Connect with us

.

Gülfer Akkaya

Anneler günü ve Alevi kadınların politik tutumu

GÜLFER AKKAYA

Published

on

Farklı tarihlerde kutlansa da dünyanın her yerinde anneler günü var ve kutlanıyor.

O gün anne olan kadınlar çocukları, kocaları, erkek akrabaları başta olmak üzere, iktidar dahil yere göğe sığdırılamıyor.

Bu durum biraz da siyasi partilerin seçim zamanlarında kadınları yere göğe sığdırmamasını anımsatıyor.

Herkes annesinden, onun nasıl harika bir anne olduğundan, o annenin çocuğu olduğu için kendini nasıl mutlu ve şanslı hissettiğinden bahsetti yine. Böyle yapanlar kendi annesi dışındaki anneleri değersizleştirdiklerinin bile farkında olmadılar.

E tabi kutlanacak gün olunca bunun bir de hediyesi oluyor. Çiçekler, çoraplar, elbiseler, seksi iç çamaşırları, çok az da olsa ziynet eşyası alanlar… Ve ağırlıklı olarak tencere, tavacılar.

Annelerine o kadar aşıklar ki, ona aldıkları hediye yine annelerini ev içinde köleleştiren, kendilerine (evlat ve kocalara) hizmetçileştirilen hediyeler oluyor. O tavalar, kek kalıpları, tencerelerle ne leziz yiyecekler pişecek…

O yiyecekleri kocalar, evlatlar doymak nedir bilmeden tüketecekler.

Hele annelerine torun baktıran evlatlar iki kere sevinecek. Çünkü o yemekleri hem kendileri yiyecek hem de bakması için annelerine bıraktıkları çocukları yiyecek.

Ah aile denen kadın emeğinin sömürüldüğü kurum… Sen nelere kadirsin. Kadınların karşılıksız emeği ile nasıl da evlatların, kocaların, akrabaların doymak, bitmek bilmez isteklerini hep ama hep karşılarsın.

Anneleri bu kadar yere göğe sığdırmayan evlatlar (kadın-erkek) durup kaç kez düşündüler acaba annelerinin anne değil kadın olduğunu.

Kaç kere anne adıyla üzeri örtülen kadının anılarını, duygularını, arzularını, hayallerini merak ettiler.

Anne ve babaları ile mutlu aile tablosu fotoğrafları çekerken ihtimal ya belki de annelerinin koca adlı adamla aynı karede bile görünmek istemediğini hiç akıllarına getirmeyecekler.

Kaç evlat (kadın-erkek) gerçekten anne ve babalarının ilişkisinin farkında.

Kaç evlat (kadın-erkek) annelerinin, kendilerinin ve babalarının şiddetine maruz bırakılmış olabileceğini düşünüyor.

Kariyer yapmak isteyen kaç kadın, çocuklarını annelerine yükleyerek onun emeğini karşılıksız olarak sömürdüğünün farkında. Ve bunun bir gülücükle ödenemeyeceğinin…

Psikolojik sorunlardan dolayı en çok ilaç tüketen cinsin kadınlar olduğunu biliyoruz. Etrafımız böyle kadınlarla dolu. İlaç alıyorlar çünkü mutsuzlar. En çok da evlilikleri, kocaları konusunda şikâyet ediyor kadınlar. Ve bunu dillendiremiyorlar. Mutlu aile oyununu oynamak zorundalar. Ama işte kadınlar yine de karşısındaki kadının mutsuzluğunu, yaşadıkları sorunları biliyorlar. Çünkü kendileri de benzer oyunu oynamakta.

Anneler gününü kapitalizmin pazarını canlandırma günü diyerek reddedenler, o anneleri kendilerinin eviçinde sömürmelerinden hiç bahsetmiyor nedense. Eviçindeki sömürünün üzeri sevgi, duygu seli, nemli gözler ve hediyelerle örtülmeye çalışılıyor.

Oysa kadınların önemli bir kısmı artık anneler gününün erkek egemen sistemdeki kadın emeğinin, bedeninin ve kimliğinin en başat sömürüleri arasında olduğunu söylüyor yıllardır.

Erkek egemen sistemin (kapitalizm burada erkek egemen sistemin işbirlikçisi, anneler gününün esas faydalananı değil) her yıl anneler günü kutlamalarında feministler buna karşı eylemler, açıklamalar yapmakta. Anneler günü yutturmacasına karşı bu tutum dünya genelinde oldukça güçlü.

Ancak yine de bazı kesimler sanki bu karşı duruş yokmuş gibi davranmakta.

Alevi kurumları da bunların arasında.

Örgütlü Alevi kurumlarında kadınların gündemlerine ısrarla ailenin eleştirisi giremiyor. Alevi kurumlarında kimi örgütlü kadınlar dahil olmak üzere Alevi ailelere hala güzellemeler yapılmakta. Öyle ki Alevi ailelerindeki erkek şiddeti bile bu kurumlarda olması gerektiğinin çok altında gündeme geliyor. Ve zaten Alevi kurumlarında henüz erkek şiddetine karşı politik bir tutum görmüyoruz. Tüzüklerde erkek şiddeti başlıkları yok.

Bu konularda çabalayan çok az sayıda kadın arkadaş var ve onlar da tahmin edeceğiniz gibi çokça zor koşullar içinde bu çalışmaları yapıyor.

Kendisini ilerici, demokrat gören Alevi toplumunda evlilik yaşının düştüğünü, Alevi genç kadınlarında evlenme acelesinin ve “heyecanının” arttığını görüyoruz. Genç yaşta annelerin çoğaldığını biliyoruz.

Ve bunları dert edinecek kadın birimleri olmak yerine anneler günü kutlamalarına devam ediyoruz.

Kadınların, sadece annelerin değil, kadınların emeklerinin karşılığını erkekler ödeyemez. Bu nedenle politik olarak “Erkeklerden alacaklıyız” sloganı var feminist hareketin. Anne olan kadınlara hediyeler alınıp verilebilir, teşekkürler edilebilir. Ama bunun politik bir güne dönüştürülmesi, bir tek güne sıkıştırılması, erkek egemenliğinin ekmeğine yağ sürecek şekilde yapılması, kadın emeğinin sömürüsünün üzerinin örtülmesinin hedeflenmesi, eviçi sömürü ile kadınlıktan çıkartılarak anneleştirilen kadınların kutsanması, böylece kadınların bölünerek makbul kadın-makbul olmayan kadın ikiliğine sokulmasını kadınlar kabul edemez.

Bu, erkeklerin kadınları böl-yönet politikasıdır.

Bahsettiğimiz şey kadınların anne olması ya da olmaması değil. Annelik başka, anne başkadır. Eleştirimiz anneliğe.

Ayrıca doğurmamak da tıpkı doğurmak gibi kadınların kararıdır ve saygıyı hak eden bir siyasi tavırdır.

Örgütlü Alevi kadınların anneler günü konusunda olabildiğince dikkatli ve politik olması gerekir.

Alevi kadın örgütlenmeleri sanki bu eleştiriler yokmuş gibi Alevi kurumlarında anneler günü kutlaması yapmamalı. Annelik konusunu enine boyuna tartışmayı önüne koyacak buluşmalar örgütlemeyi hedeflemeli.

Kadın politikası kadınlar lehine yapılan politikadır. Kadınları güçlendiren politikadır. Anneliği öven, anneler gününü kutlayan kadın kurumları bilmeli ki bunu yaptığında en basitinden kadınları doğuran-doğurmayan diye ikiye ayırmakta ve doğuranları kayıran bir tarafta yer almaktadır.

Bunu erkeler de yapıyor. O halde bu nasıl bir kadın politikasıdır diye düşünmenin zamanı artık gelmedi mi?

 

 

Gülfer Akkaya

Eşitlikçi Alevilik eşitlik mücadelesi veren kadınlarla var olabilir

GÜLFER AKKAYA

Published

on

Alevilik inancında kadın erkek eşitliğinin olduğunu ama Alevilerde eşitliğinin olmadığını dillendirdiğimizde, Alevi toplumunda şiddet olduğunu konuştuğumuzda, kadın arkadaşların çok büyük bir kısmı bunlardan bahsedersek Aleviliğe zarar gelir kaygısı ile bizlere “Haklısınız ama bunları söylersek zaten Alevileri kötülemek için fırsat kollayanlara biz de malzeme vermiş olmuyor muyuz?” diyerek “Aleviliği korumaya” çalışıyordu. Neyse ki şimdilerde bu kaygı ve söylemler oldukça azaldı.

Başta çok sayıda erkek  olmak üzere, yanı sıra onlarla yan yana durmaktan çekinmeyen kimi kadınlar, erkek şiddetinden, eşitsizlikten, Alevi kurumlarında kadınlarla erkekler arasında cinsiyetçi işbölümü var diyenlere “Siz inancımızı kötülüyorsunuz, ortalığı karıştırıyorsunuz, bizi bölüyorsunuz” diyorlardı.

Erkeklerin ve onlarla yandaş olan kadınların söyledikleri erkeklerin çıkarını korumak içindi, Aleviliğin değil. Bunu zaten sık sık yazıp konuşuyoruz.

Tüm samimiyeti ve inancı ile Aleviliği gözü gibi korumak isteyen, seven kadınların tutumu bu kesimden tamamen farklı. Bu konu bu nedenle çok önemli.

Alevi kadınların bir kesimi neden hâlâ Alevi toplumundaki eşitsizliği, erkek şiddetini, cinsiyetçi işbölümünü konuşmaktan çekiniyor? Bu kaygının arkasında ne var? Bu kaygı aşılabilir mi? Aşılamazsa bunun kadınlar açısından bedelleri ne olur?

Öncelikle belirtmeliyim ki artık Alevi kadınların gündeminde, söyleminde, hedefinde açıkça erkek şiddeti var. Erkeklerce cinsiyetçileştirilmiş Aleviliğe karşı eşitlikçi Alevilik talebi var. Yönetim organlarına erkeklerin doluşmasına, kadınların dışlanmasına karşı itirazları var. Bunlar büyük değişimler. Alevi kadınlar için önemli aşamaların kat edildiğine ve edileceğine dair nefis emareler.

Alevi kadınlar bu konularda seslerini daha yükseltip, ana gündemlerini bu taleplerle sürdürdükçe erkekler yönetim, cinsiyetçi kurumlar değişmek zorunda kalacak. Çok değil, birkaç yıla kadınlar mücadelelerinin sonuçlarını daha çok alacaklar. Alevi erkekler değişmek zorunda kalacaklar.

Tüm bunlar olurken Alevi kadınların önünde önemli bir ikilik durumu var. Bu durumun Alevi kadınlarca çözülüp aşılması lazım.

Alevilik, çok fazla yerden, çok fazla saldırıya uğrayan, karalanmaya çalışılan, tanınmayan, devlet ve onun iktidarları tarafından belirlenmeye, tanımlanmaya çalışılan bir inanç olduğu için Alevi kadınlar bu saldırılara yenilerini eklememek, Aleviliği bu saldırılara karşı korumak için kendi sorunlarından bahsetmeme yolunu seçiyorlar. Çünkü Alevi kadınlar yaşadığı ailevi sorunları, Alevi erkeklerin kadınlara yaşattığı zulmü dillendirirlerse bunun Aleviliğe zarar vereceğini düşünüyorlar ve susuyorlar.

Alevi kadınların cinsiyetçiliği konuşmamasının nedeni bunu görmemeleri değil, ötekileştirilenlerin, “azınlıkların”, göçmenlerin bu konulardaki tutumları ile aynıdır. Bu tutumun nedeni toplumsal olarak altta olanların, ötekileştirilenlerin her türlü haksızlığa, saldırıya açık olmasıdır. Zaten böyle bir durumda olan toplumsal kesime, onun içindeki üyelerin eleştirisi, kimi konularda yüksek sesli itirazı muktedirlerce o topluma zarar vermek, karalamak, ayrımcı politikaları güçlendirmek için kullanılabileceği kaygısı.

Örneğin Avrupa’da çok rahat olduklarını iddia eden Alevilerin tepesinde Demokles kılıcı gibi duran “Aleviler demokrat ve eşitlikçi” söylemi yok mu? İlk olarak, Alevilerin demokrat ve eşitlikçi olduğu ne kadar doğru? Neden Aleviler böyle bir söylemleri sürekli olarak üretiyorlar? Bu zaruretin nedeni nedir? Ve Aleviler bu söylemi içeri (Aleviler) için mi, dışarı için mi üretiyor? Yoksa ikisi için mi? İkisi için üretiyorsa bu söylemin pratik sonuçları nedir? Kime, ne fayda sağlıyor? Bu söylemden erkekler nemalanıyor mu? Bu söylem kadınlara nasıl yansıyor? Onları toplumlarını hedefe koymamak için cinsiyetçiliğe, antidemokratik uygulamalara karşı susturuyor olabilir mi?

Bu büyük fotoğrafın ve stratejinin içinde Alevi kadınlar çıkıp “Ne demokrasi, ne de eşitlik yok. Dayak yiyoruz, baskı altındayız ve ağırlaştırılmış cinsiyetçilikle karşı karşıyayız” derse Alevi erkeklerce kurgulanmış bu “eşitlikçi-demokratik stratejinin” nasıl tuzla buz olabileceğini tahayyül etmek zor olmasa gerek. Ve bu yıkıntıların sebebi gösterilen kadınların üzerine yıkıntının sonuçlarının da nasıl boca edileceği… Kadınlara nasıl saldırılacağı? Biliyoruz ki kadınlar bu durumu ancak fikren ve fiilen örgütlü olabildiklerinde en az hasarla atlatabilirler.

Ayrıca zaten ötekileştirilen bir toplumun üyesi olarak kadınlar erkekler hakkında şikâyetçi dahi olmak için ağır baskı altında karar vermek zorunda kalırlar. Çünkü o zaman mesele erkek şiddetinden ziyade her daim Alevi toplumuna yöneltilen karalamalara dönüşerek Alevilere yönelik saldırıya dönüşebilir. Erkek şiddetinden şikâyetçi olacak kadını aynı zamanda inancını karalamamak kaygısı saracak.

Bu kaygılar Alevi kadınların evde, Alevi kurumlarında vb yaşanan cinsiyetçiliğe karşı Alevi kadınları durduran nedenler. İşte bu ikili durumun aşılması gerekiyor.

Mesela Alevi kadınlar göçmen oldukları ülkelerde bu kez hem Alevi hem göçmen oldukları için erkek şiddetinden şikâyetçi olmaktan vazgeçmek zorunda ya da çok fazla baskı altında kalarak şikâyetçi olmak durumunda kalırlar. Çünkü kocasından ya da babasından şikâyetçi olduğunda Aleviliğin yanı sıra sınırdışı edilebilme durumu ile karşı karşıya kalmak, bunun zorluklarını da göğüslemek zorunda kalacak. Üstelik ait olduğu toplumdan da dışlanabilecek. Toplumun iç sorunlarını dışarıya taşıyan “kötü kadın” olarak damgalanacak.

Oysa erkekler kadıncıl Aleviliği erkekleştirdiklerinde hiç böyle düşünmüyorlar. Üstelik kadınların bu hassasiyetlerini bildikleri için kendilerini durdurmaya çalışmak bir yana, bundan güç alarak cinsiyetçi politikaları sürdürüyorlar.

Kadınların inançlarına zarar gelmemesi için yaşadıkları cinsiyetçiliğe karı susmayı seçmeleri anlaşılabilir, ama kabul edilemez. Buna karşı çare kadınlarda kadınlık bilincinin yükselmesi ve kadın dayanışması. Kadınlar şunu unutmamalı, inanca zarar veren kadınların haksızlığa, cinsiyetçiliğe karşı başkaldırmaları değil, erkeklerin cinsiyetçiliğidir.

Ortada bir suç varsa o cinsiyetçiliktir. Bu suçu erkekler (ve şahsi çıkarları için onlara destek olan kimi kadınlar) işliyor. Bu suçu hem kadınlara hem eşitlikçi kadıncıl Aleviliğe karşı işliyorlar.

Alevi toplumuna gelecekse bir karalama buradan gelebilir, kadınların haklı mücadelesinden değil. Kadınların haklı mücadelesi ancak Alevilik inancını ve Alevi kadınları güçlendirir. Bu güç Alevi toplumunu değişime zorlar.

Alevi kadınlar çekinmeden, korkmadan erkek şiddetini hedef almayı, Alevi kurumlarında eşitlik politikaları üretmeyi ve eşitlikçi Alevilik inancının sesini yükseltmeyi sürdürmeli.

Eşitlikçi Alevilik eşitlik mücadelesi veren kadınlarla var olabilir.

Kadıncıl aşk ile.

 

not: yazı ilk http://avrupaforum.org adresinde yayınlanmıştır.

Continue Reading

Gülfer Akkaya

Madımak’ı AK’layanlar

GÜLFER AKKAYA

Published

on

Bu yıl Sivas, Madımak katliamının 25. yıl dönümüydü. Katliamın üzerinden 25 yıl, yani çeyrek asır geçmesine rağmen hala katliamla ilgili gerçek bilgiler gün yüzüne çıkmış değil.

Bu da katliamın devlet tarafından organize edildiği iddialarını güçlendirmekte.

Zira arandığı söylenen katliam sanığının yıllarca Sivas’ın merkezinde, karakola yakın adreste yaşadığının ortaya çıkması, Sivas davasının zaman aşımı ile sonlandırılması, katliamın gerçekleştiği Madımak otelinin katliamdan sonra yıllarca kebap salonu olarak çalıştırılması, Madımak Oteli binasının Utanç Müzesine dönüştürülmemesi de yine bu iddiayı güçlendirmekte.

Katliamda görev alanları koruyup kollayanların zaman içinde nasıl ödüllendirildiklerine tanıklık ettik hep beraber.

Katliam sanıklarının avukatları AKP’de milletvekili oldular.

Bu yetmezmiş gibi Abdüllatif Şener gibi katliamcıları cezaevinde ziyaret edip, kollayan biri AKP kurucusu oldu, AKP’de bakanlık yaptı.

AKP iktidarı döneminde “zaman aşımına” uğratılarak kapatılan Madımak davası için Erdoğan “Karar hayırlı olsun” demişti.

Seçimler öncesi AKP’nin İstanbul mitingine çağırdığı ve mitinge “milli duygularla katıldığını” söyleyen Tansu Çiller katliam yapıldığında Başbakandı ve katliamın hemen sonrası “Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir” demişti.

Yine katliamın yapıldığı sırada Sivas Belediye Başkanı olan Temel Karamollaoğlu Refah Partiliydi ve şimdilerde yine refah Partisi’nin devamı olan Saadet Partisi’nin genel başkanı.

Bugün CHP Konya milletvekili olan Abdüllatif Şener katliam yapıldığında Refah Partisi Sivas milletvekili idi. Sivas’a yaptığı bir ziyaret sırasında Madımak katliamı tutuklularını cezaevinde ziyaret etmekten çekinmeyecekti.

Madımak katliamının araştırılması için mecliste kurulan araştırma komisyonunun Madımak raporuna şerh koyacak ve katliamın nedenleri arasında Aziz Nesin’in halkı tahrik etmesini gösterecekti. CNN Türk’deki habere göre katliam yapıldığında Sivas Belediye Başkanı olan Refah Partili Temel Karamollaoğlu saldırgan kitle Madımak Oteli’nin önündeyken yanlarına gittiğinde, “Mücahit Temel” sloganlarıyla karşılanacak “Bir defa şöyle bir fatiha okuyalım. Şunların ruhuna el fatiha diyelim” diyecekti.

Temel Karamollaoğulları 24 Haziran seçimleri sırasında katliamda öldürülenleri sorumlu göstererek, dalga geçercesine “Camları açmadılar” diyebilecek kadar kibirli biri.

Bu sözlerin sahibi olan Karamollaoğlu da, Abdüllatif Şener de geçmişlerini unutturarak ne yazık ki temiz, dürüst, demokratik, nefretin olmadığı bir Türkiye palavrası sıkmaktan geri durmuyor, Kaaramollaoğlu bir de seçim süresince solcu jargondan alıntılarla oy devşirmeyi amaçlıyordu.

Yazık ki Abdüllatif Şener de, Temel Karamollaoğu da kamuoyumuz tarafından karşılık buldu, allanıp pullandı. Demokrat Müslümanlar olarak hemencecik kabul edildiler. “Bu kişiler Madımak katliamında yakanlardan yana tavır aldılar ve bugün de bu konuda özeleştirel bir söylem ya da tutumları yok” denildiğinde ise “Evet ama zaman değişti, bunlar da değişti” diyenler talep edilen yüzleşmenin, özür dilemenin önünü kestiklerini ya fark etmediler ya da umursamadılar.

Ülkenin en büyük katliamları arasında yer alan Madımak katliamı ne yazık ki bu “toplumsal hafızasızlık” sayesinde bir de vicdanlarda “zaman aşımına” uğramış oldu.

Her yıl Madımak katliamı için “unutmadım aklımda” demenin sadece hafıza tazelemek amaçlı olmadığını, aslında toplumsal yüzleşmenin sağlanması, baş sorumlu olan devletin özür dilemesi, katliamın gerçek sorumlularının yargı önüne çıkartılıp hak ettikleri cezaları alması için söylendiğini anımsamakta fayda var.

Çünkü orda kaldı yanağımızın yarısı, üstelik kendini boşlukla tamamlayamıyor. Adalet istiyor. Ve yıllardır o el omuzlarımızdan aşağı sarkmış halde onu tutmamızı bekliyor.

Yüzleşeme olana dek Madımak bir ıslık, zihnimizde çalıyor.

Continue Reading

Gülfer Akkaya

Toparlanın, direniyoruz

GÜLFER AKKAYA

Published

on

Bu seçimin kazananı HDP oldu. Tüm baskı, şiddet, hukuksuzluk, yolsuzluk, usulsüzlüklere rağmen HDP’nin meclise girmesi engellenemedi.

HDP, toplumun önemli bir kesiminin temsilini ve iradesini omuzlarına yükleyerek demokratik zeminde siyaseti sürdüreceğini bir kez daha gösterdi.

Ülkede baraj siyasetlerinin kendilerini engelleyemeyeceğini ve biat etmeden yapılan siyasetle ülkenin 3. partisi ve aynı zamanda anamuhalefet partisi olunabileceğini ispatladı.

Erdoğan başkan oldu. Ama OHAL koşullarında, devlet desteği ile yürütülen bir seçimle ve çok sayıda usulsüzlüklerle başkan olabildi. Yani adil koşullarda yarışılsaydı kazanamazdı, burası kesin. Bu nedene seçilmesi meşru değil.

Bu seçimlerde de AKP oy kaybetmeye devam eden bir parti oldu. Ve meclis çoğunluğunu yitirdi. Bu durum AKP’yi hiç istemediği koalisyona mecbur etti. Bu koalisyonun nasıl yürüyeceğini de önümüzdeki günlerde göreceğiz. Zaten kokusu daha seçim arifesinde çıktı.

Erdoğan tek adam olarak sarayında rahat ama canı mecliste zaman zaman sıkılacak gibi.

İyi Parti seçim boyunca öne sürdüğü iddiasını tutturamadı. Öyle ki seçim akşamı seçmenlerinin karşısına dahi çıkamadı ve ikinci bir moral bozukluğunu böyle yaşadı İyi Parti seçmenleri.

İyi Parti’nin HDP’den az oy alması, halkın tutuklu Demirtaş’ı, ikide bir elini sallayarak bağıran Akşener’den daha çok takdir etmesi de Kürt siyasetçilere terörist diyen Akşener’e dert ve ders olsun.

Yine de mecliste MHP’nin yanı sıra İyi Parti’nin olması ilginç olacak. Hele böyle bir dönemde.

Bu seçimlerdeki en büyük şaibe MHP’nin nerdeyse başından beri hiç değişmeyen oy oranlarında gözlendi.

Seçim sonuçları bir daha gösterdi ki MHP’nin oy oranı kendisinin siyasi temsilinden çok AKP’nin meclis matematiğine hizmet etmeye yönelik hesaplanmış. Bu da bahsi geçen şaibeyi güçlendiren bir durum.

CHP ve İnce’ye gelince. Bu seçimde CHP iki şeyi amaçladı. Kurduğu koalisyonla mecliste AKP-MHP çoğunluğunu engellemek ve İnce ile Erdoğan’ı yenmek.

Meclise koalisyon sayesinde İyi Parti ve Saadet Partisi de girmiş oldu ama bu durum meclis matematiğini Erdoğan aleyhine çevirmeye yetmedi. Matematiksel sonuç değişmese de meclise iki yeni parti girdi. Bu durum olumlu-olumsuz birçok açıdan yeniliklere gebe. Oy kaybeden AKP gerçekliğini de unutmadan yeni meclisin tablosuna bakmak önemli.

İnce konusuna gelince. Seçim gecesi basının karşısına geçip kendisine oy verenlere açıklama yapmaması, gazeteciye mesaj atması hataydı. Aslına bakarsanız sonuçlar İnce açısından o kadar kötü değil. Evet kazanamadı ama aldığı oy azımsanamaz. Üstelik baskın bir seçimle bu oyu aldığını unutmamak gerekir. Ayrıca çok uzun süre sonra CHP seçmeni ve başka seçmenler üzerinde yapabiliriz hissini yaratabildi. Ülkeye heyecan verdi. Ama seçim akşamı karşımıza çıkmaktan korkması ile henüz liderliğe yeterince hazır olmadığını da gösterdi.

Bugün (pazartesi) yaptığı basın açıklaması ile yapığı hata nedeniyle özür diledi. Bu da önemi. Kaybedişinin nedenlerini açıklarken hesap hatası yapmış olduklarını söyledi. Demirtaş ve Akşener’in yüzde 12 oy alabileceklerini hesap ettiklerini ve bu hesapla ikinci tura kalabileceğini açıkladı. Açıkçası anket şirketleri ve neredeyse herkes böyle hesaplar yapıyordu.

Ama hala ortada kalan bir soru var. Adil olmayan bu seçimdeki usulsüzlük yüzde 2-3 oranında olmuş olabilir mi?

İşte bu sorunun cevabı yok. Olmayınca da seçimler meşru olamıyor.

Bu seçimlerin esas kazananı bence toplumsal ittifaktı. “Bir dahakinde yapabiliriz”e işaret eden bugünkü sonuçları küçümsemeden kurduğumuz toplumsal ittifakı büyütmeyi hedefleyerek yolumuza devam edebiliriz.

Bugün olmadı. Tamam.

Ama yarın olmayacağını düşünmemeliyiz. Hem matematiksel hem toplumsal ivme bizden yana.

Toparlanın, direniyoruz.

 

 

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI