Connect with us

.

Forum

Herkesin konuştuğu sıfır baraj formülü nedir?

AleviNet

Published

on

ALİ KENANOĞLU

Bu formül Cumhur ittifakı karşısında, yeni seçim yasasındaki ittifak yasalarını muhalefet lehine çevirme formülüdür. 16 Nisan referandumunda yer alan “HAYIR” blokundaki partiler siyasi ve ideolojik farklılıklarına bakmamaksızın nasıl ki “parlementer demokrasi lehine, tek adam rejimine  karşı” aynı cephede yer almışsa 24 Haziran seçiminde de “sıfır baraj” cephesinde yer alması formülüdür.

Sıfır baraj formülünde; ittifak yapan AKP – MHP ve onları destekleyeceğini beyan eden BBP haricindeki tüm muhalif partilerin aynı şemsiye altında kendi isim ve logolarıyla seçimlere girmeleri demektir. Amaç baraj engelini ortadan kaldırmak ve parlemantoda tek adam rejimine karşı çıkan mevcut muhalefet lehine bir kazanım sağlamaktır.

Sıfır baraj şemsiyesinde bulunan partiler ideolojik ve siyasi bir ittifak içerisinde olmak zorunda olmadıkları gibi bu durum böyle bir sonuç ta oluşturmamaktadır.

Sıfır baraj formülü sadece milletvekllliği seçimleri için geçerli olup, Cumhurbaşkanlığı seçimini kapsamamaktadır. Ancak böyle bir birlikteliğin, bir araya gelişin Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde muhalefet lehinde pozitif bir etki yarartacağı da muhakaktır. Bu etki hem matematiksel, hem siyasal, hem de psikolojiktir.

Muhalefetin tek kazanma şansı da budur. HDP’nin dışında kaldığı bir ittifak ne diğer partilere parlamento üstünlüğü sağlar ne de Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde avantaj.

HDP’nin dışlandığı bir ittifakta, 2. Tura kalan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde HDP’seçmeni partisini dışlayan partilerden birisinin adayını tercih etmeyecek ve büyük oranda sandığa gitmeyecektir. Bu durum da kazanan AKP ve Tayyip Erdoğan olacaktır.

HDP’yi dışlamayı, baraj altına itmeyi tercih eden partiler peşinen bu sonucu ve bu mağlubiyeti kabul etmiş demektir. Böyle bir sonucun sorunmlusu ne HDP ne de HDP seçmeni olacaktır. Bu sonucun sorumlusu HDP’yi dışlayan muhalefet partileri olacaktır.

HDP seçmeni en politik ve siyasi bilince sahip seçmendir. Kendisini dışlayan; “nasıl olsa mecburlar “ yaklaşımında bulunan parti ve söylemlere prim vermeyecek kadar aklına güvenen insanlardır. HDP seçmeni partisini dışlayan iki seçenekten birisine mecbur değildir ve bu anlamda HDP seçmeni ne ölüme ne de sıtmaya razı olacaktır.

Şimdi sıfır barajın ne işe yaradığını piar araştırma şirketi tarafından ortaya konan bir örnekle anlatmaya çalışalım:[1]

Herkesin konuştuğu sıfır baraj ittifakı nedir? Nasıl işler, fayda ve zarar analizi ile ilgili flood yapalım.

  • İttifak yasasına göre ittifakın içindeki bir parti barajı geçtiğinde tümü barajı geçmiş sayılıyor. Yani tüm partiler barajı geçecek bir ittifakta olduğunda baraj sıfırdır.
  • Örneğin cumhur ittifakında AKP’NİN baraj sorunu olmadığına göre MHP ve BBP’NİN de baraj sorunu olmayacak. Ancak bu BBP’NİN milletvekili kazanacağı anlamına gelmiyor (tabi ayrı liste ile girerse)
  • Herşey D’hont hesabına kalıyor. Nedir bu D’hont ? Örneğin Kars ilinde cumhur ittifakı % 46 oy almış olsun. HDP %29 iyiparti % 10 CHP 10 SP %5 oy almış olsun (Rakamlar farazidir)
  • MV dağılımda D’hont Şöyle işleyecek. Tüm partilerin oyları önce 1’e sonra 2ye sonra 3e bölünüyor ve büyükten küçüğe bu rakamlar sıralanıyor.
  • Cumhur ittifakı 46/1= 46 46/2=23 46/3=15,3 HDP 29/1=29 29/2=14,5 29/3=9,66 CHP 10/1=10 10/2=5 10/3=3,33 1.Büyük rakam Cİ’de, 1. Sıra MV onun 2.Büyük rakam HDP 2. MV onun 3.Büyük rakam Cİ’de 3. sıra MV onun. Yani 2 Cumhura 1 HDP’YE gidecek. Peki ittifak nasıl bölüşecek?
  • ittifakın Kars ilinde 46 olan oyu AKP 30 MHP 16 olsaydı, Burada iç D’hont uygulanacaktı Yine üstteki Gibi ama bu sefer 2 partinin oy oranı önce 1e sonra 2’ye bölünecek çünkü 2 vekil kazandılar akp 30/1=30 30/2=15 Mhp 16/1=16 16/2=8 30 ve 16 iki büyük rakam 1.AKP 2.MHP aldı
  • Peki AKP 31 MHP 15 Alırsa nasıl dağılacaktı? AKP 31/1=31 31/2=15,5 MHP 15/1=15 15/2=2 =7,5 en büyük iki rakamda AKP’de olduğu için ittifakın kazandığı 2 Sandalyede AKP ye gidecekti. İşte sıfır baraj ittifakının önemi burada başlıyor.
  • Hayali Kars sonuçları nasıldı? Cİ 46 HDP 29 CHP 10 İYİ 10 SP 5 Ayrı ayrı yapılırsa DHONT 2 Cİ’ye 1 HDP’ye dağıtmıştı. Cİ’nin Karşısında SIFIR BARAJ ittifakı olsaydı tersi olacak Cİ 1 SBİ 2 MV alacaktı. Hesap Şöyle olacaktı
  • Cumhur ittifakı ( Cİ) 46 Sıfır Baraj İttifakı (SBİ) 54 Cİ 46/1= 46 46/2=23 46/3=15,3 SBİ 54/1=54 54//2=27 54/3= 18 En büyük rakam SBİ’DE 1 Sandalye SBİ’YE gitti 2.Büyük rakam Cİ’DE 2. Sandalye ona gitti 3.Büyük rakam SBİ’de 3. Sandalyede ona gitti Durum terse döndü değil mi?

    işte sıfır baraj ittifakı budur ve bunun için gereklidir. Tek sayıda 1-3-5-7…. milletvekili olan illerde kesinlikle faydalıdır ve son sıra milletvekilliğini getirir. Bazı illerde ise tümünü Cİ çıkartacakken, SBİ 1 yada 2 MV kazanıyor.

    Bu sebeple TBMM’ye 35-57 arasında fazla vekil gönderilebiliyor, üstelik bunların tamamını rakibinizden alıyorsunuz. TBMM 300-300 olacağına 357-243 olabiliyor. İlk turda TBMM çoğunluğunu alırsan 2. turu kesin alırsınız. AKP bunu biliyor ve Muhalefeti HDP ile korkutuyor.

    Oysa seçmen bu ön yargıyı referandumda aştı. Böyle bir ittifak ilk aşamada muhalefete 4 puan kaybettiriyor. Bunun 2’si seçime kadar kutuplaşma, RTE karşıtlığı gibi sebeplerle geri gelecek, kalan 2’nin 1’i Cİ’ye gidecek 1’İ sandığa gitmeyecek. yani kazanç kaybın çok üstünde+

    Muhalefet partilerine çağrımız; Bizi bizimle Korkutmalarına izin vermeyin, Bizi Bize kırdırmalarını seyretmeyin. Biz bize kazanalım, Biz bize bölüşelim. Bu ülke Kürt’e de, Türk’e de hepimize de yeter. (PİAR ARAŞTIRMA NOTUDUR)

 

30.04.2018

Ali KENANOĞLU

[1] ( PİAR ARAŞTIRMA ‏ @PiarArastirma twitter hesabından alıntıdır.)

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Forum

Birlikte mücadele Alevilere kazandırır

AleviNet

Published

on

CİHAN EREN

Daha önce Alevi kurumlarına Diyanet Başkanı veya memurlarının ziyaret adı altında, AKP’li mafyacılarınca baskın gibi girmesinin Alevilere dönük saldırılara zemin yaratma amacı taşıdığını belirtmiştik. Aleviliği tanımayan, hakaret edenlerin Alevi mekanlarına girişinin başka bir anlama gelmeyeceğini tekrar tekrar vurgulamak gerekir. Dersim’de Kureşan Ocağı cemxanesinde hizmet veren Pîr’e saldırı, Bursa’da PSAKD bünyesinde hizmet eden bir yöneticinin evine ölüm tehditi yazısının asılması, Avrupa’da ise AABF inanç kurulundaki bir hizmetkara hakaret edilmesi daha önce belirttiklerimizin ne kadar haklı ve doğru olduğunu bir kez daha göstermiş oldu.

Türkiye’de dünyanın başka bir ülkesindekine benzemeyen bir faşizm vardır. Faşizmin, kitlesel soykırım rejimi olarak Hitler’den önce Türk tipi faşizmde ortaya çıktığını unutmayalım. Bu faşizm, AKP-MHP iktidarı ile birlikte başta Kürt halkı olmak üzere Alevi inancına sahip topluluğu geçmiş dönem faşist politikalardan çok daha fazla şiddet içerikli yöntemlerle yok etmeye çalışmaktadır. Bu da her iki kesimi büyük tehlikelere maruz bırakmaktadır.

AKP-MHP faşizmi karşında Alevilerin hızla aşması gereken kimi sorunlar yaşadığı görülmektedir. Bu sorunlar ve çelişkili yaklaşımlar Alevileri daha kolay hedef haline getirmektedir. Alevilerin diyanetin ve zorunlu din dersinin kaldırılması, Türkiye’nin demokratikleşmesi, Kürt sorununun çözümü, Alevi inanç kimliğinin tanınmasının demokratik siyasal yol ve yöntemlerle olması gibi temel konularda ortak bir yaklaşımları vardır. Bu ve benzer konularda sadece kimi CHP’li ve milliyetçi Aydınlıkçılara yakın Alevi olduğunu söyleyenler farklı düşünüyor.

Alevileri soykırım politikaları karşısında zayıf bırakan sorunlar ve çelişkiler esasta pratik politik mücadele yol ve yöntemlerinde yaşanıyor.

Alevi örgütlerinin siyasal söylemlerini başta Aleviler olmak üzere Türkiye’deki emekçilere yeterince anlatamaması, fikirlerini derneklere hapsetmesi, kitlelerle buluşturup Alevileri ve duyarlı kesimleri harekete geçirememesini bir sorun olarak görmek gerekir. Taleplerini ifade etme anlamında sadece anma, kutlama ve inanç amaçlı buluşmalarla yetinmek ile siyasal bir başarı elde etmek mümkün olamaz. Faşist bir ortamda ise böyle bir duruş tehlikeleri daha da büyütür.

Alevilerin pratik mücadele konusunda ise anlayış birliği sorunları olduğu görülüyor. Ya kurumculuk-federasyonculuk ya da bireysel inisiyatifin yanlış kullanılması durumu yaşanabiliyor. Belli bir örgütlü gücü olan Alevi kurumlarının ortak eylem ve mücadele için çok fazla yan yana gelmedikleri görülüyor. Oysaki her toplumsal örgütlülük gibi Alevi örgütlülüğü de bir eylem ve mücadele ajandasına sahip olmak durumundadır. Ki bu örgütlenmiş olmanın ve Alevilerin karşı karşıya bulundukları baskı ve asimilasyondan kurtulmaları için en doğal hakları oluyor. Tehlike ve saldırılar karşında sadece açıklamalar ile yetinmek doğru olamaz. Birlik içinde eylem ve mücadele kararları alınamıyorsa o zaman bunun nedenleri iyi analiz edilmek durumundadır. Farklı anlayış, kurum ve federasyona üye olmak soykırımcı faşist rejime karşı mücadele gibi hayati bir konuda farklı görüşler ileri sürüp pasif kalmaya asla gerekçe olamaz. Bunu yapanların Alevilikleri ve demokrat kişilikleri sorgulanmayı hakkeder. Alevi inancında tehlikelere, haksızlıklara, baskı ve saldırılara karşı mücadelede bir olmak Pîr olmaktır.

Alevi kurumlarındaki yöneticilerin kendilerini daha çok inanç önderleri, inanç temsilcileri düsturu ile yansıtmaları, bu misyonla ifade etmeleri de bizce eksiklik ve sorunlara yol açmaktadır. Alevilikte inanç temsil makamı ocaklar ve hizmetle görevli Pîrlerdir. Örgütlü yapının inanç hizmeti ve hizmet edenlere olanak sağlaması doğrudur. Fakat örgütlü yapının ve yönetiminin işi sadece bununla sınırlı tutulamaz. Kurumların kendilerini sadece inançla sınırlama eğilimi içinde olmaları eksikliktir. Örgütlenmiş olmak politika yapmaktır da. Aleviler için doğru olan inançlarının ruhuna göre politik tutum alması, doğrudan politik kurumlar olan parti ve örgütlerin demokratik mücadelelerini cesaretlendirmesi, desteklemesi ve yapabiliyorlarsa yön vermesidir. Son birkaç yıldır olumlu gelişmelerin yaşandığı bu alanda halen aşılması gereken sorunlar da vardır.

Bu temel sıkıntılar yanında bireysel çekişmeler, birbirini beğenmeme, yapıcı değil de dağıtıcı bir üslupla eleştiri yamak da Alevilerde zaaflara yol açabiliyor. Oysaki pozitif olmakla birçok sorun hal yoluna koyulabilir.

Hakikat yol yürüyüşünde hizmet, kendini sorumlu görenler başta olmak üzere tüm Alevi canların karşı karşıya oldukları tehlikeleri hissetmesiyle başlar.

Continue Reading

Forum

Kürt katliamı

AleviNet

Published

on

HAYKO BAĞDAT

İşgal demeyecekmişiz.

Savaş da demeyecekmişiz.

İnternette sivil insanların vahşice katledildiklerinin, yollarda infaz edildiklerinin görüntülerini paylaşmayacakmışız.

Katledilen çocukların videolarını twit atmayacak, ağıt yakan fakir bölge halkından bahsetmeyecekmişiz.

“Onlar Kürt değil terörist. Hepsi geberecek” ile “Mehmetçiğin ayağına taş değmesin” skalasında bir cümle seçip Erdoğan’ın bu “operasyonuna” katkı sunacakmışız.

Sanatçısından hukukçusuna, Ermeni Patrikhanesi’nden Süryani Metropolitliği’ne, Mason Lobisi’nden komedyenine, Ekrem İmamoğlu’ndan Tunç Soyer’e kadar esas duruşa geçip, tekmil verircesine savaş yanlısı cümleler kuracakmışız.

Avrupa ve Amerika ve hatta Arap Birliği’nden gelen yüksek tonda demeçleri görmezden gelecekmişiz.

Uluslararası insan hakları kurumlarını, gözlemci raporlarını, sağlık kurumlarını, kadın ve çocuk için faaliyet gösteren örgütleri “Yahudi” ilan edip haklı kavgamızda tek ses olacakmışız.

Tartışma programlarından sosyal medyaya ayar verecek, “Kürt” kelimesini kullananları hedef gösterecek, yayıncılık ve gazetecilik gibi mesleklerin tüm olanaklarını savaşta propaganda için kullanacakmışız.

Kamuflaj giydirip sınıra yolladığımız gazeteciler gerekirse halka “teröristler” diye bağırtacak, az önce mahallesine havan düşmüş insanların beyanlarını beğenmeyince üstlerine saldırtacakmışız.

Niye?

Niye bunları yapmak zorundayız?

İktidarı sallanmış bir diktatörün yeni manevrasını, hem ülkemizde hem bölgemizde, katliamcı ve istilacı bu kanlı taktiğini niye kabul ediyoruz?

Korkudan mı sadece?

Mecburiyetten mi?

Erdoğan’ın yoğunlaşan baskısından mı?

Hayır, hep ama hep böyle olduğumuz için, zaten hep böyle davrandığımız için, huyumuz bu olduğu için böyle yapıyoruz.

Tarih boyunca böyle yapmışız. Her katliamda istisnasız böyle yapmışız.

Ermeniler, koca bir soykırımdan geçerken de böyle yapmışız. “Onlar Ermeni değil terörist” demişiz. Ordumuzun morali bozulmasın istemişiz. Aydınından sanatçısına, sağcısından solcusuna, İslamcısından Kürtçüsüne kadar aynen böyle davranmışız. Aynı şimdiki gibi, dünya bir süreliğine başka tarafa bakmaya ikna olmuş. Bab-ı Ali şimdiki CNNTÜRK dozajına bürünmüş, muhalefet terörist Ermeniler ile yan yana görünmek istememiş, arada bir halk kılıçtan geçirilmiş işte. Üstelik biz Hıristiyan bir halk olduğumuza rağmen Batı bize acımamış. Kürde de acımaz…

Biz katilin cinayeti işlemesindeki hafifletici sebeplere aşık olmuşuz hep.

Biz kendimizi hep katile yakın hissetmişiz. Katil, o cinayetleri biraz da bizler için işliyor diye bilmişiz.

Üzücü ama gerekli hareketlermiş olanlar.

Bu yüzden de cinayetlerin sessiz ortağı olmuşuz hep. Devlet, arenalardaki gladyatörler gibi son öldürücü hamlesini yapmadan dönüp sormuş bizlere.

“Öldür” demişiz. Baş parmağımız aşağıya çevirerek “katlet” diye bağırmışız.

TC’den korktuğu için Mesih İsa’ya ayıp eden, “Barış her zaman barışçı yöntemlerle tesis edilmiyor” diye açıklama yapan Patrikhanenin hali kadar yamulmuşuz hep.

Katledilen her bir can için onay vermişiz yani.

Yüzleşme ne hacet, yine olsun yine yaparızcı olmuşuz.

Ondan sonra da bütün dünya katil olduğumuzu  söylemesin, hatırlatmasın, konuşmasın istemişiz.

Ama katil bir ülkeyiz işte. Sırasıyla coğrafyamızdaki tüm halkları, inançları, kesimleri katletmişiz. Dünyada en az Hıristiyanın yaşadığı Müslüman ülke olmuşuz. Soylarını kurutmuşuz insanların.

Bir öncenin fail kimliği bir sonranın mağduru olmuş.

Şimdi de Kürtleri katlediyorlar. Büyük sürgünlerle çöllerdeki çetelere yem edecekler halkı. Tam yüz yıl önce tam da o coğrafyada Ermenilere yaptıkları gibi yapıyorlar. Dünya yine başka tarafa bakarken coğrafyayı Kürtlerden “arındıracak” bir vahşeti hayata geçiriyorlar. Onların yerine getirecekleri insanlar belirlemişler. Onların mahallelerine, evlerine, topraklarına el koyup yağma edecekler. Hepimizin gözüne baka baka yapacaklar bunu.

Peki bizler niye yol veriyoruz bu suça?

Cevabı basit, çünkü biz katil bir ülkeyiz işte.

Geleneğimiz budur…

 

kaynak: https://ahvalnews-com.cdn.ampproject.org/c/s/ahvalnews.com/tr/firatin-dogusu/kurt-katliami?amp

Continue Reading

Forum

Alevilerin yanı DAİŞ’i yenilgiye uğratanlardır

AleviNet

Published

on

HÜSEYİN ALİ

AKP-MHP faşist ittifakı ve destekçileri Rojava ve Kuzey Suriye’yi işgal edeceklerini söylüyorlar. Tayyip Erdoğan bu konuda ABD Başkanı Trump ile anlaştığını iddia etmektedir. Nitekim ABD sınır güvenliği anlaşması sonucu Türkiye ile ortak oluşturduğu bazı gözlem noktalarından geri çekilmiştir. Bu geri çekilme işgale ön açmak olarak ele alınmaktadır. Bu açıkça yıllarca DAİŞ’e destek verdiği bilinen AKP iktidarının DAİŞ’i yenilgiye uğratarak özgür ve demokratik sistem kuran Kürtler, Araplar ve Süryanilere saldırması anlamına gelmektedir.

Bu durumu Alevilerin de değerlendirmesi ve bir tutum geliştirmesi gerekmektedir. DAİŞ Suriye, Irak ve Ortadoğu’da önüne gelen her gücü yenilgiye uğrattığında ve acımasız katliamlar yaptığında bundan en fazla ürküntü duyanların başında Aleviler geldi. Çünkü DAİŞ bağnaz mezhepçi ve kendi dışında her inancı kafir ve yok edilmesi gerekenler olarak görüyordu. Nitekim Êzidîlere ve Arap Alevilere yönelik insanlık dışı katliamlar yaptı. DAİŞ başta Kürtler ve farklı inançlar olmak üzere kendilerine boyun eğmeyen herkese saldırdı. Kürtler kendilerine karşı direnince yok edilmesi gereken kafirler olarak ilan ettiler. Kuşkusuz DAİŞ’in Kürtlerin üzerine yönlendirilmesinde AKP ve MİT’in belirleyici rolü olmuştur. Nitekim yakalanan DAİŞ’liler AKP ve MİT’in kendilerini Kürtlerin üzerine sürdüğünü itiraf etmişlerdir.

Rojava Devrimcileri YPG ve YPJ DAİŞ’e karşı direnince bu direnişin en büyük destekçilerinin başında Aleviler gelmiştir. Alevi örgütleri Suruç’a, hatta Kobanê’ye giderek bu direnişe desteklerini açıkça ortaya koymuşlardır. Alevi örgütleri Kobanê’deki direnişi Hüseyini direniş olarak değerlendirmişler, kadın direnişçilerin her biri de Zeynep’tir demişlerdir. Kuşkusuz bu Aleviler için doğru tutum ve duruştu. Çünkü bu direniş tüm ezilenler ve ötekileştirilenler adına yapılıyordu.

Aleviler tarih boyu DAİŞ zihniyetinden çok çekmişlerdir. Sivas Madımak katliamını, Maraş ve Çorum katliamını da yapan DAİŞ zihniyetiydi. Eğer DAİŞ yenilgiye uğratılmasaydı AKP tamı tamamına bir DAİŞ haline gelecekti; Türkiye’de DAİŞ zihniyeti gelişecekti. Bu da en başta Aleviler için zulüm ve katliam anlamına gelecekti. Aleviler belki yüzyıllar boyu varlıklarını sürdürmüşlerdir. Ancak günümüzdeki bağnaz dincilik milliyetçilikle birleşerek soykırımcı bir karakter kazanmıştır. Yüzlerce yıl önceki bağnaz dincilik bugünkü kadar katliamcı ve soykırımcı değildi. Dikkat edilirse farklı inanç ve kimlikler modernite denen dönemle birlikte her yerde çok farklı yol ve yöntemlerle soykırımla karşılaşmışlar ve varlıkları yok olma noktasına getirilmiştir.

Bu açıdan DAİŞ’e karşı Rojava Devrimcileri ve Kuzey Suriye halkının yürüttüğü mücadele Aleviler için büyük bir tehlikeyi bertaraf etmiştir. Kuzey Suriye’de tüm insanlık adına bir direniş yürütüldüğü gibi Aleviler adına da bir direniş yürütülmüştür. Şimdi DAİŞ’i yenilgiye uğratan Rojava Devrimcileri ve Kuzey Suriye halklarına DAİŞ zihniyetli iktidar tarafından yok etme saldırısı yapılmak istenmektedir. AKP-MHP ittifakı bir DAİŞ kimliği ve gerçekliğidir. Kobanê’de başarılamayan şimdi gerçekleştirilmek istenmektedir.

Kobanê’de direnişçiler yanında yer alan Alevilerin bu saldırı ve işgale karşı da bir tutumu olmalıdır. Hem de açık olmalıdır. Aleviler DAİŞ gibi zihniyetlere karşı tutumunu açık koyarsa gerçek dostlarına ve ittifaklarına sahip olur. Çünkü bu saldırı aynı zamanda Alevilere karşı bir saldırıdır. Ortadoğu’nun demokratik dinamiklerine saldırıdır. Aleviler ve tüm ötekileştirilenlerin özgürlüğünü savunanları yok etme saldırısı tabi ki Alevileri ilgilendirir. Bu açıdan Alevilerin inançları ve mücadele ederek yaratmak istedikleri dünyanın gereği bu konuda bir tavırları olacaktır.

Kuşkusuz Aleviler savaş politikalarına karşıdırlar; bu açıdan bu işgale destek vermezler. Ancak bu tutum yetmez; bu saldırıya karşı açık tutum koymalılar. Kobanê direnişi sırasında gösterilen tutumla tutarlı olunacaksa işgale karşı çıkmak gerekir.

Alevileri ilgilendiren bir konuda da kısaca düşünce belirtmek isterim. Devlet, Hacı Bektaş etkinliklerine verilen desteği kesecekmiş. Aleviler buna üzülmemeli, aksine sevinmelidirler. Aleviler 20 milyon civarında bir nüfusa sahiptirler. Aleviler kesinlikle kendi etkinliklerinin masrafını karşılarlar, karşılayacak güce de sahiptirler. Eğer Alevilik maddiyatçı değil de maneviyatı esas alan toplumcu bir inanç ise bu tür etkinlikleri kendi imkanlarıyla yapabilirler. Diyanet Sünnilere devlet desteği veriyor, neden bize verilmiyor, demek de doğru olmaz. Doğru bulmadığımız şeyleri bizler de istemeyelim. İnanç hizmetlerinin ihtiyaçları kendi toplumu tarafından karşılanmalıdır. Değerli olan da doğru olan da budur. Biz karşılamıyoruz denirse bu da Alevi toplumu ve kurumlarının eksikliği olarak görülüp giderilme çabası içine girilmesini gerektirir. Cem evlerinin elektrik ve su parasının belediyeler tarafından karşılanması konusu yerel hizmetler olarak ayrı ele alınabilir. Bunun dışında maddi beklenti içinde olmak Aleviliği çeşitli kesimlere bağımlı duruma getirir. Alevi Dedeleri yüzyıllar boyu kendi toplumunun çıralığıyla hizmet verdikleri için topluma ait olmuşlardır. Şimdi devletten maaş alan dedelerin durumu dikkate alınınca topluma dayalı hizmetin değeri daha iyi anlaşılır.

Bu konu tabi ki daha kapsamlı tartışılabilir. İlerde bu konular konusunda düşüncelerimizi dile getirmeye devam ederiz.

Bir toplantıda bir Alevi kurumu sorumlusu biz siyaseti ve ekonomiyi yönetmezsek sorunlarımızı çözemeyiz, dedi. Tabi iyi niyetle biz yönetim olsak Alevilerin sorunlarına hassasiyetle yaklaşırız, çözeriz düşüncesiyle bunları belirtti. Ama bu eksik bir yaklaşımdır. Türkiye ancak demokratikleşirse o zaman Aleviler haklarını kabul ettirir ve sorunlarını çözerler. Bu açıdan siyaseti ve ekonomiyi yönetme hedefinden önce Türkiye’yi demokratikleştirme hedefine kilitlenmek gerekir. Yoksa eskiden büyüklerimizin okuyun, devletin bir yetkilisi olun o zaman sorunları çözersiniz biçimindeki iyi niyetli ama yanılgılı yaklaşım içine düşmüş olunur. Özcesi demokrasi mücadelesini ve Türkiye’nin demokratikleşmesini öncelemeyen her yaklaşım ve çaba ne kadar iyi niyetli olursa olsun arzuladıklarına ulaşamaz.

Kaynak: Yeni Özgür Politika

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI