Connect with us

.

GÜNCEL HABERLER

Battal İlgezdi’nin davasına yayın yasağı kararı

AleviNet

Published

on

İstanbul Anadolu 30. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davaya sadece Battal İlgezdi’nin avukatı Ali Diren katıldı. Battal İlgezdi’nin diğer avukatı İnan Bektaş ile sanık iş adamı Mehmet Ali Uzunlar’ın avukatı Rüştü Şahin mazeret bildirerek duruşmaya katılmadılar.

BATTAL İLGEZDİ SAĞLIK RAPORU SUNDU

Battal İlgezdi’nin avukatı Ali Diren ile sanık iş adamı Mehmet Ali Uzunlar’ın avukatı, müvekkilinin sağlık durumuna ilişkin rapor sunarak mazeretli sayılmasına karar verilmesini istedi. Sanık Mehmet Ali Uzunlar’ın rahatsızlığına ilişkin rapor yolladığı tutanağa geçti.

İLGEZDİ GİZLİLİK KARARI VE YAYIN YASAĞI İSTEDİ

Yine İlgezdi’nin, avukatı Ali Diren’in sunduğu dilekçe ile gizlilik kararı ve yayın yasağı talebinde bulunduğu tutanağa yazıldı. Ayrıca söz alan avukat Diren, müvekkili ve çocuğunun kişilik haklarının korunması için duruşmaların gizli olarak yapılmasına karar verilmesini istediklerini söyledi.

YAYIN YASAĞI KABUL EDİLDİ

Avukat Diren’in gizlilik ve yayın yasağı talebini değerlendiren hakim İbrahim Fikri Talman, gizlilik talebinin reddine, yayın yasağı talebinin ise kabulüne karar verdi. Hakim Talman, “CMK’nın 182/2 maddesinde genel ahlak veya kamu güvenliğinin kesin olarak gerektirdiği durumlarda duruşmanın bir kısmı veya tamamının kapalı yapılacağı hükmü bulunduğu, ancak dava konusu olay ve eylemler itibariyle bu koşulların bulunduğu anlaşıldığından yargılamanın kapalı yapılması yolundaki istemin reddine, ancak sanığın belediye başkanı sıfatıyla hakkında bazı yayın organlarında yayınlar yapıldığı, bu yayınların dava konusu ile ilgili bulunduğu, ayrıca sanığın bundan dolayı söz konusu basın organları hakkında şikayette bulunduğu ve hala soruşturma yapıldığı gözetilerek CMK’nın 187/3 maddesi gereğince açık duruşmanın içeriğinin sanık ve aile yakınlarının saygınlık, onur ve haklarına dokunacak nitelikte olabileceğinden bu aşamada duruşma içeriğinin kısmen veya tamamen yayınlanmasının yasaklanmasına” karar verdi.

Tekrar söz alan İlgezdi’nin avukatı Diren, bir sonraki celse müvekkillerinin hazır edeceklerini belirterek, “Sanık hakkında iddianameye konu mal varlığı ile ilgili olarak İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilmiş takipsizlik kararları vardır, bunları sunacağız veya celbini isteyeceğiz. Yine ihaleye fesat suçu ile ilgili olarak soruşturma yapılmış ve dava açılmamasına karar verilmiştir, yapılan itirazlar da reddedilmiştir. Bununla da ilgili beyan ve taleplerimiz olacaktır” dedi.

Sanıklar Battal İlgezdi ve Mehmet Ali Uzunlar’ın mazeretlerini kabul eden mahkeme, sanıklar iş adamı Uğur Atalay, Ataşehir Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü’nde vekaleten müdürlük yapan İrfan Birinci ve Ataşehir Belediyesi Meclis Üyesi Cemal Zafer Nuhoğlu’nun bir sonraki duruşmaya zorla getirilmelerine karar verdi. Ataşehir Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü kontrol şefi Nilay Erkek Karaosmanoğlu’nun MERNİS adresine tebligat çıkarılmasına karar veren mahkeme, eksiklerin giderilmesi için duruşmayı erteledi.

İDDİANAMEDEN…

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede, Türkiye genelinde yayın yapan gazetelerde mal varlığına ilişkin aleyhine haberler çıkan Ataşehir Belediye Başkanı Battal İlgezdi ve eşi Gamze Akkuş İlgezdi’nin kendileri, çocukları ve haberi yapan gazeteler hakkında şikayetçi oldukları belirtildi.

İddianamede, Battal İlgezdi’nin 2009 yılından 20015 yılına kadar, kendisi ve ikinci kişiler tarafından hesaplarına yatırılan 2 milyon 548 bin 857 TL, 2 milyon 714 bin dolar ve 23 bin Euro’nun kaynağını açıklayamadığı, bunun da haksız mal edinme olarak değerlendirildiği belirtiliyor. İddianamede ayrıca Battal İlgezdi’nin kızı T. N. İ. adına kayıtlı ili gayrimenkulün parasal kaynağının tespit edilemediği belirtiliyor. İddianamede İlgezdi’nin alınan savunmasında hesabına yatırılan paraların alacağının tahsilinden kaynaklandığını söylediği belirtildi.

Belediye tarafından bir şirkete ihale ile yaptırılan Erguvan Barış Parkı işinde belediyenin zarara uğratıldığı iddia edilen iddianamede, Battal İlgezdi’nin, “İhaleye Fesat Karıştırma” ve “Haksız mal edinme ve gizleme” suçlarından 12 yıla kadar hapis cezası isteniyor. İşadamları Uğur Atalay, Mehmet Ali Uzunlar, Ataşehir Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü vekil müdürü İrfan Birinci, Park ve Bahçeler Müdürlüğü kontrol şefi Nilay Erkek Karaosmanoğlu, Belediye Meclis Üyesi Cemal Zafer Nuhoğlu hakkında da “İhaleye fesat karıştırma” suçundan 7 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmaları isteniyor.

İddianamede ayrıca Battal İlgezdi’nin cezalandırılması durumunda İlgezdi hakkıdna, 3628 Sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanununun 15. maddesinde yer alan “Kamu hizmetlerinden yasaklanma” ile TCK’nın 53. maddesinde yer alan “Belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma” hükümlerinin de uygulanması istendi.

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GÜNCEL HABERLER

Yoleri: Cezalandırılmamış her olayın sorumlusu devlettir

AleviNet

Published

on

İHD İstanbul Şube Başkanı Avukat Gülseren Yoleri Suruç katliamından sonraki süreci değerlendirerek, “Suruç katliamının ardından savcıya avukatlar bir liste vererek yeni katliamların önlemesini istemişti ama savcılık yapmadı, ardından Ankara katliamı yaşandı. Devlet bunlarla yüzleşmeli” dedi.

Suruç katliamının ardından ülkede katliamlar zinciri yaşandı. Katliamın ardından uzunca bir süre dosyaya gizlilik kararı konuldu. Soruşturma açıldığında ve kovuşturmaya dönüştüğünde ise gerçek sorumlular yargılanmadı, yargılanmıyor.
Suruç davasını ve IŞİD katliamı davalarını İHD İstanbul Şube Başkanı Avukat Gülseren Yoleri ETHA’ya değerlendirdi.
Cezasızlığın, daha önce yaşanan katliamlarda olduğu gibi Suruç katliamında da karşılarına çıktığını belirten Yoleri, “Gerçek sorumlular yargılanmadı, tetikçiler korundu ve bağlantıları gizlendi. Bu yaklaşım katliamları besleyen yaklaşımın bir parçasıydı. Katliamları besleyen ve yenilerine zemin hazırlayan bu yaklaşımın hemen ardından Ankara Gar katliamının yaşanması ile kendisini somut olarak da göstermiş oldu. Suruç katliamını soruşturan savcıya henüz Ankara Gar katliamı yaşanmadan aylar önce verilen dilekçelerde isimler ve bağlantılardan söz edilmiş ve savcılığın gerek Suruç katliamını aydınlatması, gerek yeni katliamları önlemesi için önlemler alması istenmişti. Ancak; savcılık iddiaları araştırma gayretine bile girmedi” dedi.
‘DEVLETİN YÜZLEŞMEKTEN KAÇMASI KABUL EDİLEMEZ’
Avukatların verdiği o dilekçelerde sözü edilen kişilerin Ankara’da 101 kişinin yaşamını yitirdiği katliamı gerçekleştirdiğini katliam yaptığını vurgulayan Yoleri, sözlerine şöyle devam etti: “Sonra peşi sıra yeni katliamlar geldi. Davalar sırasında kimi sanıklar ve tanık anlatımları emniyet ve istihbarat içindeki bağlantılara da işaret etti. Ama ne siyasetin ne yargının tutumu değişmedi. Ne hukuk ne insan hakları bakımından kabul edilebilir bir durum yok ortada. Cezasızlık, suç işleyen devlet görevlilerinin ve bağlantılarının korunması ve gizlenmesi, işlenen insanlığa karşı suçlar da bile devletin yüzleşmekten kaçması kabul edilemez. Nitekim sorumluları açığa çıkartılmamış, yargılanmamış, cezalandırılmamış her olayın sorumlusu devlettir.”
Etkin bir soruşturma yapılması gerektiğini söyleyen İHD İstanbul Şube Başkanı Avukat Gülseren Yoleri, gerçeklerin açığa çıkması, sorumluların yargılanması ve cezalandırılması gibi süreçlerin takibi için de Meclis’te araştırma komisyonlarının kurulması gerektiğini vurguladı.
KAYNAK ETHA
Continue Reading

GÜNCEL HABERLER

Senato’da Trump’a yaptırım baskısı

AleviNet

Published

on

Türkiye’nin Rusya’dan aldığı S-400 hava savunma sistemleri nedeniyle Ankara-Washington hattında gerginlik sürerken, Amerikan Senatosunda Türkiye’ye yaptırım uygulanması için Başkan Donald Trump’a yönelik baskı artıyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın S-400’lerin Türkiye’ye sevkiyatının başlamasının ardından Türkiye’nin F-35 savaş uçakları üretim programından çıkarılacağını açıklaması, ancak diğer yandan başka yaptırımların şu an gündemde olmadığı mesajını vermesi dikkat çekmişti. Washington yönetimi önceki süreçte S-400’leri teslim alması durumunda Türkiye’ye yönelik “ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Etme Yasası” (CAATSA) kapsamında ekonomik yaptırımlar uygulama tehdidinde bulunmuştu.

Amerikan Senatosunun Cumhuriyetçi ve Demokrat üyeleri, Rusya ile askeri işbirliği yapanlara yönelik CAATSA yaptırımlarının devreye sokulmasını talep etti.

Cumhuriyetçi senatörlerden tasarı

Cumhuriyetçi senatörler Rick Scott ve Todd Young’ın hazırladığı tasarıda Türkiye’nin S-400’leri teslim almasının Amerikan güvenlik çıkarları açısından “doğrudan ve karanlık bir tehdit” olduğu belirtilerek “CAATSA yasası kapsamındaki yaptırımların tamamıyla uygulanması” talep ediliyor. Tasarıda ayrıca Amerikan yönetimi, “Rusya kaynaklı tehditleri tartışmak ve Türkiye’nin NATO içindeki varlığının devamı konusunda ciddi bir şekilde düşünmek” amacıyla NATO’da istişareler başlatmaya çağrıldı.

Diğer yandan Senato Dış İlişkiler Komitesinin Demokrat üyesi Bob Menendez, Türkiye’yi F-35 programından çıkarmanın yeterli olmadığını savunarak “Yasa, Rusya Federasyonu’nun savunma ve istihbarat sektörleriyle yapılan önemli işlemleri çok açık bir şekilde yaptırımla cezalandırma yetkisi vermektedir, ki S-400’lerin teslimatı da şüphesiz önemli bir işlemdir” diye konuştu.

Menendez, Trump’ın CAATSA yaptırımlarını devreye sokmayı reddetmesi durumunda Amerikan yönetimini Türkiye’ye yaptırım uygulamaya zorlayacak bir yasa tasarısı sunacağını açıkladı.

12 yaptırım seçeneği

2017 yılında yürürlüğe giren CAATSA, ABD Başkanına 12 yaptırım seçeneğinden beşini seçme imkanı tanıyor. Bu seçenekler arasında vizelerin iptali, Amerikan İhracat-İthalat bankası kredilerine erişimin engellenmesi, Amerikan mali sistemi ile işlemlerin yasaklanması, ihracat lisansı verilmemesi gibi yaptırımlar yer alıyor. Ancak CAATSA’nın yaptırımların uygulanması ya da feragatle ilgili bir zaman çizelgesi içermemesi nedeniyle Trump’ın yaptırımları süresiz erteleme imkanı da bulunuyor.

rtr/BK,ET

© Deutsche Welle Türkçe

 

Continue Reading

GÜNCEL HABERLER

Suruç katliamı: 4 yıldır gelmeyen adalet

AleviNet

Published

on

Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu’nun (SGDF) çağrısıyla Suruç’tan Kobanê’ye gidecek gençler 20 Temmuz 2015 günü, saat 11.30 sularında Amara Kültür Merkezi bahçesinde toplandı. Basın açıklaması yapıldığı sırada gençlerin arasına giren, Abdurrahman Alagöz adlı DAİŞ üyesinin kendisini patlatması ile 33 kişi hayatını kaybetti, 100’den fazla kişi de yaralandı.

DAİŞ’in Suruç’ta yaptığı katliam öncesi 5 Haziran 2015’te Amed’deki HDP’nin seçim mitinginde de bir bombalı saldırı olmuş 5 kişi yaşamını yitirmişti. Fakat Suruç’ta yaşanan ve 33 kişinin yaşamını yitirdiği bu patlama, Türkiye’nin yakın tarihindeki en büyük saldırılardan biri oldu. Suruç katliamının izleri henüz geçmeden 10 Ekim 2015’te Ankara’da ‘barış’ demek için bir araya gelen insanların arasında patlayan 2 canlı bomba, 102 kişiyi katletti, yüzlerce kişinin de yaralanmasına sebep oldu.

Aradan geçen 4 yıla rağmen birbirine bağlantılı bu katliamların hesabı henüz sorulmadı. Uzun yargılamalar, gizlilik kararları davaların işleyişini sekteye uğratırken yeni katliamlara da kapı araladı.

İLK DURUŞMA 21 AY SONRA YAPILDI

İlk olarak soruşturma için 18 ay sürecek bir gizlilik kararı alındı. Bu süreçte 15 kişi ile başlayan soruşturma kapsamı DAİŞ üyesi üç kişi ile devam etti. Katliamdan 21 ay sonra ise davanın ilk duruşması görüldü. Urfa Cumhuriyet Başsavcılığınca saldırıdan 18 ay sonra hazırlanan 213 sayfalık iddianamede, 3 şüpheli hakkında 104’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi. İddianamede failler olarak, eylemi gerçekleştiren DAİŞ üyesi Abdurrahman Alagöz, yine 10 Ekim 2015 Ankara saldırısını da planlayan ve Antep’teki bir hücre evine yapılan baskında kendilerini patlattıkları iddia edilen Yunus Durmaz ve Halil İbrahim Durgun dosyaya eklenirken, firari olduğu belirtilen Deniz Büyükçelebi ve İlhami Balı’nın da isimleri yer aldı. Haklarında arama kararı çıkartılan İlham Balı ve Deniz Büyükçelebi’nin ise Suriye’de DAİŞ’e katıldığı belirtildi. Davanın yargılanan tek sanığı ise 10 Ekim katliamı faillerinden Yakup Şahin oldu. Suruç davasının ilk duruşması 4 Mayıs 2017’de Hilvan Adliyesi Urfa 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Fakat davanın tek tutuklu sanığı Yakup Şahin aynı gün 10 Ekim davasının da görülmesi sebebiyle Suruç davası sanıksız başladı.

SANIK MAHKEMEYE HİÇ GETİRİLMEDİ

İlk duruşmaya sanıksız ve okunmayan iddianame ile başlayan dava, 14 Temmuz 2017’de devam etti. Tek tutuklu tanık Yakup Şahin yine mahkeme salonuna getirilmezken aileler bu karara tepki gösterdi. Fakat SEGBİS (Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi) ile davaya katılan sanık ailelere, “İster katılırım, ister katılmam” diye cevap verdi.

Mahkeme heyeti ise sanık Yakup Şahin’in SEGBİS üzerinden duruşmaya katılmasının sağlıklı bir ifade için yeterli olmayacağına kanaat getirerek bir dahaki duruşmaya katılması kararını verdi. Davanın ikinci duruşmasında Sanık Şahin’in getirilmesine karar verilse de 13 Kasım 2017 tarihli 3. duruşmaya tutuklu tek sanık yine çıkarılmadı. Sanık Yakup Şahin sonrasında da 9 duruşma boyunca SEGBİS yöntemiyle davaya katılarak mahkeme salonuna hiç gelmedi.

Katliamın tek tutuklu sanığı yargılanırken ilişkide olduğu düşünülen isimler ise tanık olarak dinlendi. Bunlardan biri de İmam Abdullah Ömer Arslan’dı. Davanın 7. duruşmasında Urfa Halfeti’ye bağlı Gürkuyu köyünde imam olduğunu belirten Arslan’ın ifadesi de SEGBİS üzerinden alındı. Katliamın yaşandığı gün, olay yeri yakınlarında vatandaşlarca yakalanan Arslan’ın sırt çantasından DAİŞ’in olduğu düşünülen bir bayrak çıkmış fakat ifadesi alındıktan sonra serbest bırakılmıştı. Arslan’ın aynı gün Ankara’nın Gölbaşı ilçesine tayini çıkarılmıştı. İmam Arslan’ın tanık olarak dinlendiği mahkemede avukatların tutuklanma talebi reddedildi.

Öte yandan 9 Mayıs’ta görülen son davada, olay günü görüntülerinin 5 saatlik kısmının dosyada olmadığı ortaya çıktı. Dava ise 7 Ağustos 2019’a ertelendi.

POLİSE TAKSİTLİ PARA CEZASI

Suruç Asliye Mahkemesi’nde görülen “Görevi kötüye kullandığı” gerekçesi ile yargılanan dönemin ilçe emniyet müdürü Mehmet Yapalıal’a “görevi ihmal ve kötüye kullanma” suçundan 7 bin 500 TL para cezası verildi, ceza 12 takside bölündü.

Yine görevi kötüye kullanmaktan yargılanan ve son olarak geçtiğimiz 12 Temmuz’da Suruç Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen, Suruç Emniyet Müdürlüğü bünyesindeki Terörle Mücadele ve Asayiş birimlerinden sorumlu polisler Ali Koçak ve Ahmet Oğuz Davarcı’nın yargılandığı davada mahkeme heyeti, olay öncesi 13 günün kamera kayıtları ve polis telsiz konuşmalarını istedi. Mahkeme daha sonra duruşmayı 4 Şubat 2020´ye erteledi.

FAİLLERİN BAĞLANTILARI

Suruç katliamını gerçekleştiren Abdurrahman Alagöz, “terör nitelikli şahıs” sıfatıyla aranmasına ve kaydının 16 Haziran’dan itibaren Suruç Emniyet Müdürlüğü’nde olmasına rağmen, 20 Temmuz günü bombalı saldırıyı gerçekleştirdi. 20 yaşındaki canlı bomba Alagöz ve ağabeyi Yunus Emre Alagöz’ün DAİŞ’e katıldıkları emniyet kayıtlarında yer alırken; kardeşlerin Amed saldırısını gerçekleştiren DAİŞ’li Orhan Gönder’in ailesinin yaşadığı eve 200-300 metre mesafede bakkal açtıkları da ortaya çıktı. Orhan Gönder ve Abdurrahman Alagöz’ün Adıyaman Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2014 yılında Mustafa Dokumacı’nın da aralarında bulundukları 22 kişi hakkında “El Kaide ve Çatışma Bölgeleri ile İrtibatlı Gruplar” konulu soruşturmayla bağlantılı olduğu ileri sürüldü.

Suruç’un yanı sıra Ankara’daki barış mitingi, HDP Amed mitingi ve İstiklal Caddes’inde yapılan bombalı saldırıların planlayıcısı, Antepli “IŞİD emiri” olduğu iddia edilen Yunus Durmaz’ın da 19 Mayıs’ta Antep’teki bir eve düzenlenen operasyonda üzerindeki bombayı patlatarak öldüğü iddia edildi. Aynı operasyonda gözaltına alınan kardeşi Hacı Ali Durmaz ifadesinde yaptıkları saldırıları anlattı. Ankara barış mitinginin yanı sıra Suruç saldırısını da kendilerinin gerçekleştirdiğini söyledi.

Asıl ilginç olan Emniyet’in 2009 yılından beri Yunus Durmaz’dan haberi olmasıydı. MİT’in savcılığa sunduğu raporlarda Durmaz hakkında 2009’da El Kaide üyesi olarak Antep Havalimanında gözaltına alındığı; Mayıs 2015 itibarıyla Antep’te DAİŞ faaliyetlerinde çalıştığından söz ediliyor, ayrıca “Temmuz 2015’te Suriye’de bulunmuştur” deniyordu. MİT, bu faaliyetleri Emniyet Genel Müdürlüğü’ne (EGM) bildirdiğini de belirtiyordu. Ankara ve Suruç katliamlarının bir numaralı planlayıcıları Yunus Durmaz ve Halil İbrahim Durgun, Antep’te yapılan ayrı ayrı operasyonlarda ölü ele geçirildi. Emniyet her ikisinin de kendisini patlattığını açıkladı. Bu kilit isimlerin neden sağ olarak ele geçirilmediği ve yürütülen operasyonların detayları bilinmiyor.

Öte yandan DAİŞ’in Türkiye emirlerinden Ebu Ubeyde kod adlı ile QSD’nin elinde bulunan İlyas Aydın, İstanbul DAİŞ Ana Davası kapsamından hazırlanan iddianamede “örgütün İstanbul lideri” olarak geçiyor. İlyas Aydın, Ankara ve Suruç katliamları dâhil örgütün yakarak öldürdüğü iki Türk askeri hakkında MİT’le toplantı yaptıklarını ve birçok kez Türkiye’ye geçişlerinin sağlandığını da itiraf ediyordu.

KATLİAMDA HAYATINI KAYBEDENLER

Koray Çapoğlu, Cebrail Günebakan, Hatice Ezgi Sadet, Uğur Özkan, Nartan Kılıç, Veysel Özdemir, Nazegül Boyraz, Kasım Deprem, Alper Sapan, Cemil Yıldız, Okan Pirinç, Ferdane Kılıç, Yunus Emre Şen, Çağdaş Aydın, Alican Vural, Osman Çiçek, Mücahit Erol, Medali Barutçu, Aydan Ezgi Salcı, Nazlı Akyürek, Serhat Devrim, Ece Dinç, Emrullah Akhamur, Murat Yurtgül, Erdal Bozkurt, İsmet Şeker, Süleyman Aksu, Büşra Mete, Duygu Tuna, Polen Ünlü, Nuray Koçan, Vatan Budak, Mert Cömert.

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI