Connect with us

.

Politika

Demirtaş’ın tutukluluğuna karşı çıkan hâkim, 6 sayfa muhalefet şerhi yazdı: Anayasa, yasalar ve AİHM kararları ihlal ediliyor!

AleviNet

Published

on

HDP’nin 4 Kasım 2016’da gözaltına alınarak yaklaşık 19 ay önce tutuklanan cumhurbaşkanı adayı Selahattin Demirtaş’ın tahliyesi için yaptığı başvuru reddedildi. Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi, oy çokluğuyla Edirne F Tipi Cezaevi’nde bulunan Demirtaş’ın tutukluluk halinin devamına karar verirken; bir üye hâkim karşı oy kullandı. Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi üyesi hâkim Cengiz Aydıner, çoğunluk kararına yazdığı 6 sayfalık muhalefet şerhinde; Demirtaş’ın tahliye edilmemesiyle, seçme-seçilme hakkı ve temel hakları düzenleyen Anayasa maddeleri ve yasalar ile AİHM kararlarının ihlal edildiğini vurguladı. “Karşı oy” yazısında Demirtaş’ın tutukluluğu, “seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkına yönelik ağır bir müdahale” olarak nitelendi ve kararın “demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı” olduğunun altı çizildi.

Demirtaş’ın tutukluluk halinin devam etmesi kararına ‘kuvvetli suç şüphesinin varlığı, suçların tutuklama nedeni olarak öngörülen katalog suçlardan olması, sanığın adli makamlar huzuruna kendiliğinden gitmeyeceğini belirtmesi ve savunmasının tamamlanmamış olması ile adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağı’ gerekçe gösterildi.

Karşı oy yazısının öne çıkan bölümleri

Karara şerh düşen hâkim ise 6 sayfalık bir “karşı oy” yazısında, Anayasa, ilgili yasalar ve Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca aynı konuda farklı hükümler taşımaları durumunda iç hukuka göre önceliği bulunan AİHM kararlarına işaret ederek, Demirtaş’ın tahliye edilmesi gerektiği görüşünü dile getirdi. Demirtaş’ın tutukluluk halinin devamı kararına eklenen “karşı oy” yazısında öne çıkan bölümler şöyle:

“Sanık Selahaddin Demirtaş müdafilerinin 15.05.2018 havale tarihli dilekçesindeki talebi, Ceza Muhakemesi Kanununun 100.-108. maddeleri ile birlikte ve ayrıca sanık hakkındaki tutuklama ve tutuklamanın devamı kararlarının yasama dokunulmazlığı olan sanığın hakkındaki tutuklama ve tutuklamanın devamı kararlarının yasama dokunulmazlığı olan sanığın anayasa değişikliği ile hakkında soruşturma işlerine başlanabilmesi nedeni ile Anayasa gözönünde bulundurularak değerlendirilmelidir.

TC Anayasası’nın kişi hürriyeti ile güvenliği başlıklı 19. maddesi, seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakları başlıklı 67. maddesi, temel hak ve hürriyetin sınırlanması başlıklı 13. maddesi ve temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılmaması başlıklı 14. maddesi talep ile ilgilidir.

Anayasanın özellikle seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkının düzenlendiği 67. maddesinin 1. fıkrasında yer alan vatandaşlar, kanunda gösterilen şartlara uygun olarak seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasi parti içinde siyasi faaliyette bulunma ve halkoylamasına katılma hakkına sahiptir ibaresinden Anayasanın seçme ve seçilme hakkına aynı maddede yer vererek seçme ve seçilme hakkını doğrudan bağlantılı olduğu vurgulanmıştır. Seçme hakkı adayların kendisini seçmene tanıtması hakkını da içerir.

Seçilme hakkının ‘kendini seçmene tanıtmak’ unsuruna dikkat çekildi

Cumhurbaşkanı Seçimi Kanununun propaganda başlıklı 13. maddesinde yer alan hükme göre, cumhurbaşkanı adayları seçilme hakkının unsuru olan kendisini seçmene tanıtma faaliyetlerini nasıl yürütecekleri, atıf yapılan Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun seçim propagandası başlıklı 2. kesiminde seçim döneminde yapılacak propaganda ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.

Anayasanın milletlerarası andlaşmaları uygun bulma başlıklı 90. maddesinin 5. fıkrasına göre kanun hükmünde olup, temel hak ve özgürlüklere ilişkin olduğundan aynı konuda farklı hükümler içeren kanunlarla aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle tahliyesini talep eden kişinin özel durumunun dikkate alınması ve bu anlamda tutukluluk gerekçelerinin kişiselleştirilmesi bir zorunluluktur. Başvurucunun tahliye taleplerini inceleyen mahkemeler, bu talepleri reddederken gerekçelerini yeterince kişiselleştirmemiş, aynı zamanda milletvekili seçilmiş olan başvurucunun kaçacağına ya da delilleri karartacağına dair inandırıcı somut olgular ortaya koyamamıştır.

(…)

Seçme ve seçilme hakkından yoksun bırakma hangi şartlarda uygulanabilir?

6771 nolu Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 18. maddesine göre 24/06/2018 tarihinde yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimi sonucunda cumhurbaşkanının göreve başladığı tarihte yürürlüğe girecek olan 6771 nolu Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanununun 8. maddesi ile değişik Anayasa’nın 104. maddesindeki cumhurbaşkanı görev ve yetkileri göz önünde bulundurulduğunda seçilecek cumhurbaşkanı yasama yetkisine sahip olduğundan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin Ek 1 nolu Protokolün serbest seçim hakkı başlıklı 3. maddesi de talebin değerlendirilmesinde dikkate alınmalıdır.

AİHM bu maddeye ilişkin içtihatlarında kişilerin seçme ve seçilme hakkından ancak şu şartların birlikte gerçekleşmesi halinde yoksun bırakılabileceğini kabul etmektedir:

* Seçme ve seçilme hakkından yoksunluk halleri kanunla düzenlenmelidir,
* Ölçülülük ilkesine uygun olmalıdır,
* Akıl hastalığı nedeniyle kısıtlananlar veya ağır suçlardan hüküm giyenler seçme ve seçilme hakkından yoksun bırakılabilir,
* Siyasi haklardan yoksunluk veya akıl hastalığı nedeniyle kısıtlanma mutlaka bir mahkeme kararma dayanmalıdır.

Başvurucunun milletvekili seçildikten sonraki tahliye talepleri ilgili mahkemeler tarafından reddedilmiştir. Önceki başlıktaki inceleme sonucunda başvurucunun milletvekili seçildikten sonraki tahliye taleplerinin reddine ilişkin kararlarda başvurucunun seçilme ve temsil hakkıyla yargılamanın tutuklu olarak sürdürülmesindeki kamu yararı arasında makul bir dengenin gözetilmediği, dolayısıyla Anayasa’nin 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiğine karar vermiştir.

“Demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olduğu söylenemez”

Başvurucunun makul olmayan bir şekilde tutuklu kalması, yasama faaliyetlerine katılmasını engellemiştir. Başvurucunun milletvekili olduktan sonra tutuklu kaldığı süre de gözetildiğinde, seçilme ve milletvekili olarak siyasi faaliyette bulunma hakkına yönelik bu ağır müdahalenin ölçümü ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olduğu söylenemez.

Sanık Selahattin Demirtaş’ın 23. dönem Diyarbakır, 24. dönem Hakkari, 25. ve 26. dönem İstanbul milletvekili olarak seçilmiş olması, Barış ve Demokrasi Partisi eş genel başkanlığı ile Halkların Demokratik Partisi eş genel başkanlığı görevlerini yürütmüş olması, 2014 yılında ilk defa halk oyuyla yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminde aday olmuş olması ve özellikle hükümlü değil tutuklu olması nedenleri ile 24/06/2018 tarihinde yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimine aday olmasının sadece salıverilmesini sağlamak amacıyla yapıldığını söylemek mümkün değildir.

Türk siyasi hayatında uzun süredir milletvekilliği, siyasi parti genel başkanlığı yapmış ve bir önceki cumhurbaşkanı seçiminde aday olmuş, 24/06/2018 tarihinde yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminde adaylığı kesinleşen sanık Demirtaş’ın iddianamede yüklenen suçlar ve fiiller ile tutuklu kaldığı süre göz önünde bulundurulduğunda cumhurbaşkanlığı seçimi süresince tutuklu kalmasının yukarıda açıklanan serbest seçim hakkını özünden zedelemesi ve bu hakkın etkin kullanımını engellemesi Anayasanın 13. maddesinin 1. fıkrasının 2. cümlesindeki temel hak ve hürriyetlerin sınırlanmasının özlerine dokunulmayacağı ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı hükümlerine uygun olmaması nedenleri ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 67. maddesinin 1. fıkrasındaki. Cumhurbaşkanı Seçimi Kanununun 13. maddesindeki Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun seçim propagandası başlıklı 2. kesimindeki, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Ek 1 nolu Protokolün 3. maddesindeki haklarını kullanabilmesi için Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 13. maddesinin 1. fıkrasının 2. cümlesi, 67. maddesinin I. fıkrası ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Ek 1 nolu Protokolün 3. maddesi gereğince Ceza Muhakemesi Kanununun 109. maddesinin 3. fıkrasının a bendine göre yurt dışına çıkmamak adli kontrolü uygulanmak sureti ile salıverilmesine karar verilmesi gerektiği kanaatindeyim.”

 

Politika

Almanya ‘güvenli bölge’den bihabermiş!

AleviNet

Published

on

Geçtiğimiz günlerde Sol Parti milletvekili Gökay Akbulut, Ankara ile Washington’un arasında anlaşmaya varılan “güvenli bölge” ve Türk Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Rojava Kürdistanı ile Suriye’nin kuzeyine yönelik tehditlerini Federal Meclis Bilimsel Hizmetler Dairesi’ne sormuştu.

“Bilirkişi” konumundaki daire, Rojava Kürdistan’ın sınırında kurulan “güvenli bölge”nin uluslararası yasalara aykırı olup olmadığını ve Almanya’nın Erdoğan’ın işgal tehditleri karşısındaki yaklaşımına ilişkin kısa bir rapor hazırladı. Uluslararası medya kuruluşlarında çıkan haberlerin bir özeti andıran raporda Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine yönelik saldırı planlarına ilişkin somut bilgilerin olmadığı ifade edildi.

ALMANYA’NIN POZİSYONUNU AÇIKLAMADILAR!

Raporu hazırlayan uzmanların “Güvenli bölge” tartışmalarına ilişkin Almanya’nın pozisyonu açıklamaktan kaçındıkları görülürken, Angela Merkel’in başbakanlığındaki hükümet adına şu açıklamayı yapmaları dikkat çekti: “Federal Hükümet Türkiye- Suriye sınırında durumu tespit edecek bir malumata sahip değil.”

Türk devletinin Rojava ve Suriye’nin kuzeyine yönelik tehditleri için ise Federal Meclis Bilimsel Hizmetler Dairesi “meşru müdafaayı” gerektirecek gelişmelerin olmadığını ifade ederek, YPG güçlerinin sınırdaki ağır silahlarını çektiğine dair medyada çıkan haberleri hatırlattı.

Türkiye’nin Suriye politikası çerçevesinde Ankara rejimine silah ihracatının devam edip etmeyeceğine ilişkin soruya ise Bilimsel Hizmetler Dairesi, bu konuda 2 Şubat 2018’de açıklanan raporun geçerliği olduğunu bildirdi. Türk devletinin Efrîn’e Alman yapımı Leopard tanklarıyla saldırısı sonrasında Sol Parti’nin talebi üzerine daire “Türkiye’ye yapılan tank ihracatının şu anki veriler ışığında uluslararası hukuku ihlal etmiyor” görüşünü öne sürmüştü.

Continue Reading

Politika

Van’dan Soylu’ya: Çok kalitesiz ve devşirmesin!

AleviNet

Published

on

19 Ağustos’ta Amed, Van ve Mardin büyükşehir belediyelerinin gasp edilmesine karşı 29 gündür Demokrasi Nöbeti adı altında oturma eylemleri yapılıyor.

Van’da Halkların Demokratik Partisi (HDP) İpekyolu İlçe Binası önünde devam eden eyleme, belediye eşbaşakanları, milletvekilleri, Barış Anneleri, HDP’liler, TJA’lılar, Kiği, Karakoçan, Adaklı, Yayladere ve Yedisu Sosyal Yardımlaşma, Kalkındırma ve Kültür Derneği’nin (KAYYDER) temsilcilerinin de içinde olduğu çok sayıda kişi katıldı.

Eylem yine polis ablukası altında gerçekleşti. “Kayyum idaresi değil halk iradesi” yazılı pankart açıldığı eylemde konuşan HDP Milletvekili Kemal Bülbül, Türk İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Amed ziyaretini sert bir dille eleştirdi.

Bu çerçevede esnaflara seslenen Bülbül, “Siz de gidin Süleyman’ın kapısında oturun. Süleyman’a deyin ki ‘Sen HDP’nin kapısında oturmak için bakan olmadın, sorunlara çözüm bulmak için bakan oldun.” şeklinde konuştu.

Bülbül, “Süleyman Soylu ve avanesi Kürt halkına, demokrasiye karşı her gün her dakika suç işliyor. Çocukları dağa gitmiş olan mazlum İnsanları kullanarak da suç işliyor. Biz o annelere diyoruz ki HDP’nin kapısı önünde oturmayın, içeri girin HDP çözüm kapısıdır. Süleyman Soylu çözüm bulamayıp tıkandığı için HDP’nin kapısına geldi” ifadelerini kullandı.

DEVLETİN BİR KAPISI YOK, SOYLU ÇOK KALİTESİZ

Bülbül, 17 bin faili meçhul cinayetin hesabının verilmesi gerektiğini belirtirken, katledilen Mehmet Sincar’ın, Musa Anter’in, Uğur Mumcu’nun, Bahriye Üçok’un hesabının verilmediğini hatırlattı.

HDP’li vekil Bülbül, “Sizin kapınızda bütün Türkiye’nin oturması lazım değil. Sizin kapınız olsa Pir Sultan Abdal’ın tabiri ile ‘Bizim sorunumuz kapının ipi ile değil, o kapının sahibi iledir.’ Ama kapı yok, düşmanlığın da bir adabı olur. Süleyman Soylu sen çok kalitesizsin” diye konuştu.

“SEN BİR DEVŞİRMESİN”

Hükümetin organizesiyle HDP Amed İl binası önünde oturan bazı aileleri ziyaret eden Soylu’ya seslenen Bülbül, şunları belirtti:

“Süleyman Soylu, avaneni de al git Kandil’de oturma eylemi yap. Çocuklar Diyarbakır’da değil, Kandil’de. Sizin yönteminizle siyaset yapılmaz. Şah Hüseyin Kerbela’da beklerken yanında kimse gitmedi. Çünkü; Yezit her kapıya bir asker dikmişti kimse gitmesin diye. Süleyman Soylu, her sokağa bir TOMA koymuş, diyor; ‘HDP’lilerin yanına giden yok’ diyor. Sen bu TOMA’yı, gözaltı furyasını, işkenceyi, baskıyı kaldır bakayım Van nasıl yerinden sarsılıyor. Sen bize siyaset öğretemezsin, sen bir devşirmesin. AKP’ye, Tayyip Erdoğan’a küfür ve hakaret ederek geldin. Sen Fethullah Gülen ile birlik oldun AKP’yi vurmaya çalıştın. Şimdi AKP ile birlik olup bizi vurmaya çalışıyorsun. Bu siyasetin adı, hokkabazlıktır, düzenbazlıktır.”

“Biz belediyelerimizi tekrar geri alacağız” diyen Bülbül, şunları ekledi: “Ya seçimle ya hukukla ama bir şekilde alacağız. Hakkımızı yerde bırakmayacağız. Bu gökten parlayan güneş, kıpırdayan yapraklar, Van halkı şahit olsun ki, dünya insanlığı şahit olsun ki Süleyman Soylu ve zihniyeti kaybedecek, haklar kazanacak. Eşitlik, özgürlük, barış ve adalet kazanacak. Hani tecridi kaldırmıştınız, hani söz vermiştiniz, hani Kürt Halk Önderi ile düzenli avukat görüşmesi olacaktı. Be hey yalancılar, be hey sahtekârlar bu ne biçim politikadır. Kendi sözünüzü tutmuyorsunuz. Kendi yasanıza uymuyorsunuz. Kendi yasanıza uyun. Sizin yasanıza göre Van’ın meşru başkanı Mustafa Avcı ve Bedia başkanımızdır. Kabul etmiyorsanız bunun adı faşizmdir.”

Bu açıklamaların ardından bir süre daha sloganlar ve ezgilerle oturma eylemi yapıldı ve sonlandırıldı.

Continue Reading

Politika

Taşçıer: Kürt sorunu çözülmeden kimse hakkını kullanamaz

AleviNet

Published

on

Mardin’de kayyum gasplarına karşı 29 gündür süren Demokrasi Nöbeti, HDP binası önünde devam etti. Eylemlerini Karayolları Parkı’nda yapmak isteyen HDP’lilere polislerce yine engel olunurken, zırhlı araç, gözaltı otobüsleri ve çevik kuvvet polisleri ile abluka altında tutulan il binası önünde oturma eylemi yapıldı. Oturma eyleminin ardından HDP Amed Milletvekili İmam Taşçıer açıklama yaptı.

YÜZ YILLIK İNKÂRA DİKKAT ÇEKİLDİ

Taşçıer, “Sadece bugün Kürt halkının iradesine kayyum atanmıyor. Tarihsel olarak baktığımızda 1924 yılında Türkiye’nin yeni Anayasası yapıldığında da Kürt halkı yok sayıldı. Bu da Kürt halkının iradesinin yok sayılmasıydı. Ardından yapılan değişikliklerde de Kürt halkının iradesi yok sayılmaya, Kürt halkı inkâr edilemeye bugüne kadar devam etti” dedi. Kürtlerin haklarını talep ettiklerini ve her dönem baskı ile karşılaştıklarını dile getiren Taşçıer, Şeyh Sait ve arkadaşlarının İstiklal Mahkemelerince idam edilmesini hatırlattı.

‘HER ŞEYDEN ÖNCE KÜRT SORUNU ÇÖZÜLMELİ’

Taşçıer, 31 Mart seçimlerine de değinerek, önceki dönem yapılan kayyum atamalarına rağmen halkın tercihini yine HDP’den yana yaptığını söyledi. HDP Milletvekili İmam Taşçıer, AKP-MHP’ye “Ne olursa olsun, bu halk size destek vermeyecek” derken, şunları da söyledi: “Kürt sorununu çözmek adına bir adım atılmadığı sürece, Kürt sorunu çözülene kadar Türkiye’de Kürt halkının da Türk halkının da haklarını kullanması mümkün değil. Demokrasi de Türkiye’de hayat bulamayacak. Öncelikle Kürt sorunu çözülecek, ondan sonra hep birlikte çalışabileceğiz, kendimizi yönetebileceğiz.”

 

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI