Connect with us

Haberler

Seni unutursam Maraş…

Babil kralı Nebukatnezar, Kudüs’u ele geçirdikten sonra kentte yaşayan tüm Yahudileri sürgüne gönderir. Ahit sandığının içinde bulunduğu tapınağı yıkar, kenti tümden yağmalar. Bu sürgün zamanlarında Yahudilerin dillerinden düşürmedikleri ve her sabah uyandıklarında okudukları bir duaları ve ahdları vardır. Ahd :”Seni unutursam, ey Kudüs,
sağ elim hünerini unutsun!
Eğer seni anmazsam,
eğer Kudüs’ü baş sevincimden
üstün tutmazsam,
dilim damağıma yapışsın.” diye devam eder. Bu ahd sadece sürgüne karşı verilmiş bir tepki değil, aynı zamanda bir halkın kimlik kazanma mücadelesinin de sembol dizeleridir. Çünkü yıkılan sadece bir kent değildir. Yağmalanan bir toplumun hafızasıdır. “Ey kudüs” diye başlayan dizler ise hafızanın yok edilmek istenmesine karşı verilmiş belki de tarihin en güçlü anlamlarından biridir. Aradan yüzlerce yıl geçse de, bir toplum katliam, soykırıma tabi tutulsa da, direniş halinde olan toplumsal tarih ve hafızadır. Bu hafıza korunduğu müddetçe hiçbir soykırımın başarılı olamayacağının kanıtı yine Yahudi toplumsallığının bin yıllık pratiğinde saklıdır.

Günümüzde soykırım tartışmalarının en önemli boyutunu kuşkusuz hafıza, bellek, yüzleşme, hesap sorma, adalet ve unutmamak gibi olgular oluşturmaktadır. Bu kavramlar aynı zamanda soykırıma karşı verilen mücadelenin kilit anlamlarını oluşturur ki o da kimliğin kendisini ifade eder.

Dünya üzerinde çokça dile getirilen Yahudi, Ermeni, Asuri-Süryani, Ruanda, Bosna-Hersek, Amerika Yerlileri, Avustralya Aborjin soykırımları ve binlerce soykırım uygulamasına karşı verilen mücadeleler halklar açısından önemli bir birikim süreci yaratmıştır. Aynı şekilde bir soykırımlar ülkesi olan Türk devlet tarihi de soykırımlarla yüzleşmenin ne kadar hayati olduğunu her gün yaşadığımız acı deneyimlerle bizlere göstermektedir.

Sadece Ermeni, Asuri-Süryani soykırımları bağlamında değil, Dersim soykırımı bağlamında verilen mücadeleler bizzat soykırıma uğrayan toplulukların  mücadelesinin belirleyici olduğunu kanıtlamıştır. Yahudiler bin yıldır soykırıma karşı mücadele ettikleri için bir sonuç alabilmişlerdir. Uluslar arası hukuğa “Yahudi soykırımını inkar etmek insanlık suçudur” ibaresini koymaları bu mücadelelerin başarısıdır.

Türkiye düzleminde olaya baktığımızda bırakalım Türk devletinin kendi soykırımcı tarihiyle yüzleşmesini soykırım iddiasında bulunan kesimlerin bile nasıl kıskaca alındıklarını, nasıl zülüm gördüklerini gündelik siyasette görebilmekteyiz. Soykırım gerçekliğinde hakkaniyete ulaşmak, adım adım yargılamak ve toplumsal vicdana dönük tarihsel hafızayı oluşturmak kesinlikle bir mücadele konusudur.

Dolayısıyla kırımlara karşı verilecek ortak bir mücadele topyekün bir sonucu doğuracaktır. Türkiye özgülünde düşünüldüğünde soykırım mağdurlarının mücadelesinde gerçekten istediğimiz noktadamıyız? Sadece birincil suçlu olan devleti hedeflemek tek başına yeterli midir? Peki ya mağdurlar mücadele değil de unutmayı “tercih” ederlerse?

Unutmaya çalışmak…Acı gelebilir ancak “unutmak” da bir çok toplum örneğinde görüldüğü gibi sığınılan bir liman olabilmektedir. Sosyolojik ve psikolojik olarak soykırıma uğrayan topluluklarda iki eğilimin açığa çıktığı tespit edilmektedir. Ya yüzleşmek, mücadele etmek ve toplumsal adalet sağlamak ya da “unutmaya” çalışmak, yaşanmamış gibi hayatına devam etmek, ya da “gizlemek, kapatmak, örtmek” olarak da nitelendirilen psikolojik reaksiyonlara sığınan eğilimler olarak ortaya çıkmaktadır.

Bu bağlamda kimisinin devlet ağzıyla konuşup “Maraş olayları” dediği, kimisinin “katliam” kimisinin de peşisıra yaşanan bütün sürece “soykırım” olarak adlandırdığı Maraş katliamı daha fazla değerlendirmeyi hak etmektedir. 19-26 aralık 1978 tarihinde bir hafta boyunca yaşanan katliam halen aydınlatılmayı beklemektedir. Günümüzün Daiş yöntemlerinin bire bir kullanıldığı Kürt Kızılbaşlara yönelik yapılan katliamda ne kadar insanın öldüğü resmi rakamlar dışında açıklanamamaktadır. Halen Maraş’ta sahip çıkılmayan toplu mezarlar bulunmaktadır. Anne karnındaki ceninlerin parçalanması, insanların kaynar kazanlara atılması, kafa kesmeler gibi daha da sıralayacağımız bir çok dehşet yöntem kullanılmıştır. Maraş’ta fiziki katliam bir hafta sürmüştür ancak devamın da yaşanan “ruhsal katliama” ise ibretlik bir örnek oluşturmaktadır.

Katliamdan sonra Maraş’ta demografik yapı tümden değiştirilmiştir. Nüfusunun yüzde 80’i yurtdışına, Türkiye metropollerine zorla göç ettirilmiştir. İşkence, korku, zülüm ve sindirme politikaları atbaşı gitmiştir. Sadece bununla da sınırlı kalınmamış alanda kalan çok az Kızılbaş Kürde de Sünnileştirme temelli politikalar uygulanmış, eğitim sistemi üzerinden toplumsal dinamikler tümden bitirilmeye çalışılmıştır. Demografik yapı sadece nüfusun boşaltılmasıyla değil dünyanın ikinci ve üçüncü en büyük çimento fabrikaları ve termik santrallerle de son nokta konulmak istenmiştir. Türkiye’nin en vermli toprak parçalarından biri olan Elbistan ve Pazarcık ovası günümüzde sadece zehir solumaktadır.

En son kızılbaş Kürtlerin yaşadığı Pazarcık’ın ortasına “Selefistlerle” doldurulan bir kampın kurulması, bölgeye dönük bitirme, yok etme stratejisinin de son halkasıdır.  Bölgede kalan Kürt-Kızılbaşların nüfusundan daha fazla insan bu kamplara yerleştirilmiştir. Devlet geriye kalan yöre insanının da topraklarını satıp gitmesini dayatmaktadır. Açıktır ki bütün bu uygulamalara “katliam oldu, geçti, gitti” deme sıradanlığına düşmeden yaşananların soykırım politikaları olduğunun  altını çizmek gerekiyor.

Maraş katliamı ve peşisıra geliştirilen soykırım uygulamları açısından irdelenmesi gereken konulardan biri bu olurken diğeri de toplumun bu gerçeklikle yüzleşme biçimine dönük olacaktır. Maraş’ın Kürt-kızılbaşları yaşadıkları süreçlerle yeterince yüzleşmiş midir sorusu canalıcılığını korumaktadır. “Unutmak mı mücadele etmek mi” ikileminde gelip giden Maraş toplumsallığı açıktırki bu med-cezir arasında halen de yalpalamaktadır.

Yıllarca evlerde neredeyse konuşulmayan bir konu olan Maraş, büyüklerimiz tarafından sanki bahs edilmediğinde geçip gidecekmiş gibi ele alındı. Kendi çocuklarına bu acı deneyimi aktarmak istemeyen ebeveynler belki de farketmeden büyük bir “kötülük” yaptı. Kimisi koruma kaygısı, kimisi korku ve sinmişlikten, kimisi “belki anlatmazsak bizi rahat bırakırlar” düşüncesinden hareketle “yasaklı” bir konu düzleminde ele aldı. “Dokunmazsak dokunmazlar” psikolojisi katliam mağdurularının bir çeşit savunma mekanizması olarak gelişti. Yıllarca kapalı sandıklarda saklanan fotoğraf karelerinde kaldı ya da çocuklar anlamasın diye kendi ana dilimizde ifade edilerek bizden saklanmaya çalışıldı. Bu tıpkı Kenan Evrenden nefret eden Alevilerin “kendi evimize onun fotoğrafını asarsak bize karışmazlar” demesine benziyordu.

Kaçış ne çare. Kaldık ki katliam ve soykırımlarla yüzleşme ve hesap sorma yeterince gelişmediği taktirde devamının da geldiğini Maraş örneğinden çok iyi biliyoruz. Günümüzde Pazarcık ovasının ortasına Selefistler yerleştiriliyorsa bu zamanında yeterince verilmeyen mücadeleler sonucudur. Sorun burada kaba anlamda toplumu suçlamak değildir.  Deneyimler bizlere soykırım mağdurlarının mücadelesiyle bir çok olgunun değiştiğini göstermektedir. Soykırıma karşı verilen bütün mücadeleler değerlidir ancak soykırımın uygulandığı özneler ancak bunun hesabını sorabilir. Hele hele Türk devlet geleneği düşünüldüğünde mücadele verilmeden yaprağın bile kıpırdamayacağı, bir milim dahi gelişmenin, değişmenin olmayacağını bilmek durumundayız.

Maraş gerçekliğiyle yüzleşmek, toplumsal hafızayı oluşturmak, hesap sormak ve yargılama süreçlerini başlatmak amacıyla Avrupa zemininde bir çok çalışma yürütüldü. Ancak bu çalışmalar henüz cılızdır, yaşananların derinliği karşısında yetmemektedir.

Bu anlamda Kürt-Kızılbaş toplumu kendi tarihsel gerçekliğini ele alırken  “geçmişte ve uzakta kalmış bir hayalet” ten bahs etmemektedir. Halen devam eden bir sürecin vahim sonuçlarından söz ediyoruz. Kimilerinin salık verdiği “gönüllü unutkanlık” bir çözüm değil, bilakis katliama an be an davetiyeler çıkarmaktır. Burada mücadele ederken “Agadeye ağıt” biçiminde değil, gerçek anlamda hesap sormamız gereken canalıcı toplumsal kimlik sorunlarımız bulunmaktadır.

Unutmayalım ki Maraş vahşeti sadece devletin paramiliter güçleri tarafından değil, her gün merhaba dediğimiz komşularımızın, alışveriş yaptığımız bakkalların sahipleri tarafından yapıldı. Sivil faşizm şimdilerde Maraş’ta, 78’inkinde çok daha fazla örgütlüdür.

Hannah Arendt  “kötülüğün sıradanlığı” derken sadece SS subaylarını değil Alman halkının bu soykırımda oynadığı role dikkatimizi çekiyordu. “Herkesin suçlu olduğu noktada, kimse suçlu değildir.” derken suçun toplumsal karakterini vurguluyordu.

Katledilen yüzlerce Kürt Kızılbaş “unutulmuş mağdurlar” değil sürekli “hatırlanacak Kürt-Kızılbaşlar” olarak belleğimizde yer  edinmek durumunda. Hesap sormak için tıpkı Roboskili Ailelerin dediği gibi “ey Roboski seni unutursam kalbim kurusun” demeliyiz. Buna “ey Maraş, ey Dersim” ve daha nice soykırımı da ekleyerek insanlık mücadelemizin anlam derinliğinde buluşabilmeliyiz.

Maraş halen hesap sorulmayı bekleyen kanayan bir yaradır. Katillerin milletvekili olduğu, belediye başkanı yapılarak ödüllendirildiği bir Türkiye’de yaşıyoruz. Mücadele, örgütlenme, hesap sorma, yargılama olmadan Türk devlet geleneği ve soykırımcı uygulamaları değişmeyecektir. Burada hesap sorma derken sadece uluslar arası mahkemelerde yargılamakla sınırlı kalmayan, toplumun kültürel, sanatsal, inançsal bir çok açıdan kendisini örgütlemesini sağlayan topyekün bir süreçten bahs ediyoruz.

Amin Maalouf, “ölümcül Kimlikler” adlı kitabında “siz kimliği bıraksanız da kimlik sizi bir gölge gibi takip eder” der. Geçmiş de böyledir. Biz uzaklaşmaya çalıştıkça o bizi takip eder. Biz kaçtıkça o ardımızdan koşar. Toplumların sağlıklı kimlik inşaları ancak hakkaniyete uygun oldukça anlamsal gücünü oluşturur. Soykırımlar ve katliamlarla yüzleşmek ve mücadele etmek soykırıma uğramış toplumların kendilerini sağlatmanın en anlamlı yolu ve hakikatidir.

Continue Reading
Advertisement //pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Haberler

“Barış için Akademisyenler” davaları: “Biz suç işlemedik”

“Bizim bu sözde akademisyenlerden izin alacak halimiz yok. Bunların haddini bilmesi lazım.”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Ocak 2016’da sarf ettiği bu sözlerin ardından, “Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisine imza atan akademisyenlerin hayatlarında beklemedikleri bir sayfa açıldı.

“Barış İçin Akademisyenler” inisiyatifi, 2015 yılında Kürt nüfusun yoğunlukta olduğu illerde sokağa çıkma yasakları ilan edilmesiyle güvenlik güçleri tarafından yürütülen operasyonlara tepki göstermek amacıyla bir bildiri yayınladı. “Devletin vatandaşlarına uyguladığı şiddete hemen şimdi son vermesini talep ediyor, bu ülkenin akademisyen ve araştırmacıları olarak bu katliamın suç ortağı olmayacağımızı beyan ediyoruz” açıklamasına yer verilen “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı bildiri, 11 Ocak 2016 tarihinde kamuoyu ile paylaşıldı. Bin 128 akademisyenin imzasıyla yayınlanan bildiri, Erdoğan’ın açıklaması sonrası 2 bin 212 imzaya ulaştı ve 20 Ocak’ta Meclis’e sunuldu.

Türkei Prozess Akademiker Demo

“Bu Suça Ortak Olmayacağız” blaşlıklı bildiriye imza atan yüzlerce akademisyen hakkında dava açıldı. (Foto: Arşiv)

İhraç, soruşturma, sürgün dolu süreç

Bu tarihten sonra bildiriye imza atan akademisyenler için soruşturma, ihraç, sürgün ve yurtdışı yasakları ile dolu bir süreç başladı. Bugüne kadar 549 barış imzacısı işinden oldu, 505’i hakkında disiplin soruşturması başlatıldı, yüzlerce akademisyen yurtdışına gitmek durumunda kaldı. Yargılamalar ise Terörle Mücadele Kanunu’ndaki (TMK) “örgüt propagandası” suçlamasıyla iddianame hazırlanmasıyla başladı. Akademisyenlerin ayrıca, “Türklüğü, Türkiye Cumhuriyeti’ni veya Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni alenen aşağılamak” suçunu düzenleyen Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 301. maddesinden yargılanmaları için Adalet Bakanlığı’ndan soruşturma izni talep edildi. Nisan 2019 itibarıyla 691 imzacı akademisyen hakkında dava açılmış bulunuyor. 5 Aralık 2017’de başlayan davalara her gün bir yenisi eklenmeye devam ediyor.

Prof. Füsun Üstel (DW/B. Karakas)

Prof. Füsun Üstel

Prof. Füsun Üstel cezaevine giriyor

Yargılanan barış imzacısı akademisyenlerin 184’ünün davası tamamlandı. Aynı iddianame kapsamında hakkında dava açılan akademisyenlerin 32’si, 15-36 ay arası değişen cezalar aldı. İstanbul 32. Ağır Ceza Mahkemesi’nin Galatasaray Üniversitesi Siyaset Bilimi öğretim üyesi Prof. Dr. Füsun Üstel hakkında 4 Nisan 2018 tarihinde verdiği 1 yıl 3 ay hapis cezası, Şubat ayında oy çokluğuyla istinaf mahkemesi tarafından onandı. Bu onama kararı ile Üstel’in cezası kesinleşti. Prof. Füsun Üstel, Gülen cemaatine mensup kişilerle para pazarlığı yaptığı iddiasıyla açığa alınan savcı İsmet Bozkurt tarafından barış bildirisi hakkında hazırlanan iddianame kapsamında yargılanan akademisyenler arasında cezaevine girecek ilk isim olacak. Galatasaray Üniversitesi’ndeki görevine halen devam eden Üstel’in Nisan ayı sonuna kadar cezaevine girmesi bekleniyor.

“Bu yargılama süreci toplumun yüz karası”

Barış imzacısı akademisyenler, “Yaşamayı, yaşatmayı savunanların yerleri cezaevi değil, üniversitedir” demeye devam ediyor. Bu çağrılarını bir kez daha yinelemek amacıyla İstanbul Tabip Odası’nda Prof. Füsun Üstel için Cuma günü düzenledikleri basın toplantısına çok sayıda kişi katıldı. Burada “Makbul Vatandaş’ın Peşinde” adlı kitabından yola çıkarak, “Mahkûm Vatandaşın Peşinde” başlığıyla ders veren Üstel, kendisini yalnız bırakmayanlara, “Makbul vatandaşı birlikte inşa edeceğiz ama depresif devletin yanında hizalanarak değil, yeni bilgilerimizle genişleterek edeceğiz” sözleriyle seslendi. Bildiriye imza attığı için KHK ile Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden ihraç edilen Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu ise, yargı sürecinin “başından beri bir kurgu” olduğunu dile getirdi. “Biz suç işlemedik. Bu yargılama süreci toplumun yüz karasıdır” dedi.

“İddianame tek, cezalar farklı”

“Barış İçin Akademisyenler” davalarında yargılanan yirmi akademisyenin avukatlığını yapan Ali Soydan, iddianamenin tek, verilen cezaların birbirinden farklı olduğunu özellikle vurguluyor. “Normalde böyle olmaması gerekir. İddianamelerde sadece isim ve kimlik numarası farklı, iddialar satır satır aynı. Ama mahkemeden mahkemeye farklılık var çünkü mahkemelerin davaya ve yargılananlara yaklaşımları farklı” diyor. Kişiye özel yargılamanın esas olması gerektiğini dile getiren avukat, akademisyen davalarında bu durumun olmadığını hatırlatıyor. “Tümüyle soyut iddialar var. Ortada herkes için biçilmiş bir elbise var. Kişiye özel yargılama yapılmıyor. İddialarda TMK ile alakalı hiçbir şey yok. Bildirinin ifade özgürlüğü kapsamında ele alınması gerekirken siyasi iktidarın konuya bugünkü yaklaşımından kaynaklı açılmış bir dava ile karşı karşıyayız” diye konuşuyor.

Video izle 05:08 Akademisyenlerden Hayat Bilgisi Okulu

Dayanışma akademileri açıldı

Bildiriye imza attıkları için işsiz bırakılan ve sonraki süreçte KHK’lı oldukları için iş başvurularından olumsuz geri dönüş alan akademisyenler, olanaklar el verdiğince çalışmaya ve bilgi üretmeye devam ediyor. Çoğu KHK’lı akademisyen çeviri yaparak veya araştırma projelerinde yer alarak üretmeyi sürdürüyor. Türkiye’nin çeşitli kentlerinde kurulan dayanışma akademileri ise akademisyenlerin bilgi üretimine devam etme çabasının bir ürünü… Kocaeli Dayanışma Akademisi (KODA), Mersin Kültürhane, Ankara İnsan Hakları Okulu ve Eskişehir Okulu, faaliyet gösteren yerlerden ilk akla gelenler arasında sıralanabilir.

Zafer Güzey

Zafer Güzey, Türkiye’de yaylı çalgı yapan 10 profesyonelden biri.

Çiğ köfte dükkanı açtı: “Hayata devam ediyoruz”

Eskişehir Anadolu Üniversitesi Yaylı Çalgılar Yapımı bölümünde öğretim üyeliği yapan Zafer Güzey (49), barış bildirisine imza attığı için 21 yıllık görevinden ihraç edilen bir akademisyen… İmza atan ikinci grupta yer alan Güzey hakkında henüz açılmış bir dava yok. “Önce sözleşmem yenilenmedi, ardından 7 Şubat 2017’de yayınlanan KHK ile işten atıldım” diyen Güzey, Türkiye’de yaylı çalgı yapan 10 profesyonelden biri… Halen Anadolu Üniversitesi’nde akademisyenlik yapan isimler, onun öğrencisi.

Aynı zamanda barış imzacısı akademisyenlerin yer aldığı “Barışa Ezgiler” adlı müzik grubunun kurucularından olan Güzey’in, geçen sene düzenlenen uluslararası bir yarışmada kendi yapımı olan viyola, “en güzel sesli ve en estetik” viyola seçilmiş. Zafer hoca, okula veda etmek zorunda kaldığından beri haftanın üç günü 10 yıllık atölyesinde çalışmaya devam ediyor. Geri kalan günlerde ise Eskişehir merkezde açtığı çiğ köfte dükkanında çalışıyor. Burası, duvarlarındaki dev yağlıboya tablolar ve yaylı çalgılarla alışılmışın dışında bir çiğ köfte dükkanı.

Zafer Güzey

Zafer Güzey’in açtığı çiğ köfte dükkanı, duvarlarındaki dev yağlıboya tablolar ve yaylı çalgılarla alışılmışın dışında bir mekan.

Zafer hoca, “Bu işin sonunda üniversiteye geri döneceğimizin farkındayız ama bizim hayatımızdan çalıyorlar, bizleri öğrencilerimizden mahrum ediyorlar. Gün gelecek devran dönecek. Biz de ağaç kökü kemirmeyeceğiz, hayatımıza devam ediyoruz. Dayanışma içindeyiz” diyor.

 

Burcu Karakaş / İstanbul

© Deutsche Welle Türkçe

 

 

Continue Reading

Haberler

Zülfikar dergisinin yeni sayısı çıktı

Zülfikar dergisinin Mart-Nisan sayısı “Yolda birlik için nasıl yapmalı?” manşetiyle okuyucuya ulaştı.

Demokratik Alevi Dernekleri DAD’ın her iki ayda bir yayımladığı siyasi, kültürel ve sanat içerikli Zülfikar dergisi çıktı. Derginin Mart-Nisan sayısında “Yolda birlik için nasıl yapmalı?” sorusuna cevap arandı.

Zülfikar’ın yeni sayısında ayrıca Khal Gağan, Xızır, Bext ve Heftemal geleneklerine daiar de yazılar kaleme alındı.

Continue Reading

Haberler

Kadınlar İstiklal Caddesi’nde açlık grevlerindekiler için zincir oluşturdu

Aralarında HDK Eşsözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit ve HDP milletvekillerinin de olduğu çok sayıda kadın, açlık grevlerine dikkat çekmek için İstiklal Caddesi’nde zincir oluşturdu.

Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Eşbaşkanı ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerinde uygulanan tecridin kaldırılması talebiyle Diyarbakır E Tipi Cezaevi’nde başlattığı ve tahliyesi ardından evinde sürdürdüğü açlık grevi 163’üncü gününe girdi.

Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eşsözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit, HDP İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay, Kadın Meclisi Sözcüsü ve Ağrı Milletvekili Dilan Dirayet Taşdemir, Muş Milletvekili Şevin Coşkun, İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm, ve çok sayıda kadın, İstiklal Caddesi’nde tecride karşı zincir oluşturdu.

Ağızlarına maske takarak “Leyla Güven’e ses ver” diyen kadınlar, açlık grevlerine dikkat çekti. İSTANBUL

Continue Reading

EN SON EKLENEN HABERLER

Güncel3 saat ago

Mevlüt Uysal hakkında suç duyurusu

CHP İBB Meclis Üyesi Nehir Ataman, eski AKP’li Bakan Egemen Bağış’ın 13 yıl boyunca şoförlüğünü yapan M.G.’nin maaşının İBB tarafından...

Kadın3 saat ago

Malatya’da kadın cinayeti: Kayınpeder gelinini vurdu

Olay, Akçadağ ilçesinde meydana geldi. Edinilen bilgilere göre, gelin Ş.A. (31) ile kayınpederi Ö.A., ilçe hükümet konağı yanında bulunan otoparkta...

Güncel3 saat ago

Kayyım borçları tek tek açıklanıyor: Milyonlar

Şırnak Silopi Belediyesi’nin, HDP’li Eş Başkanları, kayyım döneminden kalan borç ve devredilen taşınmazların listesini belediye binasına astı. Belediyenin kayyım tarafından...

Haberler6 saat ago

“Barış için Akademisyenler” davaları: “Biz suç işlemedik”

“Bizim bu sözde akademisyenlerden izin alacak halimiz yok. Bunların haddini bilmesi lazım.” Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Ocak 2016’da sarf ettiği...

Dünya6 saat ago

ABD’de Demokrat adaydan Trump’a soruşturma çağrısı

Amerika Birleşik Devletleri’nde Başkan Donald Trump’ın Rusya ile bağlarını araştıran raporun yayınlanmasının ardından Demokrat senatör Elizabeth Warren, Trump hakkında meclis...

Güncel6 saat ago

Giresun’da zırhlı polis aracı dereye yuvarlandı: 6 yaralı

Kaza, akşam saatlerinde Giresun’un Şebinkarahisar ilçesi Çağlayan köyü mevkiinde meydana geldi. Giresun’dan görev için yola çıkan polis özel harekata ait...

Dünya6 saat ago

Kabil’de bakanlık binasına saldırı: 7 ölü, 8 yaralı

Kabil Emniyet Müdürlüğü Sözcüsü Basir Mücahit yaptığı açıklamada, Kabil’in merkezindeki bakanlık binası önünde yaşanan patlamanın ardından saldırganların binanın içine girerek...

Kadın6 saat ago

Genç kadın, evinde silahla vurulmuş şekilde ölü bulundu

Alınan bilgiye göre, Yıldız Mahallesi’nde oturan Dilan Tutucu’dan (18) haber alamayan yakınları durumu polise bildirdi. Sağlık ekipleriyle birlikte Tutucu’nun evine...

Politika10 saat ago

Demirtaş: HDP boyun eğmediğini gösterdi

HDP önceki dönem Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, “Partim, son seçimlerde gücünü gösterdi. Bütün engellere rağmen, HDP’nin seçim başarısı dikkat çekicidir. Bu...

Dünya10 saat ago

Mısır’da Sisi’yi 2030’a kadar koltukta tutmak için referandum

Mısır’da halk, Abdülfettah el Sisi’nin görev süresini 2030’a kadar uzatmanın önünü açacak olan anayasa değişikliği paketini oylamak için sandık başında....

Kadın10 saat ago

Kadın cinayetinde kan donduran ayrıntı

Bulgaristan pasaportu taşıyan Tennur Öztürk’ün (31), tabancayla öldürdüğü Rabia (23) ve annesi Fatma Bayram’ın (48) cenazeleri, yakınları tarafından Merkezefendi Devlet...

Politika10 saat ago

CHP’den belediye başkanlarına yakın takip

CHP’nin yerel yönetimlerden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun, partinin bundan sonraki yol haritasını anlattı. “Yeni seçilen belediye başkanlarımız bir...

Advertisement

Facebook

Öne Çıkan Yazılar

bahis siteleri kaçak bahis siteleri kaçak iddaa siteleri casino siteleri film izle canl? iddaa

porno izle

porno indir

istanbul escort