Connect with us

.

Bülent Felekoğlu

Aleviler Geçer Akçe, Alevilik Kalp…

BÜLENT FELEKOĞLU

Published

on

Aleviler Geçer Akçe Alevilik Kalp...

Hakk Aşkı, Xızır Hikmeti, Pirim Seyit Nesemi Nefesi ie…
Akle biçuk xwe jor digre, Çerçi erebe xwe gir digire
Cane Mangul xwe Gicik digre, gelo dile wi gire
Sofi kince xwe gewn digire, fele xwe talde digire
Pir u Peri rastın u rasteda ne, meydan nure, can tire.
Aklı küçükler kendini yukarda tutar, Arabasını büyük alır
Mankul olanlar kendini küçük görür, çünkü yüce yüreklidir.
Sofu eski elbise alır, huylarını kuytudan alır.
Pir u Periler ise doğrudur, ortadadır. Meydanları nur, canları kadimdir.
Ape Kekil

24 Haziran seçimleri, yoğun tartışmalar ve ekonomik bir krizle menziline doğru ilerliyor. Toprağı ve üretimi bitiren Beton iktidarı halkın İnançsal değerlerini de tüketerek sona yaklaşıyor. Cennet tacirliği fetbaz Simsarlığa dönmüş vaziyette. Lakin; 24 Haziran seçimleri  hepimiz açısından öğretici sonuçları şimdiden içinde barındırıyor. Alevi Halklar açısından daha da sonuç çıkarıcı bir seçim olacak.

Devlet dinamiği yoğun kriz içerisinde yumuşak bir geçiş planlıyor. Bu yönüyle  iktidarı da ikna etmek istiyor. Lakin CHP içerisinde Milletvekili tırpanlamaları sonuçları tartışmalı bir seçime tepki geliştirecek dinamikleri ve değişken dinamiklerde kayma yapabilecek bir portföy oluşturmuş görünüyor. Tabanın yüksek sesli muhalefetine rağmen. Bu durum açık bir uzlaşıyı da kamuoyunun önüne koymak demek. İnce çıkışları dengelenmek isteniyor. HDP artık Türkiyede Halkların Merkez Demokratik Partisi konumunda algılanıyor. Türkiye demokrasisi için Demokratik ısrarı bir geleneğe dönüştürmüş vaziyette.  Aleviler cephesinde yoğun bir sempatiyi hak etmiş görünüyor. Fakat siyaset alanlarında ki hassasiyet tanımayan Merkezi atamacılık vekil tayini en büyük eleştiri ve gönül kırıklığı olarak da bu seçimde önümüze konmuştur. Şımarıklık boyutuna varan yaklaşımlar olmuştur. Biz Aleviler için ise sürece cevap olamayan örgütsel dağınıklıkğımız bu yaklaşımları daha da pervasızlaştırmıştır. Ciddi ders çıkarmak lazım. Bu nedenle sözümüz çok da para etmiyor. Nicel varlığımız siyasetçilik açısından cezbedici sadece. Lakin iktidar da bu nicel yapımıza göz dikerek Cemevlerine yasal statü tanıyacağı lütfunda bulundu. 90 yıllık katmerli asimilasyondan kalanlarımızla devşirmeler  ile. Sonra da ilk icraat olarak Alevi adayların adaylıklarını düşürdü. Gelde inan. Aleviler siyasetçilik için Geçer Akçe sadece…

Gel gör ki Alevilik Kalp Akçe hiçbir dinamik buna bazı kendilerine Alevi deyip tarikat semalarında sarxoş gezenler de dahil. Binyılların Hakk Yol inancını muteber görmüyor. Sosyal, ekonomik, toplumsal çözümlemelerini yeterli görmüyor. Şehre geldik cıvıttık edalarında bazıları. Cübbeli tarikatçıların cübbelerine özenenler.  Kırbaçcı Şiilerin ictihatlarına ve milyon hurafesinden keramet çıkaranlar. Üç kuruşa, Beş köfte görenler. Yolda gördüğü tespih muamelesi yapanlar. Katliamlar yaşadık deyip toplumun dizlerinin bağını çözüp  bunun üzerinden rant sağlayanlar. Cümleniz Yola zararsınız. Geçen yazımızda bunlara değinmiştik. Lakin haklılığımız iki gün önce daha da açığa çıktı. Garip Dede Dergahına gelen Zöhre Ana tarikatına bağlı şahıslar tarikat namazı kıldılar. Çevredekileri de zorlayarak. Bu tarikatçı kesim Mevlana Kardeşlik Derneği diye misyon çalışması yapan yarı tasavvuf, yarı İttihatçı(ki istihbarat yetiştirmeleridir) Atatürk’ün Hz. Ali olduğunu söyleyen her köşede mesaj bekleyen Ocağı, Piri, Rayberi, Musahibi olmayan kendine gelen mesaj ile keramet sahibi olduğunu söyleyen yapılar. Kendilerine göre bir ekol olabilir. Lakin Zöhre Ana bir Sıdıka Avar özentisidir. Keraneti kendinden hasıldır. Ona biat edenlerin tercihidir. Lakin biz Aleviler için Pir u Peri Ocak harında pişer keramet ise cümle komundur. Bir kişi sadece kerameti taşımaz. Keramet çerağını uyandıran Taliptir. Talip yolun özüdür. Pir u Peri(Ana) can ikrarlaşmasıdır. Bu ikrar cümle kainatın sırrı hakikatidir. Her can Xızır nuru ile kendi donunda keramet sahibidir. Bu vesile ile biat değil. Hakk deryasından Xızır gayreti ile birbirine niyaz olan İtikat ile ikrarlaşır ve cümle varlığa Xızır olur. Her ibadetimiz Hakkın Emri rızasının görünür olan halidir.  Aleviler arasında ki bu misyon çalışmaları tanıdık olduğumuz faaliyetlerdir. Zöhre Ana’nın soyu, boyu nedir kimse bunu açmaz Yozgat’a nerden gelmiştir. Yaşam sürecinde Polis gözetiminde yürümesi, keramet gördüğünü söyleyenler, şifa bulduğunu söyleyenler. Denetimli bir organizasyonun sonucu mudur? Şüphe ile bakılmalıdır. Lakin Yehova şahitleri de böyle çalışıyor. Hem bizim ibadet işleyişimiz, sosyal yaşamımızın her anını içine alır. Cem bir toplumsal ikrarlaşma alanıdır. Ve rızalı toplumu betimler, tüm ritüeller bu temeldedir. Müsşidimizden, Talibe ve Hakk deryasında her can birbirine Taliptir. Her Meydan rıza ile ancak kurulur. Son kertede Hakk bile Yola taliptir. Zöhre Ana müridleri bu nedenle kutsalımız olan degahlarımıza gelip tarikat namazı kılmaları, rızamız olmadan Şov yapmaya çalışmaları, birde kendilerine Alevi demeleri kabul edeceğimiz bir durum değildir. Alevi değillerdir ama özgür iradeleri ile tabiki kendilerine Zöhre Ana müridleri diyebilirler. İbadetgahlarını yapabilirler. Ama Alevi dediğiniz anda binyılların birikimi inancın çeperine girersiniz. Bu çeperinde Yol dili İbadeti,İşleyişi bellidir. Sulandırmanın anlamı yok. Şimdi Ali’yi seviyorsunuz diye Alevi olamazsınız. Şii olursunuz, Kadiri olursunuz, Halidi olursunuz, Zöhre Ana’cı olursunuz, Sunni olursunuz. FAKAT ALEVİ OLAMAZSINIZ. Size Ocağınızı, Mürşidinizi, Pirinizi, Rehberinizi, Musahibinizi, Aşiretinizi sorarlar cevap veremezsiniz. O nedenle siz yolunuza, biz yolumuza. Örneğin gidin Süleymancılarla, Cübbeli ile ya da Menzil tarikatında Adıyamanda Tarikat namazınızı kılın, beraber zikir yapın hiçbirşey diyeceğimiz yok. Lakin Ocak evlatlarının olduğu Garip Dede’ye gelirseniz edep bileceksiniz, Yol bileceksiniz. Yoksa keramet dediğiniz suratınıza güçlü bir tokat gibi çarpar. Aleviler köşede, bucakta boşluktan ses beklemez çünkü Hakk Deryası damla canında her talipte, her canda nurdur. Biz birbirimize niyaz olurken, birbirimizi gördüğümüzü söyleriz. Bizi görmek istiyorsanız Yol dilimizle önce niyaz olacaksınız. Gelip hurafelerinizi dayatmayacaksınız. Kör fani, sofu, softa olursunuz. Kendilerini sıfatları ile bize tanıtanlar bu Cemde yer bulamazlar. Yoldan üstün nam mı olur. Birde Kırklar Cemini bileceksiniz. Hadi ordan derler insana.

Birde Hakk Yolda ısrar edip geçmişi ve geleceği anın hikmetinde yaşayanlar. Lokmasını pişirip pay edenler, Xızır aşkına birbirine umut olanlar. Hakk aşkına harama, hileye, yalana tamah etmeyip eline, beline, diline sadık olanlar. Pirlerine keramet olup ikrarbend olanlar. Musahipli olup haldaş olanlar. Hakk Yol Aleviliğin Mürşidi, Piri, Rehberi, Musahibi, Lokması, Ziyareti ile bütünlüklü bir yaşam olduğunu yaşamları ile kanıtlayanlar Hakk onlardan razı olsun. Ocaklarımızla yolumuz yaşar. Ocağı harlayacak olanda bu Hakk taliplerdir. İnancımızdan Hakk Aşkı, Xızır Hikmeti, Ocak, Cem, Civat, Saz, Semah,Musahip,  Lokma, Niyaz biri eksik olur ise Yol eksik olur. Xızır hakikati tüm hurafeler önünde Yolun temel direnç noktasıdır. Xızır’ın geçmediği her ibadet ve ya ritüel bilin ki asimile etmek için yapılıyordur. Xızır Yardımcımızdır…

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bülent Felekoğlu

MUHALEFET FİKRİNDEN, KURUCU MECLİS GÖREVİNE

BÜLENT FELEKOĞLU

Published

on

Türkiye demokrasi tarihi mücadele süreci ibretlik örnekleri içinde barındırır. Huzura eremeyen kılıç ucu yaşam örnekleridir yaşadıklarımız. Demokratik yaklaşım içerisinde güçlü bir tarih aklı da barındırır. Bu bilgi toplumsal dinamiklerin, yaşam dinamikleri, refleksleri için gereklidir. Hakkaniyet ise temel ölçü olmalıdır. Yoksa bu zihin güvensiz, her fırsatı çıkarına kullanan ahlaki olmayan çıkarcılığa savrulur. Demokrasi demini bulmuş kemalet durumudur. Yani ahlaki, politik kurumsallık barındırır. Evrende Hakk Yasası değişmez hırsızlık tüm evrende meşru görülmez, öldürmek evrende kabul görmez,her varlığın doğmak ve yaşamak hakkı vardır. Hiçbir inanç kelamı zulmü kabul etmez. Yani yarın robotlar toplumu kurulsa da hakikat aynı yolu yürür. Demokrasi bu yolun doğruya yakın demlenmesine dair kurumsallık arzusu olarak anlaşılmalı. Sınırları ise özgürlüklerin yaşanma alanında birbirine etkileşimlerinde ki adil olma haline kadardır. Her varlık birbiri ile görünür ve özgürleşir. Yani bir ağaç, bir insanla, bir insan bir maymunla, bir bitki bir böcekle göründüğü vakit kendi farkına varır. Görülen canlı bir toplulukta varlık bulur. Her topluluğa edepli, açık ruhlu yaklaşım ise yaşamın kurumsallığına saygı ile ancak sürdürülebilir. Bu temel düstur yaşamda “ Kendini Bil” kelamı ile dile gelmiştir. Kendini bilen, yerini bilir, yerini bilen yer gösterir.

Türkiye demokrasi mücadele tarihi bugün yeni bir eşiktedir. Bu eşik doğru anlaşılarak yol yürümelidir. Türkiye iktidar ve muhalif dinamikler demokratik kurumsallığa dair güçlü yaklaşmalı. Vurdumduymaz yaklaşımlar Türkiye halklarına ciddi zararları içinde barındırmaktadır. Son yaşadığımız 31 mart seçimleri bu konuda önemli eşiklerden birisidir. İstanbul seçimleri ise kemaletli halk iradesinin doğru anlaşılmasının gerektirir. Siyasetçi toplumunun aynası olma görevini güçlü üstlenmelidir. Bugün iktidar bu şiyarı durmadan dillendirmiş ve bununla ayakta kalmayı anlamlı bulduğunu her platformda tekrarlamasına rağmen aksi davranışını hem İstanbul seçimlerinde, hem de kayyım atamalarında açık etmiştir. İstanbul seçimleri halkın kurucu gücünün doğru anlaşılmasını gerektirmektedir. Örneğin Halk CHP’ ye muhalefet fikrinden çık, emniyet subabı görevi artık bizi tatmin etmemektedir demiştir. Atatürkçülük dinselleştirilmiş ve tarafınızca manipüle edilmektedir demiştir. Yani siz her hatanızın bedelini Atatürk’e yaslanarak manipüle ediyorsunuz. Bundan vazgeçin Mustafa Kemal’in sosyal değerlerini, Anadolu’nun paylaşım, eşitlik değerlerini açığa çıkarın demiştir. Örneğin bir Dersim’li geçmiş yüzleşmekte ısrar etmekte ama bunun için demokratik olgunlaşmayı da anlar bir yerde durmaktadır. Bir Trabzonlu Rum diyarı olmasını çirkefçe, Halkları hakir gören yerden yaklaşılmasını affetmemekte demokratik olgunluğu edepli yaklaşımı önemsemektedir. Bir Diyarbakırlı Kürt olmasının demokratik olgunluk için şansa dönüşmesi için gereken olgunluğu ve bedeli göğüslemiş olmasını doğru anlamak gerekir. Tarihin üzerinden atlamak değil tarihi anlamak temel demokratik yaklaşımdır. On yılda bir darbe, travma yaşamış Cumhuriyet tarihi tüm dinamikleri ile süreci doğru okumalıdır. Örneğin Kayyımlar sürecinde tepki 15 Temmuz’da Demokrasi Şehidi namı almış her aile bu kayyım siyasetine, halk iradesini hiçe sayan siyasete karşı çıkmak zorundadır. Yoksa 15 Temmuz’un ne anlamı kalır. İktidar kendi bekası için her şeyin üzerine basma hakkını nereden alıyor. Vesayete karşı bu kadar ölüm demokrasi işgal edilecek bir ülke için mi olmuştur. Bunun hesabını kim verecek.

Mardin, Diyarbakır, Van belediyelerine “ Dağa para gönderiyorlar” suçlaması yapılıyor. Bunun çok gülünç yanları var. Buralar zaten dağlık yerleşimler. Mardin çöpü dağdan topluyor. Hem de sigortalı eşekleri bile var. Bu nasıl da çaldığı minareye kılıf uydurma çırpınışıdır. Türkiye muhalif dinamikleri artık Anadolu ve Mezopotamya halklarını birlikte temsil eden bir yerde olduklarını anlamak zorundadır. Kurtuluş savaşı bu ruhla başlamıştır. Türkiye sosyalist dinamikleri Anadolu ve Mezopotamya halklarının umutlarını doğru okumalıdır. Halkımız cahil değildir. İlla da tepeden örgütlülük ise yapay beyaz yakalı siyasetçilik doğurur. Ya da İdeolojik Atatürkçülük (1940’lardan itibaren iyi gözlemlenebilir) Dinselliğine sapmış fönlü siyasetin halkı cahil gören yaklaşımları gibi. Buna en güçlü cevap Sosyal Kemalizm değerleri ile yol bulmuş “Köylü Milletin Efendisidir” iyi cevap olur. Ya da Köy Enstitüleri daha doğru anlaşılmaya muhtaç bir yerdedir. Bugün elitist bir yere çekilmiş muhalif dinamiklerin fönlü siyasetçilikten arınarak IV. Kuşak Cumhuriyeti gezinin yarattığı ruhla sahiplenme ve taçlandırma görevi önlerinde durmaktadır. Bu açık görev belirdiği andan itibaren ve halktan önemli ölçüde ihtimam görüp, destek verdiği açık anlaşılmalıdır. Halk çözüm istiyor. İrade istiyor demokratik, sosyal değerler görmek istiyor. Halk öngörmeyeceği bir kargaşa istemiyor. Bu duyguya sahip çıkılmalıdır. Bezirgani yaklaşımlar hemen derin kaygıya düştü zaten. Diyarbakır ziyaretine veryansın ediyorlar. Çünkü yapacakları savaş istiyorlar. Bize iyilik yok gönüllerinde, yaşanacak bir vatan değil, ölünecek bir Vatan’ı muteber görüyor. Ölünen Vatan’da kimse yolsuzluğunuzun ve arsızlığınızın bedelini soramaz. Daya fetvayı gitsin, ver mehteri yanmasın, daya fönü mankurtlaşsın, ver Marks’ı titresin, ver PKK’yi konuşmasın. Zaten kendisi PKK’yi sorduğu kişiden daha fazla takip ediyor. Sonra istihbari tuzak kuruyor aklınca bu hikaye çok denendi de demiyor karşısında ki. Geç bunları efendi bir de yeni yetmeler var onlar çok komik, aldığı görevi o kadar açık ediyor ki ali ayağı dolanıyor. Bu olgunluktan yoksun yaklaşımlardan illallah ettik. Her şeyi halk konuşur kardeşim sana ne oluyor. Sözün kısası Türkiye İktidar ve Muhalif dinamikleri  IV. Kuşak Demokratik Cumhuriyeti Kurucu Meclis ruhu ile Anadolu ve Mezopotamya halklarına borçludurlar. Yeteri kadar bedel verildi. Bunu Türkiye bürokrasi dinamikleri de doğru değerlendirmeli gerisi ise daha derin bir kausun habercisidir. Kerbela günlerinde Şah Hüseyin’in duruşunun daha güçlü anlaşılması umuduyla. Sorumluluk her birimizin…

Continue Reading

Bülent Felekoğlu

IV. Kuşak Cumhuriyet dönemi (Demokratik Cumhuriyet)

BÜLENT FELEKOĞLU

Published

on

Türkiye cumhuriyeti demokrasi mücadele süreçleri geçişken ve karmaşıktır. Geçişgenliği ileri, geri süreç izlerken yaklaşık ideolojik argümanların kullanılması. Karmaşıklığı sivil siyaset ile, merkezi istihbari devlet ideologyasının içiçeliği meselesidir. İç güven ilişkisinin zayıflığı, nüfusun merkezi devlet dinamiğine kendini ait hissetmemesi, merkezi devlet dinamiğinin ise tarihsel güvenilmez halk yaklaşımı. Coğrafyaya dışarıdan nüfus ikamesi ile demografik yapıyı tek tipleştirme yaklaşımı ile açığa çıkmıştır. Coğrafik yapıya yeni yerleşim nüfus ise kendini ait olmama duygusu ile merkezi devlet ideolojisinin Ortodoks savunucusu olarak güvenceye almıştır. Merkezi sistem tüm suç, istihbari ve demografi arası güven bunalımını bu nüfus üzerinden yürütmüştür. Entegrasyon yaklaşımından çok, tarihsel devşirme geleneğinin işleyişini görebilmekteyiz. Bu durumda demokratik halk dinamiklerinin işleyişinden çok Devlet Baba yaklaşımlı Milli Şef süreçlerini 25 şer yıllık geçişlerle görebilmekteyiz. Sistem yönetilemez boyuta geldiğinde ise istihbari organizasyonlarla, dış mihrak travmalı darbe dinamiklerini görebilmekteyiz.  Türkiye merkezi devlet ideolojisi içerisinde savunma olarak ikame ettiği nüfus yapılarına dikkat edilir ise, dışardan ikame nüfusun ağırlığını görecektir. (Dışarıdan ikame ilişkisini belirlenmiş sınırlardan çok, doğum coğrafyası ve kültürel üretim araçlarının belirleyeciliği, sosyal ilişki yerleşimi olarak)  olarakTürkiye coğrafyasında nüfusu sadeleştirme ya da tek tip nüfus yaratmak hedeflenmiştir. Bu durumun Anayasa karşılığı Türk- İslam – Hanefi olarak tanımlanmıştır. Cumhuriyet Türkiye Cumhuriyetidir. Ama nüfus vatandaş ilişkisi Türkiyeli değil, Türk olarak tanımlanmıştır. Bu tanımlama Türkiye demokratik süreçlerinin de önünde temel engel olarak durmaktadır. Lakin, katliamdan ya da baskıdan sürülmüş bir nüfus dinamiği başka bir katliam ve baskı coğrafyasına yerleştirilmiştir. Korkular üzerinden yerleşim yerli – milli travmasının da temel argümanı haline gelmiştir. Cümlenin kurulduğu coğrafya ise Anadoludur. Ermeni, Rum, Alevi, Kürt, Süryani katliam ve göç dinamikleri bu süreçte defalarca uygulamaya konulmuş. Hatta bu yöntem bir yönetme tarzına dönüşmüştür. Korkularla yönetme, katliamdan doğan servet ve talanla yönetme. Bu süreçleri Anadolu Türk Birliği adı altına Osmanlının Türkmen ve Kürt katliamlarında da açık görebiliriz. Diğer yandan büyük saldırı da Türkmen kültürüne devşirme Türklük üzerinden uygulanmıştır. Hedeflenen tüm coğrafyalara açık kapı bir Anadoluluk yerine devşirilmiş, nefes boruları tıkanmış dönemsel sunni tenneffüslerle sürekli ayakta kalmak sorunu( Beka sorunu) yaşayan Halktan azade, halka hükümran kripto işleyişlere mahkum edilmiş, halkın yönetimde araçsal olduğu korku cumhuriyeti hedeflenmiştir. Zengin yaratan, fakir doğuran Vesayet sistemli yönetimler açığa çıkmıştır. Halk ise İpe ve Silaha sarılmış, kendi intiharını son bedel olarak görmüştür. Vatan aşkının kara sevda gibi halka genç aşık muamelesi yapılmış. Devrimcisine romantik intihar reva görülmüştür.

Türkiye Cumhuriyeti sürecine tarihsel bir bakış atacak olursak.

Birincisi Avrupa’ya yayılan, bankacılık, altın ve gümüş birikimi yapan, Rum, Ermeni ve Süryani odaklı Doğu ekonomisini  püskürtmek. Bağımsız Ermenistan fikirlenmesi  ile İstanbul dışına atarak denizle bağlantısı koparılmış,  doğuya hapsedilmiş bir Ermenistan oluşturmak(Başarılı olmuştur). İngiliz güvenli bölge stratejisi. Bu şekilde hem İttihat Terakki tetikçi konumunda kullanılarak milli burjuva tahayyülü oluşturulmuş. Hemde uluslararası boyutta katliamcı devlet olarak lanse edilmesi sağlanmıştır. İttihat Terakki bu politik strateji ile iyice İngilizlerin denetimine alınmıştır.  İstanbul ekonomisi üst çeperde İngiliz ve Amerika korumasında Yahudi sermayesinin denetimine sokulmuştur. Ayrıca inançsal boyutta Vatikanın yerini sağlamlaştırmak. Lakin Ökümenlik Gregoryen Ermeniler ile  Ortodoks Süryani, Ortodoks Rum  Yunanlıları ve Rusları İstanbuldan uzak tutmak. İstanbul Yunanlılara vaat edilmiştir. Gizli anlaşmalarda ise Yunanlılar kesinlikle İstanbuldan uzak tutulmalıdır. Yoksa Avrupa tarihi mirasın sahibi sayan Helen kültürün ve Ortodoks Hristiyanlığın tüm Avrupayı tehdidi işten bile değildir. İngiliz şaşalı tarihi Yunan ( Helen) kültür ile çakışmak zorunda kalacaktır. Aryen Kökler ise yeniden tarih inşasında Katolik Hristiyanlığa engel olduğu gibi, Kapitalist ekonomi önünde de engeldir. Yani Doğunun batısı olan Hellen de teslim alınmalı ve tecrit edilmelidir. Aryen Kültür ise toprağa gömülmeli. Ermeni, Rum, Süryani, Kürt, Alevi Tehcir – Tenkil ve Asimilasyonu  Anadolu mücadele dinamiklerini suça bulaştırarak, çok kültürlülüğü imha teslim alma süreçleridir. Lakin bu süreci gören Türk, Kürt, Ermeni, Rum komüncüler azınlıkta olsalar da karşı çıkmışlardır.  1915 -17 Ermeni halkın katliamı ile suça bulaştırma gerçekleşmiş bu durum şantaj haline dönüştürülmüştür. Lakin ekonomik olarak önemli bir dengeleme denklemi bertaraf edilmiştir. Hınçak ve Taşnak’ın ve kendini zenginliğinden dolayı korumada sanan üsttenci Ermeni Burjuvazisi işlerin hiçte öyle olmadığını kısa sürede anlamışlardır. Lakin Kürtlerle yaptıkları anlaşmalar yine üsttenci yaklaşım ve ciddiyetsizlikten dolayı kolayca dışardan bozulmuştur. Ermeni devletleşme süreci bu tehciri – savaşı avantaj sayan bir öngörüsüzlüğe de teslim olmuştur. Kürtlerde ise Müslümanlığından dolayı safiyene bağlılık derin hatalar yaptırmıştır. Lakin bu güvenin hazırlığı Hamidiye Alaylarında atılmıştır. Ermeni katliamını fırsat bilen Sefaradlar(Göçmüş Yahudiler) nasıl yanıldılarsa İngiliz ve İstanbul Masonlarına karşı. Kürt Fırsatçı bazı aşiret ve yapılarda öyle yanıldılar. Diyap Ağa’nın Dersim katliamı hazırlığında bıçak ucu görülmesi meselesi gibi.  Lakin Kürtlerin yoğunluklu talepleri bu güçler tarafından sürekli manipüle edildi. İngiliz politikası ve İsrail devleti kuruluş tahayyülünde Kürtlerin, Türklerin, Ermenilerin ve Rumların Ortak vatan ruhu büyük tehlike olarak görülmektedir. Bu durum diyalog kanalları açık olan, isyan ya da çatışma dinamiğine dönüşemeyecek boyutta olan durumları iç darbe dinamiğini devreye koymak için sürekli tetiklenmiş, cesaretlendirilmiş, ilk fırsatta ise arkadan bıçaklanmıştır. Koçgiri, Ağrı, Şeyh Sait, Mele Mustafa ve Mahabad Kürt Cumhuriyeti pratiklerinde İngiliz ve İstanbul Mason politikası açık gözlemlenebilir. Türk devlet sistemi içerisinde de sürekli bir paralel devlet dinamiğini korumuştur.

Mustafa Kemal Anadolu Kurtuluş dinamiğinde böyle bir suç yükü ile Anadolu’ya çıkmıştır. Lakin hakkında idam kararı çıkmıştır.  Osmanlı sol komüncüler ulus hareketlerine karşı da büyük zayıflık halindedir. 1919 Anadolu fikirlenmesinin ortak vatan ilişkisinin bilinçte yer ettiği bir çıkış olarak okunmalıdır. 1919 ve 1924 e kadar olan süreç Ortak Vatan ruhunun canlı olduğu bir kuruluş dinamiği olarak okunmalı. Mustafa Kemal Kürtlerle ilişkisi İstanbul’dan başlanarak yeniden gözlenmeye muhtaçtır. Lakin İngiliz diplomasisi bu alanı da hiç boş bırakmaz. İsmet İnönü ve Kazım Karabekir süreci kontrol edecek olan derin politikanın aktörleri olarak hemen Mustafa Kemale bağlılıklarını bildireceklerdir.  Samsun çıkışı Anadoluluğun fikriyat hattının yoğunlaştığı, Amasya tamimi,(Ortak Vatan vurguları halen açığa çıkarılmamıştır. İdeolojik Türklük bu belgeleri halen manipüle etmektedir.) Erzurum(İsmet ve Kazım Karabekir bu kongreden sonra bağlılıklarını bildirmek için Mustafa Kemalin yanına koşarlar), Sivas kongreleri ve I.TBMM Anadolu ve Ortak vatan ruhunun taçlandığı dönem olarak okunmalıdır. Lakin Mustafa Kemal bu ruhun temel kurtarıcı olduğunun farkındadır. Bu nedenle İttihat Terakki’i ile çatışma yaşar. Hacı Bektaş Dergahında ki görüşmesi ve aldığı destek, Kürt milletvekillerinden aldığı destek. Erzurum ve Sivas kongrelerinin Kürt aşiretlerin korumasında yapması, başkomutanlık yetkisinin T.B.M.M Hükümetin’de tekrar kendine verilmesinde Kürt Milletvekillerin etkisi. Doğru okumalar ile ele alınmalı. Şark Islahatı harekete geçiren temel öneriler de İnönü’ye aittir. Lozan sürecinde Kürt vekillerin Fermanını hazırlayan da İnönü olmuştur. Belgeler peşinde olan araştırmacılar nedense hiçbir katliamda İnönü imzasını görmezler. İnönü’ye ait birçok belge sırlıdır. İnönü de kendisinin dolaylı görevinin temsilcisidir.

Bununla birlikte Misak-ı Milli olarak tanımlanan  Halep, Musul, Kerkük’ten(Kentin anahtarı direnişle İngilizlerden alınmış ve Osmanlı Sultanı Vahdetti’ne gönderilmek istenmiştir), Maraş, Antep, Diyarbakır, Dersime( Dersim Genareli madalyası Seyit Rızaya takdim edilmiştir) kadar olan hatta Halk kendi özgücü ve dirayeti ile işgalci güçleri bölgelerinden çıkarmıştır. Bu durum ordunun yoğunluğunu batıya vermesini sağlamıştır. Çok dağınık cephelerde başarı mümkün değildi. Mustafa Kemal direnmiş Anadolu dinamiği üzerinde bir güvenle yol yürüme imkanı bulabilmiştir. Mustafa Suphi’nin katli planlı Sovyet desteğinin İsmet İnönü üzerinde yoğunlaştırılması meselesi olarak da okunmalıdır. İngiliz açıklanmamış Sovyet anlaşması (Türkiye boğazların serbestisi koşullanması ile Sovyetin de kullanabileceği ama sıcak denizler hedefi önünde ise emniyet subabı olan, yarı devletçi kapitalist ekonomi altyapısı inşa edilecek) Mustafa Suphi’nin katli, 200 yunanlı sosyalistin öldürülme ilişkisi ile aynı hatta okunmalıdır. Sol komüncülerin Anadoluluk fikri Ermeni, Rum, Türk, Kürtler arasında ortak fikirlenme ve direnç noktası olarak Britanya planlarına ket vurma gücüne ulaşması işten bile değildir. Bu sürecin rol ikamesini  I.İnönü ve II. İnönü muharebelerinde açık görebiliriz. Yöntemsel olarak İnönü’nün ikinci adamlığa yükselmesi ve Mustafa Kemal’in Kürtlerle yapacağı diyalogların önünün kesilmesi amaçlıdır. Öbür ayağı Fevzi Çakmak ve Liberal Celal Bayar olarak karşımıza çıkar. İngiliz temel politikası Doğuda Musul, Kerkük’e kadar olan Kürt coğrafyasında Kürtler ve Türkler arasında yapılacak güçlü bir ortaklığın kendisi ve sömürü alanı için çok zararlı olacağının farkındadır. Lakin Fransızlar ve İtalyanlar bu hattın daha güneyine itilmişlerdir. Misak-ı Milli olarak Ortak Vatan ilişkisi 1925 Şeyh Said İsyanı ile sona erdirilecektir.  İngiliz  politikası en güçlü başarısını elde etmiş oldu. Muktedir Devlet Teba Halk anlayışı İdeolojik Türklük esas alınarak tekrar devreye sokulmuştur. Ermeniler 1915 te saf dışı bırakılmış bu süreç kurulacak devlet dinamiğine şantaj olarak tüm alanlarda kullanılacaktır. Çünkü Ortak Vatan ruhu ile bütünleşmiş TBMM hükümeti Bugün ki namlarıyla İran, Irak, Suriye hattına sirayet etme özelliklerine sahiptir. Bu durum petrol hatları içinde tehlikedir. Lakin Sakarya Fırat harplerinde Rus silahlarının yanında Yoğun İngiliz silahları ve Yahudi tüccarlardan silah temin edilmiştir. Yunanlılar ise durum karşısında çekilmişlerdir. Çünkü İstanbul sözü tutulmamıştır. Lozan sürecinde İsmet İnönü birçok aşırtmadan sonra müzakere heyetinin başına gelmiştir. Bu durumda ise ilk iş Lozan’da Kürtlerin ve Türklerin temsilcisi olarak tanıtması ise manidardır. Hemen ardından 27 Kürt vekilin katli İngiliz destekli İdeolojik Türklüğün açık ara Mustafa Kemali de teslim aldığını gösterir. Lakin Mustafa Kemal tüm dış diplomasiden uzaklaştırılma sürecinin açığa çıkmasıdır. Musul, Kerkük’ün teslim edilmesi de bu sürecin İç dinamikleri de teslim aldığını gösterir. Bundan sonrası İdeolojik Türklüğün daha fazla suça bulaştırılması süreci ve Mustafa Kemal’in Koçgiri’de anlaşmaya dönük yaklaşımı yine bu İdeolojik Türklük( İttihat Terakki şahsında, Osmanlı Devşirme geleneğin etkin olduğu devlet bürokrasisi) buradan da çatışmayı derinleştirerek katliam sürecine girmek hedefini gerçekleştirmiştir. Mesele iç dinamikleri terörize ederek sistem dışına itmek. Ayrıca İngilizlerin temel şartlarından biri de Monarşi ve Hilafet kaldırılması meselesidir. Saltanat ve Hilafet yeniden Orta Doğu ve Balkanlara sirayet edecek İdeolojik bir toparlanma olması durumunu engellemek için sembolik olarak bile kalmasına müsade etmemiştir. Lakin saltanatın-Hilafetin sembolik olarak bile kalması İdeolojik Türklüğün işlemesine de engel olacaktır. Sembolik Saltanat ve Hilafetin olduğu bir Halk cumhuriyeti Orta Doğu ve Avrupa yayılma alanları bakımından bir geleneğe sahip olabilir. Bunun kesinlikle engellenmesi gerekir. Lakin Musul’un anahtarını ingilizler’den alan Kürt aşiretler anahtarı saraya göndermiştir. Mustafa Kemal’in zihin dünyası bu hattı hesaplamış I.TBMM ruhu ve 1921 Anayasısı Saltanat ve Hilafeti tartışmaktan çok Ortak Vatan ruhu ile tüm yurdu her satıhta kurtarmayı ortak hedefe dönüştürmüştür. Lakin I. Ve II. İnönü ile bu süreç bir baskıya dönüşür suça bulaştırmanın mimarı  İdeolojik Türklük baskın tavrını artırır. Lozan Antlaşması sonrası Cumhuriyetin ilanı ile Ortak Vatan ilişkisi kimliklerden arındırılmış yeni Saltanatın Muktedir Devlet(Kutsal Devlet), Teba Halk anlayışı yeniden kurumsallaşma sürecine girecektir. Ebed – Müddet devlet ideologyası iç çatışmalı bir devlet formunu çekirdeğine koyar. Saltanat kalkmış ama kardeş katli devam etmektedir. Mustafa Kemalin bu durumu esnetmeye dair son çıkışı Nutuk olacaktır. Bundan sonrası tecrit süreci olacaktır. 100 yıllık Anadoluluk fikrinden uzaklaşacak İdeolojik Türklüğün (Ulus Devlet) formunun ikame süreci olacaktır. Mustafa Kemal ise tüm esnek ve öngörülü yaklaşımlarından arındırılarak Atattürkçülük İdeologyasıyla suça bulaştırılan bir süreç izlenecektir(Sosyal Kemalizmin yenilgi süreçleri 1935 ten itibaren okunabilir). 1924 sonrası Şark Islahat Planı ise Devşirme geleneğin(İttihat Terakki şahsında somutlanacaktır)  Anadolu’dan Öç alma geleneği olarak işleyecektir. Lakin Türkiye halkları 10 yılda bir İsyan dinamiği ve karşısında kutsal devletin kendini korumak ilahi yaklaşımı ile katliam- kırıma ve asimilasyona uğrayacaklardır. İktisadi olarak ise iç çatışmalar bitmediği için bir adım ileri iki adım geri tarzı belini doğrultamayan, kutsal bürokrasiyi besleyen emekçi halk gerçeğini önümüze koyacaktır. Tarım ve devlet teşekkülleri 2. Dünya savaşında bir dinamizm yaratsa da Masonik politika mutlak bunu engellemiş. Menderes ile birlikte ve Marşhall yardımı ile tarıma müdehale edilecek, şehirleşme karakteri ile patronlara beton ekonomisi yolu açılacaktır. Bu şekilde yeşil kuşak süreci ile İdeolojik Türklüğe, İdeolojik İslam’da ikame edilmiştir. Köy Enstitüleri süreci ve Dünyada ki iki kutuplu hal Türkiye Sosyalist dinamikleri oluştursa da Mustafa Kemal’in tecridi gibi, Türkiye Demokrasi sürecini güçlendirecek sol dinamikler ve İslam komüncüleri de İdeolojik Türklüğü aşamamıştır. Bu sistem Masonik ve İngiliz poltikalarından, A.B.D  dışında hareket edemez. Bu durum karşılıklı ilişki tarzından çok iç bürokrasiye yerleşmiş ekonomik ve siyasi dinamikler ile işletilmektedir. Kürtler – Aleviler ise mutlak tecrit altında olmalıdır. Sol komüncüler son kertede özünden koparılmış Kemalizm, İktidarlaşmış Atatürkçülük üzerinden doğru çözümlenmemesi nedeni ile İdeolojik Türklüğe kurban olmuştur. Lakin bu süreçte doğal toplum inancı olan Alevilik içerden çocuklarından darbe almıştır. Anadolu Halk dinamiklerini Sol örgütlülük üzerinden konsolidasyonu da başarısız olmuştur. Gelinen nokta ise Ortanın Solu gibi işlevsiz sağa yatmış sol dinamiklerle halkın gazını alan İhaleci Sosyal Demokatlığa kurban edilmiştir. Sol artık İdeolojik Türklük için sadece emniyet subabı olacaktır. Lakin solculuk içten bir Atatürkçülük sevdası ile Kemalizm karşıtlığı yapmış ve Ortak vatan ilişkisini Kürt karşıtlığı üzerinden tasfiyeye yönelmiştir. İslami dinamiklerde İdeolojik Atatürkçülük yönlendirmesi ile Mustafa Kemal ve Kemalizm karşıtlığı, Kürt, Alevi, Ermeni düşmanlığı  üzerinden Sağ İdeolojik Türklüğün cenderesinde teslim alınmış Hakikatçi İslami komin dinamikleri geliştirememişlerdir. Saidi Nursi(Kurdi) Ortak Vatan ilişkisinden Yine kontrollü tecrit ile İdeolojik Türklüğe teslim edilmiş. Son kertede FETÖ organizasyonuna kurban verilmiştir. Diğer taraftan Cemaatlerin insafına bırakılmış Müslüman halk Allah’a Kul olmak dışında Şeyhe Kul yapılmıştır.  Bu şekilde araçsallaşmış İslami formasyon ile İdeolojik Türklüğün sağ cenderesinde Masonik politikaya araç olmuşlardır. Çile yine Anadolu Halklarının omuzlarında kalmıştır. Bu dejavu 10 yılda bir demokratik değerler üzerinde darbe dinamikleri ikame edilerek bugüne gelmiştir. Aleviler, Kürtler yine tecritte, Hakikatçi Müslümanlar yine araçsal, Sol Komüncüler aynı durumda. Azınlık politikası ile Türkiye Rum, Ermeni, Süryani v.b. kimliksel ve inançsal aidiyetler ise Güvercin Ürkekliğinde. Diaspora mirasçıları ise ortak vatandan çok altın defineciliği peşinde Türkiye Ermeni halk dinamiklerini pazarcı başı konumunda bırakmışlardır. Sonuçta Anadoluluk fikri 60 larda devrimci kuşağı beslemiş ve tüm dinamikleri ikna edememiştir. 12 Eylül sonrası oluşan boşluğu çok parçalı sol ve sağ dinamikler doldurmaya çalışmış. Bunun yanında Kürt hattı da Sol hattı güçlü bir örgüt dinamiğine dönüştürmeyi başarmıştır. Öcalan’ında I. TBMM den süregelen Ortak Vatan yaklaşımı tecrit ile tehdit altındadır. Barış süreçleri İstanbul masonları ve Merkezi İsrail tarafından Türklerin ve Kürtlerin ortak çözüm dinamiği oluşturmasını tehlikeli bulmuş Gladyo tüm hükümet ve bürokrasi dinamiklerini felç etmiştir. Barış sürecini imhaya götüren dinamikler 15 Temmuz sürecini ortaya çıkarmışlardır. Çöktürme planı ile tüm muhalif dinamikler tehdit altına alınmış. Fakat politika sürdürülemez boyutlarda bir Tek Adam yönetimine evirmiştir kendini. Türkiye halkları yeni bir Nüfus entegrasyonuna yönlendirilmektedir.

Geniş ve detaylı bir anlatım alanı olacak girizgah ile Türkiye Demokratik Mücadele sürecini dört  bölüme ayıracağız. Bu dört dönem geçişgenliği makale içerisinde açıklanmaya çalışıldı.

  1. Kuşak Cumhuriyet Dönemi: Bu süreci 1.TBMM sürecinden Milli Şef süreci olarak algılanmalı. Tek parti hükümetleri ve İdeolojik Atatürkçülük süreci olarak Türkiye Demokrasi tarihine yazılabilir. 1921 – 1950 süreç olarak alınabilir. Kapalı ekonomik model. Nüfus konsolidasyonu ve demografik dönüşümler süreci. Devşirilmiş asimilasyon. İdeolojik konsolide Türklük. Sosyal Kemalizm’in yenilgisi, İdeolojik Atatürkçülüğün inşası.
  2. Kuşak Cumhuriyet Dönemi: 1950 – 1975 İkinci Dünya savaşı sonrası politik açılımlar. Türkiye Sol dinamiklerin fikir alanı genişledi. Türkiye kapitalist ekonomiye açıldı. ABD ve Marshall yardımı ile tarıma müdahale süreçlerine start verildi. Menderes Çok Partili sürecin hareketlenmesi ile ideolojik İslam ve yeşil kuşak hamlesinin alt yapısı süreci. Köy Enstitülerinin kapatılması. Gevşek Türk – İslam ideolojik yapılanması. Sosyalist yoğunluk birikim üst seviyelerde. 27 Mayıs 1960 Darbesi ile Menderes Hükümeti AP süreci sona erdirilmiştir. Çelişkiler yine günümüz dönemine çok uygundur. 12 Mart 1971 Muhtırası ile askeri alan sivil dinamiklere bütünlüklü yön verir. Bu süreç sivil demokrasi çabalarının Askeri vesayet tarafından baskılandığı süreçler ve hamleler dönemi olarak okunabilir. Sivil demokrasi yönlendirilmiş ideolojik hamleler yapar.

III. Kuşak Cumhuriyet Dönemi: 1975 – 2011 Çok partili sağ dinamikli ideolojik yaklaşımın devlet içerisinde ve askeri alanda ve toplumda rağbet yönelimin desteklendiği. Kıbrıs harekatı. Rus etkisi. NATO çatışması. Sosyalist  dinamiklerin imhasını hedefleyen bütünlüklü devlet politikası. İç güvenlik içerikli tasfiye yönelimi 1980 darbesini açığa çıkarır. Sivil hat yoğunluklu tasfiye edilir. Sol, sosyalist ve aşırı sağ dinamiklerin tasfiyesi. Kürt ideolojik hareketlenmesi ve PKK süreci Kimlik ve İnanç dinamiklerinin tekrar güçlü açığa çıkması ve Alevi katliamları ile devletin nüfusu merkezde tutması, yeşil kuşak filizlerinin cemaat yapılanması ise paralel bir devlet organizasyonuna yönelmesi. Kürt kimlik meselesi ve silahlı mücadele süreci. İdeolojik İslam temel argüman.  28 Şubat 1997 süreci ve sistemin ikamesi. Kürt meselesi üzerine sivil dinamiklerin güç kazanması ve uluslararası süreç. AKP dönemi demokratik açılım süreci. 2011 Gezi süreci yön değiştirmiştir.

  1. Kuşak Cumhuriyet Dönemi: 2011 Gezi süreci ile hareketlenen sivil demokratik halk dinamikleri ve Çözüm süreci ile kapı aralanan Kürt meselesinin çözümüne dönük yaklaşımlar. Devlet kanadında sivil alanın açığa çıkması Orta Doğu için erken olan doğumu bekletme kararı vererek buzdolabına kaldırdı. Savaş dönemlerinin kaçınılmaz sonucu tek adamlık pratiği devreye sokuldu. Paralel devlet organizasyonu FETÖ üzerinden Çözüm Süreci akamete uğratıldı. 24 Haziran seçimleri HDP dinamiği anlaşmalı geriletilmek istendi. Türkiye açılımı bir nevi Çöktürme Planı ile engellenme yoluna gidildi. Suriye savaşı, Hendekler süreci, kayyumlar ve 15 Temmuz darbe girişimi ile Tek Adam konsolidasyonu İdeolojik Türk – İslam sentezli merkezi ideolojik hamle. Rusya – Amerika denge politikası tekrar devrede. Rusya sıcak denizlerde. Demokratik Halk Sivil Dinamikleri açısından süreç ise birlikte mücadele dinamiklerinin daha güçlü açığa çıkması. IV. Kuşak Cumhuriyet Demokratik Güçlerin mücadele güçlerinin İslam Komüncüleri, Sol Dinamikler, İdeolojik Atatürkçülükten sıyrılmış Kemalist Demokratlar(Sosyal Kemalistler), Sosyal Demokratlar, Kürtler, Aleviler, Ekolojistler, Feministler Türkiyenin geleceğini kurabilecek bir sürece girmişlerdir. 31 mart böyle bir başarının sonucudur. Bu sürecin doğru tanımlanması sonucunu da güçlendirecektir. Suikastlar dönemi ile yeniden bir Kürt, Alevi katliamı üzerinden merkeze çekilerek korunmaya çalışılacaktır. Sonucu ise çok ağırdır. Tutunulması zordur. Halkın tüm kazanımları yok olacaktır. Sonuç 20 yılını kaybetmiş bütünlüğünü de koruyamayacak bir Türkiyedir. Diğer yandan Demokratik Olgunluğa yürüyecek Cumhuriyet  Türkiye’si, güçlü mücadele gerektiren, önünde çok fazla engelin bulunduğu bir süreçtir. Anadolu ruhu ile tüm kimlikleri kapsayan ve benimseyen bir Türkiye, ekonomisi Üretici, paylaşımcı, ekolojik bir ekonomi, Ortak Vatan olgusu Anadolu ruhunu tüm Orta Doğu’da demokratik güce dönüştürme gücü olan bir Demokratik Halk Cumhuriyetidir. Bu demokratik olgunluğun silah gücünden daha büyük bir gücü vardır. Sınırları hegemon istiladan çok Misak-ı Milliyi aşan sınırlara sahiptir. Bugün fırsatlar vardır. Mesele savaş kumpasından sıyrılacak ısrarlı  Demokratik Birliktelik ile mümkün görünmektedir. Dik dur siyasetinden çok, “Esnek ve Kapsayıcı Ol” dış politikası – Yurtta Sulh Cihanda Sulh yaklaşımı ile ortaklaşabilir. Bağımsız devlet diye bir şey yoktur. Dünya bu kadar iç içe geçmişken. Tüm Dünya göç halinde iken. Savaş histerisini bitirmek Demokrasi mücadelesinin ilk şartı olarak okunmalıdır.

Tarihçi – Yazar

Bülent Felekoğlu

Continue Reading

Bülent Felekoğlu

Proje alevilik, proje lise, proje tüccar

BÜLENT FELEKOĞLU

Published

on

Zaman boşluk kabul etmiyor. Her kelam yerine hasrettir. Kelam doğarken sıtk-ı sadık yolcu edilir ise her mekanda yurt bulur. Bugün biz Hakk Yol Aleviler Sıtk-ı Sadık kelamlar kuramıyoruz bu nedenle sözümüz sınırlarda nefislerimizle boğuşuyor. Hakk Yol kelam söyleyicileri, Yolun yer bulmuş güçlü kelamlarının verdiği nefesi kullanamıyoruz. Bir özgüven var herkeste, yüksek perdeden konuşan. Bu özgüven kendine konuşuyor. Toplumda bir yer bulamıyor malasef. Yol her kelamı “ Kendini bil” düsturu ile kurup üst üste koyup gelmiş. Binlerce yaşında bir ağacın tohumdan başlayarak toprakla kurduğu ilk ilişkiden tüm yaşamı boyunca her anını bedenine nakşetmesi gibi, tonlarca meyve verme cömertliğinde alçak gönüllü Yol ve cömertçe nasihatli meyve veren. Alevi can sözü kendi nefsi ile mücadelesinden kurar. Hakk olan budur. Emek edenin meyve vermek hali vardır tabiki. Yol meyve vermek için aşısını bile binlerce deneyimden sonra kendisi yapmış. Şimdilerde kısır meyve fidanları gibiyiz ne aşı istiyoruz ne de aşı tutuyoruz. Hasbihal de edemiyoruz. Kaçak, göçek her muhabbetimiz, herkesin sanki bir bostanda hırsızlığı var. Ne bostan belli, ne bostancı. Zaman Alevilerden çalınmış da bizler dakikalık muhabbet edemeyecek zamansızlar gibiyiz. Böyle olmaz Yol sen yoksan biz bir eksiğiz diyor. Biz komple Yol’u terk i diyar ediyor gibiyiz.

Hakk Yol Alevilere verdiği sözü hiç tutmayan muktedirler de bizim bu halimizden oldukça mutlulular, arada da işine gelenleri etrafına toplayıp bize zehirli güller dağıtıyorlar. Ya da kendileri çözüme akılları yetmediği için Alevilere Eyüp kuyusunu salık veriyorlar. Kaç defa indi – çıktı yol haberleri yok. Şimdilerde bir Halkalıda Proje Lisesidir tutturmuşlar dünya hınç ve parayla da süslemişler. Cadının elması misali Alevileri bu okulda Alevi – Bektaşi felsefesine göre yetiştireceklermiş. Alevi çocukları sözlü mülakatlarla devlet işlerinden uzaklaştırılırken. Yol değerleri zulüm, baskı ve asimilasyonla paramparça edilip, kimliksizleştirilip intihara sürüklerken. Coğrafyasında altın madenleri yapılırken, taş ve mermer ocakları ile talan edilirken. Nefis gayreti ile ihale toplayanların muktedire yaranmak için paralarını süsledikleri FETÖ akıllı proje okul ile Alevilere proje imam yetiştirecekler. Buna inanan birde safdilli projeci Cemevi başkanları var. Toplumun dibine istihbari dinamit koyacaklar. İnşaat yürüsün, mesele çıkarsa Yol teferruattır cinsinden. Biz Aleviler demokratik bir devlet istedik bunu çalıştaylarımızda defalarca söyledik. Biz toplumsal yurttaş temelli eşitlik ilkesi ile ancak rızalık geliştirebiliriz. Yoksa o beş alıyor ben de vergi veriyorum neden bir almayayım fırsatçılığı ile değil. Yol ciddidir öyle birkaç sofuya meydan vereydi Velayet makamında olmazdı. Lakin ciddiyetin olmadığı yarım yamalak  bir elektirik, su faturası ile ortadadır. O da memerun keyfine bağlı. Sanki arsayı alıp, binayı halk kendi iradesi ile inşa etmedi. Devlete Cemevi meşru mudur, değil midir diye sordu sanki. Kendini düşürmenin ne anlamı vardı. Cami – Cemevi yetmez yaklaşımı ile gülünç bir duruma düşenler. Şimdi saraylı janti takımlar ve aynalı binalar ile Alevi toplumunu tava getirerek Kuran öğreteceklermiş. Kadro ise İmam Hatip kadrosu. Erzincan dede okulundan, İmam Hatiplerle birlikte Üçüncü dalga asimilasyon ordusu kuracaklar. Neye benzediği belli olmayan tiyatral Sunni temalı, Şii soslu ruhsuz Şehirli Alevilik inşası hedef. Bazı görev alan solcu mahallenin Janti Dedesi de şu an hem cemevi başkanı, hem de Proje Asimile okulunda maaşlı inanç kurulunda. Diyanet misali takkeli kelamlar ediyor. Yazık çok yazık. Rızalı cemevinde halk teveccüh gösterecek sende maaş alıp halkın inancını pazarlayacaksın. Neye güveniyorsun ki yarın o okuldan güya Alevi – Bektaşi olarak yetiştirdiğin öğrencilerin hepsine soruşturma açılmayacağının garantisini kim veriyor sana. Ya da softa saldırılar yarın ilk o okula yapılınca çocuklarımızı nasıl koruyacaksın. İrana asker yaparak mı? Sistem bu kadar ırkçılık beslerken neye güveniyorsunuz. Bu söz kurtuluş savaşında da verilmişti bize unutmayın ama kuruluştan sonra ilk iş tüm inanç kelamlarımızın, merkezlerimizin yasaklanması olmadı mı? Neye güveniyorsunuz. Yazılı bir yasa mı var elinizde, bizim bilmediğimiz bir anlaşma mı var. Olmadığını iyi biliyoruz, bakmayın mühürlü paraya o sahibini tanır.

Bu manada….

  • Alevi aydınların, söz kuranların, sanatçıların, kurumların acilen biraraya gelerek Dünya,Türkiye ve Ortadoğuda bu kadar gelişme varken. Toplumumuza ve Türkiye demokrasi dinamiklerine yaklaşımımızı bütünlüklü anlatacak yaklaşıma ihtiyaç var. Bir Demokratik Anayasa konusunda yaklaşımımız açığa çıkmalıdır.
  • Proje lise toptancılığına dair derli toplu kamuoyunu bilgilendirmek şart olmuştur. Tüccarların ve efendilerinin öyle yaptım oldu pozisyonundaki yaklaşımlarının boş ve nafile ihalecilik olduğu maaşlı adamlarına ve kendilerine iyice anlatılmalıdır.
  • Bizler eşit yurttaşlığın teminatı oluruz. Çıkarcı vatandaşlık halklara ancak mültecilik dayatır. Yol da azınlık yok, her can, her varlık Hakk’ın cemalidir. Alem birlik deryasıdır. Bu nedenle Diyanetli çözüme ikna Eşit Yurttaşlık talebine ters bir yaklaşımdır. Ciddi kelam, ciddi meydan kurar.

Hakk Aynamız, Xızır Yardımcımız Olsun….

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI