36 yıllık cendere: YÖK varken bilim mi olur?

YÖK’ün 36’ncı kuruluş yıldönümünde üniversitelere ve bilim insanlarına baskının daha da arttığı gözler önünde. Akademisyen Mustafa Kemal Coşkun, baskılara dikkat çekerek, ‘Bilimsel üretim olmadan yerli otomobil de olmaz’ dedi

Yükselen toplumsal mücadeleyi, eşitlik ve özgürlük arayışını bastırmak için gerçekleştirilen 12 Eylül 1980 darbesi etkisini kalıcılaştırmak için Milli Güvenlik Kurulu (MGK), Yükseköğretim Kurulu (YÖK) gibi vesayet kurumları oluşturuldu. YÖK’ün 36’ncı kuruluş yıldönümünde üniversiteler ve bilim insanları her zamankinden daha fazla baskı ve saldırı altında bulunuyor. Yeni darbe döneminin mağdurlarından olan ve üniversiteden atılan Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eşbaşkanı Aysun Gezen, 1980’de TİSK Başkanı Halit Narin’in, “Şimdiye kadar biz ağladık bundan sonra işçiler ağalayacak” sözleri ile Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın kısa süre önce dile getirdiği, “OHAL’i işverenler için çıkardık” sözlerini hatırlatarak, o günden bugüne bir düşünsel devamlılık olduğunu ve YÖK’ün de bu fikirsel devamlılığın kurumu olduğunu kaydetti.

‘Geçmişten daha kötü’

Mezopotamya Ajansı’ndan Kenan Kırkaya’nın haberinde Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Merkez Yürütme Kurul (MYK) üyesi Özgür Bozdoğan da, YÖK’ün toplumsal mücadeleyi bastırmak üzere kurgulandığını hatırlatarak, “Baskıcı olan iktidarlar her zaman üniversiteleri kontrol altına almaya çalıştılar. Bugün 12 Eylül’ü yapanların bile hayal edemediği bir baskı sürecindeyiz” dedi. Aynı dönemlerde 1402 sayılı yasaya dayanarak, pek çok akademisyenin ihraç edilmesine karşılık günümüzde “darbe” gerekçesiyle ilan edilen OHAL ve çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) binlerce akademisyen, eğitimci ve kamu çalışanı ihraç edildi. Son KHK’lerle ihraç edilen akademisyenlerden Mustafa Kemal Coşkun, bugün yaşananların geçmişten daha kötü olduğunu belirtti.

Üniforma üniversitelere nasıl girdi?

Akademisyen Prof. Dr. Baskın Oran yıllar önce verdiği bir demeçte, YÖK’ü “üniversitelere giydirilmiş üniforma” olarak nitelendirmişti. Bu üniforma elbette üniversiteleri sadece baskı altına almakla kalmadı, bilimsel üretimi de bütünüyle sekteye uğrattı. Buna rağmen Cumhurbaşkanı Erdoğan 26 Temmuz 2017 tarihinde katıldığı bir programda, “Dünyanın sayılı üniversiteleri arasında İslam dünyasındaki üniversitelerinin azlığını” dile getiriyor ve “parlak beyinlerin batıya kaptırılmasından” yakınıyordu. Oysa çok değil, Ocak 2016 tarihinde “Bu suça ortak olmayacağız” diyerek kimi politikaları eleştirdikleri için Erdoğan ülkesinin akademisyenlerini, “karanlık, hain, müsvedde, müstemleke” gibi sözlerle hedef alıyor ve “bu akademisyenlerin hesap vereceğini” belirterek, bugünlerin işaretini veriyordu. Bütün bunlar üzerine YÖK harekete geçerek, üzerindeki üniformanın gereğini yerine getiriyordu. KESK Eşbaşkanı Aysun Gezen ise, bu durumun üniversitelerde “bir çölleşmeyi” yarattığını belirterek, “Akademinin bütün bileşenleri açısından geriye gidiş var” diye konuştu.

AKP YÖK’ü, YÖK AKP’yi besliyor

Tabii üstelik AKP iktidara geldiğinde, “demokrat olmanın gereğini” yerine getireceğinin sözünü veriyor ve ilk seçim beyannamesinde “YÖK’ü kaldırmayı” taahhüt ediyordu. Ama YÖK AKP’nin elinde bir güç aracına dönüşünce, bu söz de tıpkı “MGK’yi kaldıracağız” dedikten sonra unuttuğu bir söz haline geldi. Eğitim-Sen MYK üyesi Özgür Bozdoğan da, bunu hatırlatarak, şunları kaydetti: “AKP’nin arkasında durduğu sözü var mı? İktidara geldiği günden beri YÖK’ü kaldırma sözü verdi ama bırakın YÖK’ü kaldırmayı, diğer bütün iktidarların yaptığı gibi pragmatik faydacı bir şekilde, kendi iktidarını sürdürmekte, o iktidarı üreten kurumları bırakın kaldırmayı daha da güçlendiren bir yaklaşım içindeler.” İktidarın YÖK’ü beslemesinin nedensiz olmadığını belirten Bozdağan, AKP ve muhafazakâr siyasetinin varlığını YÖK ve benzeri kurumlara borçlu olduğunu söyledi.

İktidarın çelişkisi

Üniversitelerin bu halde olması, bilimsel gelişmenin önüne ket vurulması, AKP ve Erdoğan açısından aynı zamanda bir handikapı oluşturuyor. İktidar, bir yandan kendi sözünden çıkmayacak, biat edecek bir insan tipolojisi dayatırken, öte yandan da “sorgulayan, eleştiren” insan aklının ürünü olan “bilimsel” belki de hiç değilse, “teknik gelişmenin” sağlanmasını istiyor. En son yerli otomobil konusunda da bu talep Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından dile getirildi. Ancak YÖK’ü ve üniversitelerin durumunu bildiği için, Erdoğan bu sorumluluğu TÜSİAD’a yükledi. Ancak bunu gerçekleştirebilecek bir akıl olmadığı için bu uğurda verilen 40 milyon euro çöp oldu. İhraç edilen akademisyen Mustafa Kemal Coşkun, YÖK’ün varlığı ve üniversitelerin bugünkü haline işaret ederek, şunu sordu: “Bilim gelişmeden otomobil mi olur?”