Connect with us

.

YAZARLAR

Kontörlü su sayaçları köylerde!

AleviNet

Published

on

‘Bu dere zamanında bize akıyordu. Bizim seçtiğimiz adamlar bizi satıyorlar. Bizim çoluk çocuğumuzun geleceğini sattılar. Bizim topraklarımızdan çıkan suyu bedava içmemiz gereken yerde tonuna 3,5 TL para vererek içiyoruz. Bizde bir sürü hayvan da var. Hangi birine akıllı sayaç suyunu dayandıracağız?’ 

Tüm dünyada ve özellikle Türkiye’de suyun ticari bir meta haline getirilmesinin sınırsızca uygulandığı görülüyor. Suyun ticarileşmesi büyük bir sorun iken, henüz kullanılmayan suyu peşin para ile satılması uygulamaları yıllardır kentlerde uygulanmakta. Bunun yanı sıra tarımsal sulamalarda da uygulamaya başlanan kontörlü su sayacını köylere kadar taşımış durumdalar. Edirne’nin Süloğlu ilçesine bağlı Büyükgerdelli köyü sakinleri, ‘Edirne Köylere Hizmet Götürme Birliği Başkanlığı’ tarafından köylerinde uygulanmasına karar verilen kontörlü su sayaçlarına tepki gösterdiler. Köy sakinleri, akıllı su sayaçlarının kullanımının zorunlu tutulması kararına yönelik, “Köyümüzde 399 su abonesi var. Karara göre; akıllı su sayaçlarının köyümüz başta olmak üzere; Akardere, Hacıumur, Yağcılı, Sülecik, Geçkinli, Taşlısekban, Domurcalı, Keramettin ve Küküler köyleri ile birlikte 10 köyde 2 bin aboneye zorunlu tutuluyor.

Taktırmayana 2 katı fiyat

Edirne Gündem gazetesinden Uğur Akagündüz’ün yaptığı haberde, Köylüler akıllı su sayaçlarına tepkilerini göstermek amacıyla imza kampanyası düzenliyor. Köylüler, “Hayvanlarımızın ne kadar su içeceği belli olmuyor. Hafta sonu kartta su bittiğinde hayvanlara ‘su bitti, pazartesiyi bekle mi diyeceğiz? Hayvanlar için yüklü miktarda satın almak zorunda olduğumuz için yükleme yapılması gereken anda elimizde yeterli para olmayabilir. Paramız yoksa hayvanları susuz mu bırakacağız?” dediler. Süloğlu eski Kaymakamı Yusuf Cankatar’ın akıllı su sayaçlarına tepki gösteren köylüleri ziyaret ederek konuyla ilgili köylüye tepki gösterdiğini söyleyen köy sakinleri, “Kaymakam, Su Birliği Müdürü ile beraber geldi. Burada milleti tehdit ediyor; ‘Başınıza jandarma dikerim. Ben bunun ihalesini yapmışım. Mecbur takacaksınız’ diyor. Toplantıda herkes buradaydı. Herkesin sayacı var. Bu akıllı sayaçları takmanın önemi ne? Bu su, Büyükgerdelli’nin toprağından çıkan sudur” sözlerine yer verdi.

Birlik çalışanı kaymakam şoförü

Birlik çalışanları ile ilgili de iddialarda bulunan köylüler, bir çalışanın kaymakamlıkta şoför olduğunu söyleyerek, “Madem biz ödüyoruz bunun parasını, niye bu şoförü kaymakam kullanıyor? Bize hizmet getirmesi için kartlı saat mı takması gerekiyor? Su Birliği’nde çalışan kişi kaymakamın şoförü, kaymakam kullanıyor. Bu nasıl birlik” dediler. Suyun hayat olduğunu belirten köylüler, akıllı su sayacı ile köylünün bitirildiğini söyleyerek, “Bu insanlar ne yapacak? İnsanları zorla yola mı sokmaya çalışıyorlar? Hiç kimseye sormadan, halka danışmadan ihale yapmışlar. 2 bin tane akıllı su sayacını toplu alım yapmışlar. Şimdi bizi zorunlu tutuyorlar. Toplantıda muhtarların imza attığını, akıllı su sayaçlarının zorunlu olduğunu söylediler. Bizim yerimize kimse imza atamaz. Biz kesinlikle bu sistemi taktırmayacağız” ifadelerini kullandılar.

“Bizim suyumuzu bize satıyorlar”

Köylüler, “Bu dere zamanında bize akıyordu. Bizim seçtiğimiz adamlar bizi satıyorlar. Bizim çoluk çocuğumuzun geleceğini sattılar. Bizim topraklarımızdan çıkan suyu bedava içmemiz gereken yerde tonuna 3,5 TL para vererek içiyoruz. Bizde bir sürü hayvan da var. Hangi birine akıllı sayaç suyunu dayandıracağız” dediler. Süloğlu eski Kaymakamı Yusuf Cankatar ile görüşmeye giden köy muhtarlığı azası Yasin Önder, “Biz köylüyüz, her zaman cebimizde para bulunmuyor. Bana ‘Her şeye para buluyorsunuz, buna da bulacaksınız’ dedi. Ben de kendisine ‘Kaymakam Bey, biz sizin gibi 6-7 bin TL aylık almıyoruz. Biz en fazla 500-600 TL ile aylık parayla geçiniyoruz’ dedim. Bana ‘Fazla konuşuyorsun. Seni camdan aşağı atarım’ dedi” diye belirtti. Önder, “Köylere Hizmet Götürme Birliği ile ilgili şikâyetlerimizi anlatmaya kalksak akşama kadar anlatırız. İşi köylüye yaptırıyorlar, onlar maaşı alıyorlar. Çalışanlardan biri zaten kaymakam şoförü oldu. Kravat takılı, saçlar yapılı, 2-2,5 bin TL maaş ne güzel. Kaynağın temizleme ihalesini 160 bin TL’ye alan da birlik müdürünün bacanağı. Vurgun inanılmaz” dedi.

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bülent Felekoğlu

Aleviler Savaşa Karşıdır…

BÜLENT FELEKOĞLU

Published

on

Her can doğduğu göründüğü toprağın rengine benzer. Canlılığa sınır biçilemez, sınır biçenler Hakk Yasasına şirk koymuş nefis mahkumlarıdır. Alemin doğal sınırları yer ile gök, deniz ile karalardır. Gersi cümle varlığın yaşam alanıdır. Savaş insan icadı bir nemrutluk, doğanın kendi içerisnde cenkleri ya da canlılığın doğal savunma alanları, doyma ve barınma alanlarını koruma güdüsü doğal yasa olarak işler. Göçler doğal seleksiyon içerisinde periyodiktir. Fakat doğada mülteci değilsinizdir.  Alem külli vatandır. Üzerinde tüm yaşıyanların. İnsan güç ve nefis sınrıları ile bunu mülkü haline getirmek çabası ile kendine savaş üretmiştir. Fakat; hiçbir varlık toprağı, suyu mülkleştiremez sadece mülkleştirdiğine inanmak ister.İnandığını da tüm canlılığa ilan etmek için gücü ile hüküm kurmak ister. Bir Leyleğe neden güneye geldin diye soramaz ya da bunu engelleyemezsiniz. Hakk Yol Alevilik bu hakikati inancın temel düsturu olarak algılar ve yaşar. Sınırlar nafiledir bu nedenle, zaman parçalı değildir, bütündür tam da bu nedenle varlığın yasa dinamiğinin muazzam bir rızalık ilişkisi üzerine oturduğunu binlerce yıllık doğal deneyimleme ile genetiğine işlemiştir. Doğarken bunu öğrenir. Her anne bu bilgiye haizdir. Yalnızlaşmak sınır çizmek erkeğin icadıdır.

Anadolu ve Mezopotamya bu genetik bilgiyi güçlü deneyimlemiş coğrafyalardır. Bugün insanlık bu coğrafyadan tekrar kendini sınıyor. Hakk Yol Alevi Halkları bunları en çok deneyimleyen toplumlardır. Her zulüm karşısında Rızkını Rıza ile pay eden hakikati savunmuş ve bedeller vermiştir. Her peygamberliksel çıkışta vesile olmuşlardır. İnancın direği olan Xızır’i hakikat buna vesiledir. Değişmez yüce bilginin adıdır Xızır o bilgi rıza ve doğmak bilgisidir. Her varlık birbiri ile görünür olur. Her varlık birbirine muhtaçtır. Görünmek için görülmek gerekir.

Bugün savaşa karşı olmamız korkaklık olarak okunacak, pasiflik olarak okunacaksa büyük gaflet olur. Cenklerimiz, sürmeli gözlü gençlerimizin kahramanlık destanları tarihe onur ve hakikat ısrarı olarak yön vermiştir. Gılgameş’den günümüze binlerle örnek verebiliriz. Hurri coğrafyasına gelen Sami’lerin, Hurriyet kavramını nereden türettiklerine bakarak bile bu onur ve rıza toplumsallıklarının binlerce kahramanlık anlarını hatırlatabiliriz. Ateşe yürüyen Ortaçağ Engizisyon kayıtlarındaki halklarımızın cengini de, yakın dönem işkencecilerimiz bile onurlu duruşumuzdan ne büyük hayret beslediklerini parçalanmış kardeşlerimizin bedenlerinde dünya görebilir. Suriye de Emevi İslamını bizlere zulüm yapıp üzerimize salanlara da cevabımız Kerbela da Pir Hüseyin donunda verilmiştir. Hakk Yol Alevi Halkların hinterlandı geniş coğrafyalardadır. Her bulunduğumuz yerde bu hakikati duruşumuzla göstermişizdir. Dünyanın dört yanından Emevi İslamın kodlarını Türkiye topraklarında yaşatmak isteyenler katlimize ferman yazdıklarını da bilmelidirler. Bu bakiye sınır dışında yalnızlaşırken selefi kemer Türkiye’nin doğusunda içeri kurularak katlimize ferman mı hazırlanıyor. Suriye de istenen derinlik sağlanamayınca, sınır içerisinde mi bu derinlik sağlanacak. Bu derinliğe selefiler yerleştirilerek Maraş’da Terolar kampı gibi. Nusaybin, Kızıltepe, Mardin, Ceylanpınar boşaltılıp selefi kemer mi kurulacak. Anadoluyu çoraklaştırmak kendini tüketmek olur. Asur’lular denedi olmadı, İskender denedi olmadı, Farslar denedi olmadı, Osmanlı denedi olmadı, Şark Islahat denedi olmadı bundan vazgeçin artık Halkların barışına inanın. Anadolu ve Mezopotamya mirası üzerinde çoraklaştırma kimseye tarihten günümüze sonuç vermedi. Alındığı düşünülen sonuçlar ise heba edilmiş zamanlardır. Yitirilmiş vicdanlardır. İnanın barış dilerken biz her cana hatasından dönecek kapı aralığını bırakıyoruz. Türkiye iç ve dış politikasında önemli değişime ve akil yaklaşıma ihtiyaç var.

Biz Aleviler savaşa karşıyız buna suç deseniz de karşıyız. Olacakları iyi biliyoruz çünkü. Her Alevi savaşa güçlü karşı çıkmalıdır. Öyle buradan ülke kazanacak demek çok öngörüsüz bir hamaset olur sadece.

Continue Reading

Celal Fırat

Değerlerimiz …

CELAL FIRAT

Published

on

Değerlerimiz demokrasinin kalıcı gücü, onurlu ve adaletli yaşamanın kaynağıdır.

Alevilerin yaşama dair kültürel çeşitliliği ve üretkenliği kamusal alanda yasak, kimliklerini koruyabilmek için hangi ortamda hangi koşullarda varlıklarını sürdürdüklerini hepimiz biliyoruz.

Bir toplumun inancını ve buna dair geliştireceği kültürel çeşitliliğini sürdürebilmesi için başta mekansallaşması ön koşuldur. Hem yerel hem de merkezi yönetimlerin mekânsal planları içine dahi alınmayan ibadethanelerimiz, inanç önderlerimizin isimleri ve tarihsel kişilikleri toplumsal özgürlüğümüzden ayrı değerlendirilemez ve proje kapsamına alınması, organizasyonlarda kullanılması varlığımızı, kararlarımızı, eylemlerimizi, siyasi tavrımızı ve mevcut sistem içinde ki mücadelemizi değersizleştirmektedir.

Tüm topluma din temelli yaklaşan, tüm toplumun yaşam planlarını buna göre modelleyen , cemevlerimizi kent haritasında gri alan olarak gören ve kentsel adaleti sağlamayan hiçbir hükümeti ve yerel yönetimi samimi bulmuyoruz.

Bu nedenle Kutsal değerlerimizi sembolik anlamlarıyla sosyal sorumluluk projeleri kapsamında farkındalık yaratmak için kullanmak meta anlayışının bir parçasıdır.

Sevgili canlar Biz Alevilerin kentsel belleğinde kalan tek şey katliamlar, sürgünler, işaretlenen evlerimiz, özgürlük için gözü kırpmadan canlarını veren gençlerimiz hatta cemevinde katledilen canlarımızdır bu nedenle kültürel ve kentsel haklar açısından yerel demokrasilerin işlemesini ve kamusal alanda toplumsal hafızamızı koruyacağımız sembollerin varlığına izin verilmesi ve kentsel mekanda özgürlük öncelliğimizdir.

Sizler yaşadığınız kentin hangi meydanında hangi yaşam alanında inancımıza ait bir sanat eserine yada kültürel varlığına rastlıyorsunuz önce bunu sorgulamanızı istiyoruz.

holdingleşen diyanet kendi Sünnilik anlayışını takıntılı biçimde kontrol etme güdüsüyle alanları , okulları, meydanları ,hatta çocuk parklarını ,sokakları gerici motiflerle modellemiştir. Sizler büyük şehirlerin hangi alanında yerel yönetimin eliyle dikilen bir Pir sultan heykeli gördünüz ,yada hangi kültür merkezinin önünde hakikat için derisi yüzülen nesimi ve nicesini…

İşte bu nedenle değerlerimizi önce biz tanımalıyız çocuklarımıza kentsel adaleti yasaklayan zihniyeti sorgulamalıyız diyoruz ve yerel yönetimlerden eş zamanlı kamusal alanda adalet istiyoruz.

Continue Reading

Ahmet Güden

Suriye’de Kürtsüz çözüm başarılı olmaz!

AHMET GÜDEN

Published

on

Rusya, Türkiye ve İran liderlerinin katılımıyla Ankara’da düzenlenen Üçlü Zirve’nin yankıları bu gün halen sürmekte. Suriye’nin toprak bütünlüğünü sağlamak için her türlü tedbirin alındığı ve Anayasa Komisyonu üzerinde bir anlaşmaya varıldığı iddia edilse de bunun bir çözüm olmayacağı bir çok çevreler tarafından da dile getirilmekte. Çünkü Suriye’deki hakların dikkate alınmadan yapılacak her türlü çalışma çözümsüzlüğün dışında hiçbir anlam ifade etmeyeceği bilinmelidir.
Suriye’de yaşayan halkların temsilcileri olmadan Suriye sorunları masaya yatırılması ilginç olduğu kadar tirajı komik bir olay… Elbette ki bu anlayışla hareket edenler buna uygun beyanatları sıralayıp kesin sonuçlar çıkarmaları da kolay.

Bir saniyede ittifaklar kurup dağıtırız, savaş çıkartıp barış yaparız. Çok konforlu iş!

Suriye’nin olmadığı masalarda Suriye’ye gelecek dayatılıyorlar. Fakat Emperyalist güçlerin göz ardı ettikleri nokta ise bugünkü sorunların kaynağının halkın gerçeğine rağmen kurmuş oldukları sistemlerin artık ayakta kalma imkanları olmadığından kaynaklandığını bilmeleri gerekir.

Dolayısıyla da Ankara’da yapılan Üçlü Zirve’de dile getirilen anayasa komisyonunun stratejik olmadığını bilinmelidir.

Diğer tarafta ise u asıl muhatapların yer almadığı zirvenin bir toplantıdan öteye gidemeyeceği açıktır.

Askeri ve politik olarak Suriye’nin yüzde 35’i üzerinde hâkimiyet kuran Demokratik Suriye Güçleri’nin (DSG) söz sahibi olmadığı, taleplerinin anayasaya konulmadığı bir anlaşma başarılı olabilir mi? Hayır bunu mümkün olmayacağı önümüzdeki süreçte bir kez daha kendini ortaya koyacaktır.
Ankara’daki zirvede anayasa hazırlığı için alınan kararların yaşama geçmesinin stratejik-politik bir önemi olmayacağı gerçeğidir.

Anayasa komisyonunun kimlerden oluştuğu meselesi ciddiye alınacak bir durum olmadığı gibi, DSG’nin doğrudan içerisinde yer aldığı politik çözüm, zorunlu ve kaçınılmaz olarak masaya gelecektir.
Çünkü sorunun muhataplarından biri de DSG’dir…

Suriye’de kazanan iki gücün Şam’daki iktidar ile Qamişlo’daki iktidardan ibaret olduğunu bilinmelidir.
Bu iki güç Suriye savaşının kazananları olarak bilinilmelidir. Her iki güç arasında çıkacak olası bir askeri çatışmanın, Suriye’yi yılları kapsayacak yeni bir savaşa sürükleyecektir. Ne Rusya ne İran ne de ABD, böylesi bir çatışmayı ister mi?

Bu bakımdan sorunun politik çözümünün tartışmaksızın muhataplarından biri de DSG’dir. Moskova-Ankara-Tahran üçlüsünün Anayasa hazırlama komisyonu kurmaları stratejik olarak belirleyici olmayıp esasen BM Güvenlik Konseyinin kararları doğrultusunda Cenevre’de devam edecek olan görüşmelerdir. Nihai kararı ise ABD-Rusya ikili görüşmeleri belirleyecektir.

Şam rejimi Türkiye’nin yumuşak karnını biliyor.
Şam’ın Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne gönderdiği ve DSG’yi “bölücü terörist milisler” olarak ilan ettiği mektubun arka planında da Moskova’nın olduğunu bilinmelidir. Mektup esasen Ankara’nın önüne atılan politik bir yemdi. Şam rejimi stratejik olarak Demokratik Suriye Güçlerini hiçbir zaman kabullenmedi.

Ankara, Tahran ile Şam arasında her ne kadar ‘düşmanlık’ düzeyde bir çatışma olsa da bu üç başkent arasında Kürtler meselesinde stratejik bir ortaklık bulunuyor. Kürt sorununu kendi gelecekleri açısından ciddi bir tehlike olarak görülüyor. Bugün Ortadoğu’nun en önemli çıkmazlardan birisin de Kürt sorunu olduğu gerçeğidir. Bu her üç Başkentin mevcut sorunları çözüm üretmedikleri sürece Emperyalist Güçler bugüne kadar olduğu gibi Bundan sonraki süreçte de kendilerine karşı bir şekilde kullanarak kendi varlığını Ortadoğu sürdürmeye devam ettirme çabasıdır. Dolayısıyla da Suriye’deki Kürt sorununun çözümü, Türkiye’deki iç politik dengeleri ve özellikle Kürtlerin politik geleceğini doğrudan etkileneceği bilinen bir gerçektir. Şam rejimi, Ankara’nın yumuşak karnını biliyor.
Önümüzdeki süreçte Ankara çaresizlik içerisinde Esad rejimi ile ilişkiye girmek durumunda kalacaktır. Bugüne kadar dolaylı yollarda bir şekli ile ilişkide olan Ankara bundan sonra ki süreçte Esad rejimiyle doğrudan diplomatik ilişkilere gireceğinin birçok emaresiyle karşılaşıyoruz.
Erdoğan’ın Suriye meselesinde ciddi bir krizle karşı karşıya kaldığını bilinmesi gereken başka bir gerçektir.

Ankara’nın nerdeyse koşulsuz bir şekilde Moskova’ya teslim olmasının, özellikle Erdoğan’ın politik gücünü önemli oranda sarsacağı açıktır. Moskova, BM’ye gönderilen mektubun kamuoyuna açıklamasıyla, Şam-Ankara arasındaki diplomatik ilişkilerin kurulmasının temel bir gerekçesi yapacaktır. Böylelikle sistemle bütünleşmiş bütün politik partileri, güçleri, devletin farklı kanatları ve kamuoyu; Ankara’nın Şam ile diplomatik ilişki kurmasını ‘ülkenin bütünlüğü’ için iktidarı destekleyeceklerdir ki öyle olmaya başladı bile.

CHP MHP iyi Parti Saadet Partisi Demokrat Parti ve politik partilerin tamamı ‘Demokratik Suriye Güçlerinin ‘bölücü-terörist’ görülmesi ve bunların tasfiye edilmesi karşılığında Şam ile diplomatik ilişkiler kurulmasını aktif olarak destekleyeceklerdir.

Fakat bugün ülkemizde ve Ortadoğu’da sorunların esas kaynağının inkar politikaları sonucu olduğu göz önünde bulundurulmalıdır bugün ülkemizde sadece AKP değil mevcut siyasi partiler Kürtlerin inkarı konusunda ve sorunların çözülmesi konusunda aralarında hiçbir farkın olmadığı bir kez daha açığa çıkmıştır. CHP’nin gerçekleştiği Suriye konferansının altında yatan metinde açıkça böyle okunmaktadır. Konferansta bir konuşma gerçekleştiren genel başkan Kılıçdaroğlu, aynı konulara parmak basarak, Demokratik Suriye Güçlerinin ‘bölücü-terörist’ görüldüğünü ve bu sebeple Şam yönetimi ile bir araya gelinmesi gerektiğini söylüyor.
Aynı şekilde kendilerin artık ne olduğu çok belli olan Vatan Partisi Başkanı Doğu Perinçek’i böyle bir dönemde büyük bir televizyon kanalına çıkartılarak aynı düşünceyi savunması ise tesadüf değildir. Çok belli ki birileri düğmeye basarak Kürtleri yok etmeyi ve Şam-Türkiye ilişkilerini eski haline getirmeye çalışıyor. Bu aynı zamanda güvenli bölge meselesinde de ABD’ye bir tehdit olarak algılanabilir. Ama bilinmeli ki iktidar bu ikili siyaseti çok fazla yürütemeyecektir.

Bu coğrafya da Kürt sorunu çözüm bulunmadığı sürece sağlıklı bir barışın tesis edilmeyeceği bir kez daha ortaya çıkmıştır. Ortadoğu’da Barış’ın gelebilmesi eşit ve adil bir birlikte geçtiğinden bilinmelidir. Aksi takdirde bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da sorunların derinleşerek devam edeceği göz önünde bulundurulmalı ve buna göre hareket edilmelidir. Bugün özellikle Kürtlerin katkısının olmadığı bir anayasanın hükmünün olmayacağı tarih boyunca defalarca görülmüştür.

Erdoğan’ın “ABD ile 2 hafta içinde uzlaşamazsak kendi harekât planımızı uygulamaya başlayacağız” şeklindeki sözleri çok olanaklı değildir. Ankara’nın Rojava olarak tanımlanan Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik, Afrin’de olduğu gibi kapsamlı bir operasyon yapma olasılığının yüksek olduğunu düşünmüyorum. Ancak askeri ve politik dengelerde her olasılık mümkün.
Ankara’da böyle bir olasılığı çok zayıf da olsa kullanabilir. Ancak mevcut politik gelişmeler dikkate alındığından, Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik askeri bir operasyon yapmasının sanıldığı gibi yüksek bir ihtimal olmadığı açıktır.
Washington ile Ankara arasında yapılan görüşmelerde alınan ve fiilen uygulanan ‘Güvenli Bölge’ planı uygulanıyor. ABD’nin askeri güçleri Urfa’da konumlandı ve ortak kara devriyesi görevlerini icra ediyor. Belirlenen ortak plan doğrultusunda DSG güçleri sınır bölgelerinden çekildi, savunma mevzilerini de bıraktılar, uzun menzilli silahlarını da 25 kilometre geri çektiler. Havadan da ortak devriye görevi icra ediliyor. Böylelikle, Ankara’nın DSG’nin kendileri için askeri olarak risk oluşturuyor tezinin gerekçesi ortadan kalktı. ABD askeri yetkililerinin yaptığı açıklamalarda ‘güvenlik bölge’ planın uygulanmasıyla ‘Türk askeri güçlerinin Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik askeri operasyon isteklerinin önemli oranda azaldığını’ belirtmeleri Türk askeri güçlerinin olası bir operasyon hamlesinin yansıtıldığı gibi güçlü olmadığını gösteriyor.

Aslında diğer tarafta ise Türkiye idlib’deki yenilgiyi unutturmak istiyor.
Ankara’nın çok önemsediği ve bütünüyle kontrol altında tutmak istediği İdlib’de, kaybetmesinin ötesinde Moskova’ya bütünüyle teslim oldu.
Türk askeri gözlem noktaları dahi Şam rejimi tarafından kuşatılmaya başlandı ve önümüzdeki birkaç hafta içerisinde kuşatılan gözlem noktalarının sayıları artacak. Hatta Rusya’nın askeri polisleri tarafından korunmaya başlanacağı kanısındayım.

Hatta belki de ABD ve DSG’den de onay alarak, küçük birkaç bölgeye sınırlı bir operasyon yapıp çıkma planını da uygulamak isteyecektir. Böylelikle İdlib yenilgisini Kuzey Doğu Suriye’de zafere dönüştürme havası yaratmaya çalışacaktır. Dolayısı ile de böyle bir politika ile daha önce olduğu gibi milliyetçi duyguların gelişmesini sağlayarak kendi yönetimini süreçte garantilemek için her türlü çaba içerisinde olacaktır. Bu girişim ülke de ve bölgede psikolojik baskı oluşturmak çabası taşıyor.

Erdoğan’ın ‘Kuzey ve Doğu Suriye’ye gireriz’ açıklamaları aslında psikolojik baskı oluşturma çabasıdır. Pentagon izin vermeden, Trump’ın Erdoğan’a sınırlı kısa süreli bir operasyona izin vermeyeceği açıktır.

Diğer taraftan ise sistemin politik tasfiyesini planlıyor. Kuzey ve Doğu Suriye’ye Suriyeli göçmenlerin yerleştirilerek sadece demografik yapıyı değiştirmeyi hedeflemiyor. Esasen orada kurulan istemin politik olarak tasfiyesini sağlamayı planlıyorlar. DSG ile ABD temsilcileri arasında yapılan görüşmelerde ortak karar, bu bölgelerde yaşayan ve radikal İslamcı örgütlerle ilişkileri olmayan Suriyeliler gelebilir demesi de Ankara’yı son derece rahatsız etmekte. Çünkü Türkiye Suriye’deki Kürtlerin elde etmiş olduğu statüyü ortada kaldırabilmesi amacıyla bazı İslamcı unsurları desteklediği de birine bir gerçektir. Fakat Suriye’de DSG’nin içerisinde yer almadığı görüşmelerin Suriye’yi kalıcı bir çözümün getirmeyeceği bilmelidir.

Öte yandan Erdoğan’ın BM’de de bu duruma ilişkin çalışmalar yaparak Kürtleri yok saymaya çalıştığına şahit olduk.

Bilinmesini isterim ki; Ortadoğu’da Kürtsüz bir çözüm kesinlikle başarıya ulaşamaz!

Saygılarımla

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI