Connect with us

.

GÜNCEL HABERLER

AKD bazı Alevi Kurumlarının yayınladığı açıklamaya cevap verdi

AleviNet

Published

on

AABK ( Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu), ABF (Alevi Bektaşi Federasyonu),HBVAKV (Hacı Bektaş-ı Veli Anadolu Kültür Vakfı), ve PSAKD (Pir Sultan Abdal Kültür Derneği) Alevi Kültür Dernekleri’nin Maraş anması sırasında ve sonrasındaki tavırlarını eleştiren bir açıklama yayınlamıştı. Alevi Kültür Dernekleri Genel Merkezi’de bugün cevaben bir açıklama yayınlayarak, diğer Alevi Kurumlarının iddialarını yalanladı.

İşte AKD’nin açıklaması:

BASINA VE KAMUOYUNA

23 Aralık 2017 günü 39 yıl önce Maraş’ta katledilen canlarımızı anmak için engellemelere rağmen bir araya geldik. Biz ülkemiz aydınları ve Alevileri üzerine oyun oynayan karanlık güçleri ve yandaşlarını tanıdığımızı, Alevilerin birlik ve beraberliğinden korkan kargaşa, terör ve akan kandan, anaların göz yaşından beslenmeye çalışanların birleşip sorumlu davranış sergileyen AKD örgütlüğüne karşı nefretlerini kusmalarına rağmen halkımıza uygulanan baskı ve zulme karşı göğüs gererek provokatör kışkırtmalara karşı her daim sağ duyulu yaklaşıp birliğimizi, dirliğimizi daim eyleyeceğimizi açıkladık. Maraş katliamını anma etkinliğinde toplumda olmayan karşılıklarını sahte görüntü ve söylemlerle doldurmaya çalışanların gerçek yüzlerini bir kez daha gördük. Anma öncesi ve sonrasından kurumlarımızda mihman ettiklerimiz bölgedeki 25 şubemiz ve genel merkez yöneticilerimizi yok saymaya kalkanlara karşı duruş gösteren genel başkanımız, Gaziantep ve Sultangazi Şube başkanlarımızı tehdit etmeye kadar vardırdıkları davranışlarına örgütsel tepkimizi yalan yanlış haberlerle çarpıtarak tekrar kahramanlık yapmaya başladılar.
AKD örgütlülüğü olarak Genel Başkanımız Doğan Demir ve Genel merkez yöneticilerimizle, bütün şubelerimiz ve üyelerimizle bu güne kadar sizin kirli oyunlarınıza alet olmadık ,bundan sonrada olmayacağız. Aleviler adına yapılan her anmayı kendi siyasi beklentilerine payanda yapmaya çalışanlara izin vermeyeceğimizi, bu ülkenin yöneticileri ile her zeminde görüşüp sorunlarımızı kavga ve sloganla değil özümüzden taviz vermeden sağduyu ve diyalog ile çözmeye devam edeceğimizi bir kez daha belirtiyoruz.
AKD yönetimi olarak İç İşleri Bakanı ve bazı valilerle, belediyelerle alenen yaptığımız görüşmeleri Aleviliğe ihanet sayıp, bize hain diyenlere soruyoruz. Bu güne kadar gizlice görüştüğünüz bakan, vali veya belediye başkanlarına neyi pazarladınız, belediyelerden ne alıp ne verdiniz, geçen yıl Maraş Valisi ile neyin pazarlığını yaptınız hadi açıklayın. Tuncer Baş bu gün malları ve parası üzerinde tepindiğiniz vakfın temelini atan ve inşaatın maliyetini devletin hazinesinden karşılayan Dönemin Cumhurbaşkanı merhum Süleyman Demirel’i unutmuş olamazsınız. Alevi kurumları adına hak mücadelesinde devlet erkanı ile görüşen, hak talep eden herkes size göre hainse peki siz ne oluyorsunuz.? Hadi geçtik bu balık hafızalıları, yalan ve iftiraları dillerine dolayan ve bu çirkin girişime destek olan kurumlara ve bazı yayın organlarına zamanı geldiğinde elbette söyleyecek çok sözümüz vardır.
Dün bazı haber sitelerinde yazdıkları haberin kaynağını ve açıklama yapanı yazma cesareti gösteremeyen cesur kalemşörler AKD genel başkanımızı ve ,şube başkanlarımızı hedef gösteren alevi diline yakışmayan edepten yoksun bir açıklama yayınladılar.

“Anmaya katılan AABK ( Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu), ABF (Alevi Bektaşi Federasyonu),HBVAKV (Hacı Bektaş-ı Veli Anadolu Kültür Vakfı), ve PSAKD (Pir Sultan Abdal Kültür Derneği) Alevi Kültür Dernekleri’nin anma sırasında yaşanan gerginlikler ve sonrasından yaşananları eleştirerek AKD tabanıyla hiçbir sorunlarının olmadığını yalnızca AKD içerisinde bir grubun Alevi hareketini provoke etiğini öne sürdü. Açıklamada AKD yönetimi özür dilemeye davet edildi.”

Devamla”Anmanın bitimine doğru AKD Antep şube başkanı Yılmaz Demirdelen ile AKD Sultangazi şube başkanı Zeynel ODABAŞ, AKD genel başkanı Doğan Demir’in bilgisi ve talimatıyla HBVAKV genel başkanına fiili müdahale ve saldırıda bulunmuşlardır. Buna engel olmak isteyen ABF Genel Başkanına karşı da AKD Antep şube başkanı Yılmaz Demirdelen küfür ve hakaret içeren fiili saldırıda bulunmuştur. Buna tanık olan AKD genel başkanı Doğan Demir engel olmak yerine, Abf genel başkanına sözlü saldırı ve hakarette bulunmuştur. “

Burada yazılanları açıklamada yarar vardır. AKD Gaziantep Şube Başkanı Avukat Yılmaz Demirdelen ve AKD Sultangazi Şube Başkanı Zeynel Odabaşı mevcut ABF’nin Genel başkan yardımcılığını yapmış mücadeleleri ve duruşuyla her daim saygıyı hak etmiş kişilerdir. ABF nin başkanlık koltuğunu işgal eden Muhittin Yıldız rahat çalışsın bahane bulamasın diye karşı çıkmamıza rağmen mevcut görevlerinden istifa etme özverisini gösteren değerli canlarımızdır.
Doğan Demir, AKD’nin genel başkanıdır. Ne mafya babası ,nede bizlerin şeyhi değildir. Bizim GYK üyelerimiz ve şube başkanlarımız da mürit değil yolun talibi, ayak türabıdır. Doğan Demir şube başkanlarımıza ve hiç kimseye saldırı talimatı vermez. Bu açıklamayı yapan kişiler kendi sıfatlarını genel başkanımıza yakıştırıyorlar.
Bu çirkin iftiranın devamı açıklamada gizli.” Bir sonraki gün yani Pazar günü HBAKV başkanı ile Abf genel başkanı, eş zamanlı olarak değişik telefonlardan aranarak küfür, hakaret ve tehdide maruz kalmışlardır. Maraş’ta yaşanan bu olaydan sonra ve tehdit ve hakaret içeren bu aramalar tesadüf olamaz.”
AKD örgütlülüğünü yok saymaya çalışan her zeminde ayar vermeye çalışanların yalanları bitmiyor. Maraş’ta AKD orada olduğu halde yok saymaya çalışanlara tepki gösteren yöneticilerimize parmak sallayıp, gözlerini belertenlere anladığı dilden cevap verilmiştir.
Ancak ortalıkta hala ABF Genel başkanıyım sıfatıyla afra-tafra satan Muhittin Yıldız Genel Başkanımız Doğan Demir’i eşinin yanında telefonla arayarak” Gaziantep şube başkanı Yılmaz Demirdelen ve Sultangazi Şube Başkanı Zeynel Odabaşını kasderek” bağla şu köpeklerini tasmalarından, yoksa gider evlerinden aldırır, gerekeni yaparım, seni bitiririm “ diyen zattır.
Daha önceki ABF başkanı Baki Düzgün’ün evini kimliği belirsiz çakallarına bastırıp öldürmekle tehdit eden, ABF yönetim kurulunda bulunan Kadınlar dahil bazı kişilere küfredip hakaretlerde bulunan kişi de aynı zattır. Kartal Mitinginde herkesle kavga eden yine bu zattır. Bu güne kadar şu veya bu şekilde bu zatın yaptıklarına sesini çıkarmayan, yapılan ahlak ve edep dışı davranışlarına göz yuman sorunu kişiler arası çekişme olarak gören kişilere soruyoruz? Bu zat bu küstahlığı yapma cesaretini kimlerden almaktadır? Sizce Alevilerin dili, davranışı hele de alevi kurumlarının çatı örgütü ABF’nin başkanı böylemi olmalıdır? Sizlerin üç maymun rolünü oynayarak yapılanları görmezden gelmelerinizle bu zat ABF başkanı olarak daha ne kadar o makamı işgal edip alevi kurumlarını ayrıştırmaya devam edecektir?
Serseri bir mayın gibi nerde patlayacağı ve hangi kuruma zarar vereceği belli olmayan bu kendini bilmez kişinin davranışını hangi alevi canımız hoş görür anlamış değiliz. Mafyanın bile değerlerini alt üst eden bu zat ucuz mahalle kabadayılığı sergilerken bizi alevi hak mücadelesinde ihanetle suçlayabiliyor. Kendi pisliklerini bile eline yüzüne bulaştıranları Alevilerin vicdanlarına havale ediyoruz.
Yaptığımız görüşmelerde Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği yöneticilerinin böyle bir açıklamadan haberleri olmadığını ve böylesi bir açıklamayı da doğru bulmadıklarını öğrendik. AKD olarak “kem söz sahibine yakışır” diyerek yapılan çirkinlikleri açıklamayı yapanlara ve buna çanak tutanlara iade ediyoruz.
Bu yolda mücadele eden herkes isimlerini ve kurumlarını açıklama cesaretini bile gösteremeyen kişileri çok iyi tanıyorlar.
Bize atfedilmeye çalışılan ancak sırıtan “ ağacın kurdu kendi özünden olur “özdeyişine aynen katılıyoruz. Mafyavari davranışlarla bile yönetilemeyen ve her geçen gün borç batağına sürüklenen son bir yıldır örgütsel anlama aleviler arasında saygınlığı kalmayan ABF’nin kurucusu ve en büyük kitlesel bileşeni Alevi Kültür Derneğidir.. Aldıkları bağış ve yardımları, AB proje fonlarını çarçur edip hesabını veremeyen mevcut ABF yönetimini çok uyardık, hatta rahat kadro kursunlar diye yönetim ve diğer organların asıl ve yedek üyeliklerinden çekildik. Yönetimden AKD temsilcisi dışında olup istifa eden bir çalışma üretemeyen bir çok canımıza rağmen etiket uğruna mevcut yönetimde kalmaya çalışan enkaz haline getirdikleri ABF yi üstümüze yıkmaya ve kendi pisliklerini bize bulaştırmaya çabalayanların hezeyanlarını ve mafyavari tehditlerini dikkate almıyoruz.
Bunun yanında varlık sebebinin AKD olduğu Hacı Bektaş-ı Veli Anadolu Kültür Vakfı başkanı Tuncer Baş ve ABF Başkanı Muhittin Yıldız yanına aldıkları bazı kurumların yöneticilerini yalan beyanlarla kandırarak alevi hak mücadelesine zarar vermektedirler. Tuncer Baş’ın benzer davranışı daha birkaç önce Çorumda yaptığımız anma toplantısında AABK Başkamı Sayın Hüseyin Mat ‘ada yalanlar söyleyerek zor durumda bıraktıklarını biliyoruz. Yine Maraş’ta aynı gün içimizden çıkmış HDP Milletvekili Sayın Müslüm Doğan’a hakaret edip tombala milletvekilisin diyen zat aynı kişidir. Hacı Bektaş dedeler kurulu toplantısından kovulan, bana ne Alevilikten ben holding yönetiyorum diyen, kendi kurduğu şubeyi kapatıp genel sekreterini ayrıştıran , öncelikle kendi ideolojik yapısına uymayan sadece vakıf senedine göre çalışmayı düşünen şube yöneticilerini sudan bahanelerle görev alan zat Tuncer Baş’tır.
AKD yöneticileri olarak 5 yıldır görev yaptığımız dönemde her şey mükemmel olmamıştır ama ABF ve bileşeni kurumlarımızda bu denli ayrıştırma ve kargaşa yaşanmamıştır. Yaşanan olumsuzlukları gördüğümüzde Tuncer Baş ve Muhittin Yıldız’ın göreve geldikten sonra kurumlar arasını açmak ve ayrıştırmak için özel olarak görevlendirildiğini düşünmeden edemiyoruz. Kendi yaptıkları pislikleri başkalarının üstüne atmada sınır tanımayanlar, kurumunuza vakfedilen maddi ve manevi değerlerimiz üzerinde keyfinizce tepinmeniz karşılıksız kalmayacak, demokratik ortamlarda Alevilere yakışan şekilde hesap sorulacaktır. Güneşi balçıkla sıvayamayacağınızı ve mutlaka bir gün yaptıklarınızın hesabını vereceğinizi unutmayınız.
Bozuk saatin bile günde iki defa doğruyu gösterdiği gibi açıklamada geçen “AKD Alevi hareketinde köklü geçmişi olan bir kurumdur. Bu nedenle Alevi Hareketi açısından anlamdır ve olmazsa olmazlarımızdandır. “ cümlesi doğruyu işaret etmektedir. Ancak bunca yalan ve iftiradan sonra acaba diye düşünürken arkasından gelen cümleler utanmazlıkta sınır tanınmayacağını göstermektedir.
“Bizim sorununuz AKD kurumu ve tabanı ile değildir. AKD içinde Alevi Hareketini bölmeye ve farklı yerlere çekmeye çalışan, sisteme ve asimilasyon politikasına hizmet etmeye çalışan kişiler ve yöneticiler ile ilgilidir. Kurumlara çöreklenmiş bu tür kişilerin Alevi Hareketine daha fazla zarar vermemesi için söküp atmak ve teşhir etmek de bizim görevimizdir. Abf olarak Akd ile yol yürüdük ve yürümeye de devam edeceğiz. Yolumuza zarar veren kişilikleri de AKD’nin değerli yöneticileri ile birlikte kurumdan arındıracağız. Bu nedenle AKD’nin değerli canları elbirliğiyle bu ihanetçi kişilikleri görevden almalıdırlar”

Bu açıklama ile kendi kurumlarını yönetmekten aciz malum kişiler, bu defa en büyük ve vazgeçilmez kurumuna yalakalıkta sınır tanımayarak AKD içine çomak sokmaya çalışmaktadır. Nasıl olsa AKD’nin şube yöneticilerini ve üyelerini yalanla kandırıp AKD yi karıştırır mevcut yönetimlerini devirir ve şakşakçı yöneticiler seçtirir koltuğumuzu koruruz sevdasına düşmüşlerdir. Tabi emriniz olur efendim ne demek. Derhâl AKD nin mevcut şeyhinin ve müritlerinin defterleri düreriz dememizi mi bekliyorsunuz ? Daha çok beklersiniz. Anlaşılan siz AKD örgütlerini tanıyamamışsınız. Bu entrikacı tavrın adını alevi hukuku ve yolumuz koymalıdır Edep yahu illa edep diyoruz.
Değerli canlar, AKD içi boş bir kurum değildir. Bizim hiçbir kurum veya kişiden özür dileyecek bir davranışımız yoktur. Bu yolun ve örgütün sahipleri vardır. AKD nin mevcut yöneticileri atamayla veya sahte vaatlerle paraşütle yönetime gelmedik.Üyelerimizin özgür iradeleri ve demokratik seçimleriyle göreve getirildik ve bu güne kadar yolumuzun edep ve erkanından , derneğimizin ilkelerinden taviz vermedik, bundan sonra birkaç kendini bilmezin yalanları ve iftiralarıyla yolumuzdan dönecek değiliz.Başka Genel Başkanımız Doğan Demir ve GYK üyelerimiz, şube başkan ve üyelerimizin saçının bir teline dahi zarar getirilmesine asla izin vermeyiz, bunun düşünülmesine bile asla tahammül etmeyiz. Bize hiç kimse talimat veremez.
Alevilerin hak mücadelesi tarihi ibretlik olaylarla doludur.8.İmam Rıza döneminde Abbasi Halifesi Harun Reşit oğlu El Memnu döneminde İmam Rızanın bilgi ve tecrübesini kabul eden ancak taraftarlarından çekinen Halife, İmam Rıza’ya “velayet hakkı sizindir, velayeti size veriyorum, size biat edeceğim, yalnız devleti ben yöneteceğim” diye teklif edince İmam Rıza “ Velayet Hak’tan verilir. Eğer size velayet haktan verilmişse sizin ne haddinize ki bana velayeti devretmeye kalkışırsınız. Yok velayet Hak’tan değil zorla gasp ettiğiniz biz makamsa bizim zorla gasp edilmiş bir makamda gözümüz yoktur” der. Tabiki sonuç bilindiği gibi zehirletilip katledilir.
Yine ortaya çıkıp ABF inanç kurulunu toplayıp kurum başkanları olarak orada özümüzü dara çekip haklıyı haksızı tespit edeceğiz söyleminiz de fiilen biten başkanlığınızı ve koltuğunuzu korumak sevdasından başka bir şey değildir. Özünü dara çekmek sizin gibi riyakar ve kendi kurumları arasına nifak sokan ayrıştıran kendini beğenmiş kibirli kişilerin işi değildir. İnanç kurulunda vicdanı ile hareket eden bir avuç dedelerimizi de tarihimizdeki HAKEM OLAYI gibi kandırmaya mı çalışıyorsunuz. Biz sizlerin kurduğu tuzağa düşmeyeceğiz.
ABF başkanı ve yandaşlarına son sözümüzdür. Siz kendinizi ne sanıyorsunuz. Yalanla, sahte vaatlerle oturduğunuz ve entrikalarla işgal ettiğiniz o koltuktan derhal kalkıp onurluca istifa edin, sağa sola çamur atmaktan vazgeçin, emaneti sahibi olan kurumlara terk edin. Çünkü ABF bizim gözümüzde sizin gibilere terk edilemeyecek kadar değerlidir.
Bazı gerçeklerin farkına varan duyarlı kurum yöneticilerini göreve çağırıyoruz. Bu bataklıktan ABF ‘yi kurtarıp ve doğru yolu bulacağımıza inancımız tamdır.
AKD olarak bundan sonra şikayet ve sızlanma yerine YA YOLU AÇACAĞIZ yada YOLDAN ÇEKİLEĞİZ. DOĞRU YOLDA GİDEN KURUMLARLARLA YOLDAŞ OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ.“

Hak bizi doğru yoldan ayırmasın. Boz atlı Hızır hepimizin yardımcısı olsun. Muhabbet ehline ve yol için mücadele verenlere aşk ola. 30.12.2017

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ALEVINET TV

IV. KUŞAK CUMHURİYET DÖNEMİ (DEMOKRATİK CUMHURİYET)

BÜLENT FELEKOĞLU

Published

on

Türkiye cumhuriyeti demokrasi mücadele süreçleri geçişken ve karmaşıktır. Geçişgenliği ileri, geri süreç izlerken yaklaşık ideolojik argümanların kullanılması. Karmaşıklığı sivil siyaset ile, merkezi istihbari devlet ideologyasının içiçeliği meselesidir. İç güven ilişkisinin zayıflığı, nüfusun merkezi devlet dinamiğine kendini ait hissetmemesi, merkezi devlet dinamiğinin ise tarihsel güvenilmez halk yaklaşımı. Coğrafyaya dışarıdan nüfus ikamesi ile demografik yapıyı tek tipleştirme yaklaşımı ile açığa çıkmıştır. Coğrafik yapıya yeni yerleşim nüfus ise kendini ait olmama duygusu ile merkezi devlet ideolojisinin Ortodoks savunucusu olarak güvenceye almıştır. Merkezi sistem tüm suç, istihbari ve demografi arası güven bunalımını bu nüfus üzerinden yürütmüştür. Entegrasyon yaklaşımından çok, tarihsel devşirme geleneğinin işleyişini görebilmekteyiz. Bu durumda demokratik halk dinamiklerinin işleyişinden çok Devlet Baba yaklaşımlı Milli Şef süreçlerini 25 şer yıllık geçişlerle görebilmekteyiz. Sistem yönetilemez boyuta geldiğinde ise istihbari organizasyonlarla, dış mihrak travmalı darbe dinamiklerini görebilmekteyiz.  Türkiye merkezi devlet ideolojisi içerisinde savunma olarak ikame ettiği nüfus yapılarına dikkat edilir ise, dışardan ikame nüfusun ağırlığını görecektir. (Dışarıdan ikame ilişkisini belirlenmiş sınırlardan çok, doğum coğrafyası ve kültürel üretim araçlarının belirleyeciliği, sosyal ilişki yerleşimi olarak)  olarakTürkiye coğrafyasında nüfusu sadeleştirme ya da tek tip nüfus yaratmak hedeflenmiştir. Bu durumun Anayasa karşılığı Türk- İslam – Hanefi olarak tanımlanmıştır. Cumhuriyet Türkiye Cumhuriyetidir. Ama nüfus vatandaş ilişkisi Türkiyeli değil, Türk olarak tanımlanmıştır. Bu tanımlama Türkiye demokratik süreçlerinin de önünde temel engel olarak durmaktadır. Lakin, katliamdan ya da baskıdan sürülmüş bir nüfus dinamiği başka bir katliam ve baskı coğrafyasına yerleştirilmiştir. Korkular üzerinden yerleşim yerli – milli travmasının da temel argümanı haline gelmiştir. Cümlenin kurulduğu coğrafya ise Anadoludur. Ermeni, Rum, Alevi, Kürt, Süryani katliam ve göç dinamikleri bu süreçte defalarca uygulamaya konulmuş. Hatta bu yöntem bir yönetme tarzına dönüşmüştür. Korkularla yönetme, katliamdan doğan servet ve talanla yönetme. Bu süreçleri Anadolu Türk Birliği adı altına Osmanlının Türkmen ve Kürt katliamlarında da açık görebiliriz. Diğer yandan büyük saldırı da Türkmen kültürüne devşirme Türklük üzerinden uygulanmıştır. Hedeflenen tüm coğrafyalara açık kapı bir Anadoluluk yerine devşirilmiş, nefes boruları tıkanmış dönemsel sunni tenneffüslerle sürekli ayakta kalmak sorunu( Beka sorunu) yaşayan Halktan azade, halka hükümran kripto işleyişlere mahkum edilmiş, halkın yönetimde araçsal olduğu korku cumhuriyeti hedeflenmiştir. Zengin yaratan, fakir doğuran Vesayet sistemli yönetimler açığa çıkmıştır. Halk ise İpe ve Silaha sarılmış, kendi intiharını son bedel olarak görmüştür. Vatan aşkının kara sevda gibi halka genç aşık muamelesi yapılmış. Devrimcisine romantik intihar reva görülmüştür.

Türkiye Cumhuriyeti sürecine tarihsel bir bakış atacak olursak.

Birincisi Avrupa’ya yayılan, bankacılık, altın ve gümüş birikimi yapan, Rum, Ermeni ve Süryani odaklı Doğu ekonomisini  püskürtmek. Bağımsız Ermenistan fikirlenmesi  ile İstanbul dışına atarak denizle bağlantısı koparılmış,  doğuya hapsedilmiş bir Ermenistan oluşturmak(Başarılı olmuştur). İngiliz güvenli bölge stratejisi. Bu şekilde hem İttihat Terakki tetikçi konumunda kullanılarak milli burjuva tahayyülü oluşturulmuş. Hemde uluslararası boyutta katliamcı devlet olarak lanse edilmesi sağlanmıştır. İttihat Terakki bu politik strateji ile iyice İngilizlerin denetimine alınmıştır.  İstanbul ekonomisi üst çeperde İngiliz ve Amerika korumasında Yahudi sermayesinin denetimine sokulmuştur. Ayrıca inançsal boyutta Vatikanın yerini sağlamlaştırmak. Lakin Ökümenlik Gregoryen Ermeniler ile  Ortodoks Süryani, Ortodoks Rum  Yunanlıları ve Rusları İstanbuldan uzak tutmak. İstanbul Yunanlılara vaat edilmiştir. Gizli anlaşmalarda ise Yunanlılar kesinlikle İstanbuldan uzak tutulmalıdır. Yoksa Avrupa tarihi mirasın sahibi sayan Helen kültürün ve Ortodoks Hristiyanlığın tüm Avrupayı tehdidi işten bile değildir. İngiliz şaşalı tarihi Yunan ( Helen) kültür ile çakışmak zorunda kalacaktır. Aryen Kökler ise yeniden tarih inşasında Katolik Hristiyanlığa engel olduğu gibi, Kapitalist ekonomi önünde de engeldir. Yani Doğunun batısı olan Hellen de teslim alınmalı ve tecrit edilmelidir. Aryen Kültür ise toprağa gömülmeli. Ermeni, Rum, Süryani, Kürt, Alevi Tehcir – Tenkil ve Asimilasyonu  Anadolu mücadele dinamiklerini suça bulaştırarak, çok kültürlülüğü imha teslim alma süreçleridir. Lakin bu süreci gören Türk, Kürt, Ermeni, Rum komüncüler azınlıkta olsalar da karşı çıkmışlardır.  1915 -17 Ermeni halkın katliamı ile suça bulaştırma gerçekleşmiş bu durum şantaj haline dönüştürülmüştür. Lakin ekonomik olarak önemli bir dengeleme denklemi bertaraf edilmiştir. Hınçak ve Taşnak’ın ve kendini zenginliğinden dolayı korumada sanan üsttenci Ermeni Burjuvazisi işlerin hiçte öyle olmadığını kısa sürede anlamışlardır. Lakin Kürtlerle yaptıkları anlaşmalar yine üsttenci yaklaşım ve ciddiyetsizlikten dolayı kolayca dışardan bozulmuştur. Ermeni devletleşme süreci bu tehciri – savaşı avantaj sayan bir öngörüsüzlüğe de teslim olmuştur. Kürtlerde ise Müslümanlığından dolayı safiyene bağlılık derin hatalar yaptırmıştır. Lakin bu güvenin hazırlığı Hamidiye Alaylarında atılmıştır. Ermeni katliamını fırsat bilen Sefaradlar(Göçmüş Yahudiler) nasıl yanıldılarsa İngiliz ve İstanbul Masonlarına karşı. Kürt Fırsatçı bazı aşiret ve yapılarda öyle yanıldılar. Diyap Ağa’nın Dersim katliamı hazırlığında bıçak ucu görülmesi meselesi gibi.  Lakin Kürtlerin yoğunluklu talepleri bu güçler tarafından sürekli manipüle edildi. İngiliz politikası ve İsrail devleti kuruluş tahayyülünde Kürtlerin, Türklerin, Ermenilerin ve Rumların Ortak vatan ruhu büyük tehlike olarak görülmektedir. Bu durum diyalog kanalları açık olan, isyan ya da çatışma dinamiğine dönüşemeyecek boyutta olan durumları iç darbe dinamiğini devreye koymak için sürekli tetiklenmiş, cesaretlendirilmiş, ilk fırsatta ise arkadan bıçaklanmıştır. Koçgiri, Ağrı, Şeyh Sait, Mele Mustafa ve Mahabad Kürt Cumhuriyeti pratiklerinde İngiliz ve İstanbul Mason politikası açık gözlemlenebilir. Türk devlet sistemi içerisinde de sürekli bir paralel devlet dinamiğini korumuştur.

Mustafa Kemal Anadolu Kurtuluş dinamiğinde böyle bir suç yükü ile Anadolu’ya çıkmıştır. Lakin hakkında idam kararı çıkmıştır.  Osmanlı sol komüncüler ulus hareketlerine karşı da büyük zayıflık halindedir. 1919 Anadolu fikirlenmesinin ortak vatan ilişkisinin bilinçte yer ettiği bir çıkış olarak okunmalıdır. 1919 ve 1924 e kadar olan süreç Ortak Vatan ruhunun canlı olduğu bir kuruluş dinamiği olarak okunmalı. Mustafa Kemal Kürtlerle ilişkisi İstanbul’dan başlanarak yeniden gözlenmeye muhtaçtır. Lakin İngiliz diplomasisi bu alanı da hiç boş bırakmaz. İsmet İnönü ve Kazım Karabekir süreci kontrol edecek olan derin politikanın aktörleri olarak hemen Mustafa Kemale bağlılıklarını bildireceklerdir.  Samsun çıkışı Anadoluluğun fikriyat hattının yoğunlaştığı, Amasya tamimi,(Ortak Vatan vurguları halen açığa çıkarılmamıştır. İdeolojik Türklük bu belgeleri halen manipüle etmektedir.) Erzurum(İsmet ve Kazım Karabekir bu kongreden sonra bağlılıklarını bildirmek için Mustafa Kemalin yanına koşarlar), Sivas kongreleri ve I.TBMM Anadolu ve Ortak vatan ruhunun taçlandığı dönem olarak okunmalıdır. Lakin Mustafa Kemal bu ruhun temel kurtarıcı olduğunun farkındadır. Bu nedenle İttihat Terakki’i ile çatışma yaşar. Hacı Bektaş Dergahında ki görüşmesi ve aldığı destek, Kürt milletvekillerinden aldığı destek. Erzurum ve Sivas kongrelerinin Kürt aşiretlerin korumasında yapması, başkomutanlık yetkisinin T.B.M.M Hükümetin’de tekrar kendine verilmesinde Kürt Milletvekillerin etkisi. Doğru okumalar ile ele alınmalı. Şark Islahatı harekete geçiren temel öneriler de İnönü’ye aittir. Lozan sürecinde Kürt vekillerin Fermanını hazırlayan da İnönü olmuştur. Belgeler peşinde olan araştırmacılar nedense hiçbir katliamda İnönü imzasını görmezler. İnönü’ye ait birçok belge sırlıdır. İnönü de kendisinin dolaylı görevinin temsilcisidir.

Bununla birlikte Misak-ı Milli olarak tanımlanan  Halep, Musul, Kerkük’ten(Kentin anahtarı direnişle İngilizlerden alınmış ve Osmanlı Sultanı Vahdetti’ne gönderilmek istenmiştir), Maraş, Antep, Diyarbakır, Dersime( Dersim Genareli madalyası Seyit Rızaya takdim edilmiştir) kadar olan hatta Halk kendi özgücü ve dirayeti ile işgalci güçleri bölgelerinden çıkarmıştır. Bu durum ordunun yoğunluğunu batıya vermesini sağlamıştır. Çok dağınık cephelerde başarı mümkün değildi. Mustafa Kemal direnmiş Anadolu dinamiği üzerinde bir güvenle yol yürüme imkanı bulabilmiştir. Mustafa Suphi’nin katli planlı Sovyet desteğinin İsmet İnönü üzerinde yoğunlaştırılması meselesi olarak da okunmalıdır. İngiliz açıklanmamış Sovyet anlaşması (Türkiye boğazların serbestisi koşullanması ile Sovyetin de kullanabileceği ama sıcak denizler hedefi önünde ise emniyet subabı olan, yarı devletçi kapitalist ekonomi altyapısı inşa edilecek) Mustafa Suphi’nin katli, 200 yunanlı sosyalistin öldürülme ilişkisi ile aynı hatta okunmalıdır. Sol komüncülerin Anadoluluk fikri Ermeni, Rum, Türk, Kürtler arasında ortak fikirlenme ve direnç noktası olarak Britanya planlarına ket vurma gücüne ulaşması işten bile değildir. Bu sürecin rol ikamesini  I.İnönü ve II. İnönü muharebelerinde açık görebiliriz. Yöntemsel olarak İnönü’nün ikinci adamlığa yükselmesi ve Mustafa Kemal’in Kürtlerle yapacağı diyalogların önünün kesilmesi amaçlıdır. Öbür ayağı Fevzi Çakmak ve Liberal Celal Bayar olarak karşımıza çıkar. İngiliz temel politikası Doğuda Musul, Kerkük’e kadar olan Kürt coğrafyasında Kürtler ve Türkler arasında yapılacak güçlü bir ortaklığın kendisi ve sömürü alanı için çok zararlı olacağının farkındadır. Lakin Fransızlar ve İtalyanlar bu hattın daha güneyine itilmişlerdir. Misak-ı Milli olarak Ortak Vatan ilişkisi 1925 Şeyh Said İsyanı ile sona erdirilecektir.  İngiliz  politikası en güçlü başarısını elde etmiş oldu. Muktedir Devlet Teba Halk anlayışı İdeolojik Türklük esas alınarak tekrar devreye sokulmuştur. Ermeniler 1915 te saf dışı bırakılmış bu süreç kurulacak devlet dinamiğine şantaj olarak tüm alanlarda kullanılacaktır. Çünkü Ortak Vatan ruhu ile bütünleşmiş TBMM hükümeti Bugün ki namlarıyla İran, Irak, Suriye hattına sirayet etme özelliklerine sahiptir. Bu durum petrol hatları içinde tehlikedir. Lakin Sakarya Fırat harplerinde Rus silahlarının yanında Yoğun İngiliz silahları ve Yahudi tüccarlardan silah temin edilmiştir. Yunanlılar ise durum karşısında çekilmişlerdir. Çünkü İstanbul sözü tutulmamıştır. Lozan sürecinde İsmet İnönü birçok aşırtmadan sonra müzakere heyetinin başına gelmiştir. Bu durumda ise ilk iş Lozan’da Kürtlerin ve Türklerin temsilcisi olarak tanıtması ise manidardır. Hemen ardından 27 Kürt vekilin katli İngiliz destekli İdeolojik Türklüğün açık ara Mustafa Kemali de teslim aldığını gösterir. Lakin Mustafa Kemal tüm dış diplomasiden uzaklaştırılma sürecinin açığa çıkmasıdır. Musul, Kerkük’ün teslim edilmesi de bu sürecin İç dinamikleri de teslim aldığını gösterir. Bundan sonrası İdeolojik Türklüğün daha fazla suça bulaştırılması süreci ve Mustafa Kemal’in Koçgiri’de anlaşmaya dönük yaklaşımı yine bu İdeolojik Türklük( İttihat Terakki şahsında, Osmanlı Devşirme geleneğin etkin olduğu devlet bürokrasisi) buradan da çatışmayı derinleştirerek katliam sürecine girmek hedefini gerçekleştirmiştir. Mesele iç dinamikleri terörize ederek sistem dışına itmek. Ayrıca İngilizlerin temel şartlarından biri de Monarşi ve Hilafet kaldırılması meselesidir. Saltanat ve Hilafet yeniden Orta Doğu ve Balkanlara sirayet edecek İdeolojik bir toparlanma olması durumunu engellemek için sembolik olarak bile kalmasına müsade etmemiştir. Lakin saltanatın-Hilafetin sembolik olarak bile kalması İdeolojik Türklüğün işlemesine de engel olacaktır. Sembolik Saltanat ve Hilafetin olduğu bir Halk cumhuriyeti Orta Doğu ve Avrupa yayılma alanları bakımından bir geleneğe sahip olabilir. Bunun kesinlikle engellenmesi gerekir. Lakin Musul’un anahtarını ingilizler’den alan Kürt aşiretler anahtarı saraya göndermiştir. Mustafa Kemal’in zihin dünyası bu hattı hesaplamış I.TBMM ruhu ve 1921 Anayasısı Saltanat ve Hilafeti tartışmaktan çok Ortak Vatan ruhu ile tüm yurdu her satıhta kurtarmayı ortak hedefe dönüştürmüştür. Lakin I. Ve II. İnönü ile bu süreç bir baskıya dönüşür suça bulaştırmanın mimarı  İdeolojik Türklük baskın tavrını artırır. Lozan Antlaşması sonrası Cumhuriyetin ilanı ile Ortak Vatan ilişkisi kimliklerden arındırılmış yeni Saltanatın Muktedir Devlet(Kutsal Devlet), Teba Halk anlayışı yeniden kurumsallaşma sürecine girecektir. Ebed – Müddet devlet ideologyası iç çatışmalı bir devlet formunu çekirdeğine koyar. Saltanat kalkmış ama kardeş katli devam etmektedir. Mustafa Kemalin bu durumu esnetmeye dair son çıkışı Nutuk olacaktır. Bundan sonrası tecrit süreci olacaktır. 100 yıllık Anadoluluk fikrinden uzaklaşacak İdeolojik Türklüğün (Ulus Devlet) formunun ikame süreci olacaktır. Mustafa Kemal ise tüm esnek ve öngörülü yaklaşımlarından arındırılarak Atattürkçülük İdeologyasıyla suça bulaştırılan bir süreç izlenecektir(Sosyal Kemalizmin yenilgi süreçleri 1935 ten itibaren okunabilir). 1924 sonrası Şark Islahat Planı ise Devşirme geleneğin(İttihat Terakki şahsında somutlanacaktır)  Anadolu’dan Öç alma geleneği olarak işleyecektir. Lakin Türkiye halkları 10 yılda bir İsyan dinamiği ve karşısında kutsal devletin kendini korumak ilahi yaklaşımı ile katliam- kırıma ve asimilasyona uğrayacaklardır. İktisadi olarak ise iç çatışmalar bitmediği için bir adım ileri iki adım geri tarzı belini doğrultamayan, kutsal bürokrasiyi besleyen emekçi halk gerçeğini önümüze koyacaktır. Tarım ve devlet teşekkülleri 2. Dünya savaşında bir dinamizm yaratsa da Masonik politika mutlak bunu engellemiş. Menderes ile birlikte ve Marşhall yardımı ile tarıma müdehale edilecek, şehirleşme karakteri ile patronlara beton ekonomisi yolu açılacaktır. Bu şekilde yeşil kuşak süreci ile İdeolojik Türklüğe, İdeolojik İslam’da ikame edilmiştir. Köy Enstitüleri süreci ve Dünyada ki iki kutuplu hal Türkiye Sosyalist dinamikleri oluştursa da Mustafa Kemal’in tecridi gibi, Türkiye Demokrasi sürecini güçlendirecek sol dinamikler ve İslam komüncüleri de İdeolojik Türklüğü aşamamıştır. Bu sistem Masonik ve İngiliz poltikalarından, A.B.D  dışında hareket edemez. Bu durum karşılıklı ilişki tarzından çok iç bürokrasiye yerleşmiş ekonomik ve siyasi dinamikler ile işletilmektedir. Kürtler – Aleviler ise mutlak tecrit altında olmalıdır. Sol komüncüler son kertede özünden koparılmış Kemalizm, İktidarlaşmış Atatürkçülük üzerinden doğru çözümlenmemesi nedeni ile İdeolojik Türklüğe kurban olmuştur. Lakin bu süreçte doğal toplum inancı olan Alevilik içerden çocuklarından darbe almıştır. Anadolu Halk dinamiklerini Sol örgütlülük üzerinden konsolidasyonu da başarısız olmuştur. Gelinen nokta ise Ortanın Solu gibi işlevsiz sağa yatmış sol dinamiklerle halkın gazını alan İhaleci Sosyal Demokatlığa kurban edilmiştir. Sol artık İdeolojik Türklük için sadece emniyet subabı olacaktır. Lakin solculuk içten bir Atatürkçülük sevdası ile Kemalizm karşıtlığı yapmış ve Ortak vatan ilişkisini Kürt karşıtlığı üzerinden tasfiyeye yönelmiştir. İslami dinamiklerde İdeolojik Atatürkçülük yönlendirmesi ile Mustafa Kemal ve Kemalizm karşıtlığı, Kürt, Alevi, Ermeni düşmanlığı  üzerinden Sağ İdeolojik Türklüğün cenderesinde teslim alınmış Hakikatçi İslami komin dinamikleri geliştirememişlerdir. Saidi Nursi(Kurdi) Ortak Vatan ilişkisinden Yine kontrollü tecrit ile İdeolojik Türklüğe teslim edilmiş. Son kertede FETÖ organizasyonuna kurban verilmiştir. Diğer taraftan Cemaatlerin insafına bırakılmış Müslüman halk Allah’a Kul olmak dışında Şeyhe Kul yapılmıştır.  Bu şekilde araçsallaşmış İslami formasyon ile İdeolojik Türklüğün sağ cenderesinde Masonik politikaya araç olmuşlardır. Çile yine Anadolu Halklarının omuzlarında kalmıştır. Bu dejavu 10 yılda bir demokratik değerler üzerinde darbe dinamikleri ikame edilerek bugüne gelmiştir. Aleviler, Kürtler yine tecritte, Hakikatçi Müslümanlar yine araçsal, Sol Komüncüler aynı durumda. Azınlık politikası ile Türkiye Rum, Ermeni, Süryani v.b. kimliksel ve inançsal aidiyetler ise Güvercin Ürkekliğinde. Diaspora mirasçıları ise ortak vatandan çok altın defineciliği peşinde Türkiye Ermeni halk dinamiklerini pazarcı başı konumunda bırakmışlardır. Sonuçta Anadoluluk fikri 60 larda devrimci kuşağı beslemiş ve tüm dinamikleri ikna edememiştir. 12 Eylül sonrası oluşan boşluğu çok parçalı sol ve sağ dinamikler doldurmaya çalışmış. Bunun yanında Kürt hattı da Sol hattı güçlü bir örgüt dinamiğine dönüştürmeyi başarmıştır. Öcalan’ında I. TBMM den süregelen Ortak Vatan yaklaşımı tecrit ile tehdit altındadır. Barış süreçleri İstanbul masonları ve Merkezi İsrail tarafından Türklerin ve Kürtlerin ortak çözüm dinamiği oluşturmasını tehlikeli bulmuş Gladyo tüm hükümet ve bürokrasi dinamiklerini felç etmiştir. Barış sürecini imhaya götüren dinamikler 15 Temmuz sürecini ortaya çıkarmışlardır. Çöktürme planı ile tüm muhalif dinamikler tehdit altına alınmış. Fakat politika sürdürülemez boyutlarda bir Tek Adam yönetimine evirmiştir kendini. Türkiye halkları yeni bir Nüfus entegrasyonuna yönlendirilmektedir.

Geniş ve detaylı bir anlatım alanı olacak girizgah ile Türkiye Demokratik Mücadele sürecini dört  bölüme ayıracağız. Bu dört dönem geçişgenliği makale içerisinde açıklanmaya çalışıldı.

  1. Kuşak Cumhuriyet Dönemi: Bu süreci 1.TBMM sürecinden Milli Şef süreci olarak algılanmalı. Tek parti hükümetleri ve İdeolojik Atatürkçülük süreci olarak Türkiye Demokrasi tarihine yazılabilir. 1921 – 1950 süreç olarak alınabilir. Kapalı ekonomik model. Nüfus konsolidasyonu ve demografik dönüşümler süreci. Devşirilmiş asimilasyon. İdeolojik konsolide Türklük. Sosyal Kemalizm’in yenilgisi, İdeolojik Atatürkçülüğün inşası.
  2. Kuşak Cumhuriyet Dönemi: 1950 – 1975 İkinci Dünya savaşı sonrası politik açılımlar. Türkiye Sol dinamiklerin fikir alanı genişledi. Türkiye kapitalist ekonomiye açıldı. ABD ve Marshall yardımı ile tarıma müdahale süreçlerine start verildi. Menderes Çok Partili sürecin hareketlenmesi ile ideolojik İslam ve yeşil kuşak hamlesinin alt yapısı süreci. Köy Enstitülerinin kapatılması. Gevşek Türk – İslam ideolojik yapılanması. Sosyalist yoğunluk birikim üst seviyelerde. 27 Mayıs 1960 Darbesi ile Menderes Hükümeti AP süreci sona erdirilmiştir. Çelişkiler yine günümüz dönemine çok uygundur. 12 Mart 1971 Muhtırası ile askeri alan sivil dinamiklere bütünlüklü yön verir. Bu süreç sivil demokrasi çabalarının Askeri vesayet tarafından baskılandığı süreçler ve hamleler dönemi olarak okunabilir. Sivil demokrasi yönlendirilmiş ideolojik hamleler yapar.

III. Kuşak Cumhuriyet Dönemi: 1975 – 2011 Çok partili sağ dinamikli ideolojik yaklaşımın devlet içerisinde ve askeri alanda ve toplumda rağbet yönelimin desteklendiği. Kıbrıs harekatı. Rus etkisi. NATO çatışması. Sosyalist  dinamiklerin imhasını hedefleyen bütünlüklü devlet politikası. İç güvenlik içerikli tasfiye yönelimi 1980 darbesini açığa çıkarır. Sivil hat yoğunluklu tasfiye edilir. Sol, sosyalist ve aşırı sağ dinamiklerin tasfiyesi. Kürt ideolojik hareketlenmesi ve PKK süreci Kimlik ve İnanç dinamiklerinin tekrar güçlü açığa çıkması ve Alevi katliamları ile devletin nüfusu merkezde tutması, yeşil kuşak filizlerinin cemaat yapılanması ise paralel bir devlet organizasyonuna yönelmesi. Kürt kimlik meselesi ve silahlı mücadele süreci. İdeolojik İslam temel argüman.  28 Şubat 1997 süreci ve sistemin ikamesi. Kürt meselesi üzerine sivil dinamiklerin güç kazanması ve uluslararası süreç. AKP dönemi demokratik açılım süreci. 2011 Gezi süreci yön değiştirmiştir.

  1. Kuşak Cumhuriyet Dönemi: 2011 Gezi süreci ile hareketlenen sivil demokratik halk dinamikleri ve Çözüm süreci ile kapı aralanan Kürt meselesinin çözümüne dönük yaklaşımlar. Devlet kanadında sivil alanın açığa çıkması Orta Doğu için erken olan doğumu bekletme kararı vererek buzdolabına kaldırdı. Savaş dönemlerinin kaçınılmaz sonucu tek adamlık pratiği devreye sokuldu. Paralel devlet organizasyonu FETÖ üzerinden Çözüm Süreci akamete uğratıldı. 24 Haziran seçimleri HDP dinamiği anlaşmalı geriletilmek istendi. Türkiye açılımı bir nevi Çöktürme Planı ile engellenme yoluna gidildi. Suriye savaşı, Hendekler süreci, kayyumlar ve 15 Temmuz darbe girişimi ile Tek Adam konsolidasyonu İdeolojik Türk – İslam sentezli merkezi ideolojik hamle. Rusya – Amerika denge politikası tekrar devrede. Rusya sıcak denizlerde. Demokratik Halk Sivil Dinamikleri açısından süreç ise birlikte mücadele dinamiklerinin daha güçlü açığa çıkması. IV. Kuşak Cumhuriyet Demokratik Güçlerin mücadele güçlerinin İslam Komüncüleri, Sol Dinamikler, İdeolojik Atatürkçülükten sıyrılmış Kemalist Demokratlar(Sosyal Kemalistler), Sosyal Demokratlar, Kürtler, Aleviler, Ekolojistler, Feministler Türkiyenin geleceğini kurabilecek bir sürece girmişlerdir. 31 mart böyle bir başarının sonucudur. Bu sürecin doğru tanımlanması sonucunu da güçlendirecektir. Suikastlar dönemi ile yeniden bir Kürt, Alevi katliamı üzerinden merkeze çekilerek korunmaya çalışılacaktır. Sonucu ise çok ağırdır. Tutunulması zordur. Halkın tüm kazanımları yok olacaktır. Sonuç 20 yılını kaybetmiş bütünlüğünü de koruyamayacak bir Türkiyedir. Diğer yandan Demokratik Olgunluğa yürüyecek Cumhuriyet  Türkiye’si, güçlü mücadele gerektiren, önünde çok fazla engelin bulunduğu bir süreçtir. Anadolu ruhu ile tüm kimlikleri kapsayan ve benimseyen bir Türkiye, ekonomisi Üretici, paylaşımcı, ekolojik bir ekonomi, Ortak Vatan olgusu Anadolu ruhunu tüm Orta Doğu’da demokratik güce dönüştürme gücü olan bir Demokratik Halk Cumhuriyetidir. Bu demokratik olgunluğun silah gücünden daha büyük bir gücü vardır. Sınırları hegemon istiladan çok Misak-ı Milliyi aşan sınırlara sahiptir. Bugün fırsatlar vardır. Mesele savaş kumpasından sıyrılacak ısrarlı  Demokratik Birliktelik ile mümkün görünmektedir. Dik dur siyasetinden çok, “Esnek ve Kapsayıcı Ol” dış politikası – Yurtta Sulh Cihanda Sulh yaklaşımı ile ortaklaşabilir. Bağımsız devlet diye bir şey yoktur. Dünya bu kadar iç içe geçmişken. Tüm Dünya göç halinde iken. Savaş histerisini bitirmek Demokrasi mücadelesinin ilk şartı olarak okunmalıdır.

Tarihçi – Yazar

Bülent Felekoğlu

Continue Reading

GÜNCEL HABERLER

HACI BEKTAŞ-I VELİ ANMA ETKİNLİĞİ YOĞUN KATILIMLA BAŞLADI

editor

Published

on

By

56. Ulusal 30. Uluslararası Hacı Bektaş Veli’yi Anma Törenleri ve Kültür Sanat Ekinlikleri yoğun katılımla başladı. Çok sayıda yurttaşın katıldığı anma etkinliğinin açılışına Alevi kurum temsilcileri, ocakzadeler, siyasi parti temsilcilerinin yanı sıra CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu katıldı.

Uluslararası Hacı Bektaş Veli Anma Törenleri ve Kültür  Sanat Etkinlikleri büyük bir katılım ile başladı.

Açılış etkinliğinde konuşan Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Hüseyin Güzelgül,  Alevilerin isteklerinin yer aldığı bildirgeyi okudu. Alevi toplumunun haklarının iade edilmesi istediklerini belirten Güzelgül, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği kararlar uygulansın. Devlet, Alevi katliamlarından dolayı özür dilesin. Munzur’da, Kaz Dağları’nda katliam son bulsun” diye konuştu.

Anma etkinliğinde kısa bir konuşma yapan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ”Hacı Bektaş-ı Veli, yaşamı boyunca hep hakkı hukuku ve adaleti savunmuştur. O, barışın huzurun birlikte yaşamanın öncüsü olmuştur. Bugün Avrupa’nın pek çok ülkesinde onun düşünceleri toplumu aydınlatıyor” dedi.

“AYDINLANMA MEŞALESİ İLE ANADOLU’YA GELDİ”

Kılıçdaroğlu, Hacı Bektaş-ı Veli’nin hak ve adaleti savunduğuna vurgu yaparak, dünya toplumların huzur ve adaleti aradığına vurgu yaptı. Kılıçdaroğlu sözlerine şöyle devam etti:

”Hacı Bektaş-ı Veli, yaşamı boyunca hep hakkı hukuku ve adaleti savunmuştur. O elinde kılıçla değil aydınlanma meşalesiyle Anadolu’ya gelmiştir. Toplum onu güvercin donuyla Anadolu’ya geldiğini kabullenmiştir. Çünkü o barışın, huzurun, birlikte yaşamanın öncüsü olmuştur. O kendi deyimiyle 72 milleti bir saymıştır. Anadolu’ya geldiğinde 35 yaşlarında bilgin bir insandı. Selçuklu sultanı önemli kararlar aldığında onun düşüncelerine başvuruyordu. Dergahında düşüncelerini öğrencilerine aktararak yaygınlaştırılmasını sağladı. Bugün Avrupa’nın pek çok ülkesinde onun düşünceleri toplumu aydınlatıyor. Anadolu’yu bize yurt yapan işte bu gönül erenleridir. Aslanla ceylanı hünkarın kucağında buluşturan huzurdur adalettir. Dünya hala huzuru ve adaleti arıyor.”

PİRHA / NEVŞEHİR

 

 

Continue Reading

GÜNCEL HABERLER

Kaz Dağları halkı: Zehirlenmek istemiyoruz

editor

Published

on

By

Su ve Vicdan Nöbeti’ndeki yöre halkı, yıllardır yaşadıkları yerlerin çöle döndüğünü belirterek, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a şu çağrıyı yaptı: “Gelip yerinde görün, zehirlenmek istemiyoruz.”

Kaz Dağları’nda altın çıkarmayı planlayan Alamos Gold Şirketi’nin doğa tahribatına karşı Su ve Vicdan Nöbeti 22’nci gününde devam ediyor. Kaz Dağları eteklerinde süren Su ve Vicdan Nöbeti’ni çevre köylerden ziyaret etmeye gelenler de var. Her gün çevre köylerden gelen yöre halkı, maden sahasını gördükten sonra nöbet alanında bekleyişlerini sürdürüyor. Nöbet eylemine ilk günden bu yana gelmeye devam eden Bahriye Duman ve Fevzi Duman çifti de yıllardır yaşadıkları doğanın yok olmasını istemiyor. Doğma büyüme Çanakkaleli olan 68 yaşındaki Fevzi Duman, yıllarca Balaban mevkiine yakın Çan ilçesinin Kulfa köyünde yaşıyor, sonra Kepez ilçesine yerleşiyor.
‘İÇME SUYUMUZ ZEHİRLİ AKACAK’
Çiftçilik yapan Duman, siyanürle altın çıkarıldığını duyunca nöbet alanına gelmeye başladıklarını söyledi. “Havamız, suyumuz, oksijenimiz gitmesin” diyen Duman, siyanür ile altın çıkarılmasını istemediklerini söyledi. Siyanürün bütün halkı, çevreyi etkileyeceğini ifade eden Duman, “Sularımızı zamanla zehire dönüşecek. Özellikle çamların kesilmesine dur demek için geldim. Kullanma sularının Atik Hisar Barajı’ndan sağlanıyor. Zamanla sularımıza siyanür karıştığı zaman zehir akacak. Biz buna karşıyız. Yıllardır içme sularımızı Balaban’daki çeşmelerden götürüyoruz. Dünyada en çok oksijen üreten Kaz Dağları oksijen üretemeyecek, sularımız zehirlenecek” şeklinde konuştu.
‘CUMHURBAŞKANI GELİP YERİNDE GÖRSÜN’
Duman, ağaçların kesildiği tepeleri göstererek, “Devletimizin buralarda yaşananlardan sanırım haberi yok. Çünkü her yer çöle dönmüş. Bu kadarıyla da kalmayacak. Aldıkça bitirecekler her tarafı. 195 bin çam diyorlar. Kolay mı bu çamların tekrar yeşermesi? Devletin görevi, buralara gelip baksın.  Cumhurbaşkanına sesleniyoruz. Gelip yerinde görsün biz zehirlenmek istemiyoruz.  Dağlarımızın yok olmasını istemiyoruz. Oksijeniniz yaşam alanlarımız yok olduktan sonra çocuklarımız geleceğimiz ne olacak?” diye sordu.
SANTRALDEN SONRA KANSER ARTI
Yöre halkının tamamının yaşanan doğa katliamına tepki göstermemesini de eleştiren Duman, şunları söyledi: “Bugün köylerde iş bulduk diye seviniyorlar, 10 yıl sona ne olacak burası, çöl olarak bırakacaklar. Kanadalılar parayı alıp gidecek. Yazıktır, günahtır, Türkiye’ye yüzde 2 pay verecekmiş, vermesin kardeşim bizim çamlarımız, havamız bize yeter. Eskiden bu kadar çok kanser hastası yoktu buralarda. Bizim köyde Termik Santral yapıldıktan sonra 5 akrabam kanserden yaşamını yitirdi.”
MEMLEKET ÇÖLE DÖNDÜ
Evlendikten sonra Kulfa köyüne yerleştiğini ve 40 senedir bu doğada yaşadığını dile getiren Bahriye Duman da, “Suyumuzu Kaz Dağları’ndan alıyoruz. Çamların kesilmesine karşıyız. Maden çıkarsa siyanürle her taraf zehirlenecek. Havamız da suyumuz da kirlenecek. Dağlarımız, suyumuz, vatanımız, havamız gidiyor. Yaşam alanlarımız elimizden alınıyor.  Durdurulmasını istiyoruz. Böyle olmasın. Devlete çağrı yapıyoruz. Memleket çöle döndü” dedi.
MA / Zemo Ağgöz – Esra Solin Dal
Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI