Connect with us

.

Yaşam-Ekoloji

Suriyeli Çocuklarda Travma Sonrası Stres Bozukluğu

AleviNet

Published

on

Panele, Dışişleri Bakanlığı’nın Yakın Doğu İlişkileri’nde görevli Catherine Bou-Maroun, mülteci kamplarındaki ve Suriye’deki çocukların ruh sağlığı konusunda yardım çalışmaları yürüten Suriye-Amerikan Tıp Derneği Ruhsal Sağlık Komisyonu Başkanı Muhammed Halid Hamza ve ‘Save The Children-Çocukları Kurtarın’ adlı yardım kuruluşundan Amy Richmond katıldı.

Doktor Muhammed Halid Hamza, Suriye’de yaşananları, etnik temizlik ve soykırım olarak niteledi. Hamza’ya göre Suriye’de yaşananlar hayal gücünün çok ötesinde. Hamza, teşhislerin çoğunun travma sonrası stres bozukluğu olduğunu söyledi.

Hamza, “Suriye, Ürdün, Lübnan ve Türkiye’deki mülteci kamplarında faaliyet gösteriyoruz. Büyük bir operasyon yürütüyoruz. Hastaneler, klinikler hatta mağara hastaneler yapıyoruz çünkü birçok hastanemiz zarar gördü. Teşhislerin çoğu travma sonrası stres bozukluğu, depresyon, anormal davranışlar, panik ataklar. Onların durumunu anlatan en iyi ruhsal tanım ‘insan yıkım sendromu.’ Şimdi insan yıkım sendromunun ne olduğu üzerinde daha fazla çalışıyoruz” dedi.

Amy Richmond da Suriye’deki çocuklarda gördükleri toksik stres hastalığına dikkat çekti, bir nesli kaybetme tehlikesi olduğunu vurguladı ve “Örgüt olarak Suriyeli çocuklar ve aileleriyle Ürdün’de, Lübnan’da ve Türkiye’de mülteci kamplarında çalışıyoruz. Suriye’nin kuzeyinde yerel ortaklarla da çalışmalar yapıyoruz. Çocuk koruma hizmetleri, sosyal destek, eğitime ulaşımı sağlıyoruz. Ancak konuştuğumuz her saat, 250’den fazla çocuk, aileleriyle yaşadıkları yerleri terk ediyor. Bu durum toksik stres dediğimiz rahatsızlığa neden oluyor. Toksik stres tedavi edilmezse çocukların fiziksel ve ruhsal sağlık gelişiminde yıkıcı etkiye neden olabiliyor. Milyonlarca çocuk normal bir çocuğun beklentilerini kaçırıyor. Eğer onlara en temel duygusal desteği veremezsek, eğitim sağlayamazsak, normal çocukluklarını yaşamaları için güvenli yerler bulamazsak bir nesli kaybetmek riskiyle karşı karşıyayız. Ve bunun da ülkenin yeniden inşası üzerinde yıkıcı etkisi olabilir” diye konuştu.

Richmond, ‘Save The Children’ örgütünün bölgede yaptığı araştırmanın sonuçlarına da dikkat çekti. Buna göre Suriye’de yetişkinlerin yüzde 84’ü ve neredeyse çocukların tamamı devam eden bombalamaların çocukların günlük hayatında psikolojik strese neden olduğunu belirtiyor.

Araştırmaya katılanların yüzde 89’u savaş devam ettikçe çocukların daha korkulu ve asabi olduğunu kaydediyor.

Yüzde 71’i de çocukların daha fazla altlarını ıslattığını ve bu yüzden acı çektiğini söylüyor. Araştırma çocukların üçte ikisinin sevdiği bir yakınını kaybettiğini, evinin bombalandığını ya da savaşla bağlantılı yara aldığını da ortaya koydu.

Dışişleri Bakanlığı’ndan Catherine Bou Maroun da panelde yeni döndüğü Suriye’den gözlemlerini aktardı ve ”Toplum önemli bir travmayla karşı karşıya. Hepimizin tahmin edebileceğinden daha büyük bir travma. Rakka yıkılmış durumda. Ama birçoklarının geri döndüğünü görüyorsunuz. Suriyeliler gördüğüm en dayanıklı insanlar. Bazı aileler 1 odada birlikte yaşıyorlar. Binaların çoğu da zaten zarar görmüş durumda” dedi.

Suriye’de çocuklar için alternatif eğitim sistemi denediklerini de belirten Maroun, “Eğitim alanında da Suriye’deki çocuklar için alternatif bir eğitim çeşidi sağlamaya çalışıyoruz. Çocuklar birbirleriyle nasıl iletişim kuracaklarını bilmiyor, dışarı çıkıp koşamıyorlar, onlara eğitim verebilmek için önce tedavi etmelisiniz. Çocuklara psikososyal destek etkinlikleri için toplum merkezli dernekler kurduk” diye ekledi.

Amy Richmond da Suriye’de 2 milyon çocuğun okula gitmediğini tahmin ettiklerini, okula giden çocukların yüzde 50’sinin de kendini güvende hissetmediğini vurguladı. Rıchmond, “güvende hissetmezseniz öğrenemezsiniz” ifadesini de kullandı.

Doktor Muhammed Halid Hamza da karşılaştıkları zorluklara ve kamplardaki tacizlere dikkat çekti ve “Mültecilere ev sahipliği yapan ülkelerde büyük zorluklarla karşılaşıyoruz. İlaçlar çok pahalı olabiliyor, buradan ilaç götüremiyorsunuz. Kamplardaki okullarda eğitim çok yetersiz. Suriye içindeki mülteci kamplarında sorun daha büyük. Hava saldırıları devam ediyor, iyi bir iş yapıyorsunuz, hava saldırısıyla yok oluyor, sonra yeniden başlıyorsunuz. Bütün kötü davranışları kamplarda görmek mümkün. Çocuklar cinsel istismardan fiziksel istismara kadar birçok kötü davranışla karşı karşıya” dedi.

Hamza, daha yararlı olabilmek için yardım kuruluşları arasındaki koordinasyonun çok önemli olduğunu vurguladı.

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yaşam-Ekoloji

Çevre ve iklim endişelerde ilk sıraya yerleşti

AleviNet

Published

on

Ipsos-Sopra Steria tarafından yapılan ankete göre, çevrenin korunması Fransızların en çok endişe duyduğu konuların başında ilk sıraya yerleşti. Katılımcıların yüzde 52’si çevre konusundaki endişelerini paylaşırken, ikinci sırada yüzde 48’le ‘sosyal sistemin geleceği’ konusu geliyor.

Yüzde 43’lük bir kesim ise, satın alma gücündeki gerilemenin kaygılandırdığını beyan etti.

Çevre ve ekoloji konusunu tali sorun olarak görenler arasında aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) sempatizanları geliyor. Aşırı sağcı seçmenlerin yüzde 57’si satın alma gücündeki gerilemeye dikkat çekerken, sağdaki partilerden Cumhuriyetçiler (LR) arasında ise yüzde 51 ile en önemli endişe kaynağı olarak ‘göç sorunu’ öne çıkıyor.

Fransızların dörtte üçünün gelecek konusunda olumsuz düşündükleri ve ülkelerinin ‘gerilemekte’ olduğunu düşündükleri de ortaya çıkan bir diğer sonuç.

Aynı zamanda ankete katılanların yüzde 81’i küçük ve orta büyüklükteki şirketlere güvenirken, globalleşmenin sembolü olarak kabul edilen büyük şirketlere güvenmediğini ifade ediyor.

 

Continue Reading

Yaşam-Ekoloji

Yenilenebilir enerjilerin üretimi depolamayla artacak

AleviNet

Published

on

Geçtiğimiz günlerde Fransa’nın Charente-Maritime iline bağlı Jonzac’ta NW adlı şirket tarafından tanıtılan NW Box adlı bateri konteynerleri sayesinde üretilen ve fazlalık olan elektriğin depolanması hedefleniyor.

BİRÇOK ŞİRKET BU ALANA YÖNELDİ

Geçtiğimiz yıl Tesla ile yine Fransa’dan HDF Energy tarafından tanıtılan stokaj konteynerlerinde ise, onlarca megavat/h elektrik stoklama imkanının olduğu duyurulmuştu.

Örneğin NW Box adlı konteynerlerde çok sayıda lithium-ion tipi pil bulunuyor ve bu piller ile yılın belli dönemlerinde üretilen güneş veya rüzgâr kaynaklı elektrik depolanabilecek. Bu elektrik, daha sonra ihtiyaç duyulduğu anda kullanılan hatlara aktarılabilecek.

Nicolas Sarkozy döneminde bakanlık da yapan NW Genel Direktörü Yves Jégo’ya göre, yenilenebilir enerji kaynaklı elektrik üretiminin artmasıyla birlikte depolama konteynerlerine olan ihtiyaç da artacak. Fransa’da bağımsız bir kuruluş olan Enerji Düzenleme Komisyonu (CRE) tarafından yayınlanan bir raporda da yenilenebilir enerjinin arttırılmasına dair hedeflerin tutturulabilmesi için depolama kapasitesinin de arttırılması şart.

DEPOLANMAZSA ÜRETİM AZALACAK

Güneş ve rüzgâr kaynaklı elektrik üretiminde depolama kapasitesinin arttırılmaması halinde, özellikle yılın belli dönemlerinde artan üretimin belli bir noktadan sonra durması söz konusu. Zira ihtiyaç fazlası elektrik üretildiğinde güneş panelleri veya rüzgâr türbinleri, durduruluyor. Depolama sayesinde ise güneşin veya rüzgârın bol olduğu günlerde dolan kapasitelerin üstünde elektrik üretmek ve hatların 50 hertz frekansında tutulması mümkün olabilecek.

İHTİYAÇ HALİNDE NÜKLEER VEYA KÖMÜRE BAŞVURULUYOR

Fransa’nın yanı sıra Almanya’da depolama konusundaki çözüm yolları bulunuyor. Ancak bu, Almanya’nın çok daha fazla karbondioksit (CO2) salmasına neden oluyor.

Rüzgâr ve güneş kaynaklı elektrik üretiminde Fransa’dan çok çok önde gelen Almanya’da, rüzgârlı veya güneşli günlerin azalması halinde kömür santralleri devreye konuluyor. Fransa’da ise elektriğin yüzde 70’in üzerinde elde edildiği nükleer santrallerin kapasitesi arttırılıyor.

Ancak kömür santrallerinin nükleerden onlarca kat fazla CO2 saldığı biliniyor. 2017 rakamlarına göre Fransa’nın CO2 salınımları 350 milyon ton olarak hesaplanırken, Almanya’da bu 800 milyon tona kadar çıkıyor. 2005 yılına oranla Fransa’da salınımlar yüzde 10 ila 20 arasında düşerken, yenilenebilir enerji kaynaklarını giderek arttıran Almanya’da ise düşüş, yüzde 5’le sınırlı kalmıştı.

8 MİLYAR EURO KAYNAK AYRILMIŞTI

Sadece Fransa’da kamuya ait EDF şirketi üzerinden elektrik depolanabilmesi için 8 milyar Euro ayrıldığı duyurulmuştu. Ancak bu yatırımlar konusunda özellikle yer sorunu nedeniyle henüz ciddi bir adım atılmadığı biliniyor.

Fransız kuruluşu CRE tarafından yayınlanan bir raporda da depolama kapasitesinin acilen yükseltilmesi gerektiğinin altı çizilmişti.

AB’NİN GETİRDİĞİ REZERV ZORUNLULUĞUNA CEVAP OLABİLİR

Yenilenebilir enerji kaynaklarından daha fazla yararlanılmasına imkân tanıyacak depolama konteynerlerinin arttırılması, aynı zamanda Avrupa Birliği (AB) tarafından getirilen bir yükümlülük açısından da önemli.

AB Komisyonu’nun aldığı bir kararda, Avrupa’nın herhangi bir ülkesinde yaşanacak elektrik enerjisi sorununda en geç 15 dakika içinde devreye girecek şekilde rezervler oluşturulması isteniyordu. Böylelikle, herhangi bir ülkede yaşanacak elektrik enerjisi kıtlığında kıtanın diğer ucundaki bir diğer ülkedeki rezervler devreye girebilecek. AB, her ülkenin en az bir nükleer santralin günlük üretimi kadar düzeyde elektriği rezerv olarak tutmasını şart koşuyor.

MALİYETİN AZALMASI ÜRETİMİ ARTTIRACAK

Yenilenebilir enerji kaynaklı elektrik üretiminin arttırılmasını sağlayacak depolama konteynerlerinin sayısının arttırılabilmesinin önündeki engellerden biri olarak, bunların maliyetleri gösteriliyordu. Bloomberg tarafından yayınlanan bir habere göre, 2010 ile 2018 yılları arasında bu konteynerlerin içindeki stoklama baterilerinin maliyeti yüzde 85 oranında azaldı.  

Continue Reading

Yaşam-Ekoloji

Rapor: Su kıtlığı yeni felaket risklerini artırıyor

AleviNet

Published

on

Küresel ısınma kendini aşırı sıcaklar, artan sel felaketleri ve kuraklıkların yanı sıra temiz suya ulaşım ve bu suyun dağıtımında yaşanan sıkıntılarda da belli ediyor.

2019 Dünya Risk Raporu, temiz suya erişim ve bu suyun dağıtımında sıkıntı yaşayan ülkelerin, olası doğal felaketlere karşı da daha zayıf ve kırılgan bir yapıya sahip olduğunu ortaya koyuyor.

Çeşitli yardım örgütlerini bünyesinde barındıran “Kalkınma Yardım Eder” adlı birlik ile Bochum Ruhr Üniversitesi’ne bağlı Barışı Güvence Altına Alma ve İnsani Uluslararası Hukuk Enstitüsü tarafından hazırlanan rapor, 180 ülkedeki felaket risklerini doğal felaketler ve toplumların bu felaketlere dayanma gücü üzerinden analiz ediyor.

Sorun sadece suyun az olması değil

Raporda temiz suya erişim ve suyun yol açtığı tehlikelerden korunmaya, “Su güvenliği” başlığı ayrıldı. İklim değişikliğinin su bazlı sorunları sadece suyun az olduğu bölgelerde değil, dünyanın her yerinde artırdığı raporun dikkat çekici tespitlerinden biri.

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI