Connect with us

Bülent Felekoğlu

Aleviler Geçer Akçe, Alevilik Kalp…

Published

on

Aleviler Geçer Akçe Alevilik Kalp...

Hakk Aşkı, Xızır Hikmeti, Pirim Seyit Nesemi Nefesi ie…
Akle biçuk xwe jor digre, Çerçi erebe xwe gir digire
Cane Mangul xwe Gicik digre, gelo dile wi gire
Sofi kince xwe gewn digire, fele xwe talde digire
Pir u Peri rastın u rasteda ne, meydan nure, can tire.
Aklı küçükler kendini yukarda tutar, Arabasını büyük alır
Mankul olanlar kendini küçük görür, çünkü yüce yüreklidir.
Sofu eski elbise alır, huylarını kuytudan alır.
Pir u Periler ise doğrudur, ortadadır. Meydanları nur, canları kadimdir.
Ape Kekil

24 Haziran seçimleri, yoğun tartışmalar ve ekonomik bir krizle menziline doğru ilerliyor. Toprağı ve üretimi bitiren Beton iktidarı halkın İnançsal değerlerini de tüketerek sona yaklaşıyor. Cennet tacirliği fetbaz Simsarlığa dönmüş vaziyette. Lakin; 24 Haziran seçimleri  hepimiz açısından öğretici sonuçları şimdiden içinde barındırıyor. Alevi Halklar açısından daha da sonuç çıkarıcı bir seçim olacak.

Devlet dinamiği yoğun kriz içerisinde yumuşak bir geçiş planlıyor. Bu yönüyle  iktidarı da ikna etmek istiyor. Lakin CHP içerisinde Milletvekili tırpanlamaları sonuçları tartışmalı bir seçime tepki geliştirecek dinamikleri ve değişken dinamiklerde kayma yapabilecek bir portföy oluşturmuş görünüyor. Tabanın yüksek sesli muhalefetine rağmen. Bu durum açık bir uzlaşıyı da kamuoyunun önüne koymak demek. İnce çıkışları dengelenmek isteniyor. HDP artık Türkiyede Halkların Merkez Demokratik Partisi konumunda algılanıyor. Türkiye demokrasisi için Demokratik ısrarı bir geleneğe dönüştürmüş vaziyette.  Aleviler cephesinde yoğun bir sempatiyi hak etmiş görünüyor. Fakat siyaset alanlarında ki hassasiyet tanımayan Merkezi atamacılık vekil tayini en büyük eleştiri ve gönül kırıklığı olarak da bu seçimde önümüze konmuştur. Şımarıklık boyutuna varan yaklaşımlar olmuştur. Biz Aleviler için ise sürece cevap olamayan örgütsel dağınıklıkğımız bu yaklaşımları daha da pervasızlaştırmıştır. Ciddi ders çıkarmak lazım. Bu nedenle sözümüz çok da para etmiyor. Nicel varlığımız siyasetçilik açısından cezbedici sadece. Lakin iktidar da bu nicel yapımıza göz dikerek Cemevlerine yasal statü tanıyacağı lütfunda bulundu. 90 yıllık katmerli asimilasyondan kalanlarımızla devşirmeler  ile. Sonra da ilk icraat olarak Alevi adayların adaylıklarını düşürdü. Gelde inan. Aleviler siyasetçilik için Geçer Akçe sadece…

Gel gör ki Alevilik Kalp Akçe hiçbir dinamik buna bazı kendilerine Alevi deyip tarikat semalarında sarxoş gezenler de dahil. Binyılların Hakk Yol inancını muteber görmüyor. Sosyal, ekonomik, toplumsal çözümlemelerini yeterli görmüyor. Şehre geldik cıvıttık edalarında bazıları. Cübbeli tarikatçıların cübbelerine özenenler.  Kırbaçcı Şiilerin ictihatlarına ve milyon hurafesinden keramet çıkaranlar. Üç kuruşa, Beş köfte görenler. Yolda gördüğü tespih muamelesi yapanlar. Katliamlar yaşadık deyip toplumun dizlerinin bağını çözüp  bunun üzerinden rant sağlayanlar. Cümleniz Yola zararsınız. Geçen yazımızda bunlara değinmiştik. Lakin haklılığımız iki gün önce daha da açığa çıktı. Garip Dede Dergahına gelen Zöhre Ana tarikatına bağlı şahıslar tarikat namazı kıldılar. Çevredekileri de zorlayarak. Bu tarikatçı kesim Mevlana Kardeşlik Derneği diye misyon çalışması yapan yarı tasavvuf, yarı İttihatçı(ki istihbarat yetiştirmeleridir) Atatürk’ün Hz. Ali olduğunu söyleyen her köşede mesaj bekleyen Ocağı, Piri, Rayberi, Musahibi olmayan kendine gelen mesaj ile keramet sahibi olduğunu söyleyen yapılar. Kendilerine göre bir ekol olabilir. Lakin Zöhre Ana bir Sıdıka Avar özentisidir. Keraneti kendinden hasıldır. Ona biat edenlerin tercihidir. Lakin biz Aleviler için Pir u Peri Ocak harında pişer keramet ise cümle komundur. Bir kişi sadece kerameti taşımaz. Keramet çerağını uyandıran Taliptir. Talip yolun özüdür. Pir u Peri(Ana) can ikrarlaşmasıdır. Bu ikrar cümle kainatın sırrı hakikatidir. Her can Xızır nuru ile kendi donunda keramet sahibidir. Bu vesile ile biat değil. Hakk deryasından Xızır gayreti ile birbirine niyaz olan İtikat ile ikrarlaşır ve cümle varlığa Xızır olur. Her ibadetimiz Hakkın Emri rızasının görünür olan halidir.  Aleviler arasında ki bu misyon çalışmaları tanıdık olduğumuz faaliyetlerdir. Zöhre Ana’nın soyu, boyu nedir kimse bunu açmaz Yozgat’a nerden gelmiştir. Yaşam sürecinde Polis gözetiminde yürümesi, keramet gördüğünü söyleyenler, şifa bulduğunu söyleyenler. Denetimli bir organizasyonun sonucu mudur? Şüphe ile bakılmalıdır. Lakin Yehova şahitleri de böyle çalışıyor. Hem bizim ibadet işleyişimiz, sosyal yaşamımızın her anını içine alır. Cem bir toplumsal ikrarlaşma alanıdır. Ve rızalı toplumu betimler, tüm ritüeller bu temeldedir. Müsşidimizden, Talibe ve Hakk deryasında her can birbirine Taliptir. Her Meydan rıza ile ancak kurulur. Son kertede Hakk bile Yola taliptir. Zöhre Ana müridleri bu nedenle kutsalımız olan degahlarımıza gelip tarikat namazı kılmaları, rızamız olmadan Şov yapmaya çalışmaları, birde kendilerine Alevi demeleri kabul edeceğimiz bir durum değildir. Alevi değillerdir ama özgür iradeleri ile tabiki kendilerine Zöhre Ana müridleri diyebilirler. İbadetgahlarını yapabilirler. Ama Alevi dediğiniz anda binyılların birikimi inancın çeperine girersiniz. Bu çeperinde Yol dili İbadeti,İşleyişi bellidir. Sulandırmanın anlamı yok. Şimdi Ali’yi seviyorsunuz diye Alevi olamazsınız. Şii olursunuz, Kadiri olursunuz, Halidi olursunuz, Zöhre Ana’cı olursunuz, Sunni olursunuz. FAKAT ALEVİ OLAMAZSINIZ. Size Ocağınızı, Mürşidinizi, Pirinizi, Rehberinizi, Musahibinizi, Aşiretinizi sorarlar cevap veremezsiniz. O nedenle siz yolunuza, biz yolumuza. Örneğin gidin Süleymancılarla, Cübbeli ile ya da Menzil tarikatında Adıyamanda Tarikat namazınızı kılın, beraber zikir yapın hiçbirşey diyeceğimiz yok. Lakin Ocak evlatlarının olduğu Garip Dede’ye gelirseniz edep bileceksiniz, Yol bileceksiniz. Yoksa keramet dediğiniz suratınıza güçlü bir tokat gibi çarpar. Aleviler köşede, bucakta boşluktan ses beklemez çünkü Hakk Deryası damla canında her talipte, her canda nurdur. Biz birbirimize niyaz olurken, birbirimizi gördüğümüzü söyleriz. Bizi görmek istiyorsanız Yol dilimizle önce niyaz olacaksınız. Gelip hurafelerinizi dayatmayacaksınız. Kör fani, sofu, softa olursunuz. Kendilerini sıfatları ile bize tanıtanlar bu Cemde yer bulamazlar. Yoldan üstün nam mı olur. Birde Kırklar Cemini bileceksiniz. Hadi ordan derler insana.

Birde Hakk Yolda ısrar edip geçmişi ve geleceği anın hikmetinde yaşayanlar. Lokmasını pişirip pay edenler, Xızır aşkına birbirine umut olanlar. Hakk aşkına harama, hileye, yalana tamah etmeyip eline, beline, diline sadık olanlar. Pirlerine keramet olup ikrarbend olanlar. Musahipli olup haldaş olanlar. Hakk Yol Aleviliğin Mürşidi, Piri, Rehberi, Musahibi, Lokması, Ziyareti ile bütünlüklü bir yaşam olduğunu yaşamları ile kanıtlayanlar Hakk onlardan razı olsun. Ocaklarımızla yolumuz yaşar. Ocağı harlayacak olanda bu Hakk taliplerdir. İnancımızdan Hakk Aşkı, Xızır Hikmeti, Ocak, Cem, Civat, Saz, Semah,Musahip,  Lokma, Niyaz biri eksik olur ise Yol eksik olur. Xızır hakikati tüm hurafeler önünde Yolun temel direnç noktasıdır. Xızır’ın geçmediği her ibadet ve ya ritüel bilin ki asimile etmek için yapılıyordur. Xızır Yardımcımızdır…

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bülent Felekoğlu

Dersim 38 ve halimiz…

Published

on

Hakk Aşkı, Xızır Hikmeti, Pirim Seyit Nesemi Nefesi İle…

Bavo erd u ezman bekes nine, kesek bekes an ne heqe, an be heqe

Mazlum deste neheq u beheqa da maye. Desim divana Heq’e, wi divane da neheqi çebu

Bir mekin, Heq meydane vext dor bi dorane. İro ıj minra, sibe ji tera…  Ape Kekil

Babam yer ve gök sahipsiz değildir. Kimsesiz kimse ya haksızdır ya da Hakk’ı bilmez.

Mazlum haksızlar ile Hakk bilmezlerin elinde kalmış. Dersim Hakk divanıdır. Bu divanda haksızlık oldu.

Unutmayın, Hakk meydandadır. Vakit ise sırayla. Bugün bana yarın sana…

Dersim Tertelesi üzerinden 81 yıl geçti. İstanbul Galatasaray meydanında 19:38 de yaptığımız geleneksel anma programı, Galatasaray Meydanın tüm açıklamalara kapatılması nedeni ile bu yıl Kadıköy Rıhtım da 19:37 de yapıldı. Saat değişikliğinin nedeni. 4 Mayıs 1937 Bakanlar Kurulu kararı ile katliamın yapılmasına karar verilmesi.

Dersim 38 Reya Heq Alevilerin, Kürt Alevilerin ve sığındıkları barış coğrafyasının imhası, sürgünü, asimilasyonudur. Acıları tüm doğada, yaşamda izlerini sürmektedir. Her kaya dibi, her pınar, her su acıları bağrında taşımakta. Anıları önünde saygı ile eğiliyorum.

Bugün Kadıköy rıhtım kendi halinde, bizler bir avuç toplanmış korunmanın duygusu ile içiçe sığınmış ve halka olmuşuz. Atalarımızı anacağız fakat çok azalmışız. Sesimiz kendimize gelmiyor. Yine çalışmıyor meret cihaz. Afişin ardına sığınmış bilinenler. Herkes sözünü söylerken bir Ananın sesi ise kesilip kenara konmakta. Lokmalarımıza Kırmancki bir Gulbang verememenin acısı, Zone Ma Çino. Dersim Dernekleri süreci giderek tekeline çeken bir formda. Aman bitsinde sonra bakarız telaşı ile ne katılanı doğru dürüst anons etti. Nede kendisi meramını anlatabildi. Alevi kurumlar, Cemevleri Hakk getire. Dersim gündemlerinde değil. Zaten tekele toplayayım derken duyarlılık yaratma, ortak güçlü anma programları yapma durumu da gerçekleşmiyor. Herkes biraz Dersim’i kaçırıyor kendi heybesine. DEDEF bu yönüyle konuya eksik yaklaşıyor. Daha geniş çeperde toplumun tüm dinamiklerini sürece katan bir yaklaşım açığa çıkarmak hepimizin sorumluluğu. Anmalar bir rutin gibi değil cümlemizin güçlü yüzleşme ve ders çıkarma günleri olmalı. Dersim katliamı inançtan bağımsızlaştırılmaya çalışılıyor. Bu durum herkesin biraz işine de geliyor. Üzülüyor, üzülüyoruz.
Dersim anmlarına dair Alevi kurumlarımızın sessizliği de çok düşündürücü çoğu açıklama bile yayınlamadı. Katliam öncesi ve katliam süresince gelişen sessizliğe benziyor. Toplumumuzun en çok bir arada olması gereken süreçlerde, bir arada güçlü ses çıkarmamak tehlikelidir.

Mana İle…

Dersim Tertelesi ve anmalar erişilebilecek tüm Alevi kurum ve dernekler, yöre derneklerine ulaşarak daha geniş çeperde etki alanı oluşturulmalı bu hepimizin sorumluluğu.
Anma programları iki günü kapsayacak şekilde, Uluslarası katılımında hedeflendiği programlara evrilmeli.

Anma zamanlarında katliam coğrafyasının tüm şehirlerden Dersime gelen canlarla yerinde anlatılması, tanıklıkların dinlenmesi önemli bir farkediş ve gündem yaratacaktır.

4 mayıs günü Dersim merkezde ve ilçelerde her can hanesine siyah bir nişan asar ise tüm kent o günü yitirdiklerine saygısını belli etmiş olur. Seyit Rıza da Çerağ uyandırmak da birlikte olmak duygusudur. Ölümüyle, yaşamıyla birlikte olmak güçlü hissetmemizi sağlar.

Dersim ve Şengal beyaz donluların coğrafyasıdır. Yani barış ve sığınma coğrafyasıdır. Toprak Ananın bahtına sığınılmıştır. İnsan canlısının zülmünden, nefsinden ırak yaşamak istemiş. Cümlesine barışı umud ederek. Yitip giden canlarımızın anıları önünde saygı ile eğiliyorum.

Hakk gayretimizi eksik etmesin. Xızır yardımcımızdır.

Continue Reading

Bülent Felekoğlu

Seçim 31 Mart 2019

Published

on

Türkiye Halkları bir seçim daha yaşadı. 31 Mart 2019 Yerel Seçimler tercihleri yapıldı. Türkiye Halkları kesinleşmemiş seçim sonuçlarına göre tüm siyasi dinamiklere gerekli cevabı verdiği açığa çıkıyor. İktidar dinamikleri büyük şehirlerde hezimete yakın sonuçlar yaşadı. Burda HDP seçmeninin birikimli hafıza ile blok oylarının etkili olduğu çok açık. İktidar bloğunun Cumhur İttifakı temelinde birleşen “Beka Sorunlu” seçim propagandası halk tarafından “Artık Yeter” karşılığını aldı. Akp çıktığı yerden nağmağlup seçim maratonunda ilk yenilgisini aldı. Seçim süreci ise tamamen eşit olmayan koşullarda yapıldı. İktidar bloğu tüm medya desteğini, devletin mali, psikolojik gücünü kullandı. Hiçbir Hukuk’a sığmayan ve eşit koşullarda yürtülmemiş bir seçimin sonucudur bu.  Halk ise tüm bunlara karşı “ Artık Yeter” oyunu kullandı. Seçimin belirleyicisi ise HDP oldu. Tüm dinamikler tarafından da kabul edilen bir belirleyici. Lakin HDP seçmeninin politik gücü birçok alanda korku ve merkezden uzak tutma zihni ile manipüle edilmeyip değerlendirilebilseydi. Bugün Balıkesir ve Bursa da alınan şehirler arasında olacaktı. Millet İttifakı bileşeni İYİ Parti’nin iktidardan rol kapma arzusu Demokratik Halk İttifakının önünü kesmiştir.  Bunun bedelini de hiçbir belediye kazanamamakla ödemiştir. CHP 25 yıldan sonra İstanbul’da ipi Ekrem İmamoğlu ile göğüslemiştir.  Mega kent ve Türkiye ekonomisinin %50 yüklenicisi kesinleşmemiş sonuçlara göre CHP’ye geçmiştir. Tekrar sayımlar, eşit kabul görmeyen itirazlar yine AK Partisine çalışırken. Seçim güvenliği de sorgulanır duruma gelmiştir. AK Parti kurmaylarından halkın zihniyle dalga geçercesine mağdur ve meşruluk tartışmasına sokulmuş bir sayım cenderesinde hak gaspına vardırılmış bir İstanbul seçimi. Kazananı artık çok nettir Demokratik Halk Dinamikleri ve Ekrem İmamoğlu olmuştur. Kazanılmış bir seçim, verilemez bir seçime dönüştürülemez. Dönüştüren daha büyük kaybeder.

Diğer yandan seçimin en dinamik belirleyici seçmen kitlelerinden Aleviler karmaşık bir ruh hali ile sürece dahil olmuştur. Bu karmaşık ruh hali tercihlerini de etkilemiştir. Özgüvene sarılı bir kararlılık beklentisi kendi ayağına sıkmıştır tarih boyunca. HDP, Maçoğlu ve Devrimci Dinamikler dar sıkışmışlık diplomasileri Alevilerin önüne bir açmazı daha koymuştur. Umarız seçim sonrası bu durum güçlü bir olgunluğa ve birlikte mücadeleye evrilir. Ayrıca Bazı bölgelerde iktidar dinamiğine yakılan yeşil ışıklar sayesinde seçim kazandırmışlardır. Erzurum – Hınıs, Tunceli – Mazgirt, Çemişgezek Alevi oyları ve muhtarların büyük şantajı ile Ak Parti kazanmıştır. Alevi kurumları süreci pasif yaklaşım, dağınıkla karşılamışlardır. Bir hamle, bütününü beton yatırımına yöneltmiştir.  Süreci Halkın on adım gerisinden takip etmiş ve kurumlarımıza kapanan bir tarz izlemiş olduk. Bu durum demokratik alanda görünür olmamızı engellediği gibi. Alevi Halklarda elektirik, su parasına ve Cemevi yaptırmada gelecek betona fit olan bir yaklaşım ile pasiflik açığa çıkmıştır. Türkiye demokrasi sürecinin bedel ödeyen teminatı olan biz Alevi kurumlar içerde ve uluslararası alanda sürecin belki de son 10 yılın en pasif konumuna itilmiş vaziyetteyiz. Bu durum çok trajik bir yönelime doğru da gitmekte. Tekleşmiş bir dinamikten hak beklentisi saflığına kadar inmiştir.

Bugün yerel seçimler ile şekillenen halk kararını, İktidar demokratik bir geçiş şansı olarak okumalıdır. Türk devlet sistemi de Abdulhamit dönemini doğru okumazsa hücrelere ayrılmış bir Türkiye kaçınılmazdır. Üçüncü kuşak çıkış başarılı olmamıştır. Uluslararası arenada diplomatik başarısızlıklar boyu aşmış vaziyette. Rusya gemisi çoktan ABD ile anlaşmalıdır. Binilmesi inilemez sonuçlara sebep olabilir. İran Devrim muhafızları terörist ilan edilirken ibrenin nereye döneceği açıktır. Türkiye ekonomik sıkışmışlığını ancak demokratik bir geçişle atlatabilir. Aksi hali iç dinamiklerin sarsıntısıdır. Ortadoğu da işgalci konumuna düşmek üzeredir. Fırat’ın doğusu hamlesi çökmüştür. Ortak vatan ilişkisi geliştirilemezse İdlib’te güvenlik gücü vazifesi ötesine geçmeyecek bir durum sözkonusu. Esad’la anlaşır Kürtlere vururum hamlesi çoktan çökmüştür. Esad’la harcanacak enerji yerine Kürtlerle kurulacak bir Ortak vatan ilişkisi Halep’ten, Musul’a bir hat açığa çıkarır. Şizofrenik beka sorununu da aşan bir noktaya evrilir. Ama önce içerde bir demokratik geçişe gayret edilmeli. Uluslararası alanda atraksiyona sebep olan çıkışlar yerine, akredite güven yaratan yaklaşımlar açığa çıkmalı.

Bu durumu harekete geçirecek olan ise Kürtler, Aleviler, Solcular, Sosyal Demokratlar, Ekolojistler, İnsan Hakları Savuncuları, Barış Savunucuları, Savaş Karşıtları, Barış Anneleri, Tutuklu Hükümlü Yakınları, Avukatlar, Meslek Odaları,  Sendikalar, İslami Dinamikler, İnanç Kimlikleri, Liberal Demokratlar, Sanatçılar, Entellektüeller, Oyuncular, Hayvan Hakları Savunucuları, Şehir, İlçe, Köy Dernekleri geniş çeperde bir  mütabakat alanı olşturmalıdır. Lakin Türkiye Demokrasi süreci yeni bir kırılmanın eşiğindedir. Türkiye cezaevleri en kitlesel açlık grevlerinden birine sahne olmaktadır. Yüzlerce insan açlık grevinde ve riskli eşikler aşılmış durumda. Tecrid topluma yaygın bir şekilde sinmiş vaziyette. Gelecek korkusu giderek hakim seviye eşiğini geçmiş durumda. Bu nüfus dinamikleri ile ancak ortak gelecek umudu ve adalet duygusu gelişirse yol alınabilir. Gerisi mi malesef birbirini ayaklarından kuyuya çeken gerçeklik. Umut yeşermişken diri tutulmalı.

Continue Reading

Bülent Felekoğlu

Zulüm başta ise, mazlum meydandadır!

Published

on

Mart ayındayız zulüm edenlerin halklar üzerinde cinnetlerini  sınadıkları aydayız. Mazlumların ise birbirine Xızır olup dirildikleri aydayız. Birbirine ikrarlı doğanın cem olup, cemre doğurduğu, beyaz gelinlikli doğanın duvağını açtığı, cümle varlığın dirildiği aydayız. Doğmak ne kutsal bir emek. Yarın 16 Mart bir ırkçının, bir vahşinin Kürt halkına cinnet derecesinde öfkesinin kimyasal saldırı ile açığa çıktığı Halepçe günlerindeyiz.  Bugün Halepçe’de bir halk çoluğu, çocuğu, doğasıyla katledildi. Vahşet gün be gün gelişi haber ederken dünyaya. Yazıyı kaleme alırken Yeni Zelanda da bir vahşi katliam haberi daha aldık. İnsanın canı ne kadar dayanır bu zülme, insan nasıl mutlu olabilir bunca kin deryasında. Umut nedir? Yaşamak nedir? Hakk nasıl dayanır bunca zulümkara. Bizler biliyoruz Kürtler – Aleviler – Ermeniler, Süryaniler  biliyoruz bu katliamları. Aynısını defalarca gördük Ermeni halkın tehcirinde, 16-17 Eylül olaylarında, Koçgiri’de, Dersim’de, Zilan’da, Ağrı’da, Roboski’de, Gazi’de, Gezi’de,  Sur’da, Suruç’da, Ankara garında, bir düğünde bombayla, topla, tüfekle güvendiğimiz kolluk kuvvetleri gözetiminde. Hepsi kin ekenlerin hasadı idi. Kelle hasadı yapıp iktidarlarını besleyenlerin kelle hesabı  Vatan savunması oldu. Bize kalan acılarımızı sırtlayıp komşumuza anlatmak kaldı. Dinleyecek komşu kaldı ise, komşuluk kaldı ise, vicdan kaldı ise, öfkeden yürek parçasında rahmet kaldı ise. Dünya düşmanlık ekip petrol çıkarmak istiyor. Dünya kelle kesip birilerini iktidarda tutuyor. Muhammet Mustafa’nın Ehlibeyt’inin kanına girenler Müslüman hakkı koruyor. Bir damla suyu reva görmeyenler Mümine nişan biçiyor. Bu nişan ancak kurban nişanıdır. Canlı ekranlarda katliam tehdidi yapılıyor iç marifetiyle. Her zıkkım Beka, her kelam cinnet. Onurlu yaşamak ne büyük zahmet. İbadete duranın azabı ne olaki kimin vebalidir bu, hangi hükümdür kalkmamış. Küfürle yol gidilir mi? Bu alemde gördük ki hiçbirşey karşılıksız değil. Hakk Yasası dediğimizde budur. Öfke ekenler canların kellesini biçiyor. Hepsi Beka hesabında Hitler de beka diyordu. Stalin’de beka diyordu. İran2da beka diyor. Suudi Arabistan’da, İsrail’de, Amerika’nında beka sorunu var. Avrupa’nında bir mazlumların bekası hiç yok tüm kurşunlar bizim bağrımızda, tüm bombalar bizim tepemizde. Ekmek kadar kutsalı taşıyamıyoruz evladımıza. Alın terimizin bir kıymeti yok. Yarın kurşuna dizilmeyeceğimizin garantisi de. Yükü alan dünyanın en güvenli yerinde çoktan mekan tutmuş. Biz fare muamelesi görenleriz. Kelle hasadından pay kesilenler, akçe biçilenleriz. Parsayı alanlar mekan tutmuş bu dünyada da, öbür dünyada da. Kutsal saydıkları değerler bizi katletme fetvası veriyor. Yeni Zelanda da katliam yapan vahşiye verdiği gibi. Ve gördük ki vahşetten sonuç çıkaranlar yazmış. “ Bizde Cemevleri ve Kiliseleri mi bassak” El cevap: “Onun da vakti gelecek” diyor vaziyetten iş bilen katil. Çünkü muktedir iç marifetiyle nişan kılmış Çorum’u, Maraş’ı yazıktır. Daha da doymadınız kana, kine, öfkeye 15 Temmuz’da yitirilen canların hiç mi sorumluluğu yok omuzlarda yazıktır. Bu alemde cümle varlığI Hakk’ın cemali olarak görmekten başkaca bir çıkış yoktur. Gerisi katliam olur. Gerisi zulüm olur. Kimse de hanesinde bir lokma ekmeği rahat yiyemez. Bakmayın gözü dönmüşlere. Zulümkarlar elinden yitip gitmişlere Hakk rahmet etsin. Bunca zulme seyirci kalmaktansa, ortak olmaktansa bedenini onurluca açlığa yatırıp vicdan diyen Leyla’ya aşk olsun, vicdan için şiddetsiz umut dileyen canlara, nefislerine hüküm sürüp Hakk’ı dileyenlere aşk olsun. Başka çare kalmıyor insana, insan kalmak için. Başka ölüm göreceğine kendi ölümüne hüküm dilemek, rıza ile Hakk’a yürümek adım adım ne büyük kudret. Evlat öldürmeyin, cana kıymayın ölüme mi doymak istiyorsunuz. Bakın canımız kurbandır, bir parça vicdan için diyenlere aşk olsun.

Seçim ne ola ki. Canın rıza bildirmesi, asgari ortak olması değil mi? Peki bu takdir neden beka sorunudur. Neden ölüm-kalım meselesidir. Kimin için ölüm – kalım meselesi. İşine gidip evine gelen için mi? Yarı tok yatan için mi? Evladına bir bisiklet parası biriktiren için mi? İşine giderken sırt sırta binenler için mi? İbadetini yapan için mi? Topraktan tırnağı ile rızık çıkaranlar için mi? Tarlaya giderken devrilen komyonda can veren için mi? Yerin yedi kat altında rızkını kömür karasından çıkaran için mi? Komşusu zorda iken darına koşan için mi? Ölüm fetvasına verilip Akdeniz mezar bilenler için mi? Avrupa sınırlarında köpekleştirdiğiniz  canlar için mi? Hakk kimsenin ahını kimseye bırakmaz bilesiniz. Efendiler kimin için bu beka sorunu. Bizler oy verenler savaşa gitmiyoruz. Ray bulasınız, nefsinize gömüüldüğünüzde yola çağrılasınız diye Rey veririz. Topumuz, tüfeğimiz yok, bir reyimiz var. Bırakın da onu düşmanlık etmeden kullanalım. Yok valla zulüm yerine çevireceğiz derseniz de en son kendi çukurunuzda birbirinizi yersiniz. Bizde durup bakarız. Bizi mi tehdit ediyorsunuz biz halkız ve çok fazlayız bunu da size önermiyoruz. Herkes yerini bilsin, herkes haddini bilsin. Biz savaşa gitmiyoruz efendiler, biz dertlerimizle had bildirmeye sandığa gidiyoruz. Gerçi gidecek takad da  bırakmadınız ya.

Halepçe’de katledinlen canları anıyor. Hakk ruhlarına çerağ olsun. Yeni Zelanda da katledilen canlara rahmet diliyor. Ailelerine sabır diliyoruz. Aman mürvet deyip yüzler sürüle can cemaline. Hakk aynamız, Xızır yardımcımız olsun…

 

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI