Connect with us

.

GÜNCEL HABERLER

Çerkesler’den tarihi noktada Anadil çağrısı

Türkiye – İstanbul Kafkas Kültür Derneğinin Adige Dil Günü etkinlikleri kapsamında düzenlenen etkinlikte bir araya gelen Çerkesler, anadil eğitimi başta olmak ü

AleviNet

Published

on

“Adıge (Çerkes) Dili Günü” etkinliği nedeniyle Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) Genel Başkanı Yaşar Aslankaya ve federasyon yönetiminin katılımıyla, Beşiktaş’ta Çerkes Teavün Cemiyeti Tarihi binası önünde açıklama yapıldı.

 Açıklamayı yapan Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) Genel Başkanı Aslankaya, Çerkeslerin taleplerini dile getirdi.

Aslankaya’nın açıklaması şöyle:

Bugün Kafkas Dernekleri Federasyonu ve federasyonumuzun en köklü bileşenleri arasında yer alan İstanbul Kafkas Kültür Derneğimizin Adige Dil Günü etkinlikleri kapsamında çok önemli bir mekanda kamuoyuna açıklama yapmak üzere bir araya gelmiş bulunuyoruz. Katılımlarınız için hepinize teşekkür ediyorum.

Neden bugün toplandık?

Modern dönemde Adıge dilinde yazılmış ilk kitap 14 Mart 1853 yılında Bırsey Wumar tarafından yayınlanmıştır. Bugün Rusya Federasyonu içerisinde yer alan Anavatan’ımızdaki cumhuriyetlerimizden Adıgey Cumhuriyeti 2000 yılında, bu anlamlı günün anısına, 14 Mart tarihinin Adıge (Çerkes) Dili Günü olarak kutlanmasına karar vermiştir. Gerek anavatanımızda gerekse yüzlerce yıl süren Rus-Kafkas savaşları sonrası tarihin en büyük etnik temizliklerinden biri ile soykırım ve sürgüne uğratılarak dünyanın çeşitli ülkelerine dağıtılan diasporamızda 14 Mart Adige (Çerkes) Dil Günü ve bugünü içeren haftada dilimizin korunması, geliştirilmesi ve gelecek nesillere taşınması amacı ile çeşitli etkinlikler düzenlenmektedir. Biz de dünyada en fazla Çerkes’in yaşadığı Türkiye’de, Çerkeslerin ve akraba Kafkas halklarının en büyük ve köklü sivil toplum kuruluşu olan Kafkas Dernekleri Federasyonu ve 31 şehirdeki 53 bileşen Derneğimiz ile her yıl 14 Mart Adige Dil Günü’nde çeşitli etkinlikler düzenliyoruz. Etkinliklerimizde sadece Çerkesleri değil dost ve komşumuz olan tüm vatandaşlarımızı, ülke kamuoyunu ve dünya kamuoyunu sorunlarımız ve demokratik çözüm taleplerimiz konusunda bilgilendiriyoruz. Bu basın açıklamamız da bu etkinliklerin bir parçasıdır.

Ayrıca Federasyonumuz, AB reform süreçleri ile kısmen değişen yıllarca uygulanan inkar ve asimilasyon politikalarının yanı sıra kentleşme ve küreselleşmenin de etkisi ile hızlanan Anadilimize dönük erozyona karşı bilinç geliştirmek amacı ile 2018 Yılını Anadili Yılı ilan etmiştir. Bu kapsamda bu yılın Adige Dil Günü etkinlikleri ayrı öneme sahiptir.

Birleşmiş Milletler tarafından yayınlanan raporlara göre, bugün Türkiye’de 18 adet dil büyük tehdit altında ve yaşam mücadelesi veriyor. Maalesef, Adıgece ve Abazaca da bu listede yer alıyor. Dillerimiz arasında yer alan Ubıhçayı kaybetmenin acısını henüz unutamayan biz Çerkesler için bu durum tarif edilemez bir üzüntü kaynağıdır. Her halkın kendi kimliğini ve kültürünü anadili ile sonraki kuşaklara ve geleceğe aktarması en doğal, doğuştan gelen insan hakları arasındadır.

Neden burada toplandık?

Rus-Kafkas Savaşları 21 Mayıs 1864 te sona ermesi ile yaşanan sürgün sonucu Osmanlı topraklarına Balkanlar’dan Hicaz’a kadar oldukça dağınık bir şekilde iskan edilen biz Çerkeslerin kimliği ve kültürü koruma ve bu çerçevede örgütlenme kaygısı her dönemde ve yerde canlılığını korumuştur. İçinde yaşadığı topluma her dönem olumlu katkı vermiş olan Çerkesler, özellikle Osmanlı Devletinin başkenti İstanbul’da kendi kültürlerini ve kimliklerini korumak için de dayanışma dernekleri oluşturmuşlardır.

Bu çerçevede kurulan Çerkes Kadınları Teavün Cemiyeti, 18 Nisan 1911 tarihinde, İstanbul Beşiktaş’daki bu binada Çerkes Numune Mektebi’ni kurdular.

İmparatorluk sınırlarında, müslüman tabaaya ait kız ve erkek öğrencilerin aynı sınıfta eğitim gördüğü ilk örnek Çerkes kültürünün bir yansıması olarak bu okul olmuştur.

Okul tüzüğüne göre; Çerkes öğrenciler için zorunlu olmak kaydıyla düzgün okuma, yazma ve konuşmaya imkan sağlayacak şekilde Çerkesce, müzik, beden eğitimi, toplumsal yaşayış bilgileri, düzgün giyinme yöntemleri, düzgün konuşma ve yazma dersleri verilmekteydi.

Okul ücretliydi ama tüzüğe konulan “Ücretli öğrencilerin sayısı okul mevcudunun yarısından fazlası olamaz.” Maddesi ile aldıkları ücretlerle okul giderlerini karşılamakla kalmadılar, bir çok ihtiyaç sahibi çocuğun diğerleri ile eşit şartlarda eğitim almasını sağladılar.

Sadece okul çağındakiler değil, daha küçük çocukları ve anneleri de düşündüler. Dört altı yaş grubu için anaokulu, tüm çocukların annelerine meslek kazandırmak için terzihane açtılar.

Tüzüklerinin son maddesi, bir Çerkesin hayat karşısında sahip olması gerektiren duruşu haykırır nitelikteydi:

“Öğrenciler her durumda saygılı ve ölçülü olacaktır. Ancak bu, hiçbir zaman kişiliğini aşındıracak bir el etek öpme onusuzluğuna dönüşmemelidir.”

Ne yazık ki, Lozan anlaşmasında Çerkeslere azınlık statüsü tanınmaması sonucu sadece 5 Eylül 1923 tarihinde önünde bulunduğumuz bu binada faaliyet gösteren Çerkes Numune Mektebi kapatıldı.

Ne amaç ile burada toplandık?

Gerek Anayasamızın gerek dünya medeniyetinin geldiği noktanın gerektirdiği demokratik, barışçı ve huzurlu bir toplumsal düzen ancak bireylerin tüm kimliklerinin gereğini özgürce yaşadığı ve çoğulculuğun korunduğu bir ortamda söz konusu olabilir. Ekonomi, edebiyat, sanat, uluslararası ilişkiler, teknoloji gibi yaşamın tüm alanlarında gelişme ve hepimizin ortak dileği olan ülkemizin dünyada saygın bir konumda olması da buna bağlıdır.

Çerkes etnik kimliği ile ülkemizin en büyük ikinci etnik azınlığını oluşturuyoruz. Demokratik ve anayasal toplum düzenini korumak ve geliştirmek adına nufüsumuzla kıyaslanamayacak ölçüde, her alanda topluma katkı vermeye çalışıyor; vergi, askerlik, kamu hizmetlerine katılım, sivil toplum çalışmaları gibi her türlü vatandaşlık sorumluluğumuzu fazlası ile yerine getiriyoruz.

Sorumluluk ve hak demokratik bir toplum düzeninde ayrılmaz ve başat kavramlardır. Dilimizin ve kültürümüzün korunması konusunda kamu politikaları geliştirilmesini talep ediyoruz.

AB süreci ile birlikte inkar ve asimilasyon konusunda önemli dönüşümler yaşanmıştır. Anadili konusunda da bazı yasakların kaldırılması ve özel kurslara izin verilmesi ile başlayan süreç, Federasyonumuzun ilgili siyasi ve idari kamu makamları ile geliştirdiği yapıcı diyalog ve karşılıklı anlayış ve işbirliği sonucu ortaöğretimde seçmeli anadili derslerinin müfredata eklenmesi, Düzce ve Kayseri Erciyes Üniversiteleri bünyelerinde Çerkesce bölümlerinin açılması ile önemli kazanımlar hayata geçirilmiştir. Son olarak bu yıl Milli Eğitim Bakanlığı ile yapılan görüşmeler ve geliştirilen işbirliği sonucu Halk Eğitim Merkezleri müfredatına Adigece ve Abazaca modülleri eklenmiştir. Artık Halk Eğitim Merkezlerinde veya kamu desteği ile derneklerimizde bu dillerde kurslar açılabilmektedir.

Bugüne kadar gerek siyasi ve idari devlet yetkililerinden gerek içinde yaşadığımız toplumdan gördüğümüz desteğe teşekkür ediyoruz.

Ancak, demokratik ülkelerde devletin görevi izin vermek ile sınırlı değildir, ülkedeki her türlü kültürel değeri korumak için kamu politikaları da geliştirmek zorundadır. Dil ve kültürün sadece sivil toplum kuruluşları tarafından korunması mümkün değildir.

Ne istiyoruz?

1- Kültür Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı ile Çerkeslerin yaşadığı şehirlerin yerel yönetimlerinde kimlik ve dilimizin korunmasına yönelik politika ve stratejileri geliştirecek birimlerin kurulmasını veya mevcut birimlere yasal çerçevesi belirgin görevlendirmeler yapılmasını;

2- Sivil toplum kuruluşlarımıza yönelik mevcut olumlu yaklaşımın daha güçlenerek devam etmesini;

3- Demokratik, barışçı ve huzurlu bir toplumsal düzen içinde birlikte yaşamamizı dinamitleyen nefret söylemlerinin engellenmesine dönük politikaların geliştirilmesini;

4- Anadilimizin korunması konusunda ilgili kamu kurumlarının stratejik planlarında bölümlere yer verilmesini ve bunlar için bütçe kanunlarına gerekli ödeneklerin eklenmesini

5- Kamusal yayıncılık sorumluluğu çerçevesinde Çerkesce TV kanalı açılmasını;

6- Üniversitelerin Çerkesce bölümlerinden mezun olanların ortaöğretim kurumlarında ve Halk Eğitim Merkezlerinde istihdamının sağlanmasını;

7- Dil ve kültürümüzü koruyabilmemizde anahtar rolde olan anavatanımız ile ilişkilerin geliştirilmesini;

8- En önemlisi de Taleplerimizin ülke bütünlüğüne, anayasal demokratik düzene tehdit olarak algılanmamasını; bilakis toplumsal barış ve huzura katkı vermeye çalıştığımızın herkes ve her kesim tarafından anlaşılmasını, bunun için her türlü yapıcı diyaloga açık olduğumuzun bilinmesini talep ediyoruz.

Ülke ve dünya kamuoyuna sorunlarımızın ve çözüm önerilerimizin iletilmesine katkı veren siz değerli basın mensuplarına ve basın açıklamamıza katılarak destek veren sivil toplum kuruluşlarımızın yönetici, üye ve gönüllüleri ile vatandaşlarımıza teşekkür ediyoruz.

İstanbul Kafkas Kültür Derneğinin düzenlediği “Adige Dil Günü” etkinlikleri kapsamında gün boyunca İKKD’nin Bağlarbaşı’ndaki binasında çeşitli paneller düzenlenecek.

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

GÜNCEL HABERLER

İper: Türkiye’de özgürlüğün yanında olan herkese haksızlık var

AleviNet

Published

on

Cumhuriyet gazetesi muhasebe çalışanı Emre İper, gazete hakkındaki davada ceza alan 14 çalışan arasında Yargıtay kararı sonrası tahliye edilmeyen tek isim oldu.  25 Nisan’dan bu yana Kandıra Cezaevi’nde olan İper, DW Türkçe’nin sorularını yanıtladı. İper, cezaevinden gönderdiği mektupta, arkadaşlarının özgürlüğüne kavuşmasına çok sevindiğini söylerken “Cumhuriyet davasında sadece birilerine gözdağı vermek için insanları cezaevine koydular” diyor.

Yargıtay 16’ıncı Ceza Dairesi’nin Cumhuriyet davasıyla ilgili geçen hafta verdiği kararın ardından, beş eski çalışan tahliye edilirken, cezaevinde sadece gazetenin muhasebe çalışanı Emre İper kaldı. Daire, İper için mahkumiyet kararını onadı.

‘AYM’nin yükü fazla’

Emre İper, 15 Mart 2019’da Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) yaptığı bireysel başvurunun gündeme alınmasını bekliyor. AYM’nin Barış Akademisyenleri ve kamuyounda Ayşe Öğretmen olarak bilinen Ayşe Çelik ile ilgili ifade özgürlüğü ve hak ihlali kararlarını okuduğunu belirten İper, “AYM Başkanı ve bazı üyeler gerçekten güzel gerekçeler yazmış. Türkiye’de hukuk yavaş uygulanıyor, asıl mağduriyet bundan kaynaklanıyor zaten. AYM elindeki dosyaları daha çabuk sonuçlandırmak zorunda, devlet bunu kolaylaştırmalı. Gerekirse heyetler artırılmalı. Ellerinde çok dosya olması onların suçu değil. Bu devletin suçu. Çünkü ilk derece mahkemelerdeki tüm çözümsüzlükler AYM’nin sırtına biniyor” diyor.

İper, AYM ve Yargıtay’ın son zamanlarda güzel kararları olduğunu, ancak bu kararların ilk derece mahkemelerden çıkarak insan hakları ihlaline yol açmadan, insanları sevdiklerinden uzaklaştırmadan alınması gerektiğini vurguluyor. İper, “Eminim ki yargı reformu çıkarsa Yargıtay’a itiraz hakkımız olacak. Yargıtay kararını bizi içeri atan mahkeme de uygulayabilirdi” diyor.

Biz değil ailelerimiz çekiyor

Yaşanan haksızlıkların cezaevine girenlerden çok dışarıdaki ailelerini etkilediğini söyleyen İper, “Özellikle anneler ve çocuklar zedeleniyor. Ben içerideyken kayınvalidem öldü ama içeride olup yakınları hasta olan başka kişiler de var. Bu bizi terbiye etme yöntemi değil. Biz içeride ceza çekiyoruz, yakınlarımız dışarıda eza çekiyor” diye konuşuyor.

Emre İper'in oğlu Yiğit İper'in yaptığı resim

Emre İper’in oğlu Yiğit İper’in yaptığı resim

Emre İper’in 14 yaşında bir kızı, 10 yaşında bir oğlu var. Yağmur ve Yiğit. Yiğit’in, cezaevini çizdiği bir resim geçen haftalarda sosyal medyada yer almıştı. Resimde adalet ve haksızlık kefesinin bulunduğu gökten haksızlık (H harfleri) yağıyordu.

İper, çocuklara bazı şeyleri anlatmanın zor olduğunu, onlar için sadece siyah ve beyaz olduğunu söylüyor: “Yani o kalbine göre karar veriyor. Kalbinde biz suçsuzuz. Ben onların hep adaletten yana olmalarını istiyorum. İntikam duygusu içinde olmamalarını anlatmaya çalışıyorum. Her haksızlık yeri gelince bitecek, en sonunda kazanan hep iyiler olacak. Bazı çocuklar çetele tutuyor mesela. Benim oğlum gibi gökten adalet mi haksızlık mı yağdığını hesaplamaya çalışıyorlar. Bunlar çok zor. Çocuklara böyle bir yük verilememeli.”

Tahliye olmalarına sevindim

Geçen hafta cezaevinden çıkan Cumhuriyet eski çalışanları Musa Kart, Mustafa Kemal Güngör, Güray Öz, Önder Çelik ve Hakan Kara, arkadaşları Emre İper’i cezaevinde bıraktıkları için sevinçlerinin buruk olduğunu söylemişti. 

İper ise arkadaşları için çok mutlu olduğunu söylüyor ve onlara şu mesajı yolluyor: “Tahliye olmalarına çok sevindim. İnsanın arkadaşının özgür olması çok güzel bir şey. Onlara tek mesajım: Yaşadığınız her anın keyfini alın!”

İper, cezaevine birlikte girdiği arkadaşlarının tahliye olmasının ardından yalnız hissetmediğini vurguluyor, “Yalnız hissetmeme gerek yok çünkü bence insan hata yaptığında kendini yalnız hisseder, ben hata yaptığımı düşünmüyorum” diyor.

Cezayı Tweet’ten aldı

Cumhuriyet davası iddianamesinde telefonunda ByLock yüklü olduğu iddia edilen Emre İper, 6 Nisan 2017’de gözaltına alındı. Yapılan incelemeler sonucu telefonunda ByLock’a rastlanmayan İper’in buna rağmen tutukluluğu devam etti. Aylar süren bilirkişi incelemeleri sonucunda “Mor Beyin” isimli yazılımla çalışan programları kullananların iradeleri dışında ByLock sunucusuna yönlendirildiği ortaya çıktı. Bunun üzerine Emre İper, 267 gün tutukluluk süresinin ardından 29 Aralık 2017’de tahliye edildi.

Ancak Cumhuriyet Davası kapsamında hüküm açıklanırken İper’e yöneltilen “örgüt üyeliği” suçlaması “örgüt propagandası”na çevrildi. Twitter üzerinden yaptığı paylaşımlar suç delili olarak gösterilen İper’e “Örgüt propagandası” suçlamasıyla 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası verildi.

Emre İper, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3’üncü Ceza Dairesi’nin mahkumiyet kararını onamasının ardından 25 Nisan 2019’da yeniden cezaevine girdi.

Avukat Tora Pekin

Avukat Tora Pekin

Tüm kamuoyu farkında olmalı

Emre İper’in avukatı Tora Pekin, “Maalesef kamuoyu Emre İper’le ilgili kararın ne anlama geldiğinin farkında değil” diyor. DW Türkçe’ye konuşan Pekin, şöyle devam ediyor: “Emre, hiçbir şiddet unsuru ya da suç içermeyen birkaç cümlelik tweetleri nedeniyle 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası aldı. Mahkemeye göre Emre bu cümleleriyle, ömrü boyunca karşı durduğu dinci örgütlerden birinin propagandasını yapmış… Bu kararın hukuk, vicdan ve ahlak dışılığını görmemek mümkün değil elbette. Ama kamuoyu, tüm yurttaşlar şunun da farkında olmalılar: Eğer yarın birileri sizi gözüne kestirirse, sosyal medyada yazdığınız bir iki satır, bunlar hiçbir suç oluşturmasa dahi, özgürlüğünüzü yıllarca kaybetmenize neden olabilir.”

Tora Pekin, Yargıtay veya AYM hukuka uygun bir karar verdiğinde bunun sistemin düzeldiğini göstermediğini, sadece insanların bir an olsa nefes aldığını, normal hayatlarına döndüğünü söylüyor. Emre İper ve ailesinin de normal hayatlarına dönmeyi hak ettiklerini vurgulayan Pekin, “Emre için önemli olan daha ilk gözaltına alındığından bu yana ısrarla vurguladığı üzere öncelikle kendisine yönelik suçtan kurtulmak, yani beraat etmek, aklanmak. Emre’nin onuruna ve özgürlüğüne yönelik bu korkunç haksızlığın son bulması için şu an görünen en elverişli yol ise Anayasa Mahkemesi’ndeki dosyası” diyor.

Video izle 04:51 Paylaş Musa Kart: Her şeyin mizah olduğu bir dönemden geçiyoruz

E-postayla gönder Facebook Twitter google+ Whatsapp Tumblr Newsvine Digg linkedin

Kısa link https://p.dw.com/p/3PVYq

Musa Kart: Her şeyin mizah olduğu bir dönemden geçiyoruz

Pelin Ünker /İstanbul

© Deutsche Welle Türkçe

 

Continue Reading

GÜNCEL HABERLER

Mahremiyet korumadan kıble tayinine: TÜBİTAK ve Türkiye’de bilim projeleri

AleviNet

Published

on

Türkiye’nin önde gelen kurumlarından biri olan Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK), kurulduğu 1963 yılından bu yana bilimsel çalışmalar üreten ve araştırmalara destek veren bir kurum. Ancak TÜBİTAK ismi son dönemde çeşitli tartışmalarla bir arada anılıyor. Lise öğrencileri için temel, sosyal ve uygulamalı bilim alanlarında çalışma yapmalarını teşvik etmek amacıyla düzenlenen yarışmalarda dereceye giren projeler, bu tartışmaların bir ayağını oluşturuyor.

Mahremiyet koruma projesinden kıble tayinine

TÜBİTAK Ortaöğretim Okulları Proje Yarışması’nda “Değerler Eğitimi” alanında Trabzon Yılmaz Çebi Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nin “EKG Önlüğü ile Mahremiyeti Korumak” projesi, bölge birincisi olduğu 2016 yılında Türkiye genelinde yarışmıştı. Diğer yandan, 2017 yılında Konya Mahmut Sami Ramazanoğlu Anadolu İmam Hatip Lisesi öğrencilerinin “Osmanlı Padişahlarının Mevcut Portreleri Tarih Bilincimizi ve Ecdat Algımızı Nasıl Etkiliyor” projesi, tarih alanında bölge birincisi olurken, aynı yıl Ankara Tevfik İleri Anadolu İmam Hatip Lisesi’nin “Kazan İlçesinin 15 Temmuz Darbe Girişimindeki Rolü ve Kahraman Unvanını Alması” projesi Sosyoloji alanında Türkiye üçüncüsü oldu. Yine 2017’de Elazığ Şehit Eyyüp Oğuz Anadolu İmam Hatip Lisesi öğrencileri, “Güneşin Deklinasyonu ile Kıble Yönü Tayini” projesiyle fizik alanında bölge üçüncüsü oldu. 

DW Türkçe, bu projelerin hangi kriterlere göre seçildiği sorusuna TÜBİTAK’tan yanıt alamadı. 

“Destek verdikleri projeyi sistemden sildiler”

TÜBİTAK’ın barış bildirisine imza atan akademisyenlerin projelerine verdiği desteği kestiği de biliniyor. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler Bölümü’nden bildiriye imza atan Prof. Ülkü Doğanay, desteğin durdurulduğu projelerde yer alan akademisyenlerden biri.

Doğanay’ın 2014 yılında yedi meslektaşıyla üç seçimi kapsayacak şekilde yürütmeye başladıkları “Siyasal Parti Liderlerinin Seçim Konuşmalarında Demokrasi Söylemi” başlıklı araştırma projesine TÜBİTAK destek verdi. Ara raporların başarıyla karşılandığı proje, 2016 Aralık ayında sona erdi. Ancak sonuç raporunu teslim etmelerinden sonra Doğanay ve projede yer alan bir diğer akademisyen İnan Özdemir, 7 Şubat 2017’de yayımlanan Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edildi. İhraçların ardından TÜBİTAK projenin durdurulduğunu bildirdi. Proje geçen sene ise yürürlükten kaldırıldı. “Proje kapsamında ABD’ye gitmiştik. O kadar fon harcanmış ama böyle bir araştırma hiç yapılmamış gibi sistemden siliniyor. O kadar emek var ancak yok hükmünde sayılıyor, çok can sıkıcı” diyen Prof. Doğanay’ın proje kapsamında alacağı ödemenin geri kalanı da yapılmamış.

“Normalde istenmeyen belgenin yokluğu gerekçe gösterildi”

TÜBİTAK’ın desteğini çektiği veya yok saydığı akademisyenler yalnızca KHK ile ihraç edilenler değil. Bilimsel panellere ya da görüş bildirmek için proje değerlendirme toplantılarına çağrılan ve görevine halen devam eden akademisyenler, barış bildirisi sonrası çağrılmaz olmuş. DW Türkçe’ye bilgi veren ODTÜ’lü imzacı bir profesör, “En son Ocak 2016’da bir toplantıya çağrıldım, sonrası gelmedi” diyor.

2016 yılında aralarında barış imzacılarının da olduğu bir grup ODTÜ’lü akademisyen, o sene TÜBİTAK’ın “Öncelikli Alanlar Ar-Ge Projelerini Destekleme Programları” kapsamında bir proje önerisi vermiş. İlk aşamayı geçen projenin ikinci aşaması barış bildirisi sonrasına denk gelmiş. ODTÜ’lü profesör, değerlendirme komitesinin ilk aşamada oldukça başarılı bulunan projenin reddedildiğini anlatıyor:

“Proje önerisine çeşitli kamu kurumlarındaki yöneticilerle mülakat yapacağımızı yazmıştık, başarılı da bulunmuştu. Ancak ret gerekçesinde bu kurumlardan gerekli izin belgelerini almamamış olmamız yer aldı. Normalde böyle bir izin istenmiyor.”

Akademisyenler, verilen kararların herhangi bir dayanağının olmadığını söylüyor. ODTÜ’lü barış imzacısı akademisyen, aynı destek programı kapsamında ikinci aşamayı geçerek fonlanmaya hak kazanan bir başka projenin yürütücüsünden ekipteki barış imzacılarının çıkarılmasının talep edildiğini ancak talebi kabul etmemesi üzerine bu projenin de desteklenmediğini belirtiyor.

“Mülakata çağrılmadım, kaç puan aldığım açıklanmadı”

ODTÜ’lü akademisyene göre, TÜBİTAK projelerindeki en büyük eksiklerden biri etki analizi yapılmaması… Kurumun yıllardır farklı disiplinlerden gelen çok sayıda projeyi fonladığını ancak verilen desteklerin hedeflerine ulaşıp ulaşmadığına dair bugüne kadar yapılmış bir çalışma olmadığının altını çiziyor. “Etki analizi yapılmasını gerektiğini hep söylüyoruz ama olmadı. TÜBİTAK özel sektöre de fon veriyor. Bu kadar para harcanıyor ama peki hedeflere ulaşılıyor mu? Tahsis edilen fonların etkisi nedir?” diye soran akademisyen, bu eksikliğin kurumun misyonunu sorgulamaya neden olduğu kanaatinde.

DW Türkçe’ye konuşan genç bir bilim kadını, iki sene önce uzman yardımcısı pozisyonu için TÜBİTAK’a iş başvurusunda bulunmuş. Şu anda yurtdışında biyoloji alanında doktora yapan akademisyen, sonuçlar açıklandığında sistemde sadece “Değerlendirmeye alınmadınız” yazısıyla karşılaştığını, sıralamaya giren isimlerin ise yayınlanmadığını söylüyor. “Normalde ilk 10’a giren kişiler ve puanları yayınlanır, eksik evrağı olan bile listelenir. Mülakata çağırılanların puanı neydi? Ben kaçıncı sıradaydım? Bunu bilmek isterdim” diyerek işe alımlarda şeffaflık konusunda da sıkıntılar yaşanabildiğine dikkati çekiyor.

Diyanet İşleri Başkanlığı ile protokol

TÜBİTAK son yıllarda yaptığı işbirlikler ile de gündeme geliyor. Diyanet İşleri Başkanlığı ile 2017 yılında imzalanan protokol, bunlardan biri. Protokol kapsamında ulusal gözlemevinin bulunduğu Antalya’ya “AYGÖZ Hilal Gözlem Sistemi”ni kuruldu. Dönemin Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, projenin amacının Ramazan ayında yaşanan imsak ve yatsı tartışmasının ortadan kaldırmak olduğunu dile getirerek, “Diyanet İşleri Başkanlığının fıkıh alimleri ve astronomi uzmanları, TÜBİTAK’ın astronomi hocaları hep birlikte Rabbimizin kainata yerleştirdiği bu hesabın en ince noktalarını ortaya koyacaklar” demişti.

Soru önergesine yanıt verilmedi

Lise öğrencisi İlayda Şamilgil’in “Sıvılardaki Su Oranını Mıknatısla Ölçebilen Ucuz, Hızlı ve Taşınabilir Bir Sistem” adlı projesinin üç sene önce TÜBİTAK tarafından kabul edilmemesi de kamuoyunda tartışma yaratmıştı. Şamilgil’in projesi Polonya’da düzenlenen Fizik Nobel Ödülü’ne İlk Adım (First Step to Nobel Prize in Physics) adlı yarışmada ödül kazanmıştı. CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal konuyla ilgili olarak 2014 yılında Meclis’e yazılı soru önergesi verdi. “TÜBİTAK projeleri değerlendirme yöntemi nedir? Bu konuda kriterler nelerdir?” sorularını yönelten Tanal’ın Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık’a sorduğu sorulara cevap verilmedi.

Öte yandan DW Türkçe fonlanan bilimsel araştırma projelerinde öne çıkan kriterler ile barış bildirisine imza atan akademisyenlere yönelik desteğin kesilmesine dair yönelttiği sorulara da kurumdan cevap alamadı.

Burcu Karakaş

© Deutsche Welle Türkçe

Continue Reading

GÜNCEL HABERLER

Kulp Belediyesi’ne kayyum atandı

AleviNet

Published

on

Diyarbakır’ın Kulp ilçesi Ağaçkorur Mahallesi’nde 12 Eylül’de yedi kişinin hayatını kaybettiği saldırının ardından gözaltına alınıp, dün gece beş kişiyle birlikte çıkarıldığı mahkemece tutuklanan Kulp Belediye Başkanı HDP’li Mehmet Fatih Taş, İçişleri Bakanlığı’nca görevinden alındı.

Taş’ın yerine Kulp Kaymakamı Mustafa Gözlet Belediye Başkan Vekili olarak görevlendirildi.

Diyarbakır Valiliği tarafından bu sabah yapılan açıklamada, HDP’li Belediye Başkanı Taş’ın “‘Silahlı terör örgütüne üye olma, terör örgütü propagandası yapmak, devletin birliğini ve bütünlüğünü bozma’ suçlarını esas olarak başlattılan soruşturma” neticesinde tutuklanmasının ardından İçişleri Bakanlığı tarafından ilgili yasalar uyarınca geçici bir tedbir amaçlı  görevden uzaklaştırıldığı belirtildi.

Diyarbakır'ın Kulp ilçesi Ağaçkorur Mahallesi'nde bir aracın geçişi sırasında meydana gelen patlamada 7 kişi hayatını kaybetti, 10 kişi yaralandı. 12.09.2019

Diyarbakır’ın Kulp ilçesi Ağaçkorur Mahallesi’nde bir aracın geçişi sırasında meydana gelen patlamada 7 kişi hayatını kaybetti, 10 kişi yaralandı. 12.09.2019

5 kişi tutuklandı

Diyarbakır’a bağlı Kulp’ta yedi kişinin öldüğü saldırıyla ilgili gözaltına alınan, HDP’li Kulp Belediye Başkanı Mehmet Fatih Taş, HDP İlçe Başkanı Abidin Karaman, Kulp Belediyesi Fen İşleri Müdürü Şener Aktaş, Mehmet Emin Ay ve Fatma Ay dün tutuklanmıştı.

Emniyet birimleri içinde sivillerin bulunduğu aracın geçişi sırasında meydana gelen patlamanın ardından Kulp Belediyesi ve HDP Kulp İlçe Başkanlığında arama yapmış, kamera kayıtlarıyla bazı dokümanlara el koymuştu.

31 Mart seçimlerinde Diyarbakır’ın Kulp ilçesinde HDP yüzde 49,97, AKP yüzde 40,07 oy almıştı. 

DHA,DW/MK,JD

© Deutsche Welle Türkçe

 

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI