Connect with us

.

Bülent Felekoğlu

SEÇİMLER HALİMİZ, AHVALİMİZ

BÜLENT FELEKOĞLU

Published

on

Hakk Aşkı, Xızır Hikmeti, Pirim Seyit Nesemi Nefesi İle…

Heq me neke zulumkare kesi, kesi ji meke zulumkare me. Şer dur bixe, xere nezik bine.  Deste we deste heşin be, dile we rama Heq be, gereta ve qereta Xızır be.

Hakk bizi kimseye zulümkar etmesin, kimseyi de bize zulümkar etmesin. Kavgayı uzak, hayrı yakın getirsin. Gönlünüzde Hakkın rahmeti, onun yeşil eli olsun. Gayretiniz Hızırın gayreti olsun.

Demokratik toplumlarda seçimler, sosyal ve politik dönüşümler için temel argüman olarak görülmelidir. Lakin; alem çatışmalardan çok uzlaşı kültürüne evrilerek, iknaya dair politikaları daha güçlü üretmesi cümle varlığın rızalı yaşamı için şarttır. Keramet barıştırabilen yaklaşımdır. Alemin bilgi akışı ile  küçüldüğü kültürlerin, inaçların birbirini tanıdığı ve ilişkilenebildiği bir dem-i  devranda bu kadar dik söylemlerin anlamı nedir. Tüm sözler devrim söylerken. Doğuşun coğrafyası Doğu toplumları ve Ortadoğu neyin Kausunu yaşıyor. Yeni doğumlara mı gebe. Sözler arşa yakın ve kutsaldan gelirmişçesine söylenirken. Bu bağırışmalar neyin habercisi. Reya Heq/ Hakk Yol bu süreçlere De ewladi (Evladın Anayı tanımadığı, Ananın evladı kaybettiği) süreçler olarak bakar. Çünkü kaus süreçleridir. Kaus ise MA’nın, Ananın hakikatinden sapıldığı zamanların habercisi olarak algılanır. Kausu defalarca yaşayıp, deneyimlemiş  Kom kültürü bu manayı biçmiş. Hakikat bilgisi olarakta Rızalaşmayı önermiş. Rızalaşmak, Niyazlaşmak temel düstür sayılmış. Kaus dönemleri “Gotine Gir(Abartılı Sözler) yerine Gotine Xer( Hayırlı sözler) söylemeyi önermiştir. Devrimler coğrafyası olan ya da Alemin devrimlerine meydan gördüğü coğrafya Ortadoğu, Mezopotamya da yaşayanlar, devrimleri, kausları masallardan ve destanlardan dinleyen şerefli yurtların evlatları da sorumlu davranmalıdırlar. Çünkü; bu toprakların evlatları her kurban adadıklarında kendi evlatlarının alınlarına da kurbanın kanından nişan bıraktılar. Her can kom için biraz da kurbandır. Söz dilin bekçisi değil, dil sözün bekçisidir. Kem söz sahibinin fakat; ağızdan çıkınca tüm toplumun oluyor. Yerini bilmek ve ona göre kelam etmek lazım. Yol, İz bilmeyen bir coğrafya değil Anadolu, Mezopotamya ne İskenderler gördü, NeŞahlar, Ne Padişahlar döndü, döndü de yine Hakkın zuhuru olan cümle canın bağrına döndü hakikat. Bazı haller artık bu topraklar da yerleşmeli her gelen devrimli cümleler kuruyor. Her harfine, semboline bir can kurban ettikleri. Halbuki Hakk Deryasında Vatanlar Ortak, Toplumlar, Halklar Rıza ile Rızıklarını cümle can ile  pay edenler olduklarında ancak Medarı İftihar edilen olurlar. Ancak öyle Xanedan olurlar. Xanedanlık zenginlikle değil, paylaşmakla mümkün olandır. Xane MA’nın Ananın el emeği göz nurudur. Can mutlak rahmandır ve her rahmana Rahim gerektir.

Halimiz de nicedir büyük kelamlar, üzerinde düşünülmeyen sözler arasında meydan kavgasına dönmüş vaziyette. Tehdit gırla, korku zorla, muhabbet ise na mümkün kılınmakta. Alem bir günlük Çarkı Pervaz sayılmakta, cümlemize ise yazık olmakta. Biz Türkiye Halkları olarakta bunca toz, duman arasında karar verme eşiğindeyiz. Halk Diplomasisi Hakkın zuhur ettiği haldir. Çünkü muktedir ve makam sahibi haneyi bilmeyebilir. Hanenin içinden habersiz olabilir. Çünkü; onuda kurban belirlemişiz biraz siyasetçilik yapanın hanesini görmesi ne mümkün ya zindanda ya meydanda ya da arafta. Haneyi bilen bizler ancak salahiyeti ve makulluğu telkin edebiliriz. Çıplak ayaklı çocukları görenler biziz, uyuşturucuya kurban gidenler gözümüzün önünde, Pazar tezgahı başında düşünceli, ev sahibinin karşısında mahçup, banka avukatı önünde çaresiz, polisi görünce yolunu değiştiren, memuru görünce rüşvete meyilli, hastanede birbirinin derdine ortak, cenazede acıya ortak, düğünde çeyreğin azizliğine kurban, otobüste tüm  tabuları kıracak kadar mecburi samimi, son parasını çekilen arabasına veren ve arabayı benzin olmadığı için yerinden kaldıramayan, üç çocuk yapıp evlatların vebalini alan, 60 yaşında kanserli emekliliği bekleyen, yatan maaşından birşey anlamayan, geçmediği köprüye para veren, elektirik faturasında harcadığından fazla vergi veren, geliri kendini doyurmasına fırsat vermezken gelir vergisi veren, ucuz alacam derken kimyasalarla şişirilmiş kanserli gıda alan, şehir hastaneleri müşterisi olup 5 yıldızlı tatil fırsatı yakalayan, hormonlu meyve yiyip avakadoya özendirilen, Tokilmiş betonlar arasından güneşin doğuşunu, mevsimin geçişini görmeyen, her üç kişiden birisine mahpus damı reva görülen bizleriz.

Ahval şu ola ki; bizi bildiğini söyleyip halimizi bilmeyen bizden değildir. Büyük laf edip kendisiyle birlikte bizide ezen bizden değildir. Hakk bilmekten daha yüce değer olamaz bu değeri kendine göre Fetvaya kavuşturan bizden değildir. Kardeşiz deyip ilk fırsatta katlimize ferman dizen bizden değildir. Adaleti terazisine göre dizip mahkumiyetini bize reva gören bizden değildir. Bu mana ile Ya Hakk, Ya Xızır deyip ayağa kalkacak olan yine bizleriz, Kemaleti düstur edinecek olan yine bizleriz, Kardeş olacak olan yine bizleriz, Ortak Vatanlarda cümle can ile Rızkımızı pay edecek olan yine bizleriz. Sınırlar muktedirlerindir. Halkların değil dört milyon Suriyeli cana biz baktık. Akdenizde alem bizim gözlerimizin önünde boğuldu, acısı yüreklerimizde hergün. Loto oyununa dönüştürülmüş mülteciler olduk. Ya öl ya geç. Nehaklar ise kendi paralarının peşine düştü. Sınır koymadık bize bu saaten sonra kimse de sınır koy demesin haddini bilsin. Biz halkız çünkü. Halk ne yapacağını bilir. Taht uğruna cahilleşenler düşünsün. Aşk ile…

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bülent Felekoğlu

Dersim 38 ve halimiz…

BÜLENT FELEKOĞLU

Published

on

Hakk Aşkı, Xızır Hikmeti, Pirim Seyit Nesemi Nefesi İle…

Bavo erd u ezman bekes nine, kesek bekes an ne heqe, an be heqe

Mazlum deste neheq u beheqa da maye. Desim divana Heq’e, wi divane da neheqi çebu

Bir mekin, Heq meydane vext dor bi dorane. İro ıj minra, sibe ji tera…  Ape Kekil

Babam yer ve gök sahipsiz değildir. Kimsesiz kimse ya haksızdır ya da Hakk’ı bilmez.

Mazlum haksızlar ile Hakk bilmezlerin elinde kalmış. Dersim Hakk divanıdır. Bu divanda haksızlık oldu.

Unutmayın, Hakk meydandadır. Vakit ise sırayla. Bugün bana yarın sana…

Dersim Tertelesi üzerinden 81 yıl geçti. İstanbul Galatasaray meydanında 19:38 de yaptığımız geleneksel anma programı, Galatasaray Meydanın tüm açıklamalara kapatılması nedeni ile bu yıl Kadıköy Rıhtım da 19:37 de yapıldı. Saat değişikliğinin nedeni. 4 Mayıs 1937 Bakanlar Kurulu kararı ile katliamın yapılmasına karar verilmesi.

Dersim 38 Reya Heq Alevilerin, Kürt Alevilerin ve sığındıkları barış coğrafyasının imhası, sürgünü, asimilasyonudur. Acıları tüm doğada, yaşamda izlerini sürmektedir. Her kaya dibi, her pınar, her su acıları bağrında taşımakta. Anıları önünde saygı ile eğiliyorum.

Bugün Kadıköy rıhtım kendi halinde, bizler bir avuç toplanmış korunmanın duygusu ile içiçe sığınmış ve halka olmuşuz. Atalarımızı anacağız fakat çok azalmışız. Sesimiz kendimize gelmiyor. Yine çalışmıyor meret cihaz. Afişin ardına sığınmış bilinenler. Herkes sözünü söylerken bir Ananın sesi ise kesilip kenara konmakta. Lokmalarımıza Kırmancki bir Gulbang verememenin acısı, Zone Ma Çino. Dersim Dernekleri süreci giderek tekeline çeken bir formda. Aman bitsinde sonra bakarız telaşı ile ne katılanı doğru dürüst anons etti. Nede kendisi meramını anlatabildi. Alevi kurumlar, Cemevleri Hakk getire. Dersim gündemlerinde değil. Zaten tekele toplayayım derken duyarlılık yaratma, ortak güçlü anma programları yapma durumu da gerçekleşmiyor. Herkes biraz Dersim’i kaçırıyor kendi heybesine. DEDEF bu yönüyle konuya eksik yaklaşıyor. Daha geniş çeperde toplumun tüm dinamiklerini sürece katan bir yaklaşım açığa çıkarmak hepimizin sorumluluğu. Anmalar bir rutin gibi değil cümlemizin güçlü yüzleşme ve ders çıkarma günleri olmalı. Dersim katliamı inançtan bağımsızlaştırılmaya çalışılıyor. Bu durum herkesin biraz işine de geliyor. Üzülüyor, üzülüyoruz.
Dersim anmlarına dair Alevi kurumlarımızın sessizliği de çok düşündürücü çoğu açıklama bile yayınlamadı. Katliam öncesi ve katliam süresince gelişen sessizliğe benziyor. Toplumumuzun en çok bir arada olması gereken süreçlerde, bir arada güçlü ses çıkarmamak tehlikelidir.

Mana İle…

Dersim Tertelesi ve anmalar erişilebilecek tüm Alevi kurum ve dernekler, yöre derneklerine ulaşarak daha geniş çeperde etki alanı oluşturulmalı bu hepimizin sorumluluğu.
Anma programları iki günü kapsayacak şekilde, Uluslarası katılımında hedeflendiği programlara evrilmeli.

Anma zamanlarında katliam coğrafyasının tüm şehirlerden Dersime gelen canlarla yerinde anlatılması, tanıklıkların dinlenmesi önemli bir farkediş ve gündem yaratacaktır.

4 mayıs günü Dersim merkezde ve ilçelerde her can hanesine siyah bir nişan asar ise tüm kent o günü yitirdiklerine saygısını belli etmiş olur. Seyit Rıza da Çerağ uyandırmak da birlikte olmak duygusudur. Ölümüyle, yaşamıyla birlikte olmak güçlü hissetmemizi sağlar.

Dersim ve Şengal beyaz donluların coğrafyasıdır. Yani barış ve sığınma coğrafyasıdır. Toprak Ananın bahtına sığınılmıştır. İnsan canlısının zülmünden, nefsinden ırak yaşamak istemiş. Cümlesine barışı umud ederek. Yitip giden canlarımızın anıları önünde saygı ile eğiliyorum.

Hakk gayretimizi eksik etmesin. Xızır yardımcımızdır.

Continue Reading

Bülent Felekoğlu

Seçim 31 Mart 2019

BÜLENT FELEKOĞLU

Published

on

Türkiye Halkları bir seçim daha yaşadı. 31 Mart 2019 Yerel Seçimler tercihleri yapıldı. Türkiye Halkları kesinleşmemiş seçim sonuçlarına göre tüm siyasi dinamiklere gerekli cevabı verdiği açığa çıkıyor. İktidar dinamikleri büyük şehirlerde hezimete yakın sonuçlar yaşadı. Burda HDP seçmeninin birikimli hafıza ile blok oylarının etkili olduğu çok açık. İktidar bloğunun Cumhur İttifakı temelinde birleşen “Beka Sorunlu” seçim propagandası halk tarafından “Artık Yeter” karşılığını aldı. Akp çıktığı yerden nağmağlup seçim maratonunda ilk yenilgisini aldı. Seçim süreci ise tamamen eşit olmayan koşullarda yapıldı. İktidar bloğu tüm medya desteğini, devletin mali, psikolojik gücünü kullandı. Hiçbir Hukuk’a sığmayan ve eşit koşullarda yürtülmemiş bir seçimin sonucudur bu.  Halk ise tüm bunlara karşı “ Artık Yeter” oyunu kullandı. Seçimin belirleyicisi ise HDP oldu. Tüm dinamikler tarafından da kabul edilen bir belirleyici. Lakin HDP seçmeninin politik gücü birçok alanda korku ve merkezden uzak tutma zihni ile manipüle edilmeyip değerlendirilebilseydi. Bugün Balıkesir ve Bursa da alınan şehirler arasında olacaktı. Millet İttifakı bileşeni İYİ Parti’nin iktidardan rol kapma arzusu Demokratik Halk İttifakının önünü kesmiştir.  Bunun bedelini de hiçbir belediye kazanamamakla ödemiştir. CHP 25 yıldan sonra İstanbul’da ipi Ekrem İmamoğlu ile göğüslemiştir.  Mega kent ve Türkiye ekonomisinin %50 yüklenicisi kesinleşmemiş sonuçlara göre CHP’ye geçmiştir. Tekrar sayımlar, eşit kabul görmeyen itirazlar yine AK Partisine çalışırken. Seçim güvenliği de sorgulanır duruma gelmiştir. AK Parti kurmaylarından halkın zihniyle dalga geçercesine mağdur ve meşruluk tartışmasına sokulmuş bir sayım cenderesinde hak gaspına vardırılmış bir İstanbul seçimi. Kazananı artık çok nettir Demokratik Halk Dinamikleri ve Ekrem İmamoğlu olmuştur. Kazanılmış bir seçim, verilemez bir seçime dönüştürülemez. Dönüştüren daha büyük kaybeder.

Diğer yandan seçimin en dinamik belirleyici seçmen kitlelerinden Aleviler karmaşık bir ruh hali ile sürece dahil olmuştur. Bu karmaşık ruh hali tercihlerini de etkilemiştir. Özgüvene sarılı bir kararlılık beklentisi kendi ayağına sıkmıştır tarih boyunca. HDP, Maçoğlu ve Devrimci Dinamikler dar sıkışmışlık diplomasileri Alevilerin önüne bir açmazı daha koymuştur. Umarız seçim sonrası bu durum güçlü bir olgunluğa ve birlikte mücadeleye evrilir. Ayrıca Bazı bölgelerde iktidar dinamiğine yakılan yeşil ışıklar sayesinde seçim kazandırmışlardır. Erzurum – Hınıs, Tunceli – Mazgirt, Çemişgezek Alevi oyları ve muhtarların büyük şantajı ile Ak Parti kazanmıştır. Alevi kurumları süreci pasif yaklaşım, dağınıkla karşılamışlardır. Bir hamle, bütününü beton yatırımına yöneltmiştir.  Süreci Halkın on adım gerisinden takip etmiş ve kurumlarımıza kapanan bir tarz izlemiş olduk. Bu durum demokratik alanda görünür olmamızı engellediği gibi. Alevi Halklarda elektirik, su parasına ve Cemevi yaptırmada gelecek betona fit olan bir yaklaşım ile pasiflik açığa çıkmıştır. Türkiye demokrasi sürecinin bedel ödeyen teminatı olan biz Alevi kurumlar içerde ve uluslararası alanda sürecin belki de son 10 yılın en pasif konumuna itilmiş vaziyetteyiz. Bu durum çok trajik bir yönelime doğru da gitmekte. Tekleşmiş bir dinamikten hak beklentisi saflığına kadar inmiştir.

Bugün yerel seçimler ile şekillenen halk kararını, İktidar demokratik bir geçiş şansı olarak okumalıdır. Türk devlet sistemi de Abdulhamit dönemini doğru okumazsa hücrelere ayrılmış bir Türkiye kaçınılmazdır. Üçüncü kuşak çıkış başarılı olmamıştır. Uluslararası arenada diplomatik başarısızlıklar boyu aşmış vaziyette. Rusya gemisi çoktan ABD ile anlaşmalıdır. Binilmesi inilemez sonuçlara sebep olabilir. İran Devrim muhafızları terörist ilan edilirken ibrenin nereye döneceği açıktır. Türkiye ekonomik sıkışmışlığını ancak demokratik bir geçişle atlatabilir. Aksi hali iç dinamiklerin sarsıntısıdır. Ortadoğu da işgalci konumuna düşmek üzeredir. Fırat’ın doğusu hamlesi çökmüştür. Ortak vatan ilişkisi geliştirilemezse İdlib’te güvenlik gücü vazifesi ötesine geçmeyecek bir durum sözkonusu. Esad’la anlaşır Kürtlere vururum hamlesi çoktan çökmüştür. Esad’la harcanacak enerji yerine Kürtlerle kurulacak bir Ortak vatan ilişkisi Halep’ten, Musul’a bir hat açığa çıkarır. Şizofrenik beka sorununu da aşan bir noktaya evrilir. Ama önce içerde bir demokratik geçişe gayret edilmeli. Uluslararası alanda atraksiyona sebep olan çıkışlar yerine, akredite güven yaratan yaklaşımlar açığa çıkmalı.

Bu durumu harekete geçirecek olan ise Kürtler, Aleviler, Solcular, Sosyal Demokratlar, Ekolojistler, İnsan Hakları Savuncuları, Barış Savunucuları, Savaş Karşıtları, Barış Anneleri, Tutuklu Hükümlü Yakınları, Avukatlar, Meslek Odaları,  Sendikalar, İslami Dinamikler, İnanç Kimlikleri, Liberal Demokratlar, Sanatçılar, Entellektüeller, Oyuncular, Hayvan Hakları Savunucuları, Şehir, İlçe, Köy Dernekleri geniş çeperde bir  mütabakat alanı olşturmalıdır. Lakin Türkiye Demokrasi süreci yeni bir kırılmanın eşiğindedir. Türkiye cezaevleri en kitlesel açlık grevlerinden birine sahne olmaktadır. Yüzlerce insan açlık grevinde ve riskli eşikler aşılmış durumda. Tecrid topluma yaygın bir şekilde sinmiş vaziyette. Gelecek korkusu giderek hakim seviye eşiğini geçmiş durumda. Bu nüfus dinamikleri ile ancak ortak gelecek umudu ve adalet duygusu gelişirse yol alınabilir. Gerisi mi malesef birbirini ayaklarından kuyuya çeken gerçeklik. Umut yeşermişken diri tutulmalı.

Continue Reading

Bülent Felekoğlu

Zulüm başta ise, mazlum meydandadır!

BÜLENT FELEKOĞLU

Published

on

Mart ayındayız zulüm edenlerin halklar üzerinde cinnetlerini  sınadıkları aydayız. Mazlumların ise birbirine Xızır olup dirildikleri aydayız. Birbirine ikrarlı doğanın cem olup, cemre doğurduğu, beyaz gelinlikli doğanın duvağını açtığı, cümle varlığın dirildiği aydayız. Doğmak ne kutsal bir emek. Yarın 16 Mart bir ırkçının, bir vahşinin Kürt halkına cinnet derecesinde öfkesinin kimyasal saldırı ile açığa çıktığı Halepçe günlerindeyiz.  Bugün Halepçe’de bir halk çoluğu, çocuğu, doğasıyla katledildi. Vahşet gün be gün gelişi haber ederken dünyaya. Yazıyı kaleme alırken Yeni Zelanda da bir vahşi katliam haberi daha aldık. İnsanın canı ne kadar dayanır bu zülme, insan nasıl mutlu olabilir bunca kin deryasında. Umut nedir? Yaşamak nedir? Hakk nasıl dayanır bunca zulümkara. Bizler biliyoruz Kürtler – Aleviler – Ermeniler, Süryaniler  biliyoruz bu katliamları. Aynısını defalarca gördük Ermeni halkın tehcirinde, 16-17 Eylül olaylarında, Koçgiri’de, Dersim’de, Zilan’da, Ağrı’da, Roboski’de, Gazi’de, Gezi’de,  Sur’da, Suruç’da, Ankara garında, bir düğünde bombayla, topla, tüfekle güvendiğimiz kolluk kuvvetleri gözetiminde. Hepsi kin ekenlerin hasadı idi. Kelle hasadı yapıp iktidarlarını besleyenlerin kelle hesabı  Vatan savunması oldu. Bize kalan acılarımızı sırtlayıp komşumuza anlatmak kaldı. Dinleyecek komşu kaldı ise, komşuluk kaldı ise, vicdan kaldı ise, öfkeden yürek parçasında rahmet kaldı ise. Dünya düşmanlık ekip petrol çıkarmak istiyor. Dünya kelle kesip birilerini iktidarda tutuyor. Muhammet Mustafa’nın Ehlibeyt’inin kanına girenler Müslüman hakkı koruyor. Bir damla suyu reva görmeyenler Mümine nişan biçiyor. Bu nişan ancak kurban nişanıdır. Canlı ekranlarda katliam tehdidi yapılıyor iç marifetiyle. Her zıkkım Beka, her kelam cinnet. Onurlu yaşamak ne büyük zahmet. İbadete duranın azabı ne olaki kimin vebalidir bu, hangi hükümdür kalkmamış. Küfürle yol gidilir mi? Bu alemde gördük ki hiçbirşey karşılıksız değil. Hakk Yasası dediğimizde budur. Öfke ekenler canların kellesini biçiyor. Hepsi Beka hesabında Hitler de beka diyordu. Stalin’de beka diyordu. İran2da beka diyor. Suudi Arabistan’da, İsrail’de, Amerika’nında beka sorunu var. Avrupa’nında bir mazlumların bekası hiç yok tüm kurşunlar bizim bağrımızda, tüm bombalar bizim tepemizde. Ekmek kadar kutsalı taşıyamıyoruz evladımıza. Alın terimizin bir kıymeti yok. Yarın kurşuna dizilmeyeceğimizin garantisi de. Yükü alan dünyanın en güvenli yerinde çoktan mekan tutmuş. Biz fare muamelesi görenleriz. Kelle hasadından pay kesilenler, akçe biçilenleriz. Parsayı alanlar mekan tutmuş bu dünyada da, öbür dünyada da. Kutsal saydıkları değerler bizi katletme fetvası veriyor. Yeni Zelanda da katliam yapan vahşiye verdiği gibi. Ve gördük ki vahşetten sonuç çıkaranlar yazmış. “ Bizde Cemevleri ve Kiliseleri mi bassak” El cevap: “Onun da vakti gelecek” diyor vaziyetten iş bilen katil. Çünkü muktedir iç marifetiyle nişan kılmış Çorum’u, Maraş’ı yazıktır. Daha da doymadınız kana, kine, öfkeye 15 Temmuz’da yitirilen canların hiç mi sorumluluğu yok omuzlarda yazıktır. Bu alemde cümle varlığI Hakk’ın cemali olarak görmekten başkaca bir çıkış yoktur. Gerisi katliam olur. Gerisi zulüm olur. Kimse de hanesinde bir lokma ekmeği rahat yiyemez. Bakmayın gözü dönmüşlere. Zulümkarlar elinden yitip gitmişlere Hakk rahmet etsin. Bunca zulme seyirci kalmaktansa, ortak olmaktansa bedenini onurluca açlığa yatırıp vicdan diyen Leyla’ya aşk olsun, vicdan için şiddetsiz umut dileyen canlara, nefislerine hüküm sürüp Hakk’ı dileyenlere aşk olsun. Başka çare kalmıyor insana, insan kalmak için. Başka ölüm göreceğine kendi ölümüne hüküm dilemek, rıza ile Hakk’a yürümek adım adım ne büyük kudret. Evlat öldürmeyin, cana kıymayın ölüme mi doymak istiyorsunuz. Bakın canımız kurbandır, bir parça vicdan için diyenlere aşk olsun.

Seçim ne ola ki. Canın rıza bildirmesi, asgari ortak olması değil mi? Peki bu takdir neden beka sorunudur. Neden ölüm-kalım meselesidir. Kimin için ölüm – kalım meselesi. İşine gidip evine gelen için mi? Yarı tok yatan için mi? Evladına bir bisiklet parası biriktiren için mi? İşine giderken sırt sırta binenler için mi? İbadetini yapan için mi? Topraktan tırnağı ile rızık çıkaranlar için mi? Tarlaya giderken devrilen komyonda can veren için mi? Yerin yedi kat altında rızkını kömür karasından çıkaran için mi? Komşusu zorda iken darına koşan için mi? Ölüm fetvasına verilip Akdeniz mezar bilenler için mi? Avrupa sınırlarında köpekleştirdiğiniz  canlar için mi? Hakk kimsenin ahını kimseye bırakmaz bilesiniz. Efendiler kimin için bu beka sorunu. Bizler oy verenler savaşa gitmiyoruz. Ray bulasınız, nefsinize gömüüldüğünüzde yola çağrılasınız diye Rey veririz. Topumuz, tüfeğimiz yok, bir reyimiz var. Bırakın da onu düşmanlık etmeden kullanalım. Yok valla zulüm yerine çevireceğiz derseniz de en son kendi çukurunuzda birbirinizi yersiniz. Bizde durup bakarız. Bizi mi tehdit ediyorsunuz biz halkız ve çok fazlayız bunu da size önermiyoruz. Herkes yerini bilsin, herkes haddini bilsin. Biz savaşa gitmiyoruz efendiler, biz dertlerimizle had bildirmeye sandığa gidiyoruz. Gerçi gidecek takad da  bırakmadınız ya.

Halepçe’de katledinlen canları anıyor. Hakk ruhlarına çerağ olsun. Yeni Zelanda da katledilen canlara rahmet diliyor. Ailelerine sabır diliyoruz. Aman mürvet deyip yüzler sürüle can cemaline. Hakk aynamız, Xızır yardımcımız olsun…

 

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI