Connect with us

.

YAZARLAR

ÇED toplantısı protesto edildi

AleviNet

Published

on

Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinin Önerler ve Seymen mahallelerinde Esetçe piknik alanı bölgesinde bulunan özel bir şirket, kum ocağı kapasitesinin artışı için Tekirdağ Çevre ve Şehircilik Müdürlüğü’ne başvurdu. Hazırlanan ÇED raporu için şirket, mahallelere bilgilendirme toplantısı düzenledi. Seymen Mahallesi’nde bir kahvedeki toplantıyı çevre gönüllüleri ve mahalle sakinleri protesto ederek katılmadı. Bunun üzerine toplantıya katılım olmadığına dair tutanak tutularak görevliler mahalleden ayrıldı. Seymen Mahalle Muhtarı Aydın Dinler, kum ocağı istemediklerini ifade ederek, “Toplantıya katılım sağlanmadığı konusunda bakanlık yetkilileri, Çevre Şehircilik İl Müdürlüğü’ne bir yazı yazdı.

Bu ÇED toplantısı daha önce de yapılmak istenmişti. Yine toplantıya katılmamıştık ve itiraz etmiştik. Şimdi tekrar yineleyerek bir daha karşımıza geldiler. Biz de yine istemediğimizi belirttik. Kum ocağını istemiyoruz. Taş ocağı istemiyoruz” dedi. Marmara Ereğlisi Çevre Gönüllüleri Derneği Başkanı Atilla Olgaç da, bölgenin taş ocaklarıyla büyük bir sıkıntı yaşadığını belirterek, şunları söyledi: “Seymen Mahallesi ormanlık alanını doğrayıp orada bir kum ocağı kurmak istiyorlar. Bu kum ocağı da silis kum ocağı. Buradan çıkan kum, cam fabrikalarında kullanılmak üzere çıkartılmıyor. Biz buna karşıyız, buradan çıkacak kumlar buranın tabiatı gereği buradan esen rüzgarla, tarım arazilerimize gelecek. Bizim tarım arazilerimizi perişan edecek. Biz bunu istemiyoruz. Buradaki yetkililerin söylediğine göre çıkaracakları kumun etki alanı 10 kilometre olacakmış. Ancak bu 10 kilometre ile kalmaz. Bu kum ekilen tüm ürünleri perişan edecek, biz bunu istemiyoruz.”

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bülent Felekoğlu

Bugün Ortadoğu ….

BÜLENT FELEKOĞLU

Published

on

İnsan varlığı açmazları seviyor. Bu düşünme kabiliyetinden dolayı kendini Tanrı görme egosu Grandiyözite (Kürtçe kökenli bir kavram Giran-Gran: Ağır, ağırlık – bu durum binlerce Latince kelime için de geçerlidir.) hastalığına kapılması çıkmazlarını derinleştiriyor. Nefsani hesaplaşmayı gerçekleştirmeyen, nefsani yolculuğunda kutsal değerleri nefsine siper ederek gücünü perçinler. Bu durum toplumsal olarak da yozlaşmaya neden olur. Toplumun ahlaki dinamikleri en kutsalından dejenere olduğu için direnme alanını korumaya çalışır. Bu durum kitlesel boyutta şekillenemiyor ise, bireysel boyutta dirence dönüşür. Son kertede bedeniyle hesap soran intihar işleyişini devreye koyar. Ölüme dönüşen kutsallaştırılmış nefis artık kendisiyle rakiptir. Narsizm bir erkek hastalığıdır. Bu hastalık içerisinde sistemsel olarak Faşizmi barındırır.

Bugün geldiğimiz durumu toplumsal intiharları besleyen yüksek beka arzusu ile ahlaki ve inançsal değerlerin araçsallaştırılıp tüketildiği bir dönem olarak görmek gerekir.  Dünyanın birçok noktasında bu durumun yol açtığı parçalı savaşlar.  Üçüncü Dünya savaşının gazını alarak devam etmekte, yaşanan ise adı konulmamış bir Dünya savaşı. Suriye’de ABD’nin çekilme yönünde ki heveslendirmesi ile Türkiye Suriye’nin doğusuna harekat başlattı. Dünya devletlerinden yoğun tepki alan harekat. ABD ile varılan 120 günlük ateşkes ile durdu. Rusya ile yapılan görüşme ve varılan 10 maddelik mutabakat birçok stratejisti ters köşe yaparken. Rusya’nın sahada ki egemenliği perçinlendi, Esad ve Suriye ordusu içinde yeni anlaşma ya da hamle alanları gelişti. Kürtler’in pozisyonu ise muallağa alınmışa benzese de gelecek başkaca durumlara gebe.

Nedir bu durumlar: Türkiye içeride Demokratik değerlerini yitiren bir konuma isteyerek yönelmiş ve sistem Beka söylemiyle geri dönülemez bir noktaya evrilmektedir. Aleviler, Kürtler ve farklı kimlik, inanç dinamikleri ile ilişkiden, ilişkisiz reddiyetçiliğe evrilmiştir. İçeride Suriye bakiyesini yeni nüfus konsilidasyonuna evirmek gibi uzun vadeli politikası devrededir. Bu da Tükiye farklı kimlikleri için göç, yıkım ve asimilasyon anlamlarını barındırmaktadır. Kendi kimlikleri ile demokratik zemini güçlendirecek iktidarı hedefleyen muhalif dinamiklerin güçlenmesi Türkiye için can simidi olacaktır.

ABD Suriye’den kismi çekilirken Irak Kürdistan bölgesinde iç çelişkiler ile Bağımsız Kürdistan hamlesini güçlendirebilir. Bu durum Avrupa’nın da dahil olabileceği gelecekte Rojava’nın önemli bir kısmını içine alan Bağımsız Kürdistan hamlesi ile düşen itibarını ve alanını güçlendirebilir. Bu durum Dünya için işlevselliği olan, güçlü tampon anlamına da gelme koşulları olgunlaşma seyrindedir. ABD Ortadoğu da daha güçlü yığılma ve enerji birikimini hedeflemiş şu ana kadar da başarılı olmuştur. Rusya ile zimmi düşman, gönülsüz dost ilişkisi vardır. İngiliz dinamiği ABD üzerinden devrededir. Avrupa son sözünü söylemedi.

Türkiye Avrasya çizgisi güçlenirken Ruslar için işlevsel olsa da İran için gelecekte büyük risk olarak görülecektir. Türkiye’nin dış politika durumu mızrak ucu olarak algılanmakta bu durum kullanıma açık güç olarak görülmesine ama oyun kurucu olarak görülmesine engel olmaktadır. Tüm iç dinamikleri ile demokratik değerleri güçlendirmiş  Türkiye oyun kurucu olarak kabul görür. Fakat Türkiye suç bagajı yüklü iç bürokrasi geleneği buna müsade etmemektedir. Bu durum dış güçlerin de hazır tutttuğu etken tehdittir. Bu da Türkiyenin gelecek perspektifini Beka sorunlu gelenekten kurtulmasını engellemektedir. Devlet ancak sürekli bir savaş ruhu ile ayakta tutulmaya çalışılmakta. Avrupa Birliği üyelik süreci kurumsallaşması Devleti güçlendirse de son dönem yarılmalar kurumsallığı ciddi zedelemiştir. Yakın zamanda iç çıkar ve çatışmalar açığa çıkabilir. Türkiye ülkenin doğu bölgesini Suriye sınırı boyunca güvenli bölge kapsamında yerleşime ve demografik yaklaşımı açığa çıkarabilir. Bu durum bazı kautik durumları açığa çıkaracaktır. Kayyım atamaları, özel güvenlikçi politikalar, İnsan Hakları, muhalif dinamiklere yaklaşım, yargının durumu bize genel havayı gösterecektir. Türkiye’nin iç barışa ihtiyacı var.

Kürtlerle anlaşmamış bir Esad’ın ayakta kalma şansı yoktur. Anlaşma ademi merkeziyetçi bir yönetim şeklini dayatacaktır. Türkiye’nin Suriye toprakları içerisinde ki varlığı doğru diplomatik hamleler şekillenmez ise mümkün görünmüyor. Masada Muhalif tarafın temsilcisi olarak görünmesi sürdürülebilirliğini İdlib’den başlayarak kaybedecektir. Lakin Rusya, Suriye ve İran’ın Suriye Milli Ordusu’nu terörist ilanı çok yakındır. Bu duruma dünya da katılacaktır. Lakin Suriye ve Türkiye aynı mantıkla(ikisin dede beka sorunu) sorunlara baktığı için uzlaşmaları mümkün değildir.

İran ulular arası durumu nedeni ile düşük profilli savunma modundadır. Saldırıyı bertaraf etmişken ilgiyi tekrar üzerine çekmemek istemektedir. Dünya Türkiye’ye yoğunlaşmışken ilginin orada kalması tehlikeyi kendinden uzaklaştırmış olmaktan memnun vaziyette. Türkiye’yi daha güçlü perdelemek için AB ve ABD ile yeni anlaşmalara açıktır. Rusların yakın partner olması İran’ı tarihi refleks olarak endişenlendirir. Ama kullanılabilir önemli denge politikası genel Fars tarzıdır.

Kürtler için durum uluslararası areneda görünürlüğün en yüksek olduğu bir döneme girmiştir. Diplomatik esnekliğin üst seviyede değerlendirilmesi gereken bir süreçtir. Kürtler ve partileri herhangi bir durumu ihanet olarak tanımlaması beraber yürünen güçlerin çapından habersiz olmak anlamına gelir. İlkeleri net, açık diplomasi yaklaşımı görüldüğü üzere dünya Halklarını etkiler pozisyondadır. Kuzeydoğu Suriye çoklu aktörlerin katılımını sağlamak önemli bir yaklaşım olacaktır. Dünyanın hepsinin müdahil olduğu anlaşmalar daha güvenli olacaktır. Ortadoğu güçleri yalnızlığı sürüden ayrılmak olarak anlar. Yürütülen diplomasi karşılık vermektedir. Rusya redden çok uzun erimli diplomatik alanda tutulmalıdır. Esad yönetimine yaklaşım iki adım ileri bir adım geri yaklaşımıdır. Mevziye saplanan yaklaşımdan çok içeri alıp soruna dahil etmek daha anlamlı sonuçlar verecektir. Genel yaklaşım Kürtlere kaybettiriyor önermesini öncelliyor. Bu durum tam tersidir. Dünya Kürtlerin sorununa dahil oluyor. Bu uzun vadeli muhataplık ve diplomatik alan açılımı demektir. Kürtler için Rusya ne kadar tehditse, Türkiye’de, İran’da, Suriye’de o kadar tehdittir. O vakit hepsinin bir arena da olması birbiriyle çatışma olanaklarını da güçlendirecektir. Kürtlerin Türkiye’nin hassasiyetlerine dönük  bir yaklaşım açığa çıkarma zorundalığı var. Türkiye’de mülteci konumunda olan Suriyeli vatandaşlara dönük ortak çözüm yaklaşımı olumlu karşılanacaktır.

 

 

 

Continue Reading

Bülent Felekoğlu

Aleviler Savaşa Karşıdır…

BÜLENT FELEKOĞLU

Published

on

Her can doğduğu göründüğü toprağın rengine benzer. Canlılığa sınır biçilemez, sınır biçenler Hakk Yasasına şirk koymuş nefis mahkumlarıdır. Alemin doğal sınırları yer ile gök, deniz ile karalardır. Gersi cümle varlığın yaşam alanıdır. Savaş insan icadı bir nemrutluk, doğanın kendi içerisnde cenkleri ya da canlılığın doğal savunma alanları, doyma ve barınma alanlarını koruma güdüsü doğal yasa olarak işler. Göçler doğal seleksiyon içerisinde periyodiktir. Fakat doğada mülteci değilsinizdir.  Alem külli vatandır. Üzerinde tüm yaşıyanların. İnsan güç ve nefis sınrıları ile bunu mülkü haline getirmek çabası ile kendine savaş üretmiştir. Fakat; hiçbir varlık toprağı, suyu mülkleştiremez sadece mülkleştirdiğine inanmak ister.İnandığını da tüm canlılığa ilan etmek için gücü ile hüküm kurmak ister. Bir Leyleğe neden güneye geldin diye soramaz ya da bunu engelleyemezsiniz. Hakk Yol Alevilik bu hakikati inancın temel düsturu olarak algılar ve yaşar. Sınırlar nafiledir bu nedenle, zaman parçalı değildir, bütündür tam da bu nedenle varlığın yasa dinamiğinin muazzam bir rızalık ilişkisi üzerine oturduğunu binlerce yıllık doğal deneyimleme ile genetiğine işlemiştir. Doğarken bunu öğrenir. Her anne bu bilgiye haizdir. Yalnızlaşmak sınır çizmek erkeğin icadıdır.

Anadolu ve Mezopotamya bu genetik bilgiyi güçlü deneyimlemiş coğrafyalardır. Bugün insanlık bu coğrafyadan tekrar kendini sınıyor. Hakk Yol Alevi Halkları bunları en çok deneyimleyen toplumlardır. Her zulüm karşısında Rızkını Rıza ile pay eden hakikati savunmuş ve bedeller vermiştir. Her peygamberliksel çıkışta vesile olmuşlardır. İnancın direği olan Xızır’i hakikat buna vesiledir. Değişmez yüce bilginin adıdır Xızır o bilgi rıza ve doğmak bilgisidir. Her varlık birbiri ile görünür olur. Her varlık birbirine muhtaçtır. Görünmek için görülmek gerekir.

Bugün savaşa karşı olmamız korkaklık olarak okunacak, pasiflik olarak okunacaksa büyük gaflet olur. Cenklerimiz, sürmeli gözlü gençlerimizin kahramanlık destanları tarihe onur ve hakikat ısrarı olarak yön vermiştir. Gılgameş’den günümüze binlerle örnek verebiliriz. Hurri coğrafyasına gelen Sami’lerin, Hurriyet kavramını nereden türettiklerine bakarak bile bu onur ve rıza toplumsallıklarının binlerce kahramanlık anlarını hatırlatabiliriz. Ateşe yürüyen Ortaçağ Engizisyon kayıtlarındaki halklarımızın cengini de, yakın dönem işkencecilerimiz bile onurlu duruşumuzdan ne büyük hayret beslediklerini parçalanmış kardeşlerimizin bedenlerinde dünya görebilir. Suriye de Emevi İslamını bizlere zulüm yapıp üzerimize salanlara da cevabımız Kerbela da Pir Hüseyin donunda verilmiştir. Hakk Yol Alevi Halkların hinterlandı geniş coğrafyalardadır. Her bulunduğumuz yerde bu hakikati duruşumuzla göstermişizdir. Dünyanın dört yanından Emevi İslamın kodlarını Türkiye topraklarında yaşatmak isteyenler katlimize ferman yazdıklarını da bilmelidirler. Bu bakiye sınır dışında yalnızlaşırken selefi kemer Türkiye’nin doğusunda içeri kurularak katlimize ferman mı hazırlanıyor. Suriye de istenen derinlik sağlanamayınca, sınır içerisinde mi bu derinlik sağlanacak. Bu derinliğe selefiler yerleştirilerek Maraş’da Terolar kampı gibi. Nusaybin, Kızıltepe, Mardin, Ceylanpınar boşaltılıp selefi kemer mi kurulacak. Anadoluyu çoraklaştırmak kendini tüketmek olur. Asur’lular denedi olmadı, İskender denedi olmadı, Farslar denedi olmadı, Osmanlı denedi olmadı, Şark Islahat denedi olmadı bundan vazgeçin artık Halkların barışına inanın. Anadolu ve Mezopotamya mirası üzerinde çoraklaştırma kimseye tarihten günümüze sonuç vermedi. Alındığı düşünülen sonuçlar ise heba edilmiş zamanlardır. Yitirilmiş vicdanlardır. İnanın barış dilerken biz her cana hatasından dönecek kapı aralığını bırakıyoruz. Türkiye iç ve dış politikasında önemli değişime ve akil yaklaşıma ihtiyaç var.

Biz Aleviler savaşa karşıyız buna suç deseniz de karşıyız. Olacakları iyi biliyoruz çünkü. Her Alevi savaşa güçlü karşı çıkmalıdır. Öyle buradan ülke kazanacak demek çok öngörüsüz bir hamaset olur sadece.

Continue Reading

Celal Fırat

Değerlerimiz …

CELAL FIRAT

Published

on

Değerlerimiz demokrasinin kalıcı gücü, onurlu ve adaletli yaşamanın kaynağıdır.

Alevilerin yaşama dair kültürel çeşitliliği ve üretkenliği kamusal alanda yasak, kimliklerini koruyabilmek için hangi ortamda hangi koşullarda varlıklarını sürdürdüklerini hepimiz biliyoruz.

Bir toplumun inancını ve buna dair geliştireceği kültürel çeşitliliğini sürdürebilmesi için başta mekansallaşması ön koşuldur. Hem yerel hem de merkezi yönetimlerin mekânsal planları içine dahi alınmayan ibadethanelerimiz, inanç önderlerimizin isimleri ve tarihsel kişilikleri toplumsal özgürlüğümüzden ayrı değerlendirilemez ve proje kapsamına alınması, organizasyonlarda kullanılması varlığımızı, kararlarımızı, eylemlerimizi, siyasi tavrımızı ve mevcut sistem içinde ki mücadelemizi değersizleştirmektedir.

Tüm topluma din temelli yaklaşan, tüm toplumun yaşam planlarını buna göre modelleyen , cemevlerimizi kent haritasında gri alan olarak gören ve kentsel adaleti sağlamayan hiçbir hükümeti ve yerel yönetimi samimi bulmuyoruz.

Bu nedenle Kutsal değerlerimizi sembolik anlamlarıyla sosyal sorumluluk projeleri kapsamında farkındalık yaratmak için kullanmak meta anlayışının bir parçasıdır.

Sevgili canlar Biz Alevilerin kentsel belleğinde kalan tek şey katliamlar, sürgünler, işaretlenen evlerimiz, özgürlük için gözü kırpmadan canlarını veren gençlerimiz hatta cemevinde katledilen canlarımızdır bu nedenle kültürel ve kentsel haklar açısından yerel demokrasilerin işlemesini ve kamusal alanda toplumsal hafızamızı koruyacağımız sembollerin varlığına izin verilmesi ve kentsel mekanda özgürlük öncelliğimizdir.

Sizler yaşadığınız kentin hangi meydanında hangi yaşam alanında inancımıza ait bir sanat eserine yada kültürel varlığına rastlıyorsunuz önce bunu sorgulamanızı istiyoruz.

holdingleşen diyanet kendi Sünnilik anlayışını takıntılı biçimde kontrol etme güdüsüyle alanları , okulları, meydanları ,hatta çocuk parklarını ,sokakları gerici motiflerle modellemiştir. Sizler büyük şehirlerin hangi alanında yerel yönetimin eliyle dikilen bir Pir sultan heykeli gördünüz ,yada hangi kültür merkezinin önünde hakikat için derisi yüzülen nesimi ve nicesini…

İşte bu nedenle değerlerimizi önce biz tanımalıyız çocuklarımıza kentsel adaleti yasaklayan zihniyeti sorgulamalıyız diyoruz ve yerel yönetimlerden eş zamanlı kamusal alanda adalet istiyoruz.

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI