Connect with us

.

Kadın

Çatlak Zemin’den ‘AKP’nin Karnesi’: ‘Kadın sen sus’ derseler…

AleviNet

Published

on

Feminist bakış açısıyla yayıncılık yapan Çatlak Zemin ekibi, “AKP’nin Karnesi” adlı çalışma hazırladı. Ekipte yer alan Ecem Öztürk, “Siyasi iktidar tarafından cinsiyetçi söylemlerin artması hem toplumu hem de yargı sürecini etkiliyor” dedi.

Gönüllü kadınların bir araya gelerek kurduğu Çatlak Zemin internet sitesi feminist bakış açısıyla yayıncılık yapmaya devam ediyor. Çatlak Zemin ekibinde yer alan kadınların en son çalışması ise AKP’nin kadınlarla ilgili veya toplumsal cinsiyet alanında ürettiği siyaset ve söylemini bir zaman tüneline yerleştirerek “AKP’nin Karnesi” adlı veri tabanı oldu.
KARNEDE VERİLER 9 KATEGORİDE TOPLANDI
Oluşturulan veri tabanındaki zaman çizelgesinde, 2002’den bu yana AKP’nin atadığı bürokratların, kadroların, yerel ve genel seçimlerde gösterdiği adayların, milletvekillerinin, yöneticilerin ve kamu idarecilerinin söylemleri; yasa tartışmaları ve yasal düzenlemeler; Anayasa Mahkemesi kararları, genelgeler, kararnameler ve Adalet Bakanlığı’nın cinsel dokunulmazlığa karşı suç istatistikleri görüntülenebiliyor. Tüm bilgilerin kaynaklarına ulaşılabilecek linklerin de mevcut olduğu çalışmada, karnedeki veriler ise; “aile”, “eğitim”, “cinsel istismar/şiddet”, “kadın emeği”, “annelik/üreme/kürtaj”, “erkek şiddeti”, “eşitlik-ayrımcılık”, “siyaset” ve “cinsellik” gibi 9 kategoride toplandı.
Çatlak Zemin ekibinden Ecem Öztürk, AKP Karnesi’ni hazırlama nedenleri ve yaptıkları çalışmaları değerlendirdi.
‘SALDIRININ ARTTIĞINI KARNEDE GÖRMEK MÜMKÜN’
AKP’nin iktidara geldiği günden bu yana kadına yönelik sarf ettiği cinsiyetçi söylemlerle fazlasıyla karşılaştıklarını söyleyen Öztürk, bu durumun zamanla kadın ve LGBTİ düşmanlığına dönüştüğünü belirtti. Kadın kazanımlarından yola çıkarak bu kazanımlara yönelen saldırılar arttıkça böyle bir çalışma yapma fikrinin ortaya çıktığını belirten Öztürk, karnenin içeriğine ilişkin de şu bilgileri paylaştı: “AKP’nin cinsiyetçi söylemleri, çıkarılan yasa tasarıları, kadın ve çocuklar söz konusu olduğunda Avrupa Mahkemesi’nin aldığı kararları baz alarak bir çalışma yaptık. Saldırı her daim vardı ama bunu AKP iktidarının ilk döneminden şimdiye kadar net bir şekilde görebiliyoruz. Bunun giderek şiddetlendiğini ve arttığını da karnede görmek mümkün. Örneğin, 2012 yılında tüm kategorilerde toplamda 15 madde var kadınlara dair; ama 2015’e gelindiğinde 50’ye kadar yükseliyor. Kadın cinayetlerine, kadın erkek eşitliğine yönelik politikalara ilişkin sonuçları görmek açısından da önemlidir. Bunu da ekipçe hazırladığımız veri tabanı ile ortaya koymaya çalıştık.”
‘İKTİDAR HEM TOPLUMU HEM YARGI SÜRECİNİ ETKİLİYOR’
Siyasi iktidar tarafından cinsiyetçi söylemlerin artmasının hem toplumu hem de yargı sürecini etkilediğini belirten Öztürk, bu süreci ortaya çıkaran örneklerin de bu durumu meşrulaştırdığını söyledi. Öztürk devamla, “Siyasi figür çıkıp da ‘Kadın erkek eşit değildir’ derse, ‘Mecliste kadın sen sus’ derse bunun yansımalarını bütün toplumda görebiliriz. Bütün alanlarda, işyerinde, okullarda,  toplu taşımada kısacası toplumun her alanında buna maruz kalırız. Bu kadına yönelik ayrımcılığı, kadın erkek eşitsizliğini çok destekleyen bir durum haline geliyor. Özelde de yargıya yansıması net bir sonuç. Haksız tahrik indirimi, iyi hal indirimleri ya da taciz, istismar gibi durumlarda savcıların yargı kollarının tamamen kadın düşmanlığı üzerinden verdikleri kararlarda bu politik söylemlerin uygulamalarıdır. Birbirine paralel olarak gidiyor” dedi.
‘FEMİNİST BAKIŞ AÇISIYLA SONUÇ ORTAYA KOYMAK İSTEDİK’
10 aydır üzerinde yoğunlaştıkları çalışma ile feminist bakış açısıyla bir sonuç ortaya koymak istediklerini ifade eden Öztürk, şunları söyledi: “Bu herkes tarafından farklı şekilde yorumlanabilir ama biz özellikle feministler bunu tartışmaya açmak istedik. Kadına yönelik şiddetin, saldırının, çocuk istismarının ve çeşitli ayrımcılığın artmasındaki temel sebeplerden bir tanesi iktidarın cinsiyetçi söylemleridir. Yargının bunu hafifletmesi hatta bazı durumlarda teşvik etmesinin de çok ciddi bir katkısı var. Toplumsal dinamiği etkileyen birçok şey olabilir. Şiddet içerikli diziler, eğitim politikaları, muhafazakar politikalar gibi bir sürü sebep sıralanabilir. Kadına yönelik artan her baskı bu şekilde ivme kazanıyor diyebiliriz.”
‘İKTİDARIN ERK DİLLE ÖLMEYİ NORMALLEŞTİRMESİ İLE ALAKALI’
Son zamanlarda yayınlanan diziler ve savaşın kendisiyle birlikte tırmandırılan militarizmi de hatırlatan Öztürk, buna dair tepkisini de şu sözlerle ortaya koydu: “Savaş çığırtkanlığı ya da savaş politikalarının tırmandırılması çok daha siyasi bir düzlemde duruyor. Bu durumun artması aynı zamanda iktidarın sürekli insanları yaftalayarak öldürmeyi, insanların bütün hayatını ellerinden almayı normalleştirmesi ve toplumsal düzlemde desteklenebilir şekilde göstermesi ile alakalı. KHK’lara işinden olan insanlar, Efrin’e yönelik yapılan operasyon ya da geçtiğimiz dönemde Kürdistan’da yapılan saldırılar oradaki insanların öldürülmesi büyük bir vahşet ve militarizmin yeniden yükselmesi, nefret politikasıdır. Ama daha kötüsü benim gözümde toplumun bu durumdan mutlu ve heyecanlı olması ya da bunu körüklemesi ve sürekli bunun üzerinden politika güdülmesi. Politika sürecinde bu erk dilin kullanılması çok etkili. Sur’daki insanların evlerine yazılan ırkçı ve cinsiyetçi yazılamalar şuan Efrin’de askerler tarafından yapılan ya da sosyal medyada insanların o savaş çığırtkanlığına destek verirken kullandıkları dil hep aynı erk dilin yansıması. Buna karşı savaşa hayır diyen insanların gözaltına alınması ve tutuklanması… Barışı savunmak ya da kadın erkek eşitliğini, özgürlüğünü savunmak artık tamamen sizi iktidar ve toplum tarafından hedef tahtasına oturtan bir şey haline geliyor.”
‘HEDEFİMİZ FEMİNİST SÖYLEMİ YAYMAK’
Çatlak Zemin’i oluşturma ve devam ettirmelerindeki temel hedeflerinin feminist söylemi yaymak ve ilgili yazılarla kadınların düşüncelerini yaygınlaştırmak olduğunu belirten Öztürk son olarak, “Kadınlar olarak gündemi çok yakından takip etmek gibi istek ve arzumuz var. Cinsiyetçi söylem olduğunda ya da bir yasa çıkarıldığında kadın haklarına yönelik bir saldırı olduğunda bunun analizini yapmak ve tartışmaya açmayı çok istiyoruz.  Ataerkil söylemleri analiz eden ya da kadın politikalarında yapılanlara yer veriyoruz. Çünkü mücadele etmek çok kapsamlı ve katmanlı bir şeydir. Bu mücadeleyi arttırmak ya da ataerkil düzene karşı ciddi bir mücadele yürütmenin çok büyük boyutu ve süreci var. Genel olarak güdülen politikaları değiştirmeye çalışmak, feminist politika yaparak temel şey kadınları güçlendirmek ve kadına yönelik saldırıların kaynağını yok etmek önemli. Feministlerin mücadele alanlarından bir tanesi de elbette ki bu” diye konuştu.
GÜNCELLEMEYE AÇIK BİR ÇALIŞMA
Çatlak Zemin ekibi, “AKP’nin Karnesi” adlı çalışması için veri tabanında eksikler ve gözden kaçan taraflar olabileceğini söyleyerek, okuyucularına sitelerinde şu çağrıda bulunmuştu: “Bu karneyi bitmiş bir ürün değil bir süreç olarak ele alıp sizlerin de hatırlatmaları ve desteğiyle zaman içinde güncellemeye devam etmek niyetindeyiz. Arzumuz bunun yeni tartışmalara, analizlere ve düşüncelere vesile ve veri olabilmesi, tepe tepe kullanılması.”
Çatlak Zemin’in hazırladığı AKP Karnesi’ne http://akpkarnesi.catlakzemin.com/ adresi üzerinden ulaşılabilinir.
MA / Necla Demir

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kadın

Meslektaşları Müzeyyen Boylu Issı’yı katledildiği yerde andı

AleviNet

Published

on

Çoğunluğu kadınların oluşturduğu kalabalık, ellerinde dövizlerle kadına yönelik şiddete tepki gösterdi. Burada kalabalık adına açıklama yapan Adalet Kaya, kadına yönelik şiddetin önlenmesine yönelik yasaların hayata geçirilmesini istedi. Kaya, şunları söyledi:

“Yüz yıllardır süren kadın kıyımı ile mücadele etmiş ve hatta bu uğurda yaşamını feda etmiş tüm kadınların kazanımlarını sahiplenerek, Müzeyyen Boylu’nun katledilmesinin üzüntüsü ile davanın takipçisi olacağımızı ve vahşice bu cinayeti işleyen erkeğin en ağır ceza ile cezalandırılması için mücadele edeceğimizi belirtiyoruz. Yasaların ve uluslararası sözleşme hükümlerinin tam olarak kadını koruyacak bir değişim, dönüşüm ve uygulamaya geçene kadar bu mücadelemizi yükselteceğiz.”

Açıklamanın ardından bir süre oturma eylemi yapan kalabalık, ardından dağıldı.

Continue Reading

Kadın

Öldürdüğü kadının cenazesine katılıp ağlamış

AleviNet

Published

on

Jandarmanın düzenlediği operasyonla Medet Can A., vatani görevinin devamı için Çanakkale’ye gitmek üzereyken, Elazığ Havalimanı’nda yakalandı. Medet Can A.’nın, ifadesinde, Oğuz’un cenaze törenine katılıp, üzüldüğü sanılsın, diye ağladığını söylediği öğrenildi.

Hozat ilçesine bağlı Geçimli köyünde, perşembe günü hayvanlarını otlatmaya götüren, 3 çocuk annesi Sakine Oğuz’un, merada tabancayla vurulmuş cansız bedeni bulundu. Malatya Adli Tıp Kurumu’nda yapılan otopside Oğuz’un, başına 2 el ateş edilerek, öldürüldüğü belirlendi. Olayın ardından kadının cenazesi, köyde düzenlenen törenle toprağa verilirken, İl Jandarma Komutanlığı ve Hozat İlçe Jandarma Komutanlığı ekipleri, Oğuz’u öldüren ya da öldürenleri belirlemek çalışma başlattı.

Cinayetin aydınlatılması için olayın yaşandığı Geçimli köyünde oturan çok sayıda kişinin ifadesine başvuran ekipler, Çanakkale’de vatani görevini yaparken, memleketine izne gelen Medet Can A.’nın, olay günü motosikletle bölgede dolaştığını tespit etti. Medet Can A.’nın, cinayetten 3 gün önce ise bir grup arkadaşıyla Geçimli köyü yakınlarında eğlendikleri sırada havaya ateş açtıklarını öğrenen ekipler, bölgede yaptığı araştırmada boş kovanlar buldu.

HAVALİMANINDA YAKALANDI

Eğlencenin yapıldığı yerde bulanan kovanlar ile Sakine Oğuz’un öldürüldüğü yerde bulunan boş kovanların aynı silahtan çıktığının belirlenmesi üzerine savcılık tarafından Medet Can A. hakkında gözaltı kararı verildi. Bunun üzerine jandarma ekipleri, vatani görevinin devamı için Çanakkale’ye gitmek üzere olan Medet Can A.’yı, dün Elazığ Havalimanı’nda yakaladı.

CENAZEYE KATILIP, AĞLAMIŞ

Tunceli’ye getirilip, jandarmada ifadesi alınan Medet Can A.’nın, Sakine Oğuz’u öldürdüğünü itiraf ettiğini; ancak neden cinayeti işlediğini söylemediği belirtildi. Medet Can A.’nın, dikkat çekmemek için Sakine Oğuz’un 18 Mayıs’ta Hozat Cemevi’ndeki cenaze törenine katıldığını ve üzüldüğü sanılsın, diye ağladığını söylediği öğrenildi.

Jandarmadaki sorgusu süren Medet Can A., işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilecek.

Continue Reading

Kadın

İHD’den Diyarbakır Kadın Kapalı Cezaevi’ne ilişkin rapor

AleviNet

Published

on

Açlık grevi eylemcilerinin de aralarında bulunduğu tutsaklara yönelik baskıların her gün arttığına dikkat çeken İHD Amed Şubesi, raporunda, açlık grevi eylemcilerinden Evin Kaya, Kibriye Evren ve Hilal Ölmez’in durumunun her geçen gün ağırlaştığına dikkat çekti.

“Diyarbakır Kadın Kapalı Cezaevi inceleme e tespit raporu” başlığını taşıyan rapor şöyle:

“GÖRÜŞME HEYETİNİN OLUŞUMU

Diyarbakır E Tipi Kapalı Cezaevinde bulunan kadın mahpusların Diyarbakır Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’na sevk edilmeleri üzerine cezaevlerinde incelemelerde bulunmak ve yine sevk edilen kadın mahpuslar arasında açlık bulunanların olması nedeniyle durum tespitinde bulunmak amacıyla şubemiz Cezaevi Komisyonu Üyeleri tarafından bir heyet oluşturma kararı almıştır. Heyette;

İHD Diyarbakır Şube Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gurbet Yavuz, İHD Diyarbakır Şube Denetleme Kurulu Başkanı Av. Hediye Saltan şer almıştır.

HEYETİN FAALİYET VE İZLENİMLERİ

Heyetimiz, 07.05.2019 tarihinde cezaevinde mahpuslarla görüşmelerde bulunmuştur. Görüşmelerin ardından heyetimiz, konu ilgili Cumhuriyet Savcılığı Cezaevi Savcısının izinli olması sebebi ile de bir görüşme gerçekleştirememiştir. Heyetimizin, cezaevinde mahpuslarla ilgili yapmış olduğu görüşmeler şu şekildedir:

Heyetimiz, Diyarbakır Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda bulunan Songül Aşıla isimli mahpusla bir görüşme gerçekleştirmiştir. 16 Aralık 2018 tarihinde açlık grevine giren ilk gruba refakat eden Songül Aşıla, heyetimize şu beyanlarda bulunmuştur: Evin Kaya adlı mahpusun diş etlerinde şişkinlik, kanama ve iltihaplanma mevcut. Ön üst dişlerinde tedavide kullanılan vidaların bu ağrıya ve şikayetlere sebebiyet verdiği düşünmekteyiz. İlk grupta bulunanlar arasında durumu en ağır olan kişidir. Evin’in nabzı son dört gündür 40-50 gibi çok düşük seviyededir. Çok yoğun titreme nöbeti geçirmektedir. Sol gözünde yoğun bir kızarıklık mevcut. Son zamandır kuru öksürükleri artmış durumda. Tek başına kısa bir mesafeyi dahi yürüyemiyor. Uzun zamandır Kabızlık şikayeti bulunmaktadır. Regl düzensizliği ile birlikte çok yoğun regl kanamaları mevcut. Dün fenalaştığı için ambulans geldi, ancak Evin tedaviyi kabul etmediğinden koğuştan ayrılmadı. Kibriye Evren adlı mahpus son günlerde çok yoğun titreme nöbeti geçirmektedir. Mahpuslar üşüdüklerini söylediklerinde; üzerlerine battaniye örtüp ısınmaları için sıcak su torbaları vermemize rağmen ısınmadıklarını söylüyorlar. Tek başına kısa bir mesafeyi dahi yürüyemiyor. Regl düzensizliği artmış durumda. Ağız ve burunda kanamalar meydana gelmektedir. Baş dönmesi ve halsizlik artmış durumdadır. Hilal Ölmez adlı mahpusta diğer mahpuslardaki benzer şikayetler görülmektedir. Aşırı halsiz ve yorgun gözükmektedir. Son günlerde çok yoğun titreme nöbeti geçirmektedir. Göz kapağının sarkmasıyla gözünde küçülme meydana gelmiştir. Yoğun uyku düzensizliği sorunu bulunmaktadır. Tek başına kısa bir mesafeyi dahi yürüyemiyor. Regl düzensizliği artmış durumda. Ağız ve burunda kanamalar meydana gelmektedir. Baş dönmesi ve halsizlik artmış durumdadır.

Düzenli sağlık kontrolü yapılmaktadır. Bu kontrolü sağlıkçılar ve revir doktoru yapmaktadır. E Tipi Cezaevinde Araştırma hastanesinden bir hekim haftada iki kez gelmesine rağmen henüz dışarıdan bir hekim gelmemiştir. (29 Nisan 2019 tarihinde nakil olmuşlar)

Grevciler günde 1 adet B1 ve 2 adet kompleks B vitaminlerini almaktadırlar.

Birinci grupta bulunan grevciler nakil esnasında ayrı ayrı yanlarında refakatçi olmadan, kelepçeli şekilde ambulansla cezaevine getirilmişlerdir. Nakil sonrasında mahpuslarda yoğun baş dönmeleri ve halsizlik gözlemlenmiştir.

Yeni cezaevinde karşılaştığımız genel sorunlar ise şunlardır:

Nakil olduktan sonra (8 gün) bize yalnız iki kez sıcak su verildi. Koğuşta 12 kişi olmamıza rağmen bu su yalnız 4 kişiye yetmiştir. Kadın mahpusların temizliği regl kanamaları ve akıntılar açısından duş ihtiyacı acil bir durumdur. Saçlarımız çok uzun bu yüzden bitlenecek diye korkmaktayız. Cezaevi idaresi ile görüştüğümüzde bize sorunun kendilerinden kaynaklanmadığını söylediler.

2 gün önce A 2 koğuşuna saat 3 civarında memurlar tarafından arama yapılacak diye baskın yapılmıştır. Aramanın sebebini söylemeyen memurlar sadece tuvalet ve banyoya bakıp çıkmışlardır. Bu durum açlık grevinde bulunan mahpusları endişelendirmiştir.

Avlularda hem kamera hem de her duvarda bir pencere bulunmaktadır. İnfaz koruma memurları ve teknisyenler bu pencereler önünden geçerken kafalarını uzatıp avluya bakmaktadırlar. Avluda bulunan çamaşır ipinde kadın mahpuslar iç çamaşırları da dahil bütün çamaşırlarını asmaktadır. Ayrıca koğuşun alt katında bir kamera bulunmaktadır. Bu kamera tuvalet ve banyoya dönük monte edilmiştir. Banyonun küçük ve uygun olmaması dolayısıyla mahpuslar kıyafetlerini banyo dışında giymek durumundadırlar. Bu yüzden banyodan havlu sarılı vaziyette üst kata çıkmak zorunda kalmaktadırlar. Başı örtülü kadın mahpuslar da sürekli olarak tedirgin oldukları için örtülü bir şekilde dolaşmaktadır. Bu durumlar kadın mahpusların mahremiyetin önemsenmediğini göstermektedir. Mahpusların insan onuruna yakışır bir ortamda yaşama hakları bulunmaktadır.

Bu görüşmenin ardından heyetimiz; Diyarbakır Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda bulunan Elif Atdemir isimli mahpusla bir görüşme gerçekleştirmiştir. Elif Atdemir, heyetimize şu beyanlarda bulunmuştur: ‘Ben 2016 yılı Kasım ayından beri tutukluyum. Hüküm özlüyüm. Biz 30.04.2019 tarihinde Diyarbakır E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumundan Diyarbakır Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna getirildik. Ben A12 oda da kalıyorum. 1 Mart 2019 tarihinden beri açlık grevindeyim. Benimle aynı odada kalan mahpuslardan Zelal Fidan, Kumru Tokay da 1 Mart’tan beri açlık grevindedir. Şu an bize B12 vitamini veriliyor, B1 verilmiyor. Bize günde bir defa bir pet bardak içinde yoğurt ve meyve suyu veriliyor. Ben greve başladığımda 49,9 kilo iken, şu an 44,5 kiloyum Benim nabzım çok düşük seyrediyor. Bu cezaevinde revir doktoru günde bir iki defa geliyor, sağlık personeli ise düzenli olarak günde 2 defa geliyor. Açlık grevlerini bırakma için ikna veya herhangi bir saldırı olmadı. Her gün tansiyon, saturasyon, nabız, kilo ve ateş ölçülüyor. Benim daha önce geçirdiğim ameliyat veya herhangi bir hastalığım yoktur. Daha önce 3 günlük açlık grevine girmiştim; ama uzun süreli olmadı. Kan, kusma ve dişeti iltihabı yok. Kabızlık durumum var. Günde 5-6 defa idrar, dışkı ise 2 günde bir ancak olabiliyor. Herkes kendi iradesi ile başladı. Bende unutkanlık başladı, ellerim sürekli soğuk ve morarmış gibi duruyor. Mide ağrıları, baş ağrıları var. Uyku düzenim bozulmuş, bu cezaevine geldiğimizden beri 2 defa gece saat 01.30 sıralarında gelip sadece tuvalet banyoyu arıyorlar. Geçen gece saat 01.30-02.00 sıralarında gelip mazgala vurdular, sahur verme gerekçesiyle. Gürültü olunca sesten rahatsız oluyorum. Avukat görüş giriş ve çıkışlarında, oda giriş ve çıkışlarında ellerimizi T şeklinde yapmamızı bu şekilde üstümüzü arayacaklarını söylüyorlar, biz zaten kollarımızın yeteri kadar açık olduğunu arama yapabileceklerini söyleyince tartışma oluyor ve bu şekilde sıkıntı yaşıyoruz.

Heyetimiz; Diyarbakır Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda bulunan Berrin Kurt isimli mahpusla bir görüşme gerçekleştirmiştir. Berrin Kurt, heyetimize şu beyanlarda bulunmuştur: Ben B-11 odada 12 kişi kalıyoruz. Kaldığım odada 4 kişi açlık grevindedir. Bunlar Kibriye Evren, Evin Kaya, Hilal Ölmez ve Mekiye Ormancı’dır. Mekiye Ormancı 1 Mart 2019 tarihinde, diğer 3 kadın mahpus 16.12.2018 tarihinden beri açlık grevindedir. Ben tutuklanmadan önceki süreçlerde hastanede radyoloji bölümünde çalıştığım için sağlık alanında grevde olanlara bazı durumlarda yardımcı olabiliyorum. Greve ilk başladıkları 16.12.2018 tarihinden beri onlarlayım ve refakatçiyim. Ben grevde değilim. Kibriye Evren, Hilal Ölmez ve Evin Kaya ile ilgili şunları söyleyebilirim: Şu an tansiyonları sürekli düşük seyrediyor. (7-4) Gece fenalaşınca bazen revir aracılığıyla baktırabiliyoruz. Bu cezaevine yeni geldik ve grevdeki kişiler için tansiyon ölçüm aleti talep ettik henüz bir cevap alamadık. Şu an havalandırmaya çıkamıyorlar, biz onları havalandırmaya götürmezsek tek başlarına çıkamıyorlar tek başlarına kişisel ihtiyaçlarını gideremiyorlar.

Tek başlarına tuvalet ve banyoya da gidemiyorlar, biz mutlaka eşlik ediyoruz. Artık sıvı alımlarında da sıkıntı çekiyorlar, mide kabul etmiyor. Kibriye Evren’in kusma şeklinde, Evin Kaya’nın bağırsaklarında kanama şeklinde oldu. Kibriye Evren kanlı kusma şeklinde kusuyor. Baş ağrıları ve kas ağrıları sürekli var. Gece her saatte mutlaka kontrol ediyoruz. Sürekli uzanır pozisyonda ve tek başlarına yürüyemiyorlar. Kabızlık problemleri var. Şu an bir hafta 10 güne kadar bir defa dışkı için tuvalete çıkabiliyorlar. İdrar için de günde 3 -4 defa en fazla tuvalete çıkabiliyorlar. Sese, kokuya ve ışığa aşırı hassasiyetleri var. Revir doktoru her gün sabah ve akşam geliyor. Sağlık personeli de her gün günde 2 defa geliyor, bu gelişler bazen doktorla bazen de ayrı oluyor. Evin Kaya sanırım ilk başladığında 55-56 kiloydu, Şu an 46 kilodadır. Kibriye Evren 8-9 kilo kadar vermiş. Hilal Ölmez sanırım ilk başladığında 68 kilodaydı, şu an 56 kilodadır. Unutkanlık yaşıyorlar, geçen günlerde Kibriye Evren benim soyadımı bilmesine rağmen soyadımı hatırlayamadığını unuttuğunu söyledi. Onlara seslendiğimizde sesli cevap vermek yerine, bizim olduğumuz tarafa dönüyorlar, sesli cevap veremiyorlar. Halsizlik var, günde en fazla 3 saat uyuyabiliyorlar. Denge de durma konusunda sıkıntı yaşıyorlar. Yaslanmadan oturamıyorlar, onları sandalyeye oturttuğumuz da ayaklarını uzatması için başka bir sandalye de getiriyoruz. Evin Kaya’nın gözlerinde bir haftadır kanlanma var. Hilal Ölmez 2-3 gün önce tüm gün boyunca süren kalp ağrısı vardı, o gün yataktan hiç kalkamadı. Göz altlarında şişme ve morarma var. Yüzde solgunluk var. Hilal Ölmez sigara kullanıyor. Evin Kaya’nın dişinde şişme ve kanama var, fırça dokunduramıyor. Mekiye Ormancı ile ilgili şunları söyleyebilirim: 1 Mart 2019 tarihinden beri açlık grevindedir. Tansiyonu bir düşük, bir yüksek seyrediyor. Koku, ışık ve sese duyarlılık var. Sanırım greve başladığında 56 kiloydu, şimdi 50 kilo kadardır. Sigara kullanıyor.

Heyetimiz; Diyarbakır Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda bulunan Özlem Seyhan isimli mahpusla bir görüşme gerçekleştirmiştir. Özlem Seyhan, heyetimize şu beyanlarda bulunmuştur: Oda B12 de 13 kişi kalıyoruz. Benim kaldığım odada 4 kişi açlık grevinde. Açlık grevinde olanlar: Derya Aslan (T), Semire Direkçi (H), Mehtap Metin (T) ve Zülfiye Kişmir. 1 Mart 2019 tarihinden beri açlık grevindeler. Ben açlık grevinde değilim. Açlık grevinde olan mahpusların yaşadığı sorunlar: Diş etinde şişlik var. Yüzde burun etrafında sivilcelenme ile birlikte şişlik oluyor. Baş ağrıları, uykusuzluk ve halsizlik var. Kabızlık problemi var. İdrar günde 8-10 defa oluyorken, dışkı ise daha geç oluyor, Zülfiye Kişmir 1 haftadır tuvalete gidemiyor kabızlık sorunu nedeniyle. Regl olduklarında ciddi sancılar ve baş ağrıları oluyor, regl kanamalarında azalma var. Unutkanlık problemi var. Sese kokuya ve ışığa duyarlılık var. Bu cezaevinde kameralar var. Ortak alanları gören kamera mutfağı görüyor, tuvalet ve banyonun da kapısını görüyor. Kamera havalandırma bölümünde de var bu kamera odalarımızı ve tuvaletin penceresini görüyor. Kadınlar olarak bu durumdan çok sıkıntı yaşıyoruz. Özellikle grevde olan arkadaşlarımız. Diğer koğuşta gece araması yapılıyor ama sadece tuvalet ve banyo da. Gerekçe ise tuvalette uzun süre kalınca şüphe çektiği söyleniyor. B1 verilmiyor ancak B 12 veriliyor. Sese, kokuya ve ışığa aşırı hassasiyetleri var. Günde 2 defa Sağlık personeli ve doktor kontrol için geliyor.

TESPİT VE SONUÇ

Açlık grevinde bulunan mahpusların sağlık durumlarının kritik aşamada olduğu tespit edildi.

Diyarbakır E Tipi Cezaevi’nden, Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna sevk işlemleri sırasında, açlık grevinde bulunan ve sağlık açısından kritik aşamada bulunan mahpusların, ambulansta kelepçelenerek götürüldükleri tespit edilmiştir.

Gece vakti yapılan aramanın hukuka uygun olmadığı tespit edilmiştir.

Kimi mahpuslara iaşelerinin verilmediği tespit edilmiştir.

Diyarbakır Kadın Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’ndaki avluda yer alan pencerelerin ve koğuşlarda bulunan kameraların, mahpusların özel yaşam ve mahremiyetlerini ihlal ettiği tespit edilmiştir.

Sıcak su ihtiyacının karşılanmadığı tespit edilmiştir. Temel ihtiyaçlar arasına yer alan sıcak suyun mahpuslara verilmemesinin, sağlık hakkının ihlaline yol açtığı tespitine varılmıştır.

Heyetimiz, mahpuslara yönelik gerçekleşen ihlallerin önlenmesine dair şu önerilerde bulunmaktadır;

Öncelikle, Türkiye’deki infaz rejimi mevzuatının ve politikasının uluslararası insan hakları hukukuna ve özel olarak da mahpus haklarına uygun hale getirilmesi gerekmektedir,

Mahpuslara uluslararası hukukun emrettiği şekilde insana yaraşır bir şekilde bir muamele gösterilmelidir,

Mahpusların sağlığa erişim haklarının sağlanması, koruyucu sağlık hizmetlerine önem, hastalığı olanların tedavi olanaklarından yararlanmaları için gerekli önlemlerin alınması gerekmektedir.

İmralı Hapishanesi’nde uygulanan tecridin hiçbir hukuki dayanağının olmadığı, hukuk dışı bir infaz sistemi olduğu, Devletin İdari Yapısı tarafından ve Güvenlik Merkezli olarak yönetilip ve sürdürüldüğü görülmektedir. Tecridin kaldırılması amacıyla açlık grevine giren mahpusların talepleri, yasal ve meşrudur. Mahpusların açlık grevi eylemi konusunda, siyasal iktidarın ölümler yaşanmadan barışçıl yollarla gerekli tedbirleri alması ve talepleri değerlendirmek üzere harekete geçmesi gerekmektedir. Soruna temel hak ve özgürlüklerin esas alınarak yaklaşılması ve taleplerin bu doğrultuda değerlendirilerek çözüme kavuşturulması için bir an önce Adalet Bakanlığı’nı sorumluluğunu yerine getirmeye davet ediyoruz.”

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI