Connect with us

.

Yaşam-Ekoloji

‘Dört diplomayla memurluk yapamadım’

AleviNet

Published

on

  OHAL kapsamında çıkarılan KHK ile ihraç edilen ve 27 Şubat 2017’den bu yana iş yerinin önünde eylem yapan Mahmut Konuk , ihraçlara dikkat çekmek için Ankara birinci bölgeden bağımsız milletvekili adayı oldu. İhraçlara karşı hiçbir hak arama yolunun olmadığını belirten Konuk, “Diploması olmayan cumhurbaşkanı olabiliyor. Ben dört diplomayla sağlık memurluğu yapamadım” dedi ve yurttaşları hukuksuzluklara karşı çıkmaya çağırdı.    İnsan Hakları Derneği (İHD) üyesi olan sağlık memuru Mahmut Konuk , bugüne kadar yaşanan her insan hakkı ihlaline karşı İHD’nin düzenlediği eylemlerde ön saflarda yer aldı. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL kapsamında 22 Kasım 2016’da çıkarılan 677 sayılı KHK ile mesleğinden ihraç edilen Mahmut Konuk , bu kez haksızlığa uğrayan taraf oldu. Konuk, bu kez kendi için sokağa çıktı ve 27 Şubat 2017’den bu yana her pazartesi ihraç edildiği iş yeri önünde eylem yapmaya başladı.    KHK ile ihraç edilenlerin sesinin kamuoyunda yeterince duyulmaması üzerine Mahmut Konuk , farklı bir adım atarak Ankara birinci bölgeden bağımsız milletvekili adayı oldu.    Cumhuriyet’e konuşan Konuk, her pazartesi tek başına yaptığı eylem için “Bir ağaç gibi tek ve hür” benzetmesinde bulunurken, 570 gündür Yüksel Caddesi’nde birçok KHK mağdurunun devam ettirdiği “İşimi geri istiyorum” direnişine verdiği destek için “Bir orman gibi kardeşçesine” nitelendirmesi yaptı. “Hem birey olmak hem de sınıfla birlikte mücadele etmek ilkesiyle hareket ediyorum. Diploması olmayan cumhurbaşkanı olabiliyor. Ben dört diplomayla sağlık memurluğu yapamadım” diyen Konuk, Afrin Harekatı’nın başladığı olan 20 Ocak’tan bu yana iş yeri önünde yaptığı eyleme Yüksel Caddesi’nde yapılan gözaltı işleminin uygulandığını aktardı.    ‘Konuşturulmuyorum, gözaltına alınıyorum’   Eylemler nedeniyle bir günde üç kez gözaltına alındığını belirten Konuk, “Konuşturulmuyorum. Aslında gözaltı işlemi yapmıyorlar. Bizi alıyorlar kaçırıyorlar. ‘Ankara Valisi’nin emrine uymadın’ diye Kabahatler Kanunu’ndan işlem yapıyorlar. Bu da 259 liralık para cezasına dönüşüyor. 100’ün üzerinde gözaltına alınmışımdır. Günde üç kez gözaltına alındığımı biliyorum. Milletvekili adayı olduktan sonra, son iki haftadır, ‘devam eden eylemi sürdürdüğün için burada ihraçlarla ilgili konuşamazsın’ diyorlar. Ne konuşacağımı size mi soracağım? Zaten benim milletvekili adayı olmamdaki ana etken ihraçlara karşı sürdürdüğümüz direnişi göstermek, seçim atmosferinde bunu görünür kılmak. Sistemin kurduğu bu hukuksuzluğu teşhir edecek bir kanal olarak kullanmak” ifadelerini kullandı.    ‘Uganda’ya mı başvuracağız’   Hiçbir gerekçe gösterilmeden yapılan ihraçlara, gazeteci, yazar ve avukatlırın hiçbir gerekçe gösterilmeden atılmasına değinen Konuk, “Hiçbir hak arama yolu yok. Danıştay, idare mahkemeleri topu üzerinden atıyor. Anayasa Mahkemesi ‘KHK’ler benim yetki alanımda değil’ diyor. Sen ne işe yarıyorsun? Biz Uganda Anayasa Mahkemesi’ne mi başvuracağız” tepkisini gösterdi.    ‘Emekli ikramiyemle aday oldum’   Emekli ikramiyesini dava yoluyla aldığını ve bununla adaylık başvurusunu tamamladığını aktaran Konuk, “Kıt kaynaklarla hareket ediyorum. Afiş çıkardım. Ses aracı temin edebilseydim iyi olurdu. El ilanı çıkarıp, stantlarda kullanacağım. Olursa medya yoluyla kamuoyuna duyuracağım. Pazaryerleri ve kahvehanelerde konuşmalar yapmayı düşünüyorum.” diyerek 24 Haziran’a kadar yapacakları konusunda bilgi verdi.    ‘Hukuksuzluk diz boyu’   Hükümetin kitlesel eylemlerden korktuğunu belirten Konuk, “Kitleler oylarına ve kendi iradelerine sahip çıkmazsa oy sonucunu değişir. 7 Haziran seçimlerinde iktidardan düştüler ama gitmediler. 16 nisan referandumunda 2 buçuk milyon geçersiz oy geçerli sayıldı. Diploması olmayan Cumhurbaşkanı adayı olma yeterliliğine sahip olmayan bir adam yıllarca bu ülkeyi cumhurbaşkanı olarak yönetiyor. Buna karşı çıkalım. Hukuksuzluk diz boyu ortada. Bu ülkede bir despotluk hükmetmeye başladı. Bu despotluktan kurtulmak için yegane çözüm halkın sokağa çıkmasıdır. Bu fiili mücadele meşru olarak tamamlanmalıdır” ifadelerini kullandı. 

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yaşam-Ekoloji

Çevre ve iklim endişelerde ilk sıraya yerleşti

AleviNet

Published

on

Ipsos-Sopra Steria tarafından yapılan ankete göre, çevrenin korunması Fransızların en çok endişe duyduğu konuların başında ilk sıraya yerleşti. Katılımcıların yüzde 52’si çevre konusundaki endişelerini paylaşırken, ikinci sırada yüzde 48’le ‘sosyal sistemin geleceği’ konusu geliyor.

Yüzde 43’lük bir kesim ise, satın alma gücündeki gerilemenin kaygılandırdığını beyan etti.

Çevre ve ekoloji konusunu tali sorun olarak görenler arasında aşırı sağcı Ulusal Birlik (RN) sempatizanları geliyor. Aşırı sağcı seçmenlerin yüzde 57’si satın alma gücündeki gerilemeye dikkat çekerken, sağdaki partilerden Cumhuriyetçiler (LR) arasında ise yüzde 51 ile en önemli endişe kaynağı olarak ‘göç sorunu’ öne çıkıyor.

Fransızların dörtte üçünün gelecek konusunda olumsuz düşündükleri ve ülkelerinin ‘gerilemekte’ olduğunu düşündükleri de ortaya çıkan bir diğer sonuç.

Aynı zamanda ankete katılanların yüzde 81’i küçük ve orta büyüklükteki şirketlere güvenirken, globalleşmenin sembolü olarak kabul edilen büyük şirketlere güvenmediğini ifade ediyor.

 

Continue Reading

Yaşam-Ekoloji

Yenilenebilir enerjilerin üretimi depolamayla artacak

AleviNet

Published

on

Geçtiğimiz günlerde Fransa’nın Charente-Maritime iline bağlı Jonzac’ta NW adlı şirket tarafından tanıtılan NW Box adlı bateri konteynerleri sayesinde üretilen ve fazlalık olan elektriğin depolanması hedefleniyor.

BİRÇOK ŞİRKET BU ALANA YÖNELDİ

Geçtiğimiz yıl Tesla ile yine Fransa’dan HDF Energy tarafından tanıtılan stokaj konteynerlerinde ise, onlarca megavat/h elektrik stoklama imkanının olduğu duyurulmuştu.

Örneğin NW Box adlı konteynerlerde çok sayıda lithium-ion tipi pil bulunuyor ve bu piller ile yılın belli dönemlerinde üretilen güneş veya rüzgâr kaynaklı elektrik depolanabilecek. Bu elektrik, daha sonra ihtiyaç duyulduğu anda kullanılan hatlara aktarılabilecek.

Nicolas Sarkozy döneminde bakanlık da yapan NW Genel Direktörü Yves Jégo’ya göre, yenilenebilir enerji kaynaklı elektrik üretiminin artmasıyla birlikte depolama konteynerlerine olan ihtiyaç da artacak. Fransa’da bağımsız bir kuruluş olan Enerji Düzenleme Komisyonu (CRE) tarafından yayınlanan bir raporda da yenilenebilir enerjinin arttırılmasına dair hedeflerin tutturulabilmesi için depolama kapasitesinin de arttırılması şart.

DEPOLANMAZSA ÜRETİM AZALACAK

Güneş ve rüzgâr kaynaklı elektrik üretiminde depolama kapasitesinin arttırılmaması halinde, özellikle yılın belli dönemlerinde artan üretimin belli bir noktadan sonra durması söz konusu. Zira ihtiyaç fazlası elektrik üretildiğinde güneş panelleri veya rüzgâr türbinleri, durduruluyor. Depolama sayesinde ise güneşin veya rüzgârın bol olduğu günlerde dolan kapasitelerin üstünde elektrik üretmek ve hatların 50 hertz frekansında tutulması mümkün olabilecek.

İHTİYAÇ HALİNDE NÜKLEER VEYA KÖMÜRE BAŞVURULUYOR

Fransa’nın yanı sıra Almanya’da depolama konusundaki çözüm yolları bulunuyor. Ancak bu, Almanya’nın çok daha fazla karbondioksit (CO2) salmasına neden oluyor.

Rüzgâr ve güneş kaynaklı elektrik üretiminde Fransa’dan çok çok önde gelen Almanya’da, rüzgârlı veya güneşli günlerin azalması halinde kömür santralleri devreye konuluyor. Fransa’da ise elektriğin yüzde 70’in üzerinde elde edildiği nükleer santrallerin kapasitesi arttırılıyor.

Ancak kömür santrallerinin nükleerden onlarca kat fazla CO2 saldığı biliniyor. 2017 rakamlarına göre Fransa’nın CO2 salınımları 350 milyon ton olarak hesaplanırken, Almanya’da bu 800 milyon tona kadar çıkıyor. 2005 yılına oranla Fransa’da salınımlar yüzde 10 ila 20 arasında düşerken, yenilenebilir enerji kaynaklarını giderek arttıran Almanya’da ise düşüş, yüzde 5’le sınırlı kalmıştı.

8 MİLYAR EURO KAYNAK AYRILMIŞTI

Sadece Fransa’da kamuya ait EDF şirketi üzerinden elektrik depolanabilmesi için 8 milyar Euro ayrıldığı duyurulmuştu. Ancak bu yatırımlar konusunda özellikle yer sorunu nedeniyle henüz ciddi bir adım atılmadığı biliniyor.

Fransız kuruluşu CRE tarafından yayınlanan bir raporda da depolama kapasitesinin acilen yükseltilmesi gerektiğinin altı çizilmişti.

AB’NİN GETİRDİĞİ REZERV ZORUNLULUĞUNA CEVAP OLABİLİR

Yenilenebilir enerji kaynaklarından daha fazla yararlanılmasına imkân tanıyacak depolama konteynerlerinin arttırılması, aynı zamanda Avrupa Birliği (AB) tarafından getirilen bir yükümlülük açısından da önemli.

AB Komisyonu’nun aldığı bir kararda, Avrupa’nın herhangi bir ülkesinde yaşanacak elektrik enerjisi sorununda en geç 15 dakika içinde devreye girecek şekilde rezervler oluşturulması isteniyordu. Böylelikle, herhangi bir ülkede yaşanacak elektrik enerjisi kıtlığında kıtanın diğer ucundaki bir diğer ülkedeki rezervler devreye girebilecek. AB, her ülkenin en az bir nükleer santralin günlük üretimi kadar düzeyde elektriği rezerv olarak tutmasını şart koşuyor.

MALİYETİN AZALMASI ÜRETİMİ ARTTIRACAK

Yenilenebilir enerji kaynaklı elektrik üretiminin arttırılmasını sağlayacak depolama konteynerlerinin sayısının arttırılabilmesinin önündeki engellerden biri olarak, bunların maliyetleri gösteriliyordu. Bloomberg tarafından yayınlanan bir habere göre, 2010 ile 2018 yılları arasında bu konteynerlerin içindeki stoklama baterilerinin maliyeti yüzde 85 oranında azaldı.  

Continue Reading

Yaşam-Ekoloji

Rapor: Su kıtlığı yeni felaket risklerini artırıyor

AleviNet

Published

on

Küresel ısınma kendini aşırı sıcaklar, artan sel felaketleri ve kuraklıkların yanı sıra temiz suya ulaşım ve bu suyun dağıtımında yaşanan sıkıntılarda da belli ediyor.

2019 Dünya Risk Raporu, temiz suya erişim ve bu suyun dağıtımında sıkıntı yaşayan ülkelerin, olası doğal felaketlere karşı da daha zayıf ve kırılgan bir yapıya sahip olduğunu ortaya koyuyor.

Çeşitli yardım örgütlerini bünyesinde barındıran “Kalkınma Yardım Eder” adlı birlik ile Bochum Ruhr Üniversitesi’ne bağlı Barışı Güvence Altına Alma ve İnsani Uluslararası Hukuk Enstitüsü tarafından hazırlanan rapor, 180 ülkedeki felaket risklerini doğal felaketler ve toplumların bu felaketlere dayanma gücü üzerinden analiz ediyor.

Sorun sadece suyun az olması değil

Raporda temiz suya erişim ve suyun yol açtığı tehlikelerden korunmaya, “Su güvenliği” başlığı ayrıldı. İklim değişikliğinin su bazlı sorunları sadece suyun az olduğu bölgelerde değil, dünyanın her yerinde artırdığı raporun dikkat çekici tespitlerinden biri.

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI