Maraş

Tırnakları devleti tarafından sökülen faşist Alparslan Türkeş ile dönemin emniyet müdürü ve zamanında AKP’nin ikinci adamı olan Abdülkadir Aksu ve MİT’in başrol oynadığı Maraş katliamının 39. yılındayız.

Yıllar sonra basına yansıyan kaynaklar ve yazıların ortaya koyduğu katliamda CIA parmağı olduğuydu. Türkeş ve kurtçukları Türkiye’deki sosyalistlere karşı Amerika’nın kullandığı maşalardı. Bu ülkücü kurtçuklar emperyalizmle bir olmuş halkların başına katliam örüyorlardı.

Daha güzel bir dünya için kadın erkek beraber mücadele eden devrimcilere, demokratlara, insanca yaşamı kılavuz edinmiş Alevilik inancına sahip toplumlara karşı vahşi yöntemler uygulayan devletin ücretli katilleri ve onların başı Türkeş’i bu toplum unutmadı, unutmayacak.

Bugün hala Maraş Valiliği’nin katliam anmasını yasaklamasının nedeni toplumun hafızasını yok etmek, katliamı ise inkar etmek.

Ne zaman sıkışsa dini öne süren, dinci ve faşist güruhları halkın üzerine sürenlerin Alevilere yönelik katliam planları Maraş öncesinde başlıyordu.

Cumhuriyetin kuruluş yıllarındaki Koçgiri ve kurulduktan sonra Dersim katliamları Kürt Alevi toplumuna yönelik savaş araçlarının ve ordunun yer aldığı katliamlardı.

Sonraki katliamlar savaş güçleri ve savaş yöntemleri ile değil, devlet tarafından kurulan gizli, özel birimlerce yapılacaktı. Bunlara kontra güçler denecekti.

Maraş katliamı da ABD’de eğitilen bu güçlerce uygulandı.

En insanlık dışı yöntemlere başvuruldu. Canları alınmakla yetinilmedi, evleri, işyerleri yakıldı, yıkıldı Alevilerin.

Beşikteki bebekler, çocuklar katledildi. Yaşlılar katledildi.

Cinsiyetçi, Alevi düşmanı faşist ve dinci erkek güruhlar ve kimi zaman faşist, Alevi düşmanı kadınlar tarafından sırf Alevi diye insanlar katledildi.

Hamile kadınların karınlarını deşerek doğmamış bebekleri ağaçlara çivilediler.

Çocukları, kadınları, erkekleri uzun süren işkencelerle katlettiler. Uzuvlarını parçaladılar.

Kadınlara tecavüz ettiler. Hiç ne yapıyoruz diye düşünmeden, insanlıklarını sorgulamadan. Öyle ya Hac’a giderek değil, Alevi öldürerek cennete gideceklerdi. Böyle diyorlardı halkı Alevileri katletmeye yönlendirmek için katliam uygulayıcıları. Aleviler camilere saldıracak söylentisiyle başlayan katliam başka kışkırtıcı yalanlarla sürdürülüyordu. Buna da inanmaya hazır bir güruh vardı. Devlet istediği anda kullanacağı böyle güruhları üretmekte mahirdi.

Ve yılladır her gün selamlaşan komşular beş gün boyunca işkence ederek öldüreceklerdi Alevi oldukları için insanları.

İnsanlar nasıl bu yalanlara kanar demeyin. Ortada çıkar olunca insan insanlıktan çıkıverebiliyor. Maraşlı Aleviler uzun yıllardır yaşadığı topraklardan ve evlerden uzaklaştırılırsa oralara bu “kanmış” komşular sahip olacaktı.

Bunun içindir ki ölü bedenlere bile işkence yapmaktan, saldırmaktan geri durmayan vahşi kalabalıklar olacaktı.

Yaralı halde hastanelere kaldırılanlar öldürülecekti.

Amerikan’ın iplerini oynattığı katliamcı vatanseverlerin de hayatlarında iz bırakacaktı bu katliam.

Katliamın sorumlularından Ökkeş Kenger ki sonradan soyadını değiştirdi Şendiller yaptı, katliam sanığı olmaktan “siyasetçi”liğe terfi etti. Soyadını değiştirse de, terfi etse de hiçbir zaman Maraş katliamının gölgesinden çıkamadı. Devletin mahkemelerinden kurtulsa da halkın vicdanında, aklında, toplum hafızasında hak ettiği yeri gördü.

Maraş katliamının diğer ismi Muhsin Yazıcıoğlu’ydu. Helikopteri ne tesadüf ki Maraş dağlarına düşünce herkesin aklına Maraş katliamı geldi. O da halkın zihninde katil olarak yer etmişti.

Bir toplumu katletmekle kalmayıp, tecavüz ve tacizlerle dize getirmeye, “kirletmeye” çalışanlar kendilerini hiçbir zaman temizleyemediler. Çıkmaz bir kir olarak katliam yapışmıştı yakalarına. Kendileri kirlendi.

Devletin Alevilere zulmü durmadı, Bugün de dinci ve faşistlerin ortaklığı ile Alevilere yönelik baskılar, tehditler, saldırılar sürmekte.

Alevlerin bu saldırılara karşı daha sıkı yan yana durup, demokratik, devrimci çevrelerle birlik olmaktan, faşizme ve dinciliğe karşı durmaktan başka çaresi yok.