Connect with us

.

GÜNCEL HABERLER

Konsensüs Araştırma: AKP’nin oyu yüzde 40’ların altına düşebilir

AleviNet

Published

on

16 Nisan referandumunu doğru tahmin eden üç şirketten biri, Konsensus Araştırma Şirketi’nin müdürü Murat Sarı Diken’den Minez Bayülgen’e konuştu.

AKP’ye yakın anket şirketlerini işaret eden Sarı, “Yüzde 56 alıyorsunuz Sayın Cumhurbaşkanım” diyerek, o raporu kafasına yiyenleri de çok duydum” dedi.

Ekonominin çok önemli bir etken olduğunu söyleyen Sarı, “Eğer ekonomik düzelme/iyileşme olmazsa, yerel yönetim seçimlerinde AK Parti’nin yüzde 40’ların altına düşme olasılığı var” diye konuştu.

Sarı’nın Bayülgen’in sorularına verdiği cevapların bir bölümü şöyle:

Biraz daha açar mısınız?

Yeni bir araştırmamızın sonuçlarıyla anlatayım… ‘2017 yılı sizin için nasıl geçti’ diye sorduk. ‘İyi geçti’ diyenler, Türkiye’nin yüzde 36’sını oluşturuyor. ‘Kötü geçti’ diyenler yüzde 29. Yüzde 35’i de ‘İdare eder’ diyor ki, bu oranı kötünün içine koyun.

2018 yılı için iyimser olan bu yüzde 51’in, en büyük beklentisi ekonomik mi?

Şöyle anlatayım… ‘Geçim sıkıntısı çekiyor musunuz’ diye sorduk. ‘Evet, çekiyoruz’ diyenlerin oranı yüzde 50. ‘Ne çekiyorum, ne de çekmiyorum’ diyenlerinkiyse 29. ‘Hayır, geçim sıkıntısı çekmiyorum’ diyenlerin oranıysa, yüzde 21. Yani Türkiye’nin yüzde 80’i geçim sıkıntısı yaşıyor.

Bu durumda toplum, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bir değişim bekliyor mu?

Evet, Türkiye’nin yarısı ülkede değişim bekliyor. ‘2019 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra Türkiye’de bir değişim bekliyor musunuz, beklemiyor musunuz’ sorusuna yüzde 57’si ‘Bekliyorum’, yüzde 43’ü ‘Beklemiyorum’ diyor.

Erdoğanlı mı yoksa Erdoğansız mı bir değişim bekliyor?

Bugünkü koşullar altında soruyoruz… Erdoğan’ın politikalarının değişmesini bekliyorlar.

‘Afrin harekatı MHP’nin oyunu yüzde 8’den 11’e çıkardı’

Yeniçağ yazarı Ahmet Takan’ın yazısına göre, Erdoğan’ın, Afrin harekatı sürerken yaptırdığı anketlerdeki desteğin sadece yüzde 0,5 arttığı ortaya çıkmış. Erdoğan neden üç ay boyunca anket yok dedi?

Bu anket bende var. Afrin harekatı süresince artan oy, AKP’nin değil MHP’nin. MHP’nin oyu yüzde 8’den yüzde 11’e çıktı. Cumhurbaşkanı böyle bir karar almıştır, muhtemelen de bir iki güvendiği ismi tutup, diğer anket şirketlerini değiştirecektir.

MHP’nin kazanımı AKP’nin kazanımıysa, iktidarı memnun etmeyen anket sonuçları mı var?

Biri size bir anket getirip ‘İyi Parti yüzde 13’e çıktı’ diye koyarsa, sıkıntı var demektir. Recep Tayyip Erdoğan da, AK Parti’yi kurduğundan beri yanında olan isimlere, ‘Üç ay boyunca anket falan yapmayın, moralim bozuluyor’ demiştir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın aldığı oyların arzu ettiği gibi olmaması moralini mi bozuyor?

Muhtemelen… Bir araştırmacı için en zor şey nedir bilir misiniz? Müşterisine gidip, ’Kaybediyorsun’ demek. Dedikodu olabilir ancak “Yüzde 56 alıyorsunuz Sayın Cumhurbaşkanım” diyerek, o raporu kafasına yiyenleri de çok duydum.

‘OHAL bu yıl bitecek, seçimler 15 Temmuz 2019’da olabilir’

‘Üç ay kadar anket yok’ açıklaması, erken seçim olmayacağının göstergesi mi?

Erken seçim olmayacak zaten.

15 Temmuz 2018 olası bir erken seçim tarihi olarak öne çıkıyor…

Yapılmayacak. Eğer muhalefet yaptırırsa, bu onların suçudur. Ve erken seçim olursa, Recep Tayyip Erdoğan birinci turda kazanır.

2019’da bir seçim olacak mı peki?

Olacak. İşte o tarih 15 Temmuz 2019 olabilir. Ayrıca OHAL ile seçime gidilemeyecek. OHAL’in son kez uzatıldığını ve bu sene biteceğine eminim.

‘OHAL kalkmazsa Erdoğan kaybeder’

OHAL’in bir daha uzatılmayacağına nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz?

OHAL mecburen kalkacak. Kalkmazsa Recep Tayyip Erdoğan kaybedecek. Ve Erdoğan kaybedeceği hiçbir şey yapmaz.

Muhalefet kanadı, hükümete, Afrin harekatının iç siyaset malzemesi yapılmaması eleştirisini getiriyor. Savaşlar, hükümetlere her zaman oy kazandırır mı?

Türkiye herhangi bir savaşa girse, bu millet önce o savaşın sonucunu bekler, sonrada onu o savaşa sokanı cezalandırır. Ancak Afrin harekatı başka. Şu an bu harekata destek yüzde 85. Yüzde 10’luk HDP’li bir kitle olduğunu düşünürsek, çekimserler sadece yüzde 5.

HDP’li kitle yüzde 10 diyorsunuz. HDP’nin önümüzdeki seçimlerde baraj sıkıntısı yok mu?

Hayır, HDP’nin baraj sıkıntısı falan yok. 2002’den beri bağımsız adaylarıyla HDP, yüzde 2 ile yola çıktı, yüzde 13’e kadar geldi. Şimdi de yüzde 10’da sabitledi. Bir zamanlar Recep Tayyip Erdoğan nasıl bir tane şiir okudu diye mağduriyet yaşadıysa, bugün HDP’nin seçmenleri aynı mağduriyeti Demirtaş için hissediyor. Demirtaş’ın tutuklu olması, HDP’li seçmenin oylarını kenetledi. Bu yüzden oyları düşmüyor.

AKP’nin, Kürt seçmenler üzerindeki oy etkisi nasıl? Kürtler, Afrin harekatı için ne düşünüyor?

AK Parti, Kürtlerin oyunu MHP ittifakı ile kaybediyor. Afrin harekatı gibi olaylara Kürtler zaten senelerdir alışkın. Ama MHP ile ilişkiye girerseniz, HDP’nin oyunu alamazsınız. HDP’ye oy verme eğilimi olanların ve seçmenlerin oylarını geçmişte almış olabilirsiniz ama bu kez mümkün değil. Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgesinde yaşayan yurttaşlarımız referandumda olduğu gibi muhtemelen çok yüksek oranda Ak Parti politikalarını desteklemeyecek.

‘Ak Parti’ye sadece 2- 3 puan lazım’

Peki AKP için milliyetçi seçmen Kürt açığını kapatabiliyor mu?

Kapatamaz ama Ak Parti’ye iki, üç puan lazım. MHP bugün yüzde 11’e çıkmış vaziyette. Şöyle de bir durum var, MHP’lilerin sadece yüzde 15’i Recep Tayyip Erdoğan’ın başkan olmasını istiyor. Yani Ak Parti, farkı ucu ucuna kapatıyor.

Son anketinize göre, toplumun yüzde 51’i Demirtaş’ın tutuklu yargılanmasını doğru buluyor. Siz, ‘Hayır, yanlış buluyorum’ diyen yüzde 28’in önemine vurgu yapıyorsunuz, neden?

Çünkü HDP’nin oyu yüzde 10. Yüzde 28 önemli, bu dilim demokratik insanlardan oluşuyor ve seçilmiş kişileri koruma eğilimindeler. Bu yüzde 28’in içinde Demirtaş’ı ve HDP’yi hiç beğenmeyenler ancak “Tutuklayamazsınız sonuçta milletvekili” diyenler var.

İYİ Parti kurulduğundan beri iktidar bir kere bile ne ‘Akşener’ ne de ‘İYİ Parti’ dedi. Neden?

Bilemiyorum. Yalnız Meral Akşener çok beğenilen bir isim. Halka dokunuyor. Beğenilme oranı yüzde 16-17. Ancak İYİ Parti’nin oyu o kadar değil. İkisini ayırt etmek lazım.

‘Bahçeli ve MHP desteği’, partiden ayrılıp İyi Parti’ye geçenlerle kan kaybediyor. MHP’nin yaşadığı oy kaybı Bahçeli’ye mi yoksa AKP’ye mi daha çok zarar veriyor?

MHP oy filan kaybetmiyor. MHP, CHP’den, ulusalcı kesimden bile oy alıyor.

Meral Akşener referandum kampanyası sırasında ‘Hayır bloku’nun yüzlerindendi. Anadolu’ya gitti, halkın kapısını çaldı. Halktan nasıl karşılık buluyor?

Bir kere Akşener halka dokunan bir isim. Güneydoğu ve Doğu Anadolu’da Türkiye genelindeki oyunun beş mislini alıyor. Zira partisinin çalışmalarına oradan başladı. Akşener sahaya indiği zaman çok etkili oluyor. Akşener, ülkeyi karış karış geziyor ve çok çalışıyor.

Hemen hemen tüm anketörler, CHP’nin, İYİ Parti’ye hatırı sayılır oranda oy kaptırdığını söylüyor. Sizin çalışmalarınızdan da aynı sonuç çıkıyor mu?

CHP’nin İYİ Parti’ye oy kaybettiğini görmedim. CHP için daha büyük bir tehlike varsa, o da İYİ Parti’nin, Ak Parti’den oy alıp ana muhalefet partisi olma potansiyelidir. Ancak bu da çok zor gözüküyor. Zaten İYİ Parti şu sıra Ak Parti’den oy alamıyor.

O halde İYİ Parti nereden oy alıyor?

İYİ Parti, Güneydoğu’da AKP ve MHP ittifakından tedirgin olan Kürt, Arap ve Zaza gibi seçmen kitlesinden oy alıyor. Bir de değişim isteyen genç seçmen kitlesini İYİ Parti cezbediyor.

‘Abdullah Gül, Erdoğan’a karşı asla aday olmaz’

CHP’nin 36’ncı olağan kurultayında genel başkan yeniden Kılıçdaroğlu seçildi. Muharrem İnce’nin konuşmasıysa salondan büyük alkış aldı. Bu kurultay CHP üzerinde bir değişim ve yenilik yaratır mı?

Hayır. Bu kurultayın bana verdiği sonuç, yüzde 25 oy demek. Başka da bir şey yok.

Ankara kulislerinde, Abdullah Gül ve Ali Babacan gibi isimlerin 2019 seçimleri için yarışın içine dahil olacakları öne sürülüyor. AKP’li seçmen, oyunu Erdoğan-Bahçeli ittifakından mı yoksa Gül-Babacan ittifakından mı yana kullanır?

Bu olmaz. Ona bakarsanız ben de daha beş altı ay öncesine dek, Ali Babacan’ı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı adaylığı için duyuyordum. Bu isimler aynı siyaseti gütmüşler, birbirlerinden ayrılmazlar. Abdullah Gül’ün hiçbir koşulda Recep Tayyip Erdoğan’la karşı karşıya geleceğini düşünmüyorum.

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GÜNCEL HABERLER

İper: Türkiye’de özgürlüğün yanında olan herkese haksızlık var

AleviNet

Published

on

Cumhuriyet gazetesi muhasebe çalışanı Emre İper, gazete hakkındaki davada ceza alan 14 çalışan arasında Yargıtay kararı sonrası tahliye edilmeyen tek isim oldu.  25 Nisan’dan bu yana Kandıra Cezaevi’nde olan İper, DW Türkçe’nin sorularını yanıtladı. İper, cezaevinden gönderdiği mektupta, arkadaşlarının özgürlüğüne kavuşmasına çok sevindiğini söylerken “Cumhuriyet davasında sadece birilerine gözdağı vermek için insanları cezaevine koydular” diyor.

Yargıtay 16’ıncı Ceza Dairesi’nin Cumhuriyet davasıyla ilgili geçen hafta verdiği kararın ardından, beş eski çalışan tahliye edilirken, cezaevinde sadece gazetenin muhasebe çalışanı Emre İper kaldı. Daire, İper için mahkumiyet kararını onadı.

‘AYM’nin yükü fazla’

Emre İper, 15 Mart 2019’da Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) yaptığı bireysel başvurunun gündeme alınmasını bekliyor. AYM’nin Barış Akademisyenleri ve kamuyounda Ayşe Öğretmen olarak bilinen Ayşe Çelik ile ilgili ifade özgürlüğü ve hak ihlali kararlarını okuduğunu belirten İper, “AYM Başkanı ve bazı üyeler gerçekten güzel gerekçeler yazmış. Türkiye’de hukuk yavaş uygulanıyor, asıl mağduriyet bundan kaynaklanıyor zaten. AYM elindeki dosyaları daha çabuk sonuçlandırmak zorunda, devlet bunu kolaylaştırmalı. Gerekirse heyetler artırılmalı. Ellerinde çok dosya olması onların suçu değil. Bu devletin suçu. Çünkü ilk derece mahkemelerdeki tüm çözümsüzlükler AYM’nin sırtına biniyor” diyor.

İper, AYM ve Yargıtay’ın son zamanlarda güzel kararları olduğunu, ancak bu kararların ilk derece mahkemelerden çıkarak insan hakları ihlaline yol açmadan, insanları sevdiklerinden uzaklaştırmadan alınması gerektiğini vurguluyor. İper, “Eminim ki yargı reformu çıkarsa Yargıtay’a itiraz hakkımız olacak. Yargıtay kararını bizi içeri atan mahkeme de uygulayabilirdi” diyor.

Biz değil ailelerimiz çekiyor

Yaşanan haksızlıkların cezaevine girenlerden çok dışarıdaki ailelerini etkilediğini söyleyen İper, “Özellikle anneler ve çocuklar zedeleniyor. Ben içerideyken kayınvalidem öldü ama içeride olup yakınları hasta olan başka kişiler de var. Bu bizi terbiye etme yöntemi değil. Biz içeride ceza çekiyoruz, yakınlarımız dışarıda eza çekiyor” diye konuşuyor.

Emre İper'in oğlu Yiğit İper'in yaptığı resim

Emre İper’in oğlu Yiğit İper’in yaptığı resim

Emre İper’in 14 yaşında bir kızı, 10 yaşında bir oğlu var. Yağmur ve Yiğit. Yiğit’in, cezaevini çizdiği bir resim geçen haftalarda sosyal medyada yer almıştı. Resimde adalet ve haksızlık kefesinin bulunduğu gökten haksızlık (H harfleri) yağıyordu.

İper, çocuklara bazı şeyleri anlatmanın zor olduğunu, onlar için sadece siyah ve beyaz olduğunu söylüyor: “Yani o kalbine göre karar veriyor. Kalbinde biz suçsuzuz. Ben onların hep adaletten yana olmalarını istiyorum. İntikam duygusu içinde olmamalarını anlatmaya çalışıyorum. Her haksızlık yeri gelince bitecek, en sonunda kazanan hep iyiler olacak. Bazı çocuklar çetele tutuyor mesela. Benim oğlum gibi gökten adalet mi haksızlık mı yağdığını hesaplamaya çalışıyorlar. Bunlar çok zor. Çocuklara böyle bir yük verilememeli.”

Tahliye olmalarına sevindim

Geçen hafta cezaevinden çıkan Cumhuriyet eski çalışanları Musa Kart, Mustafa Kemal Güngör, Güray Öz, Önder Çelik ve Hakan Kara, arkadaşları Emre İper’i cezaevinde bıraktıkları için sevinçlerinin buruk olduğunu söylemişti. 

İper ise arkadaşları için çok mutlu olduğunu söylüyor ve onlara şu mesajı yolluyor: “Tahliye olmalarına çok sevindim. İnsanın arkadaşının özgür olması çok güzel bir şey. Onlara tek mesajım: Yaşadığınız her anın keyfini alın!”

İper, cezaevine birlikte girdiği arkadaşlarının tahliye olmasının ardından yalnız hissetmediğini vurguluyor, “Yalnız hissetmeme gerek yok çünkü bence insan hata yaptığında kendini yalnız hisseder, ben hata yaptığımı düşünmüyorum” diyor.

Cezayı Tweet’ten aldı

Cumhuriyet davası iddianamesinde telefonunda ByLock yüklü olduğu iddia edilen Emre İper, 6 Nisan 2017’de gözaltına alındı. Yapılan incelemeler sonucu telefonunda ByLock’a rastlanmayan İper’in buna rağmen tutukluluğu devam etti. Aylar süren bilirkişi incelemeleri sonucunda “Mor Beyin” isimli yazılımla çalışan programları kullananların iradeleri dışında ByLock sunucusuna yönlendirildiği ortaya çıktı. Bunun üzerine Emre İper, 267 gün tutukluluk süresinin ardından 29 Aralık 2017’de tahliye edildi.

Ancak Cumhuriyet Davası kapsamında hüküm açıklanırken İper’e yöneltilen “örgüt üyeliği” suçlaması “örgüt propagandası”na çevrildi. Twitter üzerinden yaptığı paylaşımlar suç delili olarak gösterilen İper’e “Örgüt propagandası” suçlamasıyla 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası verildi.

Emre İper, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3’üncü Ceza Dairesi’nin mahkumiyet kararını onamasının ardından 25 Nisan 2019’da yeniden cezaevine girdi.

Avukat Tora Pekin

Avukat Tora Pekin

Tüm kamuoyu farkında olmalı

Emre İper’in avukatı Tora Pekin, “Maalesef kamuoyu Emre İper’le ilgili kararın ne anlama geldiğinin farkında değil” diyor. DW Türkçe’ye konuşan Pekin, şöyle devam ediyor: “Emre, hiçbir şiddet unsuru ya da suç içermeyen birkaç cümlelik tweetleri nedeniyle 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası aldı. Mahkemeye göre Emre bu cümleleriyle, ömrü boyunca karşı durduğu dinci örgütlerden birinin propagandasını yapmış… Bu kararın hukuk, vicdan ve ahlak dışılığını görmemek mümkün değil elbette. Ama kamuoyu, tüm yurttaşlar şunun da farkında olmalılar: Eğer yarın birileri sizi gözüne kestirirse, sosyal medyada yazdığınız bir iki satır, bunlar hiçbir suç oluşturmasa dahi, özgürlüğünüzü yıllarca kaybetmenize neden olabilir.”

Tora Pekin, Yargıtay veya AYM hukuka uygun bir karar verdiğinde bunun sistemin düzeldiğini göstermediğini, sadece insanların bir an olsa nefes aldığını, normal hayatlarına döndüğünü söylüyor. Emre İper ve ailesinin de normal hayatlarına dönmeyi hak ettiklerini vurgulayan Pekin, “Emre için önemli olan daha ilk gözaltına alındığından bu yana ısrarla vurguladığı üzere öncelikle kendisine yönelik suçtan kurtulmak, yani beraat etmek, aklanmak. Emre’nin onuruna ve özgürlüğüne yönelik bu korkunç haksızlığın son bulması için şu an görünen en elverişli yol ise Anayasa Mahkemesi’ndeki dosyası” diyor.

Video izle 04:51 Paylaş Musa Kart: Her şeyin mizah olduğu bir dönemden geçiyoruz

E-postayla gönder Facebook Twitter google+ Whatsapp Tumblr Newsvine Digg linkedin

Kısa link https://p.dw.com/p/3PVYq

Musa Kart: Her şeyin mizah olduğu bir dönemden geçiyoruz

Pelin Ünker /İstanbul

© Deutsche Welle Türkçe

 

Continue Reading

GÜNCEL HABERLER

Mahremiyet korumadan kıble tayinine: TÜBİTAK ve Türkiye’de bilim projeleri

AleviNet

Published

on

Türkiye’nin önde gelen kurumlarından biri olan Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK), kurulduğu 1963 yılından bu yana bilimsel çalışmalar üreten ve araştırmalara destek veren bir kurum. Ancak TÜBİTAK ismi son dönemde çeşitli tartışmalarla bir arada anılıyor. Lise öğrencileri için temel, sosyal ve uygulamalı bilim alanlarında çalışma yapmalarını teşvik etmek amacıyla düzenlenen yarışmalarda dereceye giren projeler, bu tartışmaların bir ayağını oluşturuyor.

Mahremiyet koruma projesinden kıble tayinine

TÜBİTAK Ortaöğretim Okulları Proje Yarışması’nda “Değerler Eğitimi” alanında Trabzon Yılmaz Çebi Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nin “EKG Önlüğü ile Mahremiyeti Korumak” projesi, bölge birincisi olduğu 2016 yılında Türkiye genelinde yarışmıştı. Diğer yandan, 2017 yılında Konya Mahmut Sami Ramazanoğlu Anadolu İmam Hatip Lisesi öğrencilerinin “Osmanlı Padişahlarının Mevcut Portreleri Tarih Bilincimizi ve Ecdat Algımızı Nasıl Etkiliyor” projesi, tarih alanında bölge birincisi olurken, aynı yıl Ankara Tevfik İleri Anadolu İmam Hatip Lisesi’nin “Kazan İlçesinin 15 Temmuz Darbe Girişimindeki Rolü ve Kahraman Unvanını Alması” projesi Sosyoloji alanında Türkiye üçüncüsü oldu. Yine 2017’de Elazığ Şehit Eyyüp Oğuz Anadolu İmam Hatip Lisesi öğrencileri, “Güneşin Deklinasyonu ile Kıble Yönü Tayini” projesiyle fizik alanında bölge üçüncüsü oldu. 

DW Türkçe, bu projelerin hangi kriterlere göre seçildiği sorusuna TÜBİTAK’tan yanıt alamadı. 

“Destek verdikleri projeyi sistemden sildiler”

TÜBİTAK’ın barış bildirisine imza atan akademisyenlerin projelerine verdiği desteği kestiği de biliniyor. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler Bölümü’nden bildiriye imza atan Prof. Ülkü Doğanay, desteğin durdurulduğu projelerde yer alan akademisyenlerden biri.

Doğanay’ın 2014 yılında yedi meslektaşıyla üç seçimi kapsayacak şekilde yürütmeye başladıkları “Siyasal Parti Liderlerinin Seçim Konuşmalarında Demokrasi Söylemi” başlıklı araştırma projesine TÜBİTAK destek verdi. Ara raporların başarıyla karşılandığı proje, 2016 Aralık ayında sona erdi. Ancak sonuç raporunu teslim etmelerinden sonra Doğanay ve projede yer alan bir diğer akademisyen İnan Özdemir, 7 Şubat 2017’de yayımlanan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edildi. İhraçların ardından TÜBİTAK projenin durdurulduğunu bildirdi. Proje geçen sene ise yürürlükten kaldırıldı. “Proje kapsamında ABD’ye gitmiştik. O kadar fon harcanmış ama böyle bir araştırma hiç yapılmamış gibi sistemden siliniyor. O kadar emek var ancak yok hükmünde sayılıyor, çok can sıkıcı” diyen Prof. Doğanay’ın proje kapsamında alacağı ödemenin geri kalanı da yapılmamış.

“Normalde istenmeyen belgenin yokluğu gerekçe gösterildi”

TÜBİTAK’ın desteğini çektiği veya yok saydığı akademisyenler yalnızca KHK ile ihraç edilenler değil. Bilimsel panellere ya da görüş bildirmek için proje değerlendirme toplantılarına çağrılan ve görevine halen devam eden akademisyenler, barış bildirisi sonrası çağrılmaz olmuş. DW Türkçe’ye bilgi veren ODTÜ’lü imzacı bir profesör, “En son Ocak 2016’da bir toplantıya çağrıldım, sonrası gelmedi” diyor.

2016 yılında aralarında barış imzacılarının da olduğu bir grup ODTÜ’lü akademisyen, o sene TÜBİTAK’ın “Öncelikli Alanlar Ar-Ge Projelerini Destekleme Programları” kapsamında bir proje önerisi vermiş. İlk aşamayı geçen projenin ikinci aşaması barış bildirisi sonrasına denk gelmiş. ODTÜ’lü profesör, değerlendirme komitesinin ilk aşamada oldukça başarılı bulunan projenin reddedildiğini anlatıyor:

“Proje önerisine çeşitli kamu kurumlarındaki yöneticilerle mülakat yapacağımızı yazmıştık, başarılı da bulunmuştu. Ancak ret gerekçesinde bu kurumlardan gerekli izin belgelerini almamamış olmamız yer aldı. Normalde böyle bir izin istenmiyor.”

Akademisyenler, verilen kararların herhangi bir dayanağının olmadığını söylüyor. ODTÜ’lü barış imzacısı akademisyen, aynı destek programı kapsamında ikinci aşamayı geçerek fonlanmaya hak kazanan bir başka projenin yürütücüsünden ekipteki barış imzacılarının çıkarılmasının talep edildiğini ancak talebi kabul etmemesi üzerine bu projenin de desteklenmediğini belirtiyor.

“Mülakata çağrılmadım, kaç puan aldığım açıklanmadı”

ODTÜ’lü akademisyene göre, TÜBİTAK projelerindeki en büyük eksiklerden biri etki analizi yapılmaması… Kurumun yıllardır farklı disiplinlerden gelen çok sayıda projeyi fonladığını ancak verilen desteklerin hedeflerine ulaşıp ulaşmadığına dair bugüne kadar yapılmış bir çalışma olmadığının altını çiziyor. “Etki analizi yapılmasını gerektiğini hep söylüyoruz ama olmadı. TÜBİTAK özel sektöre de fon veriyor. Bu kadar para harcanıyor ama peki hedeflere ulaşılıyor mu? Tahsis edilen fonların etkisi nedir?” diye soran akademisyen, bu eksikliğin kurumun misyonunu sorgulamaya neden olduğu kanaatinde.

DW Türkçe’ye konuşan genç bir bilim kadını, iki sene önce uzman yardımcısı pozisyonu için TÜBİTAK’a iş başvurusunda bulunmuş. Şu anda yurtdışında biyoloji alanında doktora yapan akademisyen, sonuçlar açıklandığında sistemde sadece “Değerlendirmeye alınmadınız” yazısıyla karşılaştığını, sıralamaya giren isimlerin ise yayınlanmadığını söylüyor. “Normalde ilk 10’a giren kişiler ve puanları yayınlanır, eksik evrağı olan bile listelenir. Mülakata çağırılanların puanı neydi? Ben kaçıncı sıradaydım? Bunu bilmek isterdim” diyerek işe alımlarda şeffaflık konusunda da sıkıntılar yaşanabildiğine dikkati çekiyor.

Diyanet İşleri Başkanlığı ile protokol

TÜBİTAK son yıllarda yaptığı işbirlikler ile de gündeme geliyor. Diyanet İşleri Başkanlığı ile 2017 yılında imzalanan protokol, bunlardan biri. Protokol kapsamında ulusal gözlemevinin bulunduğu Antalya’ya “AYGÖZ Hilal Gözlem Sistemi”ni kuruldu. Dönemin Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, projenin amacının Ramazan ayında yaşanan imsak ve yatsı tartışmasının ortadan kaldırmak olduğunu dile getirerek, “Diyanet İşleri Başkanlığının fıkıh alimleri ve astronomi uzmanları, TÜBİTAK’ın astronomi hocaları hep birlikte Rabbimizin kainata yerleştirdiği bu hesabın en ince noktalarını ortaya koyacaklar” demişti.

Soru önergesine yanıt verilmedi

Lise öğrencisi İlayda Şamilgil’in “Sıvılardaki Su Oranını Mıknatısla Ölçebilen Ucuz, Hızlı ve Taşınabilir Bir Sistem” adlı projesinin üç sene önce TÜBİTAK tarafından kabul edilmemesi de kamuoyunda tartışma yaratmıştı. Şamilgil’in projesi Polonya’da düzenlenen Fizik Nobel Ödülü’ne İlk Adım (First Step to Nobel Prize in Physics) adlı yarışmada ödül kazanmıştı. CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal konuyla ilgili olarak 2014 yılında Meclis’e yazılı soru önergesi verdi. “TÜBİTAK projeleri değerlendirme yöntemi nedir? Bu konuda kriterler nelerdir?” sorularını yönelten Tanal’ın Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık’a sorduğu sorulara cevap verilmedi.

Öte yandan DW Türkçe fonlanan bilimsel araştırma projelerinde öne çıkan kriterler ile barış bildirisine imza atan akademisyenlere yönelik desteğin kesilmesine dair yönelttiği sorulara da kurumdan cevap alamadı.

Burcu Karakaş

© Deutsche Welle Türkçe

Continue Reading

GÜNCEL HABERLER

Kulp Belediyesi’ne kayyum atandı

AleviNet

Published

on

Diyarbakır’ın Kulp ilçesi Ağaçkorur Mahallesi’nde 12 Eylül’de yedi kişinin hayatını kaybettiği saldırının ardından gözaltına alınıp, dün gece beş kişiyle birlikte çıkarıldığı mahkemece tutuklanan Kulp Belediye Başkanı HDP’li Mehmet Fatih Taş, İçişleri Bakanlığı’nca görevinden alındı.

Taş’ın yerine Kulp Kaymakamı Mustafa Gözlet Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirildi.

Diyarbakır Valiliği tarafından bu sabah yapılan açıklamada, HDP’li Belediye Başkanı Taş’ın “‘Silahlı terör örgütüne üye olma, terör örgütü propagandası yapmak, devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma’ suçlarını esas olarak başlattılan soruşturma” neticesinde tutuklanmasının ardından İçişleri Bakanlığı tarafından ilgili yasalar uyarınca geçici bir tedbir amaçlı  görevden uzaklaştırıldığı belirtildi.

Diyarbakır'ın Kulp ilçesi Ağaçkorur Mahallesi'nde bir aracın geçişi sırasında meydana gelen patlamada 7 kişi hayatını kaybetti, 10 kişi yaralandı. 12.09.2019

Diyarbakır’ın Kulp ilçesi Ağaçkorur Mahallesi’nde bir aracın geçişi sırasında meydana gelen patlamada 7 kişi hayatını kaybetti, 10 kişi yaralandı. 12.09.2019

5 kişi tutuklandı

Diyarbakır’a bağlı Kulp’ta yedi kişinin öldüğü saldırıyla ilgili gözaltına alınan, HDP’li Kulp Belediye Başkanı Mehmet Fatih Taş, HDP İlçe Başkanı Abidin Karaman, Kulp Belediyesi Fen İşleri Müdürü Şener Aktaş, Mehmet Emin Ay ve Fatma Ay dün tutuklanmıştı.

Emniyet birimleri içinde sivillerin bulunduğu aracın geçişi sırasında meydana gelen patlamanın ardından Kulp Belediyesi ve HDP Kulp İlçe Başkanlığında arama yapmış, kamera kayıtlarıyla bazı dokümanlara el koymuştu.

31 Mart seçimlerinde Diyarbakır’ın Kulp ilçesinde HDP yüzde 49,97, AKP yüzde 40,07 oy almıştı. 

DHA,DW/MK,JD

© Deutsche Welle Türkçe

 

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI