Connect with us

.

Dünya

Suriye’ye askeri müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan ülkeler

AleviNet

Published

on

BBC Türkçe, çeşitli ülkelerden gelen açıklamaları ve bu ülkelerin yine kimyasal silah iddiasıyla gerçekleşen 2003’teki Irak işgali sırasındaki tutumlarını inceledi.

 ABD

ABD Başkanı Donald Trump, attığı tweetlerle dünyanın gündemine oturdu.

 Donald Trump önce “etkili” bir yanıt verme sözü verdi, ardından da “Rusya, Suriye’yi hedef alan füzeleri vuracağına söz verdi. Hazırlan Rusya, çünkü geliyorlar. Üstelik güzel ve yeni ve ‘akıllılar’! Kendi halkını öldüren ve bundan keyif alan Gazla Öldüren Hayvan ile işbirliği yapmaman gerekiyor” dedi.

 Trump sonraki bir tweetinde ise Suriye’ye ne zaman saldıracaklarını açıklamadığını söyledi.

 ABD’nin İngiltere ve Fransa’nın da desteğiyle Suriye’ye yönelik saldırısı sabaha karşı geldi.

 ABD 2003’te Irak’ın işgaline öncülük eden ülkeydi. ABD’nin o dönem Irak’ta kitle imha silahları olduğu yönündeki iddiasının gerçeği yansıtmadığı Irak’ın işgalinden sonra anlaşılmıştı.

 Rusya

Rusya ABD’den gelen Suriye’ye müdahale açıklamalarının ardından ABD’yi böyle bir adım atmama konusunda uyarmıştı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, dünyanın giderek endişe verici bir yere dönüştüğünü ve durumun daha da kaotik bir hal aldığını söylemişti.

 Putin, “Sağduyunun galip gelmesini, uluslararası ilişkilerin yapıcı bir yola girmesini ve tüm küresel sistemin daha istikrarlı ve öngörülebilir olmasını umuyoruz” dedi.

 Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Maria Zakharova ise akıllı füzelerin “son birkaç yıldır toprakları üzerinde uluslararası terör örgütleriyle mücadele eden meşru bir hükümeti değil, teröristleri hedef alması gerektiğini” söyledi.

 İngiliz Daily Telegraph gazetesi, Rusya’da şahin milletvekillerinin Devlet Başkanı Vladimir Putin’e, Suriye’ye saldırı düzenlemesi halinde ABD füzelerini vurma çağrısı yaptıklarını yazdı.

 Rusya, 2003’te Irak’ın işgaline de karşı çıkmıştı. Ülke Irak’a kimyasal silahların imhası için 2002’de son bir şans tanıyan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) kararını desteklemiş fakat işgale olanak sağlayacak BMGK kararını veto edeceğini açıklamıştı. Böylece işgal BMGK kararı olmadan başlamıştı.

 Fakat Rusya, işgalin ardından ABD ve İngiltere’nin hazırladığı Irak’a dair kararları veto etmemişti.

 İngiltere

İngiltere’de Perşembe günü yapılan Bakanlar Kurulu toplantısından “Suriye konusunda harekete geçmenin gerekli olduğu” kararı çıktı.

 Başbakanlıktan yapılan açıklamada, bakanların oy birliğiyle “Suriye’de daha fazla kimyasal silahın kullanılmasını önlemek için harekete geçmenin gerekli olduğuna” karar verdikleri belirtildi.

 Bakanlar, Beşar Esad rejiminin kimyasal olduğundan şüphelenilen saldırıdan sorumlu olmasının “kuvvetle muhtemel” olduğunu da belirttiler.

 Başbakanlık açıklamasında, İngiltere’nin Suriye’ye olası bir askeri müdahalede yer alıp almayacağı konusunda ise bir bildirimde bulunulmadı.

 BBC’ye konuşan kaynaklar, İngiltere Başbakanı Theresa May’in, parlamentodan onay almaksızın Suriye’de askeri müdahaleye katılım kararı almak için hazır göründüğünü söyledi.

 İngiltere, 2003’te Irak’ın işgaline ABD’den sonra en büyük desteği veren ülkeydi. Dönemin Başbakanı Tony Blair’in kitle imha silahı iddiasıyla işgale verdiği desteğin ardından ülkede hakkında soruşturma açılmış, soruşturma komitesi Blair’ın halka doğruları söylemediğini sonucuna varmıştı.

 Fransa

Suriye’deki krizin tırmanmasını istemediğini söyleyen Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Fransa’nın Suriye’ye olası bir askeri müdahalesinde hedefin Şam rejiminin kimyasal silah kapasitesi olacağını belirtmişti.

 Fransa, Irak’ın işgali öncesinde diplomatik bir çözüm için ısrar etmiş ve işgali desteklememişti.

 Ülkenin bu kararı ABD yönetiminin tepkisini çekmiş, ülkede “Fransız kızartması” (French fries) denen patates kızartmasının adının “Özgürlük kızartması” (Freedom fries) olarak değiştirilmesi talep edilmişti.

 Fransa işgale katılmadığı gibi işgalin ardından Irak’ta oluşturulan uluslararası koalisyona da dahil olmamıştı.

 Almanya

Almanya Başbakanı Angela Merkel, Suriye’ye yönelik bir askeri müdahaleye dahil olmayacaklarını açıklamıştı.

 Suriye yönetimine kimyasal silah kullanımına dair güçlü bir mesaj verilmesi gerektiğini söyleyen Merkel, bu konuda hiçbir şey yapmamanın da zor olduğunu söyledi.

 Merkel müttefiklerinin bir askeri müdahalede bulunması durumunda Almanya’nın askeri olmayan yollardan destek vereceğini belirtti.

 Almanya, Irak’ın işgalini de desteklememiş, sorunun diplomatik yollardan çözülmesi gerektiğini vurgulamıştı.

 Dönemin ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld bunun üzerine Avrupa’nın Almanya ve Fransa’dan ibaret olmadığını, bu düşünce tarzının “eski Avrupa’yı” yansıttığını, “yeni Avrupa’nın” ağırlık merkezinin doğuya kaydığını söylemişti.

 Almanya, Irak’ın işgalinin ardından kurulan koalisyona da dahil olmamıştı.

 Türkiye

Türkiye, Suriye’ye askeri müdahale konusunda net bir açıklama yapmadı.

 Tarafları sükunete davet eden Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ, “Sorunlar askeri yöntemlerle çözülemez” dedi.

 Başbakan Binali Yıldırım ise “Zaman rekabet zamanı değildir. Zaman bölgedeki yaralı sarma zamanıdır” diye konuştu ve Türkiye’nin bölgede iki süper gücün arasına “kılıç gibi” girdiğini söyledi.

 Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy ise Türkiye’nin ABD’yi olası bir operasyonda destekleyip desteklemeyeceğine yönelik bir soruyu “Bakalım gelişmeler bize neyi gösterecek” şeklinde yanıtladı.

 Aksoy öte yandan “Kimyasal saldırı cezasız bırakılmamalı. Saldırının Esad tarafından yapıldığına dair güçlü şüpheler var. BMGK’da ABD tasarısının reddi kaçırılmış fırsat” diye konuştu.

 1 Mart 2003’te Türkiye’nin Irak’ın işgaline desteğine yönelik tezkerenin TBMM’den geçmemesi üzerine Ankara işgale dahil olmamıştı. Tezkerenin reddi, Türkiye-ABD ilişkilerinde gerilime yol açmıştı.

 Irak’ın işgali sırasında AKP Genel Başkanı olan Recep Tayyip Erdoğan 2016’da yaptığı bir konuşmada, “1 Mart tezkeresi kabul edilip Türkiye, Irak’ta olsaydı, Irak’ın durum böyle olmazdı. Irak’ta düşülen bu hataya Suriye’de düşmek istemiyorum” demişti.

 Öte yandan Türkiye Irak’ın işgalinin ardından 30 ülkeyle birlikte kurulan “gönüllüler koalisyonuna” dahil olmuştu.

 İtalya

İtalya’da geçen ayki genel seçimin ardından geçici başbakanlık görevini yürüten Paolo Gentiloni, ülkesinin Suriye’de askeri bir müdahaleye dahil olmayacağını açıklamıştı.

 Gentiloni, yalnızca müttefiklerine lojistik destek sunacaklarını belirtti. İtalya geçen yıl ABD’nin Suriye’yi bombalamasını ise desteklemişti.

 2003’te Irak’ın işgali döneminde de ABD’yi Birleşmiş Milletler’de desteklemiş, işgalin ardından kurulan uluslararası koalisyona asker göndermişti.

 Kanada

Kanada Başbakanı Justin Trudeau, Suriye’ye askeri müdahalenin içinde yer almayacaklarını açıklamıştı.

 Justin Trudeau, diplomatik ve politik bir çözüm için çaba sarf ettiklerini, insani yardıma devam edeceklerini belirtti.

 Kanada, 2003’teki Irak işgaline de, sonrasında kurulan koalisyona da katılmamıştı. Fakat ABD ordusunda değişim programında bulunan Kanada askerleri savaşa gönderilmişti. Daha sonra yayınlanan WikiLeaks belgelerinde ise Kanada’daki askeri yetkililerin ABD’ye Irak’ta destek sözü verdiği ve bazı askerler ile generallerin gizli bir şekilde Irak’taki operasyonlarda yer aldığına yönelik bilgiler yayınlanmıştı.

 Çin

Çin, Suriye’de Rusya ile birlikte Suriye hükümetine destek veren ülkelerden olsa da bu hafta ABD’nin BMGK’daki Suriye teklifini veto etmedi, çekimser oy kullandı. Ancak öneri, Rusya’nın vetosuyla hayata geçmedi.

 Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Geng Şuang, Çin’in “her koşulda kimyasal silah kullanımına karşı olduğunu” açıkladı.

 Ülkelerin yapıcı tutum alması gerektiğini söyleyen Şuang Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütü’nün Suriye’de araştırma yapmasına izin verilmesi gerektiğini söyledi ve ülkeleri bu araştırmanın sonucu belli olmadan bir adım atmamaya davet etti.

 Çin 2003’te Irak’ın işgaline de karşı çıkmıştı. Ülke Irak’a kimyasal silahların imhası için 2002’de son bir şans tanıyan BMGK kararını desteklemiş, fakat işgale olanak sağlayacak BMGK kararını veto edeceğini açıklamıştı. Böylece işgal BMGK kararı olmadan başladı.

 Fakat Çin, işgalin ardından ABD ve İngiltere’nin hazırladığı Irak’a dair kararları veto etmedi.

 Suudi Arabistan

Suudi Arabistan, Suriye’deki kimyasal saldırı iddialarının ardından sorumluların yargılanması gerektiğini açıkladı.

 Dışişleri Bakanı Adil el Cübeyir, ülkenin bir operasyonu destekleyip desteklemeyeceği konusundaki görüşmelerininse sürdüğünü söyledi.

 Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ise “Müttefiklerimizin talep etmesi durumunda operasyonda yer alacağız” dedi.

 Suudi Arabistan 2003’te Irak’ın işgaline karşı çıkmıştı.

 Hollanda

Hollanda Başbakan Mark Rutte, 13 Nisan’da yaptığı açıklamada Suriye’ye bir askeri operasyona destek vermelerinin “şu an için masada olmadığını” söylemişti.

 Rutte, Suriye’de kimyasal silahların kullanılmış olabileceğini ve bu duruma verilen uluslararası tepkiyi anladıklarını belirtmişti.

 Hollanda 2003’te Irak’ın işgaline başlangıçta katılmamış olsa da aynı yıl kurulan uluslararası koalisyona binden fazla askerin yanı sıra çeşitli teçhizatlar da gönderdi. Bu askerler 2005’e kadar Irak’ta görev yaptı.

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Dünya

Afganistan’da Cumhurbaşkanı’nın mitingine intihar saldırısı

AleviNet

Published

on

Afganistan’ın doğusundaki Parvan vilayetinde Cumhurbaşkanı Eşref Gani’nin seçim mitingi yaptığı alan yakınlarında intihar saldırısı düzenlendi. İçişleri Bakanlığı sözcüsü Nasrat Rahimi, basın mensuplarına yaptığı açıklamada saldırganın, motosiklete yerleştirdiği bombayı, Parvan vilayetinin Cengel Bağ bölgesinde miting için toplanan kalabalığın yakınında patlattığını söyledi.

Yapılan açıklamada Cumhurbaşkanının herhangi bir yara almadığı belirtildi.

Reuters haber ajansı, patlamada en az 30 kişinin öldüğünü, 45 kişinin de yaralandığını duyurdu.

Parvan Hastanesi Başhekimi Kasım Sengin de yaptığı açıklamada, patlama sonrası  tedavi altına alınanlar arasında kadın ve çocukların da bulunduğunu belirtti.

İkinci saldırı Kabil’de

Cumhurbaşkanı Eşref Gani’nin katıldığı seçim mitingi yakınlarında düzenlenen saldırıdan hemen sonra Kabil’de de bir patlama oldu. Polis yetkilileri ilk belirlemelere göre altı kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı. Patlamanın ABD Büyükelçiliği yakınlarında meydana geldiği belirtildi. 

Taliban yayınladığı açıklamada her iki saldırıyı da üstlendiğini duyurdu.

Taliban ülkede 28 Eylül’de yapılacak seçimleri boykot etme çağrısında bulunarak, şiddet kullanma tehdidinde bulunmuştu. Taliban, düzenlenebilecek saldırılarda hedef olmamak için halka seçim mitinglerinden uzak durma çağrısı yapmıştı.

AFP, Reuters,dpa/MK,JD

©Deutsche Welle Türkçe

Continue Reading

Dünya

İsrail’de halk sandık başında

AleviNet

Published

on

İsrail’de yaklaşık 6 milyon 400 bin seçmen 120 sandalyeli İsrail parlamentosu Knesset’in yeni üyelerini seçmek üzere bugün sandık başına gidiyor. Erken genel seçimler için TSİ ile 07.00’da başlayan oy verme işlemleri saat 22.00’da sona erecek. Seçmenler, farklı partilerin oluşturduğu 30 liste arasından seçim yapacak. Bu partilerin üçte birinin yüzde 3,25 seçim barajını aşarak parlamentoya girmesi bekleniyor. 

Likud ile Mavi-Beyaz İttifakı’nın oyları başa baş

Kamuoyu yoklamaları Başbakan Benyamin Netanyahu liderliğindeki Likud Partisi ile eski Genelkurmay Başkanı Benny Gantz’ın liderliğindeki Mavi-Beyaz İttifakı’nın seçimi başabaş tamamlayacağını gösteriyor. Evimiz İsrail (İsrael Beiteinu) partisinin lideri Avigdor Lieberman’ın ise vereceği destek ile hangi partinin hükümeti kuracağı konusunda belirleyici bir rol oynayacağı tahmin ediliyor. 

Benny Gantz ve Benyamin Netanyahu

Benny Gantz ve Benyamin Netanyahu

Milliyetçi çizgideki Lieberman, erken seçimler öncesinde Likud ve Mavi-Beyaz İttifakı’nın oluşturacağı büyük koalisyondan yana olduğunu gösteren açıklamalarda bulunmuştu. Gantz ise Netanyahu başbakanlığı üstlenmediği takdirde, Likud ile koalisyona gidebileceklerinin sinyalini vermişti. Seçimler sonrasında Cumhurbaşkanı Reuven Rivlin’in en çok oyu alan partiye hükümeti kurma görevi vermesi öngörülüyor. 

İsrail’de Nisan ayında yapılan genel seçimler sonrasında en yüksek oyu alan Netanyahu yeni hükümeti kurmakla görevlendirilmiş, ancak sağcı ve dindar partilerin katılımı ile koalisyon hükümeti kurmakta başarısız olmuştu. Nisan seçimleri sonrasında Netanyahu’ya destek veren eski Savunma Bakanı Lieberman’ın Ultra-Ortodoks erkeklerin de zorunlu askeri hizmeti yapması yönündeki talebi Ultra-Ortodoks partiler tarafından reddedilmiş, hükümetin  kurulamaması üzerine de parlamento kendini feshetmişti. 

Filistin açısından durum

Ülkenin ve halkın güvenliğine yönelik tutumları açısından Likud ile Mavi-Beyaz İttifakı arasında büyük bir fark bulunmadığı için, seçim sonuçlarının Filistin konusunda değişiklik yaratması beklenmiyor. Bu nedenle de Filistinle barış sürecinin yakın bir gelecekte canlandırılması ihtimal dışı olarak görülüyor. 

AFP,dpa/JD,SÖ
© Deutsche Welle Türkçe 

Continue Reading

Dünya

Êfrîn’deki etnik temizlik BM oturumlarında

AleviNet

Published

on

9 Eylül’de Cenevre Birleşmiş Milletler (BM) Ofisinde başlayan BM İnsan Hakları Konseyi 42. İnsan Hakları Oturumları, ülkelerde yaşanan insan hakları ihlalleri üzerine yapılan tartışmalarla devam ediyor. Oturumlarda söz alan sivil toplum kuruluşlarından Türkiye’ye sert eleştiriler yöneltildi.

‘TÜRKİYE’DE YARGI BAĞIMSIZLIĞI YOK’

Oturumlarda Halklar Arasında Dayanışma ve Irkçılık Karşı Hareket (MRAP) adına yapılan konuşmada 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan askeri darbe girişiminin ardından Türkiye’de yaşanan hak ihlallerine dikkat çekildi.

Türkiye’de yargı bağımsızlığının tamamen ortadan kaldırıldığının ifade edildiği konuşmada, terörle mücadele adı altında başta Kürtler olmak üzere binlerce insanın tutuklandığına vurgu yapıldı.

MRAP temsilcisi “Diyarbakır, Van ve Mardin Büyük Şehir Belediye Başkanları görevden alınıp yerine kayyumlar atandı ve bine yakın Kürt vatandaş tutuklandı” dedi.

Türkiye’de yargı bağımsızlığının işlemediğini kaydeden temsilci, son olarak, konudan sorumlu BM özel raportöründen Türkiye’deki hakimlerin ve avukatların bağımsızlığı konusunda bir çalışma içerisine girmesini istedi.

‘ULUSLARARASI TOPLUMUN SESSİZLİĞİ KABUL EDİLEMEZ’

Yine oturumlarda African Agency for Integrated Development (AAID) adlı sivil toplum kuruluşu adına söz alan Thoreau Redcrow ise Türk devleti ve himayesindeki çetelerin işgali altında bulunan Êfrîn’de yaşananlara dikkat çekti.

“Êfrîn hala Türk devleti ve ona bağlı silahlı grupların ağır işgali altında kalmaya devam ediyor” diyen Redcrow, uluslararası toplumun bu işgale karşı sessiz kalmaya devam etmesinin kabul edilemez olduğunu söyledi.

Redcrow, “Erdoğan ve hükümetine karşı hiçbir uluslararası baskı olmadığından kaynaklı, Türk ordusu ve müttefiki olan askeri gruplar Êfrîn’in Kürt nüfusu üzerindeki baskı, şiddet ve kültürel yıkım çalışmalarını sürdürüyor. Êfrîn’de yaşayan Kürtler keyfi olarak tutuklama ve işkenceye maruz kalıyor. Şehir etrafına duvar örmek için mahalleler yıkılıyor” diye ekledi.

‘ETNİK TEMİZLİK YAPILIYOR’

“Êfrîn’de yaşayan Kürtlerin evlerine ve toprağına zorla el konulduğu gibi şeriat vergileri vermeye zorlanıyor” diyen Redcrow, Êfrîn’deki zeytinlik alanların nasıl yok edildiğine ve zeytinlerin nasıl Avrupa’ya satıldığına dikkat çekti.

Êfrîn’de demografik yapının değiştirildiğini ve kültürel mirasın yok edildiğini söyleyen Redcrow, “Êfrîn’de etnik temizlik yapılıyor. Eğitim sistemi olduğu gibi sokak isimleri de Türkçe olarak değiştiriliyor. Kürtlerin kültürel eserleri tahrip ediliyor, mezarları yıkılıyor. Bölgedeki tarihi eserler çalınıp daha sonra yasadışı yollarla Türkiye’deki müzelere satılıyor” diye konuştu.

Yüz binlerce Êfrînlinin Türk devlet teröründen kaçmak zorunda kaldığını kaydeden Redceow, “Êfrîn’deki işgale sessiz kalınmaması gerekir. Bu konseyin insan haklarını savunmak için ahlaki bir görevi var” ifadelerini kullandı.

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI