Connect with us

.

Yaşam-Ekoloji

ÇAYSİAD’ın risk raporu ve bazı gerçekler!

AleviNet

Published

on

Dünya nüfusuna oranla en çok çay, Türkiye’de tüketiliyor. Üretim bakımından dünyanın ilk 7’si içinde olunmasına karşın, Türkiye kendi ihtiyacını karşılayacak çay üretiminden yoksun. Türkiye, büyük bir pazar olması bakımından dünya çay tekellerinin ilgi alanı içinde. Dünya çay tekeli olan Unilever’in Lipton markası, Türkiye’yi önemli en büyük pazar olarak değerlendiriyor

Çay Sanayicileri ve İş Adamaları Derneği (ÇAYSİAD), dünya çay risk raporu hazırladı. Raporda, dünya çay sektörünün yılda %5 büyüme gösterdiği ve 2020 yılı sonuna kadar yaklaşık 30 milyar dolar büyüklüğe yani 10 milyon ton kuru çay üretimine ulaşabileceği öngörülüyor. 2020 yılı sonuna kadar bu hacimdeki bir üretimi eritecek tüketicileri bulmanın ise, kolay olmayacağı vurgulanıyor. Raporda, yeni ‘tüketim’ alanları bulunamazsa, her yıl artan stoklar nedeniyle büyük problemlerle karşılaşılmasının sürpriz olmayacağı değerlendiriliyor.

Düşük maliyetli işgücü, pazar fırsatlarının bol olması ve ithalatçıların artan talebinin, dünyanın birçok bölgesinde çay sektöründe üretimi arttırma yönünde teşvik ettiği belirtiliyor. Sri Lanka hükümeti, çay alanlarını iki katına çıkartmak için çiftçileri desteklerken, Afrika ülkelerinin de çay alanlarını genişletmek için çaba sarf ettiği ve yakın bir gelecekte, dünyada çay üreten en önemli kavşaklardan birinin Afrika olabileceği söyleniyor. Afrika’da Kenya liderliğinde, Uganda, Burundi, Malavi ve Tanzanya gibi ülkelerin, ucuz maliyetlerin verdiği avantajı da kullanarak, dünya çay piyasasından hatırı sayılır pay almakta olduğu ifade ediliyor. Bugün için dünyada üretim ve tüketim rakamlarının 5.300 bin ton üretim, 4.900 bin ton tüketim olduğu belirlenmiş.

Maliyetlerde kontrol edilemeyen artışlar!

Raporda, üretim/tüketim dengesindeki bozulmaya rağmen, Türkiye piyasasında hala üretimi eritecek bir potansiyelin var olduğu vurgulanırken, dünyada nüfusa oranla çayın en çok tüketildiği ülkenin Türkiye olduğu belirtiliyor. Raporun geneline baktığımızda ise, üretim artışlarının risk oluşturduğu üzerine vurgular yapılırken, Türkiye’de 2018 yılından itibaren, zorunlu hale gelecek olan ‘Organik Çay Projesi’nin üretimde daralma yaratacağı ifade ediliyor. Türkiye’de nüfus artış oranı ile çay üretimi kıyaslandığında, artış oranının kabul edilebilir bir seyir izlediği söyleniyor. Ancak üretim maliyetlerinin Türk çay sektörü ile global çay sektörünü ayrıştıran en belirgin özellik olduğu vurgulanıyor. Yayınlanan tablolarda, Türkiye’de kuru çay kg maliyet fiyatının, dünya ortalama çay satış fiyatlarının çok üzerinde olduğu belirlenmiş. Raporda, gelecek 10 yıl içinde 3 – 3,5 dolar civarında oluşması beklenen global çay fiyatlarının, üretimdeki artışlar sebebiyle düşebileceği ve muhtemelen 2-2,5 dolarlar civarında seyredebileceği öngörülüyor. Türkiye’de maliyet fiyatlarındaki kontrol edilemeyen artışların 2030 yılında, kuru çay maliyetini 7 doların üzerine çıkaracağı raporda yer alıyor.

Organik çay zorunluluğu ile çay tekellere!

Organik çay üretimine geçişin zorunlu hale getirileceği 2018 yılına az kaldı. Eğer ertelenmezse, çay üretiminde %60-70 azalma olacağı biliniyor. Bu boşluğun doldurulması ise, yine AKP eliyle dünya çay tekellerine bırakılacak. Türkiye’de 2015 yılı kuru çay üretim miktarı 256 bin ton iken, ihraç edilen çay miktarı 5 bin ton olarak açıklanmıştı. Türkiye’de tüketilen çay miktarı ise, ortalama 500 bin ton. Bu hesaba göre, her yıl 250 bin ton civarı çayı ithal ediyoruz. İthalatlar ise Çin, Hindistan, Kenya ve Sri Lanka’dan gerçekleşiyor. 2015 yılında Sri Lanka’dan yaklaşık 50 bin ton çay ithalatı yapılmış. Dünya nüfusuna oranla en çok çay, Türkiye’de tüketiliyor. Üretim bakımından dünyanın ilk 7’si içinde olunmasına karşın, Türkiye kendi ihtiyacını karşılayacak çay üretiminden yoksun. Türkiye büyük bir pazar olması bakımından, dünya çay tekellerinin ilgi alanı içinde. Dünya çay tekeli olan Unilever’in Lipton markası, Türkiye’yi önemli en büyük pazar olarak değerlendiriyor. Unilever bugün, Kenya’nın en büyük ticari işletmelerinden birisidir. 1927 yılında Kenya’da kurulmuş olan Unilever Tea Kenya Ltd. (UTKL), Kenya’da 147 bin hektar alanda çay üretimi yapıyor. Kenya’da çay üretiminin tamamını UTKL kontrol ediyor. UTKL’nın Kenya’da 20 çay bölgesi ve 8 fabrikası bulunurken, bu üretimleri raporda yer aldığı gibi Uganda, Burundi, Malavi ve Tanzanya gibi Afrika ülkelerine yaymış durumda. Tüm olgular, Türkiye’de çay üretiminin daraltılarak, özellikle Lipton vd. çay şirketlerine alan açıldığı çıplak gözle dahi görülebiliyor.

Yusuf Gürsucu/ özgürlükçü demokrasi

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yaşam-Ekoloji

Çevre ve iklim endişelerde ilk sıraya yerleşti

AleviNet

Published

on

Ipsos-Sopra Steria tarafından yapılan ankete göre, çevrenin korunması Fransızların en çok endişe duyduğu konuların başında ilk sıraya yerleşti. Katılımcıların yüzde 52’si çevre konusundaki endişelerini paylaşırken, ikinci sırada yüzde 48’le ‘sosyal sistemin geleceği’ konusu geliyor.

Yüzde 43’lük bir kesim ise, satın alma gücündeki gerilemenin kaygılandırdığını beyan etti.

Çevre ve ekoloji konusunu tali sorun olarak görenler arasında aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) sempatizanları geliyor. Aşırı sağcı seçmenlerin yüzde 57’si satın alma gücündeki gerilemeye dikkat çekerken, sağdaki partilerden Cumhuriyetçiler (LR) arasında ise yüzde 51 ile en önemli endişe kaynağı olarak ‘göç sorunu’ öne çıkıyor.

Fransızların dörtte üçünün gelecek konusunda olumsuz düşündükleri ve ülkelerinin ‘gerilemekte’ olduğunu düşündükleri de ortaya çıkan bir diğer sonuç.

Aynı zamanda ankete katılanların yüzde 81’i küçük ve orta büyüklükteki şirketlere güvenirken, globalleşmenin sembolü olarak kabul edilen büyük şirketlere güvenmediğini ifade ediyor.

 

Continue Reading

Yaşam-Ekoloji

Yenilenebilir enerjilerin üretimi depolamayla artacak

AleviNet

Published

on

Geçtiğimiz günlerde Fransa’nın Charente-Maritime iline bağlı Jonzac’ta NW adlı şirket tarafından tanıtılan NW Box adlı bateri konteynerleri sayesinde üretilen ve fazlalık olan elektriğin depolanması hedefleniyor.

BİRÇOK ŞİRKET BU ALANA YÖNELDİ

Geçtiğimiz yıl Tesla ile yine Fransa’dan HDF Energy tarafından tanıtılan stokaj konteynerlerinde ise, onlarca megavat/h elektrik stoklama imkanının olduğu duyurulmuştu.

Örneğin NW Box adlı konteynerlerde çok sayıda lithium-ion tipi pil bulunuyor ve bu piller ile yılın belli dönemlerinde üretilen güneş veya rüzgâr kaynaklı elektrik depolanabilecek. Bu elektrik, daha sonra ihtiyaç duyulduğu anda kullanılan hatlara aktarılabilecek.

Nicolas Sarkozy döneminde bakanlık da yapan NW Genel Direktörü Yves Jégo’ya göre, yenilenebilir enerji kaynaklı elektrik üretiminin artmasıyla birlikte depolama konteynerlerine olan ihtiyaç da artacak. Fransa’da bağımsız bir kuruluş olan Enerji Düzenleme Komisyonu (CRE) tarafından yayınlanan bir raporda da yenilenebilir enerjinin arttırılmasına dair hedeflerin tutturulabilmesi için depolama kapasitesinin de arttırılması şart.

DEPOLANMAZSA ÜRETİM AZALACAK

Güneş ve rüzgâr kaynaklı elektrik üretiminde depolama kapasitesinin arttırılmaması halinde, özellikle yılın belli dönemlerinde artan üretimin belli bir noktadan sonra durması söz konusu. Zira ihtiyaç fazlası elektrik üretildiğinde güneş panelleri veya rüzgâr türbinleri, durduruluyor. Depolama sayesinde ise güneşin veya rüzgârın bol olduğu günlerde dolan kapasitelerin üstünde elektrik üretmek ve hatların 50 hertz frekansında tutulması mümkün olabilecek.

İHTİYAÇ HALİNDE NÜKLEER VEYA KÖMÜRE BAŞVURULUYOR

Fransa’nın yanı sıra Almanya’da depolama konusundaki çözüm yolları bulunuyor. Ancak bu, Almanya’nın çok daha fazla karbondioksit (CO2) salmasına neden oluyor.

Rüzgâr ve güneş kaynaklı elektrik üretiminde Fransa’dan çok çok önde gelen Almanya’da, rüzgârlı veya güneşli günlerin azalması halinde kömür santralleri devreye konuluyor. Fransa’da ise elektriğin yüzde 70’in üzerinde elde edildiği nükleer santrallerin kapasitesi arttırılıyor.

Ancak kömür santrallerinin nükleerden onlarca kat fazla CO2 saldığı biliniyor. 2017 rakamlarına göre Fransa’nın CO2 salınımları 350 milyon ton olarak hesaplanırken, Almanya’da bu 800 milyon tona kadar çıkıyor. 2005 yılına oranla Fransa’da salınımlar yüzde 10 ila 20 arasında düşerken, yenilenebilir enerji kaynaklarını giderek arttıran Almanya’da ise düşüş, yüzde 5’le sınırlı kalmıştı.

8 MİLYAR EURO KAYNAK AYRILMIŞTI

Sadece Fransa’da kamuya ait EDF şirketi üzerinden elektrik depolanabilmesi için 8 milyar Euro ayrıldığı duyurulmuştu. Ancak bu yatırımlar konusunda özellikle yer sorunu nedeniyle henüz ciddi bir adım atılmadığı biliniyor.

Fransız kuruluşu CRE tarafından yayınlanan bir raporda da depolama kapasitesinin acilen yükseltilmesi gerektiğinin altı çizilmişti.

AB’NİN GETİRDİĞİ REZERV ZORUNLULUĞUNA CEVAP OLABİLİR

Yenilenebilir enerji kaynaklarından daha fazla yararlanılmasına imkân tanıyacak depolama konteynerlerinin arttırılması, aynı zamanda Avrupa Birliği (AB) tarafından getirilen bir yükümlülük açısından da önemli.

AB Komisyonu’nun aldığı bir kararda, Avrupa’nın herhangi bir ülkesinde yaşanacak elektrik enerjisi sorununda en geç 15 dakika içinde devreye girecek şekilde rezervler oluşturulması isteniyordu. Böylelikle, herhangi bir ülkede yaşanacak elektrik enerjisi kıtlığında kıtanın diğer ucundaki bir diğer ülkedeki rezervler devreye girebilecek. AB, her ülkenin en az bir nükleer santralin günlük üretimi kadar düzeyde elektriği rezerv olarak tutmasını şart koşuyor.

MALİYETİN AZALMASI ÜRETİMİ ARTTIRACAK

Yenilenebilir enerji kaynaklı elektrik üretiminin arttırılmasını sağlayacak depolama konteynerlerinin sayısının arttırılabilmesinin önündeki engellerden biri olarak, bunların maliyetleri gösteriliyordu. Bloomberg tarafından yayınlanan bir habere göre, 2010 ile 2018 yılları arasında bu konteynerlerin içindeki stoklama baterilerinin maliyeti yüzde 85 oranında azaldı.  

Continue Reading

Yaşam-Ekoloji

Rapor: Su kıtlığı yeni felaket risklerini artırıyor

AleviNet

Published

on

Küresel ısınma kendini aşırı sıcaklar, artan sel felaketleri ve kuraklıkların yanı sıra temiz suya ulaşım ve bu suyun dağıtımında yaşanan sıkıntılarda da belli ediyor.

2019 Dünya Risk Raporu, temiz suya erişim ve bu suyun dağıtımında sıkıntı yaşayan ülkelerin, olası doğal felaketlere karşı da daha zayıf ve kırılgan bir yapıya sahip olduğunu ortaya koyuyor.

Çeşitli yardım örgütlerini bünyesinde barındıran “Kalkınma Yardım Eder” adlı birlik ile Bochum Ruhr Üniversitesi’ne bağlı Barışı Güvence Altına Alma ve İnsani Uluslararası Hukuk Enstitüsü tarafından hazırlanan rapor, 180 ülkedeki felaket risklerini doğal felaketler ve toplumların bu felaketlere dayanma gücü üzerinden analiz ediyor.

Sorun sadece suyun az olması değil

Raporda temiz suya erişim ve suyun yol açtığı tehlikelerden korunmaya, “Su güvenliği” başlığı ayrıldı. İklim değişikliğinin su bazlı sorunları sadece suyun az olduğu bölgelerde değil, dünyanın her yerinde artırdığı raporun dikkat çekici tespitlerinden biri.

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI