Connect with us

Gülşen İşeri

Deniz Türkan: Sivas 93 benim için bir kırılmaydı

GÜLŞEN İŞERİ

“Çocuktum. Anadolu’nun bir köyünde geçen çocukluğumda babamın İstanbul’dan gelmesini dört gözle beklerdim. Ondan gelecek hediyeler falan değildi derdim. Her gelişinde kasetler getirirdi, gazete kâğıdına sarılı kasetler. Heyecanla açar, acaba bu kez kimler var diye sabırsızlanırdım. Yine aynı kare yaşandı evde; babam geldi, ben hemen elindeki torbayı açıp gazete kâğıtlarını bulup içini açtım. Bir sürü kaset getirmişti. Orhan Gencebay, İbrahim Tatlıses, Güllü, Ferdi Tayfur, Arif Susam gibi isimlerin yanında Ahmet Kaya, Aşık Gülabi, gibi sanatçılar da vardı… Renkli renkli kaset kapakları… O kasetlerin içinden ’karanlık’ kapağı olan kaseti arıyordum; evet unutmamıştı! Daha önce aynı kapaklı kasetten getirmişti babam, işte buydu! Hemen açıp teybe koydum, o bağlamın sesi, o tını çocuk yaşımda başka bir aleme götürdü. O albüm Muhabbet 6 ya da 5 idi… Musa Eroğlu, Yavuz Top, Muhlis Akarsu, Arif Sağ’ın yer aldığı albüm. Türkülerle böyle tanışmıştım. Sonrasında çıkınıma çok türkü biriktirdim. Dinledikçe derinleşti hayat; insanlığı ve insan olmayı öğretiyordu o türküler…
Ben bu anıyı size niye anlattım; bir ses duyarsınız ya sizi birden çocukluğunuza götürür işte öyle bir ses duydum ben, Deniz Türkan’ın Kalan Müzik etiketiyle çıkan Üryan albümünün sesini. Üryan türküsünü dinlerken o günlere gidip gidip geldim.

Bu türküyü Zülfü Livaneli’den çok dinlemişsinizdir, hatta Yılmaz Güney’in “Sürü” filminin müziğidir. Üryan benim için insanlığın özetiydi: ‘Hiç’liğin, merhametin, adaletin, vicdanın, isyanın, sevincin, kederin… İnsan olmanın adıydı Üryan: Üryan geldim yine Üryan giderim/ Gelmemeye elde fermanım var… “

Bunun için çaldım Deniz’in kapısını, Üryan albümünde birbirinden değerli ozanın, Karacaoğlan, Şah Hatayi, Fuzuli, Pir Sultan Abdal, Dertli, Nesimi Çimen, Kul Hüseyin, eserleri yer alıyor. Deniz’in bağlamaya dokunuşundaki sahicilikle sesine verdiği türkülerin hikâyeleri geleneksellikten evrenselliğe bir yol çiziyor. Bu yolda biriken hikâyeleri, türküleri, deyişleri ve müziği konuşmak için bir araya geldik Deniz Türkan ile…

-Üryan albümünden başlarsak,  çok önemli bir türkü/deyiş albümü çıkardın. Biraz albümün yolculuğundan söz edebilir miyiz?

Aslında bu çok uzun bir yol ve yolculuk. Üryan müzikle, bağlamayla tanıştığım o ilk günlerden itibaren bu yolda biriktirdiğim hikâyelerin, paylaşım ve yaşanmışlıkların dışa vurumu diyebiliriz.

Öncelikle bu coğrafya ve gelenekteki müzikal zenginliklerin peşine düştüm… Ardından konservatuar eğitimi ve farklı sanatçılarla yaptığım çalışmalar ve muhabbetlerde pişti.

Biriktirilenler bir süre sonra sancıya dönüştü ve stüdyo çalışmalarına başladım. Güzel dostlar biriktirmek yüklerini hafifletiyor insanın. Ve birçok dostum omuz verdi bu albüm sürecinde. Burada Barış Güney’den de bahsetmek isterim. Albümde ritim-perküsyonları Barış Güney çaldı. Fikirleriyle, dostluğuyla ve müzikal tecrübesiyle bana çok büyük bir güç verdi.

Ve bir senelik bir stüdyo çalışmasının ardından, yıllarca biriktirdiğim hikâyelerin, paylaşım ve yaşanmışlıkların vücut bulan bir halidir içimdeki Üryan…

-Uzun yıllar müzik piyasasının içindesin ve ilk solo albümün… Geç kaldığını düşünüyor musun?

Zaman bu zamanmış. Hiçbir zaman sadece albüm yapmış olmak için albüm yapmayı düşünmedim. Çalıp-söylediğim, yorumladığım her eserin içimdeki hikâyelerini tamamlamalarını bekledim. Şartlar ve koşullar ne kadar zorlasa da bu hikâye demini almadan ortaya çıkamazdı.

BU ESERLER HAYAT YOLCULUĞUM

 -Albümdeki her bir türkü hem müzikal hem de söz olarak bizi içine alan gelenekten evrensele bir yol çiziyor diye düşündüm. Hiç ‘eskimeyen’ bir yol… Ne dersin?

Öncelikle gelenek kendi içerisinde hayranlık uyandıracak ölçüde bir evrenselliği ve müzikaliteyi de barındırıyor, görebilene, kulak verebilene…  Ne kadar farklı zamanlarda yaşanırsa yaşansın bu topraklarda duygularımız ve tepkilerimiz özde bir olduğundan belki de, illa ki bu eskimeyen ve eskimeyecek olan yoldan iyi ki geçiyoruz. Ve bu türkü ve deyişlerin hikâyeleri özümsenebildiğinde, müzikal olarak da ne yapılması gerektiğinin kapısı aralanmış oluyor sanki.

-Alevi deyişlerini pek çok ozandan dinliyoruz ama benim dikkatimi çeken genç bir müzisyen olarak bu deyişleri icra etmen yeniden nasıl bir duygu?

Çoğu yüzyıllardır söylenen türküler ve deyişler aslında… Onlarca insanın yorumundan geçmiş… Bazen bir hikâyeye kendi tarafından bakmak istersin;  kendi algılarınla ve kendi müzikal yorumunla…  Bende özümsediğim, hayat yolculuğumda bana farklı pencereler açan bu eserleri bir kez de kendi yorumumla ortaya koymak istedim. Yüzyıllar öncesine ait hikâye ve yaşanmışlıklara ses olmak, yorum katmak en başından beri düşlediğim, tarifi imkânsız bir duygu.

SİVAS 93 BENİM İÇİN BİR KIRILMAYDI!

-Kul Hüseyin, Pir Sultan Abdal, Fuzuli, Karacaoğlan gibi ozanların, şairlerin eserlerini seslendiriyorsun; kaygı duydun mu?

Bu şair ve ozanların şiir ve deyişlerini hangi şartlar altında ve ne bedeller ödeyerek dile getirip haykırdıkları düşünüldüğünde, kaygı duymanın çok bencilce olacağını düşünüyorum.

-Ozanların eserleriyle yola çıkmak zordur; mutlaka seni derinden etkileyen, o bağlamaya dokunmanı sağlayan bir durum vardır değil mi?

Bu durum aslında daha çok sosyal yaşantıyla ilintili… Doğduğun aile, büyüdüğün mahalle… Böyle bir sosyal çevrede yetiştim ve bağlama hep yanı başımdaydı. Sivas’93 benim için bir kırılma noktası oldu ve sonrasında duvarda asılı bağlamaya dokunmakla başladı her şey…  Çocukluk arkadaşım Haydar’ın (Olcay) notalarıyla öğrettiği bir türküyle düştük yola. Sonrasında yine birlikte büyüdüğüm, hayatımda ve müzikal gelişimimde dönüm noktası olarak gördüğüm dostum, ustam Rıza (Kılıç) ile birlikte farkındalıklarım ve müzikal algım bambaşka bir boyut kazandı. Bu yüzden de usta-çırak geleneğinin çok önemli olduğunu düşünüyorum.

POPÜLİZM TÜKENMEYE MAHKÛM

-Biliyorsun türkülere/deyişlere oryantalist bir bakış açısı var, popüler kültür içine girdiğinde bir anda sevilir ve bir anda da yere düşer… Asıl bu müziği icra edenler hep geri plandadır, senin gibi… Popüler kültürdeki bu durumu nasıl değerlendiriyorsun?

Biraz önce de bahsettiğimiz gibi gelenek eskimeyen bir yol… Yüzyıllardır süregelen bu yolda hiçbir duygu ne anlamını ne de özünü yitirmemiş, her şeyden önemlisi tüketilememiş…  Popülarizm ise bir kıvılcım gibi anlık yanıp sönmelere, tükenmeye mahkûm.  Ama son zamanlarda toplumun geleneğe tutunan, içerik ve müzikal olarak güzel örnekler sunana yönelmiş olduğu gerçeği de aşikâr ve sevindirici. Ben,  bir müzisyenin enstrümanı ve yorumuna yaslanıp, popülerlik kaygısı gütmediğinde ancak kalıcı olabileceğini düşünüyorum.

-Ahmet Aslan, Erdal Erzincan, Tolga Sağ gibi isimleri de görüyoruz Üryan albümünde,  bu birliktelik nasıl oldu?

Ahmet Aslan…  Yıllardır süregelen müzikal birliktelik ve dostluğumuzun yanı sıra yapmış olduğumuz düetle (Minnet Eyledikçe) albüme omuz verenlerden…

Erdal Erzincan, Tolga Sağ ve Hüseyin Korkankorkmaz… Yıllardır birlikte çalıp söylediğim ve muhabbet ettiğim, birçok konuda fikir alışverişi yürüttüğüm hoca, usta ve dostlarımdır.  Birlikte seslendirdiğimiz eserdeki mana ile bana hissettirdikleri, birlikte okuduğumuzda daha özel olacağını düşündürdüğü için birlikte okumaya karar verdik.

-Albümün adı Üryan, üryanlık senin için nasıl bir yol? Kendini orada nasıl düşünüyorsunuz?

Üryan bir hayat… Hayat da bir yolculuk… Bazen kederli, bazen sevinçli, bazen de isyan dolu… Bu yolculukta biriktirdiğim tüm hikâyelerimle, müzikal birikimimle, eksiğimle tamımla, hatamla doğrumla, içinde hayata dair tüm hissiyatlarımı barındıran ve sürüp giden bir yol Üryan…

-Peki, son olarak, müzik hayatının neresinde desem?

Müzik hayatın tam merkezinde… Bir bölümüyle gelenekten beslendiğiniz bir müzikal bağınız varsa, bu aslında yavaş yavaş hayatınızın merkezi olmaya başlıyor. Bu gelenek şiiri, edebiyatı, dansı ile toplumsal yapıyı anlamayı çalışmayı gerektirdiği için tek başına müzik olmaktan öte bir yaşam şekli ve bir bakış açısına dönüşüyor. Ve bu algı ile birçok grup ve müzisyenle, sahne, stüdyo ve muhabbetlerde müzikal birlikteliklerim ve dostluklarım oldu. Farklı grup ve müzisyenlerin müzikal dünyalarına mihman olmak farklı coğrafyalara, farklı kültürlere ve dillere dokunmayı da beraberinde getiriyor. Ve bu yüzden de bir toplumun müziğine bakıldığında o toplumun inanç, kültür ve dili hakkında birçok ipucuna varıyorsun. Bu yüzden de benim için müzik çok şey demek.

0 Users (0 votes)
Criterion 10
What people say... Leave your rating
Sort by:

Be the first to leave a review.

User Avatar
Verified
{{{ review.rating_title }}}
{{{review.rating_comment | nl2br}}}

Show more
{{ pageNumber+1 }}
Leave your rating

Your browser does not support images upload. Please choose a modern one

Continue Reading
Advertisement //pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Gülşen İşeri

‘Yanan bizdik siz kömür sandınız’

 

Taşı toprağı kömür olan Zonguldak’a,  ‘Türkiye’de İşçi Olmak’ projesi için maden işçilerinin hikayesinin peşine düşmüştük. Sadece hikaye değil aynı zamanda o ocaklara girerek onların çalışma koşullarını, ölümle yaşam arasındaki o ince çizgiye birebir tanık olmak ve onlarla birlikte o anı yaşamak istemiştik. Yaşadık! Yerin yedi kat altında domuz damında nasıl mücadele ettiklerini,  Çatalağzı beldesinin meydanında yazan “Yanan bizdik siz kömür sandınız…” cümlesinin ise ne kadar da doğru olduğunu gördük…

Zonguldak’ın hemen hemen pek çok yerinde işte bu zorlu yaşam koşulları heykele dönüşmüştü. Yerin altındaki işçiler yerin üstünde birer heykel oluvermişti! Kaç kişi acıyı heykele dönüştürebilirdi ki; Nazmi Özden işte tam da bunu yapıyor.   70 yıldır babadan oğula geçen bu mesleği hala sürdürüyor.

Önce Trabzon’da bakır işi ardından da Karabük’de döküm atölyesiyle Zonguldak’a taşınmışlar…  1982 yılında babadan aldığı mesleği hala Zonguldak’ta sürdüren Nazmi Özden şuanda Zonguldak’ın tek heykel atölyesi olarak mücadelesini sürdürüyor. Neden tek kaldıklarını ise, “Burası sanayi bölgesi,  önce Trabzon’da bakır işi yapıyorduk sonra  Karabük ve Zonguldak’a geldik…  Burada dökümhaneler vardı, hepsi kapandı biz kaldık. Buradaki atölyeler 91’dan sonra kapandı çünkü o dönem burada büyük yürüyüş olmuştu, madenciler ayaklanmıştı; Özal bu yürüyüşün intikamı olarak atölyeleri kapattı!”  sözleriyle anlatıyor.

Çevre il/ilçelerin de Zonguldak‘a gelişiyle şehir Türkiye tarihinin en büyük işçi hareketlerinden birine sahne olmuştu.  Sonrasında ise TTK küçülme operasyonları başladı. Bu küçülmeyle bir bir atölyeler kapandı ve işte dönemin hükümeti bu büyük yürüyüşün intikamını böyle almış oldu.

Nazmi Özden yüz bine yakın kişinin yürüdüğünü ve Turgut Özal’ın da bu yürüyüşten rahatsız olduğunu anlatırken; “o zaman 23 bin civarı işçi vardı . Öyle bir kitle rahatsızlık verdi.  100 bine yakın insan yürüdü. Devlette intikamını böyle aldı. Özelleştirdi, taşeronlaştırdı,  TTK kiralandı,  küçüldü ve yoksulluk başladı” diyor.

Zonguldak denilince maden maden denilince de ölüm geliyor kuşkusuz. Ama biz son yıllarda Zonguldak’tan ölüm haberleri almadık neredeyse… Özden nedenini şöyle açıklıyor: Üretim yok ki ölüm olsun!

Kendi atölyesinin nasıl ayakta kaldığını ise “Karabük’te Demirçelik Fabrikasına makina parçası yapıyorduk, TTK’ya bağlı değildik ve daha dışa dönüktük. Öyle ayakta kaldık ve şuanda tek atölye olarak Zonguldak’ta üretime devam ediyoruz ”  sözleriyle anlatıyor.

35 yıla yakındır heykel yapan Nazmi Özden için en vazgeçilmezi maden işçisi figürü! 3 ay madende kalan ve orada gördükleri karşısında etkilenen Özden ruhunu katarak heykel yapmaya devam etmiş.  “Zonguldak denilince zaten ilk akla gelen maden ocakları ve maden işçileri oluyor diyen Özden “3 ay madende kaldım, orada gördüklerim karşısında elbette çok etkilendim, kaldı ki biz Zonguldak’ta işçilerle iç içe yaşıyoruz. Her kaza, ölüm bizi çok daha derinden etkiliyor. Ben de bu etkilendiğim işçilerin heykelini yapıyorum, en azından dışarıya o işçileri heykellerimle anlatıyorum. Elimden başka bir şey gelmiyor, orada, maden ocağında yaşadıkları zorlukları, nasıl para kazandıklarını, insanlık dışı nasıl çalıştıklarını ben de böyle ifade ediyorum” sözleriyle anlatıyor.

Yeni açılan Zonguldak maden müzesinin girişine anıt levha çalışmasını da yapan Özden, ölen 4 bin maden işçisinin adlarını yazarak hiç unutulmasın istiyor.  Zonguldak Kilimli’de 30 maden işçisi için anıt, İzmir Bornova’ya ve yine Bülent Ecevit Üniversitesi girişine maden heykeli yapan Özden “dökümcülük kaybolmaz, sürekli kendini yeniliyor, burada teknolojiyi yakalayamazsanız bitersiniz” diyor.

Kaybolan bir meslek değil aksine yükselen bir meslek olduğunun da altını çiziyor…

Continue Reading

Gülşen İşeri

Çocuklar öl(dürül)mesin şeker de yiyebilsinler…

“Çalıyorum kapınızı,
teyze, amca, bir imza ver.
Çocuklar öldürülmesin
şeker de yiyebilsinler….”

Ne zaman çocuklara ilişkin bir haber duysam Nazım Hikmet’in 1956 yılında Hiroşima’da ölen çocuklara yazdığı şiir gelir aklıma. Ne kadar güzel anlatmış, ne kadar insanca… Hiroşima’dan bu yana ne çok öldü, ne çok kıyım yaşandı! Artık öyle bir noktadayız ki “Çocuklar öl(dürül)mesin” dediği için Ayşe öğretmenin cezası onaylandı. Katıldığı bir gece programında sarf ettiği tek cümle vardı Ayşe öğretmenin: Çocuklar ölmesin… Ölüme bile karşı olmanın suç sayıldığı bir ülkede yaşamanın ağırlığı çok ağır!

Şimdi ne diyelim… Yaşı kadar bedenine kurşun sıkılan Uğur Kaymaz’ı, havan topuyla ölen Ceylan Önkol’u, Cizre’de derindondurucuda bekletilen Cemile’yi… Berkin Elvan’ı, yine polisin attığı gaz bombasıyla kafasından yaralanan Mazlum Akay’ı unutmadık. Çocuklardı, kiminin düşü mandolin çalmak, kiminin ki doktor olmak, öğretmen… Hepsinin düşü yarım kaldı, hiç çocuk olamadan öldüler…

Doğan Teyboğa, Umut Furkan Akçil, Ahmet İmre, Enver Turan, Canan Saldık, Birem Basan, Oğuzcan Akyürek, İzzettin Boz, Mehmet Nuri…. 1988’den bu yana yüzlerce çocuk öldü…. Sorumluların çoğu yargılanmadı, ceza almadı.
Hiroşima’da yanan çocuklardan bugüne, Diyarbakır’dan Cizre’ye, Van’dan Silopi’ye, Antakya’dan Suriye’ye, Bengaldeş’e… Dünyanın her yerinde çocuk hep çocuktur. Ayşe öğretmen o gece çok doğru bir şey söyledi çocuklar ölmesin diyerek. Daha evrensel nasıl seslenilirdi ki! Şimdi ceza aldı; nasıl korkunç bir hayatın ortasında olduğumuzu görüyor musunuz?

Peki Ayşe öğretmene ceza verenler 20 Nisan 2017’de çocuklar ödürülmesin diyerek konuşmayı başlatmıştı… Cumhurbaşkanı Erdoğan, “‘Çalıyorum kapınızı, teyze, amca, bir imza ver. Çocuklar öldürülmesin şeker de yiyebilsinler.’ Evet çocuklar öldürülmesin. Büyüklerin yol açtığı çocukların faturası çocuklara kesilmesin” diye konuşmuştu 23 Nisan etkinlikleri için….

Cumhurbaşkanı Erdoğan daha sonra da Sezai Karakoç’un Anneler ve Çocuklar şiirinin ‘Çocuk öldü mü güneş simsiyah görünüyor gözüne’ dizilerini hatırlatmıştı… Şimdi biz kimi yargılayalım! Hepimiz aynı dilden konuşuyor ve çocukların ölmesini istemiyorsak Ayşe öğretmen neden ceza aldı?
Bir suçlu arıyorsak çocukları ödürrenler midir yoksa çocuklar ölmesin diyenler midir? Yoksa….

Continue Reading

Gülşen İşeri

Vicdan(sız)lık… Faşizm…

Vicdan(sız)lık… Faşizm…

Çocukluğum Anadolu’nun bir köyünde geçti. Geçen yıllar içerisinde çeşitli öğretilerle büyüdüm. Susmak o zamanlar erdemlikti. Karıncanın yuvasını bozmak günah, büyüklerine karşı saygısızlık çok ayıptı!
72 millete aynı nazarda bakmayı o zamanlar öğrenmiştim. Hakikat kapısının 1. Makamıydı. O hakikatin peşinden gitmeye karar verdiğimde hızla değişen sistemin içinde kendimi direnirken gördüm. Sonra “biz büyüdük ve kirlendi dünya” şarkıları hızla çoğalıyordu. Çoğalan kirlilikte temiz kalmanın mücadelesi yorgunluk olarak döndü bize!
Bazen aklın alamayacağı ve hatta delirme noktasında bir cinnet haliydi son zamanlarda yaşadıklarımız. 72 millete aynı gözle bakmayanlar adeta cinnet getiriyordu. 80 yaşındaki bir ananın mezarını açacak kadar korkunç bir delirme haliydi! Hatun Tuğluk’u mezarından çıkartan bu güruhu sadece yaşadığımız faşizm ortamıyla açıklayamayız. Aslında bu durumu hiçbir sözcükle açıklayamayız! Vicdansızlığın son noktası ,faşizmin en kara dönemi! Yaşamaktan utanç duyduğumuz, nefes alırken solumaya korktuğumuz kapkara günler bu günler. Artık ölülerimizi bile mezara koyamadığımız bu günler geçer mi bilmem; bildiğim vicdan denilen şeyin yavaş yavaş kanlardan çekildiği. Kanlardan çekilen vicdan bizim ölülerimizin yerine mezara koyduklarımız. Hatun ananın mezarını çıkartırken kendi vicdanlarını o mezara gömenler utansın! Eğer utanacak bir damla kanları kaldıysa!

*************************************************
Nuriye ve Semih… Devlet güçleri onları yine mahkemeye çıkartmamak için hasteneye yatırdı! Zorla müdahalenin ölüm olduğunu bile bile! Kapkara günler bugünler! Ülke açık cezaevine döndü. Sanatçı Pınar Aydınlar’a 10 ay kesinleşmiş hapis istendi; avukatlar hapiste, öğrenciler, gazeteciler… Faşizmin en ağır günlerini yaşıyoruz. “90’lar bile böyle değildi” diyenler çoğalıyor. Evet değildi, çünkü artık siyasi iktidar daha meşru zeminde faşizmi uyguluyor. ‘Tek adam’ diktasıyla esip gürlüyor. 90’larda en çok acıyı Kürtler çekiyordu, bugün de olduğu gibi, ama şimdi Aleviler, Kürtler, solcular… Kısacısı iktidarın yüzde 50’sine gimeyenler artık ülkede ‘terörist’ ilan edildi! En büyük ayrımcılığı yapan iktidar Hrant Dink’i arkasından vuranla, Hatun ananın cenazesni mezarından çıkartanla ‘kahramanlık’ fotoğrafı çektiriyorsa, Berkin Elvan’ın annesini kitlelere yuhalatıp sokak ortasında kolunu kırdırıyorsa; Dilek Doğan’ı annesinin gözleri önünde vurduruyorsa…. Ah benim ülkem…. Çok kara günler biliyorum. “Bizi öldürmek isteyenlerin ülkesi” oldu artık! Tezer Özlü haklıymış!!
Gülüşlerimizden korkan devlet bir gün elbet kahkahalarımıza da tanıklık edecek.

Zaman bizde kendini sınadıkça ortaya iki şey çıkıyor: İyiler ve kötüler. Ve biz şunu biliyoruz; her filmin sonunda iyiler kazanır!

Continue Reading

EN SON EKLENEN HABERLER

Güncel2 saat ago

YSK kararını verdi: KHK’liler oy kullanabilir

AKP’nin KHK ile ihraç edilenlerin oy kullanmaması yönündeki itirazı YSK tarafından reddedildi. AKP, YSK’ye sunduğu ek dilekçede KHK’lilerin oy kullanamayacağını...

Haberler3 saat ago

Almanya’dan silah ihracatında Türkiye 19’uncu sırada

Almanya’nın silah ve teçhizat ihracatında bu yılın ilk üç ayında düşüş kaydedildi. Yeşiller milletvekili Omid Nouripour’un soru önergesine Ekonomi Bakanlığı’nın...

Röportaj3 saat ago

Kati Piri: AB Erdoğan’ın otoriterliğine güç veriyor

Avrupa Parlamentosu (AP) Hollanda milletvekili ve Türkiye Raportörü Kati Piri, AKP iktidarının Türkiye’yi felakete sürüklediğini belirterek, “Türkiye basın konusunda hiçbir...

Güncel3 saat ago

HDP, Kemal Türkler’i mezarı başında andı

1 Mayıs Dünya Emekçi gününe sayılı günler kala Halkların Demokratik Partisi (HDP), Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) kurucularından ve onursal...

Dünya3 saat ago

140 Bradost köyü Türk devletine karşı BM’ye başvurdu

Bradost’taki 140 köy adına 2 bin kişinin imzasını taşıyan bir mektup hem Irak hem de uluslararası kurumlara gönderildi. Köylüler, Birleşmiş...

Güncel3 saat ago

Alevi örgütlerinden Leyla Güven’e ziyaret

Amed’e çeşitli temaslarda bulunmak üzere gelen Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel...

Güncel3 saat ago

Kılıçdaroğlu saldırganlardan şikayetçi oldu

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Ankara’nın Çubuk ilçesi Akkuzulu Mahallesi’nde 21 Nisan Pazar günü şehit piyade sözleşmeli er Yener Kırıkcı’nın cenaze...

Dünya3 saat ago

310 kişinin öldürüldüğü saldırıyı üstlenen örgüt belli oldu

Sri Lanka Devlet Araştırma Dairesi, 3 kilise ve 3 oteldeki patlamanın ‘canlı bomba saldırısı’ olduğunu duyurdu. OTOBÜS TERMİNALİNDE 87 ADET...

Dünya6 saat ago

Sri Lanka’da ulusal yas: Ölü sayısı 310’a yükseldi

Sri Lanka’da Pazar günü aralarında kilise ve otellerin de bulunduğu sekiz ayrı noktada düzenlenen terör saldırılarında ölenlerin sayısı 310’a yükseldi....

Dünya6 saat ago

Der Spiegel: Efrîn’de etnik ve kültürel temizlik yapılıyor

Bir yıldan fazladır Türk devleti ve ona bağlı çetelerin işgali altında bulunan Rojava Kürdistan’ın Efrîn kentinde yaşananlar artık yaygın Alman...

Güncel6 saat ago

Paskalya yürüyüşünde açlık grevi direnişlerine dikkat çekildi

İsviçre’nin Bern kentinde Ercholz alanında 1000’i aşkın kişi bir araya gelirken Mizgin Kadın Meclisi aktivistleri de yürüyüşe kendi renkleriyle katıldı....

Dünya6 saat ago

İran’daki sel felaketinin bilançosu

İran ve Rojhilatê Kurdistan’da 19 Mart’tan itibaren başlayan ve aralıksız bir şekilde ay boyunca devam eden yağışlar 25 eyalette sel...

Advertisement

Facebook

Öne Çıkan Yazılar

bahis siteleri kaçak bahis siteleri kaçak iddaa siteleri casino siteleri film izle canl? iddaa

porno izle

porno indir

istanbul escort