Connect with us

.

GÜNCEL HABERLER

CHP’de ‘sol’ manifesto: ‘Evrensel sol değerlere dönüş’

AleviNet

Published

on

CHP kurultayına birkaç gün kala iki milletvekilinin, Selin Sayek Böke ve İlhan Cihaner’in imzasını taşıyan bir manifesto yayımlandı. Beklenmedik bir çıkıştı. Genel merkeze haklı ama sert eleştiriler yöneltiyorlar, Türkiye’nin ve CHP’nin geleceğine ilişkin ciddi ve temel politikaları kapsayan öneriler sunuyorlardı. Kurultayda önemli bir karşılık bulmadı. Ama parti tabanında ciddi bir ilginin odağı oldu. Kurultay arifesinde Selin Sayek Böke ve İlhan Cihaner’le bir söyleşi yaptık. Ancak kurultay geçtikten ve ortalık sakinleştikten sonra yayımlamakta yarar gördük.

– Beklenmedik bir çıkış yaptınız. Kurultay arifesinde CHP içinden, genel merkez politikalarını da eleştiren bir çıkış, bir manifesto beklenmiyordu. Şaşırtıcı oldu. O yüzden soracağım: İki kişi misiniz siz? Yani Selin Sayek Böke ve İlhan Cihaner.

İLHAN CİHANER: Tabii iki kişi değiliz. Bir kere epeydir çok sayıda milletvekili arkadaşımızla bu eksende görüşmelerimiz, konuşmalarımız oluyordu. Dünyayı okuma, Türkiye’yi okuma, partiyi, CHP’yi okuma… Yani iki kişi değiliz.

SELİN SAYEK BÖKE: Bir nokta eklemek istiyorum. Bunu önemsiyorum çünkü. Bu çıkışımızdan şaşırılmış olmasına şaşırdığımı söylemek istiyorum.

– Neden?

S.S.B: Çünkü bu çıkışımızı iki milletvekilinin imzası ile açıkladık ama aslında toplumda var olan bir beklentinin, bir umudun, bir ihtiyacın sesi olduk biz. Yani özlem ve umut bizim bilmediğimiz bir şey değil. “Hayır” iradesiyle gördüğümüz bir şey. Tüm baskıya rağmen toplumun iradesiyle yüzde 50’nin üstünde bir “hayır” oyu çıktı. Adalet Yürüyüşü keza. Gayrimeşru bir sonucun dayatılmasından doğan toplumsal rahatsızlığın yükseldiği bir süreçti. Bu açıdan bizim çıkışımız hiç de şaşırtıcı değil. Belki de bu çıkışı Gezi’den beri toplumda belirginleşen tepkinin, ihtiyacın parti içerisindeki sesi olarak kavramak gerek. O yüzden bizim için şaşırtıcı değil, ben başkalarının da şaşırmaması gerektiğini düşünüyorum.

– Hayır, yine de şaşırtıcı. Şaşırtıcı çünkü, böyle bir çıkış CHP saflarından, CHP içinden beklenmiyordu. Böyle bir algı yaygındı.

S.S.B: O zaman şöyle diyelim, CHP’den çıkması gerekiyordu.

– Peki, iki kişi olmadığınız anlaşıldı. Ancak kamuoyunun önüne siz ikiniz çıktınız. Siz bir “ikili” misiniz?

S.S.B: Hayır, biz CHP’yiz…

İ.C: İkili değiliz onluyuz, yirmiliyiz, Biz çokuz, çok…

– Manifestonuzda dile getirdiğiniz “Kurultay genel başkan değişikliği, kişisel dayanışma, delege sayısı yarışına indirgenmemeli” uyarısı var.

İ.C: Hedeflerimizden biri de bu işte. Bu olmasın, böyle olmasın.

 

DEĞİŞİKLİK BU KURULTAYDA BAŞLADI

S.S.B: Şöyle söyleyelim: Yaptığımız çağrının, yazdığımız manifestonunun belki de en temel çıkış noktası tam da buydu. Biz bırakın CHP’yi; CHP üstünden Türkiye’nin dönüşüm ve değişim talebiyle yola çıktık. Siyasi tartışmaların şahıslar üzerinden yapılmasının sancılarını yaşıyor Türkiye. 2019’a en büyük itirazımız bu. Bu durum CHP’nin kendi iç seçimleri için de geçerli. Kurultaylar esasında siyasi meselelerin konuşulduğu, siyasi hatların tartışıldığı zeminler olmalı. Genel başkan adaylarının şahsi isimler üstünden tartışıldığı zeminler değil. Bu manifesto ile bu kurultayın da değiştiğini bizzat yaşıyoruz.

– Bunu biraz açın. Ne demek bu?

S.S.B: Yani bu siyasi tartışma bu kurultayla birlikte açılmış oldu. Parti tartışıyor bunu ve bu bizim manifesto ile başladı.

– İnşallah tartışır mı, yoksa tartışıyor mu?

S.S.B: Yo, yo tartışıyor. Biz bunu yaşıyoruz, içindeyiz…

İ.C: Bir nokta daha var. Eğer bu manifesto çok daha önce yayımlansaydı, genel merkez, Afrin bahanesiyle hükümet bu kadar yaygın gözaltılar yaparken, Afrin operasyonu bir iç politika argümanı olarak kullanılıyorken hemencecik “Hükümetin arkasındayız, operasyonu destekliyoruz” demezdi.

– Manifestonuzda Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday belirlenmesi sürecine, savaş tezkerelerine destek veren tutuma, dokunulmazlıkların kaldırılması sürecindeki tavra, Yenikapı Mitingi’ndeki tutuma, 16 Nisan referandumu gecesinde gayri meşru sonuç karşısında tepkisiz kalınmasına dikkat çekiyorsunuz. Bunlar CHP genel merkezine yönelik eleştiriler…

İ.C: Evet. Genel merkez ve ayrıca o kararlarda etkisi olan başka her kim varsa onların da paylarına düşeni almaları lazım.

– Kim bunlar?

İ.C: Danışmanlar olur, dışarıdan akıl verenler olur. Bu sorunları parti organlarında dile getirdik. Bizim bildiriyi zorlayan da bu oldu. Zaten işlerin yolunda gittiği bir örgütte böyle bir çıkışa ihtiyaç olmazdı ki…

 

GAYRİMEŞRU OLANI MEŞRULAŞTIRMAK…

– Manifestonuzda “muhafazakâr hassasiyetler, güvenlik, millilik, konjonktür” gibi mazeretlerin ardına saklanılmaması gereğinin altını çiziyorsunuz. Sizin açınızdan partinin Afrin operasyonuna destek vermesi bunun bir örneği mi?

S.S.B: Yüzde yüz öyle. Bakın, bu bildirgede iki önemli nokta var. CHP yönetimi kendi özünün, kendi esasının dayandığı siyasi değerleri ve onun ortaya çıkardığı siyaseti savunmak yerine AKP’nin iktidarını devam ettirmek için ihtiyaç duyduğu ve toplumun tümünün iradesiymiş gibi dayattığı bir pencereden okuyor olup biteni. Biz bu bildirgede şunu söylüyoruz: Evrensel sol değerlerin ve Atatürk’ün Cumhuriyet değerlerinin üzerine inşa edilmiş bir gelecek.

– Neler içeriyor bu gelecek öneriniz?

Bu kavramların içerisine, bu değerlerin içerisine barış giriyor, özgürlük giriyor, eşitlik giriyor, laiklik giriyor. Bu değerleri tavizsiz savunan bir parti, topluma bu anlamda öncü olma becerisi kazanır. Bugünkü CHP yönetiminin anlayışı bu değerleri tavizsiz savunan değil, olayları AKP’nin dayattığı pencereden okuyor, bu yönde bir pozisyon tanımlıyor. O zaman da gayri meşru olanı meşrulaştıran bir araca dönüşmüş oluyor.

– Gayrimeşru… Bu terimi kullanıyorsunuz.

S.S.B: Evet ve bunu sadece OHAL’le ilgili kullanmıyoruz. OHAL bir araç oluyor. Bize bir rejim dayatılıyor. Gayri meşru bir rejim… Maalesef Türkiye’de CHP’nin şu anki yönetim anlayışı olağanüstü koşullar yaşanıyor tespitiyle bir siyaset ortaya koymuyor. Her şey olağanmış gibi bir siyaset ortaya konduğu için de meşrulaştırıcı bir araç haline dönüşüyor. Hem olağanüstü bir durum tespiti yapıp buna uygun bir yol haritası çizmemek önemli bir eksik.

İ.C: Siz asıl Afrin üstünden sormuştunuz. Bu iktidar Afrin operasyonu için Amerika’dan izin alıyor, Rusya’dan izin alıyor, İran’la görüşüyor, el altından Suriye rejimi ile de görüşüyorlar. Bir tek görüşmedikleri Türkiye. Yani çocuklarını ölüme yolladığınız insanlarla görüşmüyorsunuz, ötekilerden izin alıyorsunuz. Karşımızda bir milliyetçi cephe var. Bu yaygaraya, bu şirretliğe teslim olmamamız lazım. Oysa…

 

OLAĞANÜSTÜ KOŞULLARDA OLAĞANÜSTÜ MUHALEFET

– Anlıyorum. Peki. siz bildirgenizde asgari bir demokratik ortama geçilene, OHAL rejimi sona erene, adil ve güvenli bir seçim ortamı sağlanana kadar Meclis’te aktif boykot, Meclis çalışmalarından çekilme gibi caydırıcı bir muhalefet yöntemleri öneriyorsunuz.

S.S.B: Doğru algılıyorsunuz. Herşeyden önce bunun tartışılabilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Şu anda parti kurullarında bunun tartışılmıyor olması kendi başına bir sorun zaten. Bugün Türkiye’nin içinden geçtiği koşulların olağanüstülüğünü kabul ederek olağanüstü bir muhalefet örgütlemenin yükümlülüğü CHP’nin omuzlarında duruyor. Olağanüstü muhalefetin tanımının da Meclis içinde sanki her şey normalmiş gibi yasama faaliyeti sürdürmek olmadığı gerçeğini tespit ederek başlamamız gerekiyor. Yeter ki demokratik, meşru araçların hepsini, ama hepsini kullanabilecek cesareti ve özgüveni ortaya koyalım. Bunun başlayacağı yer de önce parti kurullarında bunun tartışılmasının önünün açılmasıdır.

– Kürt meselesini bir tabu olarak algılamış bir CHP’ye alışkınız biz gazeteciler. Siz manifestonuzda adını koymuşsunuz. O yüzden soruyorum. HDP üstüne ne düşünüyorsunuz?

İ.C: HDP şu anda legal bir parti. Kürt hareketinin parlamentoda temsilinin olağanüstü avantajları var. 6 milyon civarında oy alan bir partiden söz ediyoruz. Bu milliyetçi cephe HDP’yi topyekûn kriminalleştirdi. Bakın, çözüm süreci yapaydı. Çözüm sürecinde samimi olan bir hükümet kalekol yapmaz, samimi bir çözüm süreci savunan Kürt hareketi de hendek kazmazdı. Sonuçta Türkiye’nin Kürt meselesinin çözümüne ilişkin birikimini de sıfırladılar.

– 36. Kurultayın sizler için önemi, anlamı ne?

S.S.B: Bakın, biz Türkiye’nin değişimine adayız. Dolayısıyla bu siyaset değişiminin çağrısını bizler Cumhuriyet Halk Partisi’ndeki bir değişimin, Türkiye’deki değişimin ilk adımı olduğu bilinciyle yaptık. Bu kurultay bizler için bir ara adım.

– Bir ne?

S.S.B: Bir ara adım. Biz o manifestoyu yayımlarkan “Kurultaya ve geleceğe” diye yaptık çağrımızı. Kurultay elbette önemli. Ama daha önemli olan bizim çağrımızdaki iddiayı sürdürecek kararlılık içinde olmak. Bizde bu kararlılık var… İLHAN CİHANER SELİN SAYEK BÖKE

Aydın Engin –  Cumhuriyet

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GÜNCEL HABERLER

Avrupa Yatırım Bankası Türkiye’ye kredileri kesti

AleviNet

Published

on

Alman gazetesi Frankfurter Allgemeine Zeitung’un (FAZ) kurum içi kaynaklara dayandırdığı haberine göre Avrupa Yatırım Yatırım Bankası (AYB), Türkiye ile planlanan yeni kredilerin neredeyse tamamını askıya aldı. Haberde kurum içi yetkililerin “Türk siyaseti değişmediği sürece sıfıra doğru gidiyoruz” ifadesine yer verildi.

AYB’nin bu yıl içinde Türkiye ile bağlantılı kredilerde hiçbir olumlu karar almadığının aktarıldığı haberde, Mayıs ayında sadece daha önce izni verilen 67 milyon euroluk bir kanalizasyon projesine imza atıldığı belirtildi.

Haberde AYB’nin normal koşullarda Türkiye’ye farklı projeler için yılda ortalama 1,5 milyar euro kredi aktardığı, hatta 2016 yılında bu rakamın 2,2 milyar euroya çıktığı, ancak bu yıl ise Türkiye için 100 milyon eurodan az kredi beklendiği vurgulandı.

AYB’nin aslında Temmuz 2016’daki darbe girişiminden sonra Türk hükümetinin OHAL sırasındaki baskıcı politikaları nedeniyle Türkiye’ye kredi desteğini kıstığı belirtilen haberde, Türkiye’ye 2017 yılında 500 milyon euro, 2018 yılında da yaklaşık 390 milyon euro kredi verildiği kaydedildi.

Avrupa’da ekonomik yaptırım talepleri

Avrupa ülkelerinde Suriye’nin kuzeyinde düzenlediği operasyon nedeniyle Türkiye’ye karşı ekonomik yaptırım uygulanması yönünde talepler var. FAZ’in haberinde Hollanda parlamentosunun hükümetten Avrupa Birliği düzleminde Türkiye’ye karşı ekonomik yaptırım uygulanması için çağrıda bulunduğuna işaret edilerek alınan parlamento kararında Avrupa Yatırım Bankası’nın Türkiye’ye hiçbir kredi vermemesi talep edildiğine de dikkat çekildi.

Almanya’da da 2017 yılında olduğu gibi Türkiye ile iş yapan Alman şirketlerine güvence olarak verilen Hermes kredilerinin kesilmesi tartışılıyor. Hermes kredileri, Alman hükümeti tarafından ülke dışında ticaret yapan Alman şirketlerine güvence amaçlı sağlanıyor.

Reuters,FAZ/HS,JD

© Deutsche Welle Türkçe

Continue Reading

GÜNCEL HABERLER

Mezopotamya İnançlar Platformu: Barbarlara karşı Brüksel’e!

AleviNet

Published

on

Mezopotamya İnançlar Platformu, Türk devletinin Rojava’ya dönük işgalci saldırılarına ilişkin bugün yazılı açıklama yaptı.

‘BU BARBARLARI DURDURMALIYIZ’

Açıklamada, “İnsanlığını ve vicdanını yitirmemiş her şahıs, Rojava’daki katliamın durdurulması için çalışmalıdır. Bu katliam ve vahşeti uygulayan barbar Turan devleti, onun baş çetesi Erdoğan ve ona biat etmiş çetelerini durdurmak zorundayız. Dinlerin ve milletlerin bahçesi olan Kürdistan’ı kan deryasına çeviren bu barbarları bertaraf etmek için, dindarlar olarak sorumluluklarımızı yerine getirmeliyiz” denildi.

“Bu vahşet ve barbarlık durdurulmalı, aksi durumda dinler, mezhepler bu çeteler ve onlara destek sunan zalimlerin eli ile yok olacaklardır” uyarısında bulunan Mezopotamya İnançlar Platformu, şu çağrıyı da yaptı:

“Bu vahşeti durdurmak için yarın (Çarşamba) Brüksel’de yapılacak olan protesto eylemine herkesin katılması çağrısını yapıyoruz.

İnsanlık için herkes Rojava’ya sahip çıkmalı. Gün, bu barbarlığı durdurma, insanlığa sahip çıkma günüdür.”

Continue Reading

GÜNCEL HABERLER

Altan: İşgal AKP’nin çöküşüyle alakalı

AleviNet

Published

on

Hava Kuvvetleri’nden emekli pilot Bahadır Altan, Türkiye’nin Rojava’yı işgal girişimini ANF’ye değerlendirdi. Bu işgal girişiminin AKP’nin ülke içindeki çöküşüyle bire bir alakalı olduğunu vurgulayan Altan, 7 Haziran seçimlerinde iktidarı kaybeden AKP’nin nasıl çözüm sürecini bitirip savaş çıkarttıysa, şimdi de iktidarını korumak için aynı taktiği uyguladığını belirtti. Yarattığı kaos ortamlarıyla tek adam rejimine giden AKP’nin, özellikle 15 Temmuz sonrası Kürtler başta olmak üzere diğer kesimler üzerindeki baskılarını artırdığını hatırlatan Altan, 23 Haziran’da da muhalefetin bir araya gelmesiyle yerel seçimleri kaybeden iktidarın tekrar savaşa giriştiğini söyledi.

Bu taktiğin Mussolini’nin de taktiği olduğunu belirten Altan, İtalya’da ekonomi çok kötüye giderken savaş çıkardığını bizzat kendi ağzıyla itiraf ettiğini anımsattı. AKP’nin savaş ilan ettiği Kuzey ve Doğu Suriye’nin sahibinin ne Türkiye, ne de Amerika olduğunu hatırlatan Altan, “O toprakların bir sahibi var” vurgusunda bulundu.

Ateşkese rağmen bölgeden saldırı, çatışma ve sivil ölüm haberlerinin gelmesinin ateşkes maddelerinin net olmamasından kaynaklandığını belirten Altan, “Karşı tarafın katılmadığı görüşmelerle bölgeye dolaylı müdahil olan Türkiye ve ABD’nin anlaşması zaten ateşkes getirmeyeceği gibi barışı hiç getirmez. Orada barışı getirecek adım, ancak o toprağın sahipleriyle görüşerek mümkün. En başta bölgeyi IŞİD’e karşı savunan Demokratik Suriye Güçleri ve Suriye rejimi ile görüşerek kalıcı bir ateşkes sağlanabilir, barış gelebilir” dedi.

‘ESAS SAVAŞ SUÇU CİHATÇI ÇETELERİ BÖLGEYE SALDIRTMAK!’

Savaş ve insanlık suçları işlendiğine dair gelen enformasyonlara da değinen Altan, burada işlenen esas savaş suçunun cihatçı çeteleri ‘Suriye Milli Ordusu’ adı altında tekrar örgütleyip bölgeye saldırtmak olduğunu vurguladı. “Komşu ülkeye işlenmiş bundan daha büyük savaş suçu olabilir mi?” diyen Altan, Suriye’nin bölünmesi için savaşan cihatçı çeteleri silahlandırıp eğitip “milli” diyerek oraya göndermenin büyük bir suç olduğunun altını çizdi.

Bu cihatçı çetelere “milli ordu” ismini veren AKP’nin aslında niyetini de açık ettiğini vurgulayan Altan, “Siz Suriye’ye karşı IŞİD’vari çetelerden kopup gelen grupları milli deyip saldırtıyorsanız demek ki o ülkenin toprak bütünlüğünü de tanımıyorsunuz demektir. O nedenle bu bir savaş ve işgal” diye konuştu.

‘TESLİM EDİLEN IŞİD’LİLER GELECEKTE KAOS YARATACAK!’

Cezaevlerindeki IŞİD’lilerin Türkiye’ye teslim edilmesinin de gelecekte büyük bir kaos yaratacağı uyarısında bulunan Altan, ülkede göz göre göre katliamların yaşandığını anımsatarak, “Dün Diyarbakır, Suruç, Ankara ve birçok katliama göz yumanlar yarın bu çetecilerle nasıl bir ittifaka girecekler acaba? Bunları daha önce yaptıkları gibi içeride de mi kullanacaklar ? Benim en büyük endişem budur” dedi.

İktidarın bu savaşta diğer bir amacının, Türkiye’ye teslim edilen IŞİD’çileri Suriye Milli Ordu şemsiyesi altında örgütleyip kullanmak olduğunu belirten Altan, olacak her türlü olumsuzluktan savaşa destek veren CHP ve anti-emperyalizm adı altında yapılanları alkışlayan diğer kesimlerin de sorumlu olacağını vurguladı.

AKP’nin bir eliyle rabia, diğer eliyle kurt işareti yapan kendi ordusunu kurduğuna işaret eden Altan, bu ordunun Türkiye’nin neye dönüştüğünün açık ifadesi olduğunu belirtti. Ordunun Atatürkçü, laik zeminini kaybettiğini vurgulayan Altan, “AKP iktidarı tarafından ordu ÖSO gibi silahlı bir birliğe dönüştürülmeye çalışılıyor. Tamamen İslami motiflerle bezenmiş bir ordu bu. Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin ordusu hiçbir zaman böyle bir hale düşmedi; aynı şekilde polis de artık tamamen siyasi bir partinin silahlı gücü olmuştur” diye konuştu.

‘SANA BANA DÜŞMAN BİR KAFA BU’

Altan, devletin 1990’larda işlenen Bahriye Üçok, Uğur Mumcu, Ahmet Taner Kışlalı gibi birçok siyasi cinayetlerle, faili meçhullerle taşları döşeyerek AKP rejimine zemin hazırladığını belirtti. O dönemde ordu, polis, devlet içinde buna karşı kadrolar varken bugün hepsinin tasfiye edildiğine dikkat çeken Altan, şöyle konuştu: “Bugün Harp Okulları gibi ordunun eğitim kurumları tarikatların elinde. Gelinen noktada Türk-İslam sentezi gerici sistemi devletin bütün kurumlarına yerleşmiş durumda. Bir eliyle bozkurt, bir eliyle rabia işareti yapan, sana bana, özgürlüklere, kadınlara , laik kesimlere de düşman olan, şeriatçı kurallara göre kafası şekillenmiş kişiler bunlar. Suruç, 10 Ekim gibi katliamları önlemeyen, önünü açan bir kafa bu. Şimdi de aynı tehlike IŞİD ile beraber kapıda.”

Bu savaşın AKP iktidarı dışında Türkiye’deki hiçbir kesimin çıkarına olmadığını kaydeden Altan, dünyanın gördüğünü içeride de uzun süre saklayamayacaklarını, halkın eninde sonunda gerçekleri göreceğini ve AKP’nin de bu savaşın bedelini iktidarını kaybederek ödeyeceğini vurguladı.

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI