Connect with us

.

Kültür-Sanat

Yönetmen Robin Campillo: Sevgiyle adadım

AleviNet

Published

on

“Arkadaşlarımız kollarımızda ölüyordu” derken gözleri doluyor Fransız yönetmen Robin Campillo’nun. Ne de olsa bu hafta vizyonumuza giren “Kalp Atışı Dakikada 120/120 battements par minute” filmiyle AIDS’e karşı dünyanın her yerinde oluşturulan sivil örgütlerden ACT UP’nin 1990’ların başındaki mücadelesini anlatıyor. Bu yıl Cannes’da Büyük Jüri ödülü kadar Kuir ve Fipresci gibi muhtelif ödülleri de kazanan film, Yabancı Dilde Oscar adaylarının kısa listesine de girmeyi başardı. Hak arayışı, şiddetli tartımalar ve tutkulu aşklar eşliğinde bir dönemi gündeme getiriyor. 25 yılda dön dolaş benzer meselelerle uğraştığımız ortada, Campillo’yla Cannes’da görüştük.

-Böyle yıkıcı bir dönemi ve yaşananları özellikle şimdi anlatmanın önemi neydi sizin için?

Hayati bir önemi var çünkü bu acıları ne kadar geride bırakırsanız bırakın unutulmuyor. Son ana kadar mücadeleyi bırakmayan, kollarımızda ölen arkadaşlarınızı unutamıyorsunuz. O dönemi, direnişi, hayatta kalma ve insanları bilinçlendirme çabasını duyurtmak, anılarına saygı göndermek zorundaydım. Nostaljik ve romantik değil son derece acılı bir dönemdi. Bu film o döneme ve dostlarıma bir selam ve sevgi çabasıdır.

-Hastalığın ilk çıktığı 80’lerin bilinmezliğinden sonra 90’lardaki mücadelede öfke, isyan ve durumu iyileştirme çabası müthiş!

80’li yıllar çok korkunçtu! Aniden AIDS diye bir hastalık insanları yok etmeye başlamıştı ve hakkında doğru dürüst bir bilgi yoktu. Ben sinema öğrencisiydim o yıllarda ve korkudan her şeyi bıraktım. Dehşet bir ortam! Ama hastalıktan daha fenası toplumsal dışlamaydı, bir anda istenmeyen kişiler ilan edildik, kimliklerimizi gizlenmeye zorlandık. Bu korkutucu bilinmezlik dönemi tabii ki 90’ların mücadelesini hazırladı. Artık kimse pasif kalmak, göz göre göre ölmek istemiyordu. Ben de 1992’de katıldım ACT UP’a.

-Filmin ritmi inanılmaz, karakterlerin ve aralarındaki iletişimin nabzını tutuyor adeta, tıpkı senaryosunu yazdığınız Altın Palmiyeli “Sınıf” gibi. Yapım sürecini anlatır mısınız?

‘Oradaymış’ duygusunu yaratmak istedim. Gerçek, yaşanmış şeyleri anlatıyorum ama elbette kurgu. Çünkü anılar zaten illa yaşandığı gibi değildir. Çekimlerde üç kamerayla önce genel sonra hareketlerin, mimiklerin üzerinde çalıştık ve aralarından seçerek bir müzik eseri gibi bir araya getirdik. Oyuncular ise şansım.

-Sean (Nahuel Pérez Biscayart) karakteri filmin kalbini, aşkı ve öfkeyi temsil ediyor, nasıl oluştu?

Kendimden olduğu kadar başkalarından da esinlendim, özgür ruhlu ve öfkeli. Ben de çok kızgındım, bize yapılan haksızlıklara, dışlanmaya ve bastırılmaya isyan ediyorduk. Artık kim ne derse desin sesimizi çıkarmaya kararlıydık. Bir yanıyla da elimizden kayıp giden arkadaşlarımıza bir selam.

-Filmi yaparken sizi en çok neler endişelendirdi?

O dönemi layıkıyla yansıtamamak, saçma bir romantizme düşmek! Fenası eğitici olmak. Olaylardan ve kişilerden bahsetmiyorum, mücadele ruhudan söz ediyorum. Evet isyanlardaydık, çözümler bulunsun, insanlar ölmesin istiyorduk, tartışmalar bazen çok alevleniyordu ama hepsi gerekliydi. Aynı zaman dayanışmayla bir aradaydık, son derece eğlenceli zamanlar da yaşadık çünkü son derece akıllı ve farkındalığı olan insanlarla biraradaydık. Bu ruhu ağlak duygusal tuzaklara düşmeden anlatmam gerekiyordu.

-Filmde protestocuların ilaç şirketinibastığı ve taleplerde bulunduğu sahne çok etkileyici. Günümüzde bunlar bile artık pek mümkün görünmüyor sanki, siz ne dersiniz?

Maalesef bir yanda mültecileri insan yerine koymamak ve güvenlik adına vatandaştan taviz vermesini istemek gibi sağlı sollu bir çok baskı unsuru var. Bakınız hala AIDS tamamen ortadan kaldırılmadı. İlaç şirketlerinin fahiş fiyatla ilaç sattığı ise ortada, bu kar ve zarar hesabına da kimse karışamıyor, bir hepatit c ilacı inanılmaz rakamlara satılıyor. Fransa’da bunu devlet ödediği için sorun yok gibi görünüyor ama ya diğer ülkeler? Afrika’daki AIDS’i bitirmek için fiyatları aşağıya çekmek gerek ama nafile. Yine de direniş var, insanlar itiraz ediyor. Yeter ki sayımız az, ana akım medyada yer bulamamak var olmadığımızı göstermez.

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kültür-Sanat

Koma Berxwedan: Sesimizi halkımız sesine katalım

AleviNet

Published

on

Koma Berxwedan, Rojava’ya dönük işgalci saldırılara ilişkin bugün yazılı bir açıklama yayımladı.

‘TÜM İNSANLIĞIN ONURU KORUNDU’

Koma Berxwedan’ın açıklaması şöyle:

“Rojava Devrimi, başta Kürt halkı, Kuzey ve Doğu Suriye halkları ve dünyanın her yerinden onurlu enternasyonalist devrimci bireylerin katılımıyla, yıllarca amansız bir mücadele yürütmüştür. Bu mücadelede güçlü kazanımlar elde edilmiştir. 11 bin şehidi olan Rojava Devrimi aslında Ortaçağ’ın karanlık barbar zihniyetine karşı kazanılmıştır. Kazanılan, insanlık değerleri ve dünya halklarıdır. Destansı direniş ile aslında tüm insanlık savunulmuş ve onuru korunmuştur.

‘ERDOĞAN KÜRT SOYKIRIMINDA’

Şimdi insanlığı DAİŞ belasından kurtaran özgürlük savaşçıları ve Rojava Devrimi’ne karşı DAİŞ’in örtük şefi Erdoğan, üzerindeki örtüyü tümden atarak, çok açık bir Kürt soykırımına girişmiştir. Devletler düzeyinde direkt ya da dolaylı Erdoğan’a destek sunulsa da insanlık vicdanı dünyanın her yerinde QSD, YPG, YPJ güçlerinin yanındadır. Tüm ilerici insanlığın yüreği Rojava halkları için çarpıyor. Bu yürekler çok iyi biliyor ki, Rojava Devrimi’nde ortaya çıkan değerler, bu dünyayı kendi çıkarları için kaosa çeviren, toplumsallık adına her şeyi tahrip eden, halkları birbirine düşman eden kapitalist modernite sisteminin panzehiridir. Bu değerler her geçen gün daha da büyüyerek halklara umut olmuştur. Bu umut, diktatörleri, tekçi ulus-devletleri korkuttuğundan hedef haline getirilmiştir.

Oysa ki, dünyanın bütün güzel insanları, hümanistleri, sosyalistleri, çevrecileri, demokratları, feministleri, insanlıktan yana her kesimi,  Rojava Devrimi’ne yapılan bu saldırıyı kınıyor ve karşısında duruyor. Ve biliyoruz ki, bu direnişi, halkların güç birliğini hiçbir güç yıkamaz.

‘ORTAK DÜŞMAN KARŞISINDA BİRLEŞMEK ÇOK ÖNEMLİ’

Ne kadar zulmetseler, katliamlar gerçekleştirseler, savaş suçu işleseler de onurlu insanlığı asla korkutamayacak ve sindiremeyeceklerdir. Rojava Devrimi’nin kadın devrimi olduğundan korkup Hewrin Xelef’i katlederek bu kazanıma saldırmak isteseler de asla amaçlarına erişemeyecekler.

Bu önemli tarihi süreçten geçerken dünya halklarının desteği kadar, Kürtlerin kendi iç barışını sağlayarak ortak düşman karşısında birleşmeleri çok önemlidir.

Bu yönlü çabalar ve gayretler halkımızı ve biz sanatçıları sevindiriyor, heyecanlandırıyor ve mücadele azmimizi pekiştiriyor, direnç gücü katıyor.

Bedeli ağır da olsa , karanlığın en zifiri vaktinde, şafağın atacağı unutulmamalıdır.

SANATÇILARA ÇAĞRI

Biz, bu mücadelenin ve halkımızın stranlarını söyleyen, resmini çizen, filmini çeken, tiyatrosunu yapan, ateşle dansını icra eden bütün sanat çevrelerini, sanatçı arkadaşımızı halkımızın bu zor ve  bir o kadar da tarihi zaferleri içinde barındıran süreçte sesini, yüreğini halkımızın sesine katmaya ve mücadele etmeye çağırıyoruz.

Özgürlük ve zafer sadece direnenlerin olacaktır. Ve son sözü her zaman direnenler söyleyecektir.”

Continue Reading

Kültür-Sanat

İranlı ünlü şairden işgal tepkisi: DAİŞ gitti, babası geldi!

AleviNet

Published

on

 

Seyit Ali Salihi yayınladığı mesajda şu ifadelere yer verdi: “Türk devletinin Rojavaya başlattığı işgal saldırı, özgürlük istemlerinin hedef alınmasıdır. Bu büyük zülüm ve saldırılara karşı her türlü sessizlik ve kaçış zorbaların desteklenmesidir. DAİŞ giti şimdi babası geldi.”

Continue Reading

Kültür-Sanat

Kürt Müzisyen Kelhor: Direnerek yenebiliriz!

AleviNet

Published

on

Türk devletinin Rojava ve Kuzey Doğu Suriye topraklarına yönelik başlattığı işgal saldırılarına tepkiler devam ediyor.

Birçok siyasetçi, sanatçı, yazar, aydın, şairden sonra şimdi de ödüllü Kürt Müzisyen Kayhan Kelhor’dan tepki geldi.

‘GÜCÜMÜZ YETİYOR’

Kayhan Kalhor, yazılı bir mesaj yayımlayarak, “Kürtler olarak direnerek bu saldırıları kırabiliriz” dedi. Kalhor, şunları kaydetti:

“Zorbalık, zulüm ve bir halkın yok edilmesine karşı hiçbir zaman sessiz kalınamaz. Silahım olan müziğim bu gecelerde Rojava’ya göre ayarlanıyor ve elim silahım olan müziğimin tetiğindedir. Ağır gece ve gündüzler geçiyor. Biz Kürtler olarak direnerek işgali durdurabiliriz. Kürt olarak da gücümüz buna yetiyor.”

 

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI