Connect with us

.

Şükrü Yıldız

Arif Sağ’a MESAM operasyonu Alevilere yapılmış saldırıdır!

ŞÜKRÜ YILDIZ

Published

on

„MESAM’da Bakanlık tarafından tartışmalı şekilde görevden alınan Arif Sağ ekibinin tasfiyesi başladı.“ (Cumhuriyet Gazetesi 7 Mayıs 2018)

Geçtiğimiz günlerde bazı medya kuruluşları haberlerinin arasına kısaca bunu da sıkıştırdı. Haber özeti bu kadarcık bir cümleden oluşuyor. Alevilerin tarihi olarak sözlü bir kültürden gelenekten geldiğini varsayarsak, onunda ellerinden alınmak istendiğini gösteren bir durum ortaya çıkmış oluyor.

Alevilerin binlerce yıllık değerleri, nefesleri, deyişleri, ninnileri, ağıtları yezitten kalma zerzevata peşkeş çekilsin diye operasyon yapılıyor. Tahammülsüzlüğün sınırı artık aleni gasp ve talana başlıyor.

“Tasfiye ediliyorlar” diyor medya, Arif Sağ’ın başkanlığında seçilmiş olan MESAM yönetimi için.

Önce kayyum atanıyor. Kürt illerinde belediyelere yaptıklarını uyguluyor. Seçilmişlere el çektiriyor. Atanmışlar sonsuz yetkilerle donatılarak geliyor. Her birinin görevi bulunduğu yerde demokrasiyi katletmek oluyor. Sonrası malum. Çalışanlar, kurum emekçileri ve kurumu var edenlere işten el çektiriliyor. Atama kurullar oluşturuluyor ve o kurullar eliyle yeni yeni adamlar türetiliyor. Üretilen adamlar kurumun sahipleri tarafından yeniden alınmasın diye herkesi suçlular kategorisine ekleyip, suç mekanizması üretiyor.

İnsana dair ne varsa ayaklar altına alınıyor.

Utanmadan birileri “devlet görev vermiş yok diyemem” diyor. Devlet memuru “sanatçı” oluyor. Emeğiyle iş yapamayanlar siyasi iktidarın kollarının altında Alevilere operasyon çekiyor. Feriştahına kadar ahlaksızlaşıyor.

Gelecekte Alevilere biçilen rol MESAM operasyonu oluyor.

MESAM niye önemli oluyor; çünkü müzik demek Alevilik demek oluyor. Alevilerin bugüne kadar kendilerini en güçlü hissettirebildikleri alan oluyor. O alanın örgütlendirilmesi hayati bir durum olarak Alevilerin önünde duruyor. Tüm haksızlıklara, yanlışlara rağmen yüzlerce alevi âşık, ozan ve derlemecinin buluştuğu, bezende varlığıyla güç aldıkları kurumları oluyor.

Görünen o ki Alevi kurum ve kuruluşları bunun yeterince farkında değil. Nasıl ki bu topraklarda Alevi kökenli hâkim, savcı, asker vali, kaymakam vs… bırakmadıkları gibi, şimdi de Alevilerin olmazsa olmazı olan müzik alanında da kimseyi bırakmak istemiyorlar.

Alevi sazının yerini çamur müziğin telleri arasında yok etmek istiyorlar. Alevileri bugüne taşımış olan telini koparmak yaşamı tüm alanlarda kendisine mahkûm etmek derdine düşmüş bulunuyorlar.

Pir sultanlara yaptıramadıklarını, bugün onların torunlarına yaptırmak suretiyle tarihten intikam almak istiyorlar. Şah demeyen deyiş ve nefesler eşliğinde saraya meze yapılmak isteniyor Alevi müziği. Notalar artık yezit diye inliyor….

Alevi kurumlarının bu durum karşısındaki sessizliği ise kabul edilir gibi değil. Sanki dünyanın başka bir yerinde, kendilerini hiç ilgilendirmeyen bir meseleymiş gibi bakıyorlar. Olayı şahsileştirip, kişiler üzerinden yâda menfaatler üzerinde okuyacak kadar gerçekliğin dışına savrulmuş olarak duruyorlar.

Alevilerin olmazsa olmazlarının derlenip toparlandığı ve bizim sanatçılarımızın adıyla yâd edilen kurumlardan biri sadece Alevi oldukları için, sisteme muhalif durdukları için, bazı davetlere icap etmedikleri için cezalandırılıp, el konuyor. Alevilerin servetine el konuyor, Alevi Kurumlarında açıklama dahi yok.

Eğer Alevi değerleri sahiplenilip korunmayacaksa, Alevi Kurumları ne işe yarayacaklar. Dernek, vakıf, federasyon başkanı olma kavgasının bir bölümünü Alevi değerlerinin korunmasına verilmesi artık elzem olmuştur.

Bilmek lazım ki bu değerler bir bir elimizden alınırken başkanlığını yapacağınız bir kurumda kalmayacaktır.

Onun için bir an önce MESAM başta olmak üzere Alevilerin tasfiye edildiği tüm alanlara müdahale edilerek Alevi hassasiyeti kamuoyuna hissettirilmelidir.

Tarihin derinliklerinde gelen atalarımızın curaları, sazları ile bezenmiş olan demimizin hakkı verilmelidir.

Dara durulmalıdır aşk ile….

 

 

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şükrü Yıldız

“Köpeğin psikolojisini bozmak”tan…

ŞÜKRÜ YILDIZ

Published

on

Geçmiş zamandı, 90’lı yıllardı. Almanya’da demokrasi mücadelesi veren kesimlerin sokaklara dökülüp ırkçı, milliyetçi neo-nazi saldırılarını protesto ettikleri, faşizme karşı örgütlülüğün geliştiği, anti-faşist mücadelenin tavan yaptığı günlerdi.

Muhteşemdi…

Faşist, ırkçı kesimlerin saldırılarına karşı herkes tetikteydi…

İliklerine kadar haklı, direngendi…

Dünyanın değişik ülkelerinden gelmiş halklar, renkler birlikteydi. Sokağa dökülen halk arasında Aleviler de yerini almıştı. İşte o günlerin birinde, meydanda toplananlara polis müdahele edince kıyametin oratasında kalan Alevi dedesi heycandan, korkudan  polis köpeğine “hoşttt” diyince, havada döndürülüp, beton zemine çiviği çakılmıştı.

Hastanede gözlerini açan Pir’in baldırından, topuğuna kadar  ayağı parçalanmıştı. Bedenine onlarca dikiş atılmış, kan zorla dururulmuştu. Hayati tehlikeyi zor atlatmış, yaşadığına doktorlar şükretmişti.

Öbür gün demokrasi güçleri, anti-fa örgütleri durumu, büyük katılımlı bir basın açıklamasıyla protesto edip, polisi kınadıklarını beyan ettiler. Kimi hukukçular bunun kasten ağır yaralama hatta öldürmeye teşebüs olduğunu, kimisi de bu saldırı sonucu pirin çalışma kabiliyetini yitirdiğini iddia ederek devletten tazminat ve acı parası dahi talep ettiler.

Pirin “bunun arkasını bırakmıyacağım” dediği günlerde mahkemeden bir mektup geldi. Heyecanla mektup açıldı; “Çok kıymetli….” diye başlayan cümle, “Mahkememiz sizi Köpeğin piskplojisini bozmaktan suçlu bulmuştur. Bunun için 1250 Mark ödemenize karar vermiştir.” cümlesiyle bitmişti.

Pirimizin çektiği acı bir yana, üstüne üstelikte para cezası yemişti.

Gelelim bize.

Teşbihte hata olmaz. Beyfendinin psikolojisini bozmuşuz. “Hoştt” demişiz.

Maraş katliamın sorumlusu bir partinin -Ecevit’in ölümü sonrası kasasında çıkan  MİT raporunda bu açıkca belirtilmiş- bugün iktidar tarafından “atanmış” başkanı Devlet Bahçeli bana dava açmış.

Bize hesap verecekleri, utanacakları günü beklerken -ki bu sözün gelişi, kim olduklarını biliyoruz- kendisine hakaret ettiğimizi iddia etmiş.

Dava açmış…

Bizi ortağının kapısına çağırtmış…

Hadi bakalım orada olacağız….

Önüne gelene “şerefsiz, hasiyetsiz” diyen zatı muhterem, söylediklerimizden çok alınmış.

Alınsın efendim alınsın….

Önceden de demişim; “Dünyadaki en şerefsiz ve hasiyetsiz insan, Maraşlı olup, Kürt olup, Alevi olup, ben MHP’liyim” diyen kişidir. Sonrakiler de malum….

Bilinsin ki; Maraş’da katledilenlerin çıplak bedenlerinin kanı kurumamışken, analarımızın çığlıkları halen kullaklarımızda yankılanıp dururken, ana karnında katledilen bebelerimizin resimleri benliğimizi tırmalarken, 15 yaşındaki Ali Tıraş’ı parçalayarak, kazanda kaynatanlar, 80 yaşındaki Cennet ananın gözlerini tornavida ile oyup, bok çukuruna atarak katledenler yargılanmadıkça, katledenlerin, katillerin efendisi, utanmazlığın, pişkinliğin hükümranlığından bize saldırmakla bizleri bitiremiyecektir, susturamayacaktır.

Bilsinki; katilleri ve katliamları kutsamış bu zihniyet, atam dediği kurdun kesik başıyla makam odasını süslemekle, eteklerine sarıldığı efendisinin “enikliğiyle” aklanamayacaktır.

Biz ki Kerbela’nın çocukları, kesik başımızın direnci, merhameti ve hidayetiyle geldik bugüne…

Bilenlere eyvallah….

 

Continue Reading

Şükrü Yıldız

“Komünizm” gerekiyorsa onu da devlet getirir!

ŞÜKRÜ YILDIZ

Published

on

[responsivevoice_button voice=”Turkish Female” buttontext=”SESLİ DİNLEMEK İÇİN TIKLAYIN”]

Nazım Hikmet’i kovan,
Mustafa Suphi’yi boğan
Sait Kırmızıtoprak’ı katleden devlet
Gel zaman, git zaman “komünist” sevici oldu.

Eskiden Kamer Genç vardı. Severdim. Denk geldiğimizde atışırdık. Espirili adamdı. Her taşın altından çıkardı. Darbecilere „kafa tutar“ elinde fenerle gezerdi. Fakir bir Dersimli ailenin acıklı hikayesinden fışkırmış gibiydi. Deliydi. Arada çiçek sulamışlığı da vardı. Olsun, bence tek insani tarafıda oydu.

Dersim’de onu tanımayan, işi düşüpte çözemediği hiç kimse yoktu. Kimisi iş ister, kimisi tayin, kimisi mahkeme, kimisi de bağ bahçe meselesini çözmek için Kamer’e giderdi. Öyle ki; zorda kalmış devrimcilerin, yurtseverlerin, koministlerin yurtdışına kaçmalarına bile yardımcı olmuştu.

Çok insandı… Çok…

Bu insaniyetinin kaynağında 12 Eylül darbesi vardı. Darbecilerin aldıkların karşılığında dağıttıklarının paylaşımını Dersim’de Kamer’e havale etmişti. Kimliği 3K ile özdeş hale gelmiş merkezlerden biri de Dersim’di. Bu kimliğin devlet ile bütünleşmesini sağlayacak aracılara ihtiyaç vardı. Kamerler biçilmiş kaftandı. Her Dersimli gibi çok acılar içinden sıyrılıp gelmişlerdi. Ve Kamer mecliste 12 Eylül anayasasına  “hayır” diyecek 6 kişiden biriydi. Memlekete “kahraman“ lazımdı. Dersim’e kahraman lazımdı… Yüreğine su serpecek adam lazımdı…

Lazım olanı devlet yarattı. Soner Yalçın Kamer’i övdüğü yazısında notlamıştı „Darbenin gölgesindeki Danışma Meclisi’ndeki karşı çıkışları özellikle beş cuntacı generalden Nurettin Ersin’in tepkisini çekti. Danışma Meclisi’nden çıkartılması için üç defa Milli Güvenlik Konseyi’ne önerge getirdi. Danışma Meclisi’nden atamadılar“ (31 01 2016- Odatv)

Genceçik çocuklar, yaşları büyütülerek idam edilirken, atılamayacak kadar ağırlığı vardı.

Kısacası atılamayacak kadar devletindi.

Devlet, yarattığını sevdirerek Dersim’in 5 bin çocuğunu imam hatiplere götürdü. Kamer gidenleri tek tek öptü. Meclisin de meşruiyet karnesinde fakir bir Alevi Kürt çocuğu olarak zikredildi.

Bu devlet “Memlekete komünizm gerekiyorsa ve komünizm yararlı bir şeyse onu da biz getiririz, size ne oluyor” (Nevzat Tandoğan) diyen bir kafanın ürünüydü. 12 Eylülcülerin istediği, yaratığı muhalif tiplerden biride Kamer Genç idi.

Yaratıcılarına sadakat içinde öldü….

Ne Kürt ne Alevi…

Ne Solcu, ne sağcı…

Hak ile hakkikat taksiratını affetsin…

Boşalan yerine Hüseyin Aygün talip oldu. Fena bir aday değildi. Beceremedi. Halen büyük lafların arkasındaki hiçlikte dolanıyor. Ben buradayım beni görün diyor, diyor demesine ama reisin yandaşları “Komünisti” sevdi.

Miras kavgasında ilk sıraya oturdu. Nede olsa Kamerin solunun solunda olmakla yetinmedi, kuralı, çekilişli, hediyeli “Komünist” oldu. Bal, kaymak, fasulye nohut oldu. Hem kalbe hem mideye ehemiyetli bir dokunuşla “resmimiz” oldu.

Yetmedi, yandaş medyadan alınmış patantiyle marka oldu. “Komünist Başkan”

Biz bu oynu çok sevdik.

Yalanın, talanın ve katliamın gölgesinde demokrasicilik oynayan partilerin hikayesinden beslendik.

Deniz‘i, Mahir‘i, İbo’yu, Mazlum‘u salona sokup biz halay çekerken bir baktık ki kendisine “Tük Solu” diyen dergilerin kapağına malzeme olmuşuz.

Yılların fedakarlıkla örülmüş sosyalist mücadelenin kazanımlarının böylesine pervasızca harcanmasına bizler ses çıkarmadıkça, değerlerimizin hızla talan edildiğini gördük.

Emperyalistlerin sosyalizmin toplum üstündeki etkilerini minimize etmek için gündemine aldığı „sosyal devlet projeleri“,  „komünizm“ diye yeniden üretilerek pazara sürüldü. Maksist bakış açısının içi boşaltırılmaya çalışılarak, emperyalistlerin açtığı alan ve popüler siyasetin imkanlarıyla saldırılar yeni bir boyut kazandı.

Devleti şirket olarak algılayan zihniyetin egemen olduğu bir ülkede, sosyalizm adına şirketleşme mantığının bizdeki resmi, AKP’nin atadığı kayuma elinde bal sepeti ile poz veren „kominist“ başkan olu verdi.

Bu durum leş pazarında „kapital“ olan bir mantığın derinliğinden olsa gerek. Devletin derinliklerinden beslenip „terör“ örgütleriyle ilişkisi olmayan bir temizlikte kendisini ifade etmekte.

Sömürgeci devletin politikalarını meşru gösteren yaklaşımı, sol söylemlerle sunmak suretiyle toplumsal tepkiyi kendisinde barajlayan tavırı „dost“ diye algılamak, okumak mümkün değildir. Komünist değerlerin pazarda meta haline getirilmesinin dışında ahlaki duruş biçimini de dejenere eden yaklaşımlarıda, toplumun içinde bulunduğuı durumla izaha kalkışmak işin başka bir boyutunu örgütlemektedir. Makarna, kömür ve nohut hikayesinin içinde, sol, sosyalist değerlerin telefuz edilmesi başkaca bir ayıptır.

Onun içindir ki; Dersim tabelası indirilmiş şehirde, seçimlerde „Tunceli-Dersim belediyesine“ adayım  açıklaması yapmanın rahatlığı içinde olabiliyor. AKP medyasının kollarında, dallarında sevgiyle haber ediliyor.

Radikal muhalefete karşı,”Komünist” başkanın söylediği şey “teröristlerle ilişkisi olmayan” alternatifler üretilmiş oluyor.

 

Continue Reading

Şükrü Yıldız

Songül Tunçdemir “yalnız değilmiş”

ŞÜKRÜ YILDIZ

Published

on

Alevi hareketinde uzun yıllardır emek veren Songül gözaltına alınarak, Malatya’ya gönderilmiş. Haber ajanslara düştüğünden beridir bakıyorum; “Aleviler, yıllarını emeğini, işini, aşını Alevilere hizmet için vermiş bir arkadaşa nasıl sahip çıkacak” diye.

Tek tek yöneticilerin sayfalarını taradım sosyal medyada.

Başkanların!

Yöneticilerin!

Adımıza karar verenlerin.

Şimdiye kadar ses, seda yok.

Olanında içi de, dışı da boş…

Söylemekte sakınca yok, içi ve dışı boş olanın varlığı da boş!…

Sevdiğim bir dostum var, arada tartışmalar çığırından çıkınca sorardı “Fatih İstanbul’u kuşatırken kiliseler neyi tartışıyordu?” diye. “İstanbul kuşatma altındayken İstanbul’daki kiliselerde ‘Melekler, erkek mi, kadın mı’ tartışması yapılıyormuş” derdi.

Sosyal medayada bazı Alevi gruplarına, whatsapp gruplarına baktım. En ‘akıllıları’ “Söngül Tunçdemir gözaltına alındı” haber paylaşımından sonra “Kuran’da Hızır var mı yok mu” tartışması yapıyor.

“Melekler erkek mi kadın mı” tartışması yapanların nesli İstanbul’da tükenmek üzere. Birkaç yüz bin Ermeni ve Rum kaldı. Aleviler yok edilirken, Alevilik neyin neresinde diye bir birini yiyenlere hatırlatmak gerekir ki;

Hızır Kuran’da olsa ne olur, olmasa ne olur.

Ha diyelim ki Hızır Kuran’da var, Songüllere, Zeyneplere, Velilere…  Ne hayrınız oldu!

Ha diyelim ki yok, yine Songüllere, Zeyneplere, Velilere…  Ne yardımınız dokundu!

Uzun zamandan beridir, devlet ve iktidar kendince suçlar üreterek Alevileri hedef almakta, kurum yönetici ve üyelerini tutuklayarak Alevilere gözdağı vermektedir. Suni gündemler etrafında Alevileri bir biriyle tokuşturmakta, ayrılıkların derinleştirilmesi için her fırsatı kullanılmakta.

TV10’nun hiçbir hukuki gerekçe olmaksızın kapatılmasıyla başlayan süreç, YOL TV’nin yayınlarının devre dışı bırakılması, PSAKD yöneticilerinin tutuklanmasıyla devam etti. Birçok yerde de Alevi kurum temsilcileri uydurma gerekçelerle gözaltına alınırken en son Songül’e ve PSAKD Antalya şube yöneticisi Gürbüz Deniz  kadar geldi.

“Ağacın içindeki kurtlarda buna çanak tutmakta.”

Utanmazlık ve ahlaksızlık “Kayum hızırdır” diyecek kadar alenileşmekte, artık asimilasyon kelimesi, izahata yetmemekte.

Yarın kimlerin hedef haline getirileceği ise bilinmemekte.

Zeynep Yıldırım’ın annesinin nöbeti cemevinde devam ediyor Kezban Bektaş kızının değil, cemevine saldırıp yakanların tutuklanması gerektiğini söylüyor. Kim dinliyor!

Alevileri kurumları duyuyorlar mı?

Merak etme hakkımı kullanarak soruyorum; neyi, kimi, niye bekliyorsunuz.

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI