemin Irak Cumhurbaşkanı ve YNK Genel Sekreteri Celal Talabani ile biraraya geliyor. Mam Celal, bir sonraki gün görüşmenin içeriğini bir mektupla Murat Karayılan’a iletiyor. Talabani, güvendiği bir danışmanını Kandil’e, Karayılan’a gönderiyor ve cevabını bekliyor. Mesaja göre ‘Taner, bizzat Kandil’e gelerek PKK yönetimi ile görüşmek istiyor. Mam Celal mesajda şöyle diyor: ‘Emre Taner gelsin, görüşün. Onun yanında YNK merkezinden birini de gönderirim. Güvenliği sağlanır. Doğrudan böyle bir mekanizma kuralım.’

PKK yönetimi bu öneriyi reddediyor. PKK, İmralı’da esaret altında tutulan Öcalan’ı yadsıyan, onu atlatarak hareket merkeziyle konuşmak isteyen girişimlere mesafeli durmayı esas alıyor. (S. 79)”

GÖRÜŞMEYE KATILANLARIN KİMLİKLERİ

“Türk heyeti, kadın bir MİT Müsteşar Yardımcısı tarafından temsil ediliyor. 1 Kasım 2007’de Emre Taner tarafından Brüksel’deki görüşmede ‘Ayla Hanım’ olarak tanıtılan kadın temsilciye, aracı kurumun temsilcileri tarafından da ‘Bayan Güneş’ diye hitap ediliyor. Daha sonraki görüşmelerde Hakan Fidan’ın ‘Afet Hanım’ demesiyle, gerçek isminin Afet Güneş olduğu anlaşılıyor.

Değerlendirmelerden anlaşıldığı kadarıyla Afet Güneş, MİT’teki kariyerini Kürtler ile ilgili çalışarak elde etmiş bir Karadenizli ve Siyasal Bilgiler Fakültesinde okurken de MİT ajanı olarak okula kaydedilmiştir.

Türk heyetinde yer alan ‘Ozan’ kod isimli kişinin gerçek kimliği bilinmiyor. Ancak 9 Ocak 2013’te Paris’te katledilen Sakine Cansız, Leyla Şaylemez ve Fidan Doğan’ın katili tetikçi Ömer Güney ile cinayeti planlayan MİT yetkilisi olduğu anlaşılıyor. (S. 88)”

MİT MÜSTEŞAR YARDIMCISI AFET GÜNEŞ ve MİT MÜSTEŞARI TANER ÖCALAN İLE GÖRÜŞTÜ

“Oslo 2 Görüşmesi: Görüşmenin takvimi 12, 13 ve 14 Mart 2009 olarak belirlenmiştir. PKK heyeti Hewler üzeri Viyana aktarmalı Oslo’ya ulaşmış, burada devlet tarafından karşılanmış ve görüşmelerin yapıldığı otele götürülmüş. Güneş, PKK yetkililerine Emre Taner ile birlikte İmralı’ya gittiklerini ve Öcalan’la görüştüklerini anlatıyor. ‘Zaten sizin de talebiniz vardı. Biz İmralı’da Sayın Öcalan’la görüştük ve bu görüşmelerimiz hakkında kendisini bilgilendirdik. Sizin heyetinizde yer alan kişilerin isimlerini de ilettik. Kendisinin sizlere selamları vardı. Sağlık durumu iyi. Sayın Öcalan’ın bu görüşmelerden haberi var. Eğer isterseniz biz sizin söyleyeceklerinizi kendisine, kendisinin size yazacaklarını iletebiliriz.’

Bu durum üzerine PKK heyeti, başlangıç itibariyle Öcalan’a bir mesaj yazmak istediğini ve görüşmeler hakkındaki görüşlerini daha sonra kapsamlı bir mektupla ileteceğini aktarıyor. (S. 103)”

FEHMİ KORU KANDİL’E GİTMEK İSTEDİ

“Bu süreç zarfında Kürt tarafı Öcalan’a aktarılmak üzere yoğun toplantılar yapıyordu. Kamuoyu Oslo görüşmelerinden haberdar olmasa da tarafların yaptığı açıklamalar topluma umut veriyordu. Kandil’e gönderilen bazı gazetecilerle Murat Karayılan’ın görüşmelerinin medyada tartışılmasına zemin sunuldu. Hasan Cemal Kandil’e gidip döndükten sonra Çankaya Köşkü’nde Abdullah Gül ve devlet cenahına izlenimlerini aktardı. Bu süreçlerde Kandil’e gitmek isteyen bir gazeteci de Fehmi Koru’dur. Abdullah Gül’ün yakın arkadaşı Fehmi Koru, Kandil’e gitmek için Ankara’nın onayını alır. Ancak randevu günü Erbil’den Ankara’ya geri döner. Koru, Karayılan’a kısa bir mektup yazarak ‘Sözleştiğimiz gibi randevuma gelemiyorum. Tayyip Bey, acilen geri dönmemi istiyor. Randevuma gelemediğim için özür dilerim’ açıklamasında bulunuyor. (S. 115)”

HAKAN FİDAN: BDP’Yİ RAHAT BIRAKIN, KENDİ KENDİLERİNİ YÖNETSİNLER

“27 Şubat 2010’daki Brüksel görüşmesinde legal Kürt siyaseti ile PKK’nın ilİşkileri de ele alındı. Hala görevde olan MİT Müsteşarı Hakan Fidan, Sabri Ok’a ‘Siz BDP’yi rahat bırakmıyorsunuz, çok müdahale ediyorsunuz, bıraksanız demokratik siyaset yaparlar. Kendi kendilerini yönetirler’ diyerek eleştiride bulundu. Görüşmelerin devamında Fidan, Ok’un BDP’yi destek sunmak için ikna etme ‘ricasında’ bulunuyor. ‘Hükümet Meclis’deki görüşmelerde bazı değişiklikleri geçirme noktasında zorlanıyor. Kritik bir mesele var. Bir konu oylanacak. Siz böyle hemen BDP’lilere bilgi verirseniz, yani olumlu yönde oy kullansalar iyi olur.’ (S. 131)”

YENİ GÖREVE ATANAN MİT MÜSTEŞARI HAKAN FİDAN: 6 AY SÜRE TANIYIN

“Oslo 6 görüşmesi 2-3 Mayıs 2010. Hakan Fidan bu görüşmeye gelirken MİT Müsteşar Yardımcısıdır ve 20 gün sonra resmen müsteşarlık görevini devralacaktı. Fidan’ın bu görüşmedeki temel beklentisi PKK’nın kendisine 6 ay süre tanımasıdır. ‘Yeni göreve başlıyorum, sizden ricam 6 ay süre tanıyın. Böyle bir şey yaparsanız elimi güçlendirmiş olursunuz. Siz Ecevit’e, diğer hükümetlere hep süre verdiniz. Eğer bana bu şansı verirseniz rolümü oynayabilirim.’ (S. 133)”

OSLO’YA GELEN MİT YÖNETİCİLERİ Mİ KATLİAMI PLANLADI

“Sakine Cansız hiçbir zaman Oslo görüşmelerine katılmadı. Bunu en iyi MİT yöneticileri biliyor. Ses kayıtlarında Ömer Güney’le cinayeti planlayan kişinin 2 Temmuz 2008’de Cenevre’de yapılan ilk görüşme ile 5 Temmuz 2011’de Oslo’da yapılan son görüşmeye kadar tüm görüşmelerde hazır bulunan ‘Ozan’ kod adlı MİT yöneticisi olduğu konuşuluyor. Öcalan, bu katliamı yapan Gladyo ekibinin, katledilecek PKK’lı yöneticilerin listesini Başbakan Erdoğan’a sunduğunu da ifade ediyor.

Fransız savcının yazdığı iddianamede, tetikçinin MİT bağlantılı olduğunu yazdı. Hakan Fidan, cinayetten sonra Abdullah Öcalan ile yaptığı görüşmede, cinayetin MİT bünyesinde olduğunu itiraf etti ama kendisinin bilgisi dışında geliştiğini savundu.

Devletin, PKK ile görüşmelere gönderdiği üst düzey bir MİT yöneticisinin (ki Brüksel ve Oslo’da Fidan’ın PKK’lilerle yaptığı tüm görüşmelerde ‘Ozan’ yanında bulunuyordu) müsteşar ve hükümete bilgi vermeden böyle bir cinayeti planlaması mümkün değildi. Cemil Bayık ve diğer tüm PKK yöneticileri, bu katliamın Erdoğan ve Hakan Fidan’ın onayıyla yapıldığını defalarca açıkladı. Ancak muhatapları, bu açıklamaları reddedecek tek kelime etmedi. (S. 174)”

DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI: YPG’NİN BİZE YARDIMCI OLMASINI İSTİYORUZ

“Operasyonlar için (Süleyman Şah operasyonu) taraflar ortak karar alır. Türk tarafı bölgede konumlanan IŞİD gruplarının uçakla ve toplarla vurulacağını söyler ve bunun için YPG’den koordinat istenir. YPG’nin verdiği koordinatların hiçbiri Türk uçakları tarafından bombalanmaz, top atışı yapılamaz.

Dolmabahçede’ki toplantıda Türkiye adına Feridun Sinirlioğlu ve beraberindeki heyet hazır bulundu. Rojava ise Salih Müslim ve diğer yönetici tarafından temsil ediliyordu.

Feridun Sinirlioğlu burada şu mesajı veriyor. IŞİD orayı (Süleyman Şah türbesi) bize karşı koz olarak kullanıyor. Türbeyi taşımak istiyoruz. Taşıdıktan sonra orayı patlatacağız. Türbeyi Kobane topraklarına taşımak istiyoruz. Orada iktidar olan sizsiniz ve sizin yardımınızla bunu yapmak istiyoruz.

Rojava tarafı ise olayın askeri boyutu olduğunu ve bunu YPG ile konuşmak zorunda kaldıklarını aktarır. Bunun üzerine Sinirlioğlu ‘YPG’nin bize yardımcı olmasını istiyoruz’ talebini tekrarlar. ( S. 192)”

Kitabı Amed Dicle şöyle özetliyor: “Görüşmeler, çözümü değil, çözümsüzlüğü derinleştirdi. Çözüm zemini olmadan çözüm varmış gibi yapılmış ve sonuçları ağır olmuştur. İçerde ve dışarda çözüm kendini dayattıkça AKP çözüm istiyormuş gibi yapmış ve hemen ardından savaş başlamıştır. Bu nedenle yaşanan süreçlere çözüm süreci değil, çözüm operasyon süreçleri demek daha doğru olacaktır.”

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GÜNCEL HABERLER

Türkiye’de KHK’lılar: Bize vebalı muamelesi yapıyorlar

AleviNet

Published

on

Türkiye’de 15 Temmuz 2016’da düzenlenen darbe girişiminden geriye soruşturmalar, binlerce tutuklama, kapatılan kurum, vakıf ve medya kuruluşlarıyla kamudaki görevlerinden Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilmiş 134 bin kişi kaldı.

Bu kişilere bir de kapatılan özel okullardaki görevlerini kaybederek çalışma izinleri elinden alınan 20 bin öğretmen ekleniyor.

Tüm bu kişilerin en önemli ortak özelliği, hiçbir sağlık güvencelerinin olmaması. Üstelik haklarını kaybedenlerin sayısı, eşler ve çocukların da etkilenmesiyle katlanarak artıyor. Bu sayının toplumsal maliyeti ise oldukça ağır.

“21. yüzyılda bize, vebalı muamelesi yapıyorlar. Biz yokmuşuz gibi davranıyorlar. İnsanlar kafalarını kuma gömdü” diyor doktor Zehra Doğramacıoğlu.

Tekirdağ Çorlu’da yaşayan ve iki farklı kanser türüne karşı mücadele eden KHK’lı doktor, son dört yıldır yaşadıklarını DW Türkçe’ye bu sözlerle özetliyor. 2015 yılında meme kanseri teşhisi konan Doğramacıoğlu, darbe girişimi öncesi farklı devlet hastanelerinde çalışmış 20 yıllık bir doktordu.

KHK ile ihraç edilen doktor Zehra Doğramacıoğlu ve kızı

KHK ile ihraç edilen doktor Zehra Doğramacıoğlu ve kızı

15 Temmuz sonrası kendisi gibi doktor olan eşiyle birlikte ilk ihraç edilen kamu çalışanları arasında yer alıyorlar. Ardından aynı yılın Kasım ayında da bir grup sağlık çalışanıyla birlikte Derya Sağlık Derneği’ne üye oldukları gerekçesiyle gözaltına alındıklarını söylüyor.

“Ev almak için yatırdığım paradan yargılanıyorum”

Kanser tedavisi nedeniyle gözaltındayken hep yatmak zorunda olduğunu söyleyen Doğramacıoğlu, kendisinin bu nedenle bir gün, eşinin ise ilk aşamada yedi gün gözaltında tutulduğunu anlatıyor. Ancak gözaltı ve daha sonra eşinin bir yıl cezaevinde kalmasının gerekçesini, sekiz ay sonra hazırlanan iddianamede öğrendiklerine dikkat çekiyor.

“Derneğe olan üyelik vardı. Ve 2011 yılında Çorlu’da Kılıçoğlu’ndan Vizyon Konutları’nda ev aldık. Ev senetlerini Bank Asya’ya yatırmamız söylendi. Bankada hesap açtırdım ve para yatırdım. Ev almak için kendi hesabıma yatırdığım paradan dolayı, örgüte yardımdan yargılandım” diyor.

Kanun Hükmünde Kararname ile ihraç edilenlerin sağlık hizmetlerinden yararlanma hakları da sigortaları olmadığı için 101. günden itibaren sona eriyor. İş bulamadıkları için sigorta yaptırma imkanı da olmayan KHK’lılar herhangi bir sağlık güvenceleri olmadan yaşamak zorunda.

Zehra Doğramacıoğlu da bu şekilde yaşayan on binlerce kişiden biri. Üstelik kendisi ve eşi gibi 13 yaşındaki kızı da sağlık hizmetinden yoksun kaldı. Down sendromuyla yaşayan kızının, Skolyoz ve Haşimato hastalıkları nedeniyle alması gereken düzenli tedavileri alamadığını anlatıyor.

“Kızım, artık anne ve baba demiyor”

Tüm bu süreç içinde etrafındaki herkesi kaybeden, ailesinin maddi desteğiyle geçindiğini anlatan Doğramacıoğlu, kızının yaşadıkları süreçte psikolojik olarak zarar gördüğünü belirtiyor. Kızına, babasının artık cezaevinde çalışmak zorunda olduğunu anlattığını söylüyor.

Doğramacıoğlu, “Cezaevi giriş ve çıkışındaki aramalarda kızım çok ürküyordu. Ziyaretler sonrası babasıyla konuşurken, altına çiş yapmaya başladı. Birkaç ay sonra, anne baba diyen çocuk bunu söylemeyi bıraktı” diyor.

Kanser tedavisi gören Doğramacıoğlu, kızının süreçte psikolojik olarak zarar gördüğünü söylüyor

Kanser tedavisi gören Doğramacıoğlu, kızının süreçte psikolojik olarak zarar gördüğünü söylüyor

Türkiye’de maddi olanakları olmayan kişilere yönelik fakirlik beyanıyla birlikte yeşil kart imkanı sunuluyor. Bu karta sahip olan vatandaşlar, ücretsiz barınma, sağlık, eğitim ve benzeri sosyal haklardan yararlanabiliyor. Ancak KHK’lılar, iş bulma sürecinde olduğu gibi bu süreçte de “terörist ya da vatan haini olarak görüldükleri” gibi gerekçelerle yeşil kart alamadıklarını belirtiyor.

“Sivil ölüme terk edildik”

Doğramacıoğlu, “Kaymakamlığa yeşil kart için başvurduk. Kızıma da bana da KHK’lı olduğumuz için bağlanmadı. Kızım için bakım talebinde bulundum, KHK’lı olduğumuz için o da bağlanmadı, tamamen sivil ölüme terk edildik” diye konuşuyor.

İhraç edilenlerin süreçlerini yakından takip eden ve duyurmaya çalışan siyasetçilerden HDP’li Ömer Faruk Gergerlioğlu da izlediği sayısız vaka üzerinden KHK’lıların sosyal yardım ve sağlık hizmeti alamadıklarını söylüyor. KHK’lıların toplumdan nasıl dışlandıklarını açıklayabilmek içinse örnekler veriyor: “Komşularının ayakkabılarına çiviler koyduğu ya da balkondan üstlerine bir şeyler atılan vakalar var.”

Gergerlioğlu KHK’lıların sigortanın yanı sıra emeklilik başvurularındaki türlü zorluklarına da dikkat çekiyor. 

“KHK’lıların yüzde 84,6’si psikolojik sorunlar yaşıyor”

Bazı KHK’lıların ancak mahkemeye başvurarak uzun bir yargı süreci sonucunda emekliliklerini alabildiklerini söylüyor ve malulen emeklilikte ise çok daha zor olduğunu anlatıyor:

“Vakkas Karakoyun bir KHK’lı öğretmen. 5 çocuk babası, ihraç edildi. Eşi çalışmıyor. Şeker hastalığı gözüne ve böbreklerine vuruyor. Gözü yüzde 80 oranında görmüyor. Haftada üç kez diyalize giriyor. Malulen emekli olmak istiyordu, üç yıldır uğraşıyor. Sonunda mahkemeye verdi ve 1,5 ay önce emekli olabildi. Tam bir düşman hukuku uygulandı.”

Kendisi de KHK ile ihraç edilen Gergerlioğlu, OHAL’de yaşananların geleceğe aktarılması gerektiği düşüncesiyle sivil toplum ve bilim insanlarıyla iki yıldır bir “toplumsal maliyetler” çalışması hazırlıyor. Çalışmanın üçüncü yılını hazırlıyorlar. Binlerce KHK’lı ile görüşüp, yaşadıklarını kayıt altına alıyorlar.

3 bin 776 kişiyle konuşulan ikinci yılın verilerine göre, KHK’lıların yüzde 69,4’ü sosyal güvenceden yoksun yaşıyor. Tüm ihraç süreci ve sonrasında psikolojik sorunlar yaşayanların oranı yüzde 84,6. Yeni sağlık sorunları başlayan ya da hastalıkları nüksedenlerin oranı ise yüzde 45,3 olarak kayıt altına alındı.

Engelli bebeğini kaybeden anne

İhraç sonrası sadece KHK’lıların hayatları değişmiyor. Onlarla birlikte aile fertleri de etkileniyor. Çalışmanın sonuçlarına göre, stres ya da sıkıntılara dayanamayan KHK’lı kişilerin anne ya da babalarının hastalanma oranı ise yüzde 51,3. Bu kişilerin yüzde 8’inin ise hayatını kaybettiği bilgisi veriliyor. Yaşadıkları nedeniyle düşük yapan kadınların oranı ise yüzde 4,4.

Gergerlioğlu, felaket olarak tarif ettiği tabloyu daha iyi anlatabilmek için konuştukları KHK’lılardan birinin sözlerini aktarıyor: “Darbeden bir gün önce engelli bir bebeğimiz dünyaya geldi. Yoğun bakımda başında duruyorduk. Eylül’de eşim açığa alınınca eşimin ailesinin yanına taşındık. Bebeğimle hastanedeyken, tüm sağlık haklarımızın elimizden alındığı talimatı geldi. Kaymakamlıktan yardım istedim, defalarca kovuldum. Tek isteğim bebeğim için genel sağlık sigortasını yapmalarıydı, yapmadılar. Bebeğim gerekli tedavileri alamadı 2017 Haziran ayında vefat etti.”

Çalışmada, tutuklu olan KHK’lılara ilişkin veriler de yer alıyor. Tutuklu KHK’lıların, “Tüm sağlığa erişim haklarını kullanabiliyor musunuz” sorusuna yüzde 57,5’i “Hayır” yanıtını veriyor.

TTB: Sağlık hakkı ihlali

İnsan hakları kapsamındaki hasta hakları birçok uluslararası sözleşmeyle koruma altına alınıyor.Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi Başkanı Sinan Adıyaman, KHK’lıların yaşadıklarının sağlık hakkı ihlali olduğu görüşünde. Adıyaman, “Herkes gibi bu insanlara da devletin sağlık hizmeti koruması sağlaması gerekir. KHK’lılar çalışamadığında, eşinden dolayı sağlık hizmetinden yararlanabilmesi söz konusu değilse ancak yeşil karttan yararlanarak mevcut sistem içinde sağlık güvencesi elde edebilirler” diyor.

Aylarca askıya alınan iş yeri hekimliği sertifikasını Gergerlioğlu’nun kişisel çabalarıyla alabildiğini anlatan Doğramacıoğlu, dokuz  aydır özel sektörde çalışıyor. Perşembe günü görülen karar duruşmasında beraat etti, eşi ise 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı. Dört yıla yakın süredir yaşadıklarını ise şöyle noktalıyor: “Kızımın yine bana anne diyeceği günü bekliyorum.”

Gezal Acer

© Deutsche Welle Türkçe

Continue Reading

GÜNCEL HABERLER

Van’da Demokrasi Nöbeti’ne gençler katıldı

AleviNet

Published

on

Van, Mardin, Amed, Karayazı ve Kulp belediyelerinin gasp edilmesine karşı başlatılan demokrasi nöbetleri 34’üncü gününde devam ediyor.

Van’daki nöbete bu kez HDP Genç Kadın ile Gençlik Meclisleri üyeleri, “Uyuşturucuya, Asimilasyona, Ajanlaştırmaya, Tecavüze Son” yazılı önlükleriyle katıldı.

Nöbette, “Mutlaka Kazanacağız” pankartı açılırken, eylemde ilk sözü alan HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile ilgili verdiği tutuklama kararına tepki gösterdi.

Bülbül, “Bu bir hukuk skandalıdır. Bu hukuk sisteminin öldüğünün kanıtıdır” dedi.

HDP Gençlik Meclisi üyesi Ferhat Kalkan ise “AKP, 2016′ da gasp ettiği belediyelerimizi kaybedeceğini anlayınca belediyeye bağlı birçok taşınmazı dahi farklı kurum, vakıf ve yandaşlarına hibe etmişti” dedi.

Kalkan, “Hatta kayyumlar gideceklerini anladıklarında belediyelerimizdeki ampullere kadar söküp çalmışlardı. Tüm bu hukuksuzlukların yani sıra halkın iradesiyle tekrar göreve gelen HDP’li seçilmişleri görevden alıp ‘teröre destek’ suçlamasıyla tekrar kayyum atadılar. ‘Teröre destek’ suçlamasında bulunmalarının nedeninin yaptıkları darbeye hukuki zemin oluşturmaya çalışmaktır” diye ekledi.

Kürtçe tabelaların indirilmesiyle ortaya konulan Kürt düşmanlığına dikkat çeken Kakan, “AKP-MHP faşist bloğu İstanbul, Ankara, Antalya gibi birçok büyükşehir belediyesini kaybedişini, ekonomik krizi, işsizliği, mülteci sorununu, dış ilişkilerdeki çıkmazlarını, Suriye ve Türkiye’deki Kürt kazanımlarına saldırıp, milliyetçi duyguları kabartarak, suni gündemlerle tüm başarısızlık ve istikrarsızlığını örtbas etmeye çalışıyor” ifadelerini kullandı.

Kalkan, “Her fırsatta halk iradesini siyasi propaganda aracı olarak kullanan ve ekonomik krize rağmen yılda bir kaç defa seçim yaptıran partili Cumhurbaşkanı Erdoğan sandıktan çıkan halk iradesini tanımayıp darbe yapmıştır” şeklinde konuştu.

Açıklamanın ardından nöbet oturma eylemiyle sona erdi.

Continue Reading

GÜNCEL HABERLER

Berlin’deki konferansta ‘yeni Türkiye’ tartışılıyor

AleviNet

Published

on

Almanya’nın başkenti Berlin’de Türkiye’ni farklı kesim ve etnik gruplarından sanatçılar, gazeteciler, siyasetçiler ve akademisyenler Berlin’de “Demokratik Türkiye için Toplumsal Sözleşme Arayış” adlı konferansta bir araya geldi. Demokratik ve özgür bir Türkiye’nin inşaa edilmesine yönelik panel ve tartışmaların yapıldığı konferansta iki günün ardından bir dizi önerinin çıkması bekleniyor.

Gazeteci-yazar Hayko Bağdat’ın sekretaryasını yaptığı konferans KCKD-E Eş Başkanı Yüksel Koç ve Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Genel Başkan Yardımcısı M.Ali Çankaya’nın konuşmalarıyla start aldı.

Konuşmasını Kürtçe yapan Koç eşit ve demokratik bir ülkede yaşamak istedikleri için bu buluşmayı gerçekleştirdiklerini belirterek, konferansın hazırlık sürecine ilişkin bilgiler verdi. Hazırlık sürecinde 69 kuruluş ve 234 isimle görüştüklerini belirten Koç, Türkiye’de yaşanan sorunlara çözüm bulunması için çaba göstereceklerini ifade etti.

Konferansta daha sonra barış akademisyeni Engin Sustam’ın moderatörlüğünde “Bir araya Geliş ve Toplumsal Sözleşme Perspektifi” isimli bir oturum gerçekleşti.

Can Dündar, Latife Akyüz, Prof. Dr. Ahmet İnsel, Hatip Dicle, Prof. Eser Karakaş, Berivan Aslan, Ergun Babahan, Gökay Akbulut ve Turgut Öker’in söz aldığı bu oturumda Türkiye’de demokratik bir hukuk devletinin inşa edilmesine yönelik öneriler dile getirildi.

‘SIZLANMA VE YAKINMA YERİNE ÇÖZÜM SUNMALIYIZ’

Bu oturumda ilk söz alan gazeteci-yazar Can Dündar uzun bir süredir böyle bir buluşmayı beklediklerini ifade ederek “17 yıldan sonra nihayet böyle geniş bir buluşmada bir araya geliyoruz” diye konuştu. “Türkiye’de iktidarın icraatlarını anlatarak zamanınızı çalmak istemiyorum” ifadesini kullanan Dündar, sızlanma ve yakınma yerine bu konferansın bir hedefinin olması gerektiğini söyledi.

Türkiye’de bitmiş bir dönemi yargılama yerine yeni bir dönemin inşası için çalışmaları gerektiğini belirten Dündar, bir yol haritasının oluşturulması gerektiğine dikkat çekti. En geniş ortak bir paydada buluşulması gerektiğini ifade eden Dündar, bir web sitesi ile televizyon istasyonu kurulmasını önerdi.

Prof. Dr. Ahmet İnsel ise Türkiye’nin yeniden inşa sürecinde güven ortamının önemine dikkat çekti. Şiddetin karşı şiddeti de ortaya çıkardığını savunan Prof. İnsel “Karşılıklı güven olursa, birlikte yaşam gerçekleşir. Korku, intikam ve şiddet sarmalından kurtulmamız elzemdir” diye konuştu.

Daha sonra söz alan Avusturya Parlamentosu eski üyesi Berivan Aslan da Erdoğan rejiminin Avrupa’ya yönelik tehdit siyasetini anlattı. Erdoğan’ın tehditleri ve DAİŞ’in patlattığı bombaların Avrupa’da aşırı sağcı partileri güçlendirdiğini belirten Aslan “Erdoğan Avrupa’da entegrasyonu ortadan kaldırdı” dedi.

Alman federal meclisinin Sol Partili üyesi Gökay Akbulut ise AKP-MHP faşizminin ancak 3. Yolu inşa ederek yıkılacağını belirtti. Konferansın sadece Türkiye ve Kürdistan için değil, Alman ve Avrupa muhalefeti için de önemli bir buluşma olduğunu ifade eden Akbulut “Solun kronik hastalıklardan kurtulması önemlidir” görüşünü dile getirdi.

Aynı oturumda söz alan bir başka konuşmacı Kürt siyasetçi Hatip Dicle de Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş sürecinde yaşananları anlatarak “AKP-MHP iktidarıyla İtaat Terakki zihniyetini güncellenmiştir, son iki yılda faşizmin kurumsallaşma süreci başlamıştır” diye konuştu. Erdoğan rejiminin 2023, 2053 ve 2071 hedeflerini anlatan Dicle “Tüm bu yıllar 1933’te Hitler’in doğuşunu hatırlatmaktadır” ifadelerini kullandı.

Türkiye’de inşa edilen diktatörlüğe karşı demokratik bir cumhuriyetin kurulması gerektiğine dikkat çeken Dicle önerilerini şu şekilde sıraladı: “Bu rejimin anti-demokratik yasalarının hesabını sormalı, Türkiye’nin sınırları dışındaki işgaller son bulmalı, mecliste Kürt sorunun çözülmesi için diyalog süreci başlatılmalı, siyasi tutuklulara af sağlanmalı.”

‘HUKUK DEVLETİ EŞİTTİR KÜRT SORUNUN ÇÖZÜMÜ’

Aynı oturumda söz alan Prof. Eser Karakaş ise Kürt sorunun çözülmesi için Türk anayasasının birçok maddesinin değişmesi gerektiğini söyledi. Türkiye’de hukuk devletinin kurulmasının Kürt sorununun da çözümü anlamına geldiğini belirten Prof. Karakaş anayasada değişecek maddelerden esinlenerek “74 26 61 27 D” adıyla hazırladığı bir sunumu katılımcılara aktardı.

Gazeteci Ergün Babahan da Türkiye’deki son gelişmelere dikkat çekerek şöyle konuştu: “Eğer Türkiye Kürt Sorunu çözmezse çökecektir. Türkiye’de muhalifler Suriye savaşına, Suriye’nin işgaline karşı net bir şekilde karşı çıkmalı. Çünkü Türkiye Suriye’deki halklarla barış içinde yaşamayı kabul etmezse kendi içinde de barışı sağlamayacaktır. İktidar Kürtleri düşman ilan ederek yolsuzluklarını, yıkımlarını ve faşizmini örtü, toplumu Kürt düşmanlığı üzerinden tepkisiz bıraktı.”

İlke defa Türkiye’nin geniş kesimini kucaklayan böyle bir toplantının gerçekleştiğini belirten HDP eski milletvekili Turgut Öker ise “Bu toplantı sadece çağrıcılarla sınırlı kalmamalı, tabana yayılmalı ve daha fazla kesimi kapsamalıdır. Daha önce CHP varsa biz yokuz, Kürtler varsa biz yokuz, Aleviler varsa biz yokuz gibi tavırlardan kaçınılmalı” görüşünü dile getirdi.

Barış akademisyenlerden Latife Akyüz de konferansın öğleden önceki oturumunda söz alan isimlerdendi. Barış akademisyenlerinin ilan ettiği barış bildirisini hatırlatan Akyüz devamla şöyle konuştu: “Bu suca ortak olmayacağız dedik. AKP bize yöneldi, AKP’ye teşekkür ederiz, bizi birer aktivist haline getirdi. Bizi cezalandırarak muhalefete dahil olduk, onlarca konferansa katıldık. Şu aana kadar sahip olduğumuz deniyim, bugünkü toplantı gibi buluşmaların ne kadar zor olduğunu belirtmek istiyorum.”

Konferansın öğleden önceki oturumu ise çalışma gruplarının oluşturulması ve dinleyicilerin görüşlerini dile getirilmesiyle sona erdi. Öğleden sonra ise “Türkiye nereye gidiyor?” başlıklı oturumda CHP Milletvekili Ali Şeker, HDP Milletvekili Prof Dr. Mithat Sancar ve Saadet Partisi Milletvekili Cihangir İslam söz alacak.

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI