Connect with us

.

Haberler

Ermeni âşuğlar ve halkların ‘hakiki tarih’

HALİL DALKILIÇ

Published

on

Halil Dalkılıç / Alevilerin Sesi dergisi (Aralık 2017)

“Bir Kürt beyinin himayesine giren bir Ermeni âşuğ, müziğini daha çok pastoral renkler taşıyan Kürt müziği ezgilerine uyarlıyordu…”
Araştırmacı yazar Mehmet Bayrak, Anadolu ve Yukarı Mezopotamya coğrafyasında etnik ve inanç kimliği nedeniyle tekçi ulus devlet politikalarının hedefi olmuş toplulukların tarihine damga vuran siyasi, sosyal ve kültürel konuları derli toplu eserlerle aydınlatmaya devam ediyor. Eserlerinde ağırlıklı olarak Kürdoloji ve Alevilik konuları öne çıkan Bayrak’ın, coğrafyamızda yaşayan Ermeni, Êzîdî Kürtler ve Asuri-Süryani toplulukların tarih ve kültürel birikimlerine ışık tutan eserleri de katliam, sürgün ve asimilasyon politikalarının aslında bu coğrafyada nasıl büyük bir toplumsal ve kültürel birikimi ve zenginliği de yok ettiğini veya yok etmekle yüzyüze bıraktığını çok açık bir şekilde gözler önüne seriyor.
Mehmet Bayrak, yeni çalışması “Manzum Halk Tarihçisi Ermeni Âşuğlar / Âşuğ Destanlarına yansıyan Şiirsel ve Görsel Tarih” adlı eserinin önsöz yazısında toplumbilimci ve tarihçi Prof. Dr. Kemal Karpat’ın, “Biz Türklerin üç çeşit tarihi vardır: Biri ‘resmi tarih’, biri ‘Avrupalılar’ın yazdığı tarih’ ki bu ikisi şüphelidir. Bir de ‘halkın zihninde kalmış tarih’ vardır. İşte ‘hakiki tarih’ odur; nesilden nesile geçen tarih odur” belirlemesine vurgu yapıyor.
Özellikle acılı coğrafyamızda egemenlerin bakışıyla, onların kendilerini sürekli ve meşru kılmak için halkların zihnine yerleştirmek istedikleri hikayelerden oluşan kurgusal ‘resmi tarih’ten ziyade, halkların sözlü ve yazılı anlatımları; destan ve hikayelerine konu olan olay, olgu, söylence ve anlatımlar bölge halklarının gerçek tarihini, yada Prof. Karpat’ın ifadesiyle ‘hakiki tarih’ini oluşturuyor.
Alevi topluluklar , Êzîdî Kürtler ve Süryanilerin yanısıra, uğraştıkları geleneksel el zanaatları, kullandıkları modern teknikler ve yürüttükleri dış ticaretle yaşadıkları tüm şehir ve kasabaların günlük yaşamına belirgin etkide bulunmuş olan Hıristiyan Ermeni topluluklar da 19. yüzyılın sonlarında II. Abdülhamit’in gayr-i Müslim ve gayr-i Türk burjuvaziye karşı Müslüman ve Türk burjuvaziyi günlendirmek amacıyla çıkarttığı ‘Hayriye Kanunları’ ile 1915 yılında İttihat ve Terakki Fırkası’nın ‘etno-dinsel arındırma, tektipleştirme, Türk-İslamlaştırma’ politikalarının kurbanı olmuşlardır.
Bölge halklarının yaşadığı bu acılı olayların, Mehmet Bayrak’ın deyimiyle, “toplumsal ortamla sanatçı, sanatçıyla sanat ürünü arasındaki diyalektik birlik gereği edebiyata yansımaması mümkün değildi…”
Manzum Halk Tarihçisi Ermeni Âşuğlar çalışması, yüz yıl önce maruz kaldıkları soykırım ve göçertme ve ardından yoğun asimilasyon politikalarına rağmen bıraktıkları eserler ve toplumsal hafızada yarattıkları sosyal, kültürel etkilerle izleri doğudan batıya, Anadolu’nun her yerinde hala görülebilen Anadolu- Yukarı Mezopotamya Ermenileri’nin yaşadığı ‘hakiki tarih’in önemli bir kesiti ve rehberi niteliğinde.
Kitapta açımlanan araştırma konuları ve destanlarda Ermenilerin birlikte yaşadıkları Kürt, Türk, Arap, Fars halkları ile bu halklardan Alevi inancına sahip topluluklarla ilişkileri ve kültürel etkileşimleri de önemli bir yer tutmaktadır.
Ermeniler, Türkler ve Kürtler arasındaki doğal toplumsal ilişkilerin yansıması olarak, bu halkların kültürlerinde ve manzum eserlerinde bir çok ortak tema bulunmaktadır. Bayrak’ın ifadesiyle, “Gerçekten de, bir halklar, dinler, diller ve kültürler bahçesi olan Osmanlı toplumunda birbirine karışan – katışan halklar gibi onların dinleri, dilleri ve kültürleri de birbirini etkiliyor ve yeni bir tat ve renkte meyveler veriyordu. İnsanlar, kendi özgün dil ve kültürleriyle ürünler verirken, birbirleriyle emişen ve gerek tema, gerekse stil olarak paydaş ürünler yaratıyorlardı.”
Ermeni araştırmacı Arşak Çobanyan, halklar arasındaki bu bu etkileşimi ve bu etkileşimde Ermeni âşuğların rolünü ta 1900’lü yılların başında şöyle ifade ediyor: “Ermeni âşuğlar, Müslümanlar’dan aldıklarından daha fazla onlara bazı şeyler vermişlerdir. Ermeni âşuğların bir çoğu Türkçe, Acemce, Kürtçe şiirler yazmışlardır… Bunlar, şüphesiz kendi milli tabiatlerinden, Hıristiyan zihniyetinden birçok şeyleri İslam şiirlerine katmışlardır.”
1917 yılında ise, ‘La Musique en Armênie’ (Ermeni Müziği) adlı çalışmayı hazırlayan Frêdêrich Macler de, sözkonusu kültürel etkileşim ve paylaşımda Ermeni âşuğların belirgin etkisine vurgu yapıyor: “Âşuğların himayelerinde oldukları beyleri vardı. Ermenistan’da bu beyler ya Arap, ya Pers, ya Türk ya da Kürt idiler… Bir Kürt beyinin himayesine giren bir âşuğ, müziğini daha çok pastoral renkler taşıyan Kürt müziği ezgilerine uyarlıyordu. Aynı sanatçı bir Türk paşasının himayesine girince, yine müziğini onun ve herkesin bildiği burundan ve genizden söylenen Türk müziğinin zevkine uyarlardı. Fars müziği daha rafine bir müzikti ve âşuğ aynı şekilde müziğini bu sefer de yeni koruyucusunun kültürüne ve zevkine ayarlardı.”
Ermeni âşuğların bir kısmı Türkçe ve Kürtçe yazdıkları için Türk veya Kürt olarak bilinirken, konunun uzmanı Toros Azadyan’ın tespitiyle âşuğlar memleketleriyle birlikte anılmaktaydı: Üsküdarlı Agahi, İstanbullu Arutin, Harputlu Aşkıya, Sivaslı Ayani, Erzurumlu Devrani, Kayserili Lisani, Maraşlı Piruşan, Diyarbekirli Kahti, Ankaralı Dehri, Tiflisli Harbi vs gibi…
Manzum Halk Tarihçisi Ermeni Âşuğlar çalışması; ‘İnceleme – Araştırma’ ve ‘Antoloji’ olarak iki ana bölümden oluşuyor. ‘Anadolu ve Kürdistan’ın “öteki” tarihinde Ermeniler’, ‘Kadim Ermeni yerleşkelerinde hüzünlü bir gezinti’, ‘Toplumların söz ustaları: Destancılar ve Destanlar’, ‘Ermeni Âşuğların Türkçe destan külliyatı’, ‘Komşu halkların manzumelerinde ortak temalar’, ‘Destanlara yansıyan toplum ve doğa olayları’, ‘Osmanlı – Ermeni gerginliği ve güdümlü destanlar’, ‘Soykırım destanları’, ‘Ermeni Âşuğlar ve Alevilik’ ile ‘Âşuğlar ve destanlar antolojisi’ kitapta detaylı veriler ve manzum eserlerle işlenen konu başlıkları.
Kitapta 84 Ermeni âşuğa ait, yaklaşık 60 tanesi ilk kez yayınlanan, toplam 120 dolayında destana yer verilmiş. Destanların büyük bölümü, 1915 Ermeni soykırımı öncesi yazılmış eserlerden oluşuyor.
Araştırmacı yazar Mehmet Bayrak’ın, toplam 256 görsel ürüne de yer verdiği 568 sayfadan oluşan Manzum Halk Tarihçisi Ermeni Âşuğlar adlı çalışması, Özge Yayınları’ndan çıktı…

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Haberler

CUMARTESİ ANNELERİ: “Adalet Herkes İçindir”

AleviNet

Published

on

“Türkiye’de siyasi sorumluluk sahibi olanlar, anayasal görevlerini yerine getirmiyor. Hukuk uygulama kurumlarının işlevsizleştirilmesi sonucunda, yurttaşın hak ve özgürlükleri güvencesiz durumdadır. İnsan hakları İhlallerinin yarattığı cezasızlık kültürü ve siyasallaşan hukuk sistemi ihlallerin ve adaletsizliğin yaygınlaşmasına neden olmaktadır.

“Bu adaletsizlik ikliminde 742 haftadır “Adalet herkesi kapsamalıdır çünkü adalet herkes içindir” diyerek buluşuyoruz. Adalete erişimin imkânsızlaştığı bu topraklarda ahlaki sorumluluğumuzun gereği olarak adalet çağrımızda ısrar ediyoruz.”

Cumartesi Anneleri/İnsanları’ndan Sebla Arcan, böyle seslendi.

Eylemlerinin 742. haftasında gözaltında kaybedilen Abdulkadir Çelikbilek’e dikkat çeken Cumartesi Anneleri/İnsanları, bir kez daha Galatasaray Meydanı’nındaki eylem yasağının kaldırılmasını istedi.

İçişleri Bakanlığı’nın “yasaklaması” nedeniyle 42 haftadır Galatasaray Lisesi önünde açıklama yapamayan Cumartesi Anneleri/İnsanları, bu haftaki eylemlerini de İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi’nin bulunduğu Çukurluçeşme Sokak’ta yaptı.

Ellerinde karanfiller ve kaybedilen yakınlarının fotoğraflarını taşıyan Cumartesi Anneleri/İnsanları’na, Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri Oya Ersoy ile Ahmet Şık da destek verdi.

Arcan: Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz

Eylemde ilk olarak konuşan Arcan şunları söyledi:

“742 haftadır yaşadığımız, tanık olduğumuz vahşet karşısında susmuyoruz; hakikati bilmenin sorumluluğuyla devleti yönetenlerin ve toplumun karşısına etik bir taleple çıkıyoruz; gözaltında kaybedilen insanlarımızın akıbetleri açıklansın, kaybetme suçunun tüm aktörleri hesap versin!

“742. haftamızda ‘25 yıldır inkar edilen hakikat açıklansın, Abdulkadir Çelikbilek için adalet sağlansın!’ diyerek buluştuk.

“Uzun yıllardır sürüncemede bırakılan dava bu suç ikliminin bütün aktörlerini kapsayarak evrensel hukuka uygun bir biçimde sonuçlandırılmalı ve adalet sağlanmalıdır.”

“Uzun yıllardır sürüncemede bırakılan dava bu suç ikliminin bütün aktörlerini kapsayarak evrensel hukuka uygun bir biçimde sonuçlandırılmalı ve adalet sağlanmalıdır.

“Abdulkadir Çelikbilek ve tüm kayıplarımızla ilgili hakikat açıklanıncaya, tüm failler yargılanarak ceza adaleti sağlanıncaya kadar mücadelemizden ve 43 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma ve mücadele mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz”

Arcan’ın ardından 1995 yılında İzmir’de gözaltında kaybedilen Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız konuştu. Yıldız şunları söyledi:

“Biz diyoruz ki ‘Alanımızda basın açıklaması yapmak istiyoruz’. Vali beye sesleniyoruz. Bu yasağını kaldır bizi polisle burada karşı karşıya getirme. Bize burada hareket eden polis, Çorlu’da yakınlarını kaybedenlere de aynı şekilde hakaret etti. Bunları insan olmaya davet ediyorum.”

Abdulkadir Çelikbilek nasıl kaybedildi?

38 yaşındaki Abdulkadir Çelikbilek Diyarbakır’da yaşıyordu. 14 Aralık 1994 tarihinde şehir merkezinde bulunan Esnaflar Kahvehanesine gitti. On dakika kadar sonra içinde dört sivil görevlinin bulunduğu beyaz bir Toros araba kahvehanenin önünde durdu. Araçtan inen silahlı iki kişi kahvehaneye girdi. Abdulkadir kahvehaneden ayrılınca onlar da çıktı ve kısa bir süre takip ettikten sonra Abdulkadir’i zorla Beyaz Torosa bindirdiler.

Olaya tanık olan kişiler durumu Çelikbilek Ailesi’ne bildirdi. Ailenin yaptığı başvurular sonuçsuz kaldı; Çelikbilek’in gözaltına alındığı inkâr edildi.

21 Aralık 1994 tarihinde Abdulkadir Çelikbilek’in ağır işkence görmüş bedeni Diyarbakır’daki Mardinkapı Mezarlığı’nın dışında bir çöp yığını içinde elleri arkadan bağlı halde bulundu.

JİTEM mensubu Abdulkadir Aygan olayın nasıl gerçekleştiğini detaylarıyla anlattı. Savcılık iddianamesinde de yer alan beyanında Aygan ‘Abdulkadir Çelikbilek’i kaçakçılık yapıyor ve örgüte finans sağlıyor suçlamasıyla Diyarbakır postanesi civarında toros arabaya bindirdik.

Olayda ben, Kemal Emlük, uzman çavuş Abdulkadir Uğur, uzman çavuş Uğur Yüksel vardı. JİTEM’e götürdük.

Buradaki sorgusunda üzerinden hiç para çıkmadı, yoksul bir adamdı, bizde de şüphe olmuştu; ama bir defa almıştık. JİTEM alınca sağ bırakmaz. Şehmuz kod adlı uzman çavuş Uğur Yüksel onu boğarak öldürdü. Beyaz Station arabanın arka kısmına Çelikbilek’in cesedi atıldı. JİTEM tim komutanı Tunay Yanardağ’da oradaydı. Ardından ceset Mardinkapı’daki Diyarbakır Mezarlığı duvarının yanına atıldı’ dedi.

Çelikbilek’in nasıl ve kimler tarafından gözaltına alındığı, işkenceyle sorgulanıp gözaltında katledildiği, suça iştirak eden JİTEM mensubu tarafından açıklanmasına rağmen bugüne kadar iç hukuktan bir sonuç alınamadı.

AİHM’e taşınan davada Mahkeme, Hükümet’in Abdulkadir Çelikbilek’in ölümüne ilişkin açıklamada bulunmadığını, polisler hakkında gerekli soruşturmaların yürütülmediğini ve dosyadaki bilgilerin AİHM’den gizlendiğini kaydetti. 3 1 Mayıs 2005 tarihinde AİHM; Hükümet’in, Abdulkadir Çelikbilek’in gözaltında ölümünden sorumlu olduğu ve yetkili makamların etkili bir soruşturma yürütmediği sonucuna vararak Türkiye’yi mahkûm etti.

Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Musa Anter ve JİTEM Ana Davası’nın 13 maktulünden biri de Abdulkadir Çelikbilek’tir. (EMK/TP)

Evrim Kepenek

bianet kadın ve LGBTİ haberleri editörü. Cumhuriyet, Birgün, Taraf, DİHA ve Jin News için çalıştı. Sivil Sayfalar, Yeşil Gazete, Journo ve sektör dergileri için yazılar yazdı. Okulun Duzi belgeselini yönetti. Hemşin kültür dergisi GOR’un yazarlarından. Yeşilden Maviye & Karadeniz’den Kadın Portreleri, Sırtında Sepeti, Medya ve Yalanlar isimli kitaplara katkı sundu. 2011 Musa Anter Gazetecilik ödülü sahibi. İstanbul Üniversitesi Avrupa Birliği bölümünden mezun oldu, eğitimine Bilgi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler bölümünde devam etti.

Bianet

Continue Reading

Haberler

Garip Dede Dergahı’nda “Sözümüz Kutsaldır, Sözümüz Cesaretimizdir” etkinlikleri bu yazda devam ediyor

editor

Published

on

By

Garip Dede Dergahı’nda “Sözümüz Kutsaldır, Sözümüz Cesaretimizdir” adı altında yürüttüğümüz etkinlikler bu yaz da devam ediyor. Dergah Başkanı Pir Celal Fırat sosyal medya hesabından yayınladığı açıklama’da cümle canları etkinlilere davet etti.

Pir Celal Fırat’ın açıklaması şöyle: 

“Sevgide buluşarak; şiirle, nefesle, türkülerle, deyişlerle ve muhabbetle anlatmak istediklerimizi dile getireceğiz.

Sadece inançsal değil bütün ferdi ve sosyal meselelere tercüman olmak için çabalayacağız. Çünkü birlikte, ama farklılıklarımızla yaşama konusunda müşterek ve kadim bir geleneğe sahibiz.

Bu amaçla çıktığımız yolda; asimilasyona, gericiliğe ve dayatmalara karşı toplumuzun sesi olacak ve herkesi bir araya getirmek için çaba göstereceğiz.

“Sözümüz Kutsaldır, Sözümüz Cesaretimizdir” adı altında gerçekleşecek etkinliklerimizin duyuruları sosyal medya hesaplarımızdan yapılacaktır.

Cümle canlar davetlidir.”

Continue Reading

Haberler

Hubyar köyünde dördüncü cemevinin temeli atıldı

editor

Published

on

By

Tokat Almus’a bağlı Hubyar Köyünün 19 mahallesinden biri olan Kamişçek mahallesinde cemevi temelli atıldı.  Temeli atılan bu cemevi Hubyar köyünde dördüncü cemevi olacak.

Cemevi temeli atma sırasında çekilen bir fotoğraf dikkati çekti. Fotoğrafta, temel atılmadan önce bir dedenin diz çökerek, temel atılacak yerde kutsal tekeli dağına dönerek dua ettiği görülüyor.

Hubyar Ocağı bölge açısından önemli olmakla beraber Alevi gelenek ve göreneklerinin sürüldüğü nadide yerlerdendir.

Temel atması ardından Kamişçek mahallesinde cemevinin inşaatına başlanacak.

 

 

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI