Connect with us

.

Bülent Felekoğlu

SEÇİMLER HALİMİZ, AHVALİMİZ

BÜLENT FELEKOĞLU

Published

on

Hakk Aşkı, Xızır Hikmeti, Pirim Seyit Nesemi Nefesi İle…

Heq me neke zulumkare kesi, kesi ji meke zulumkare me. Şer dur bixe, xere nezik bine.  Deste we deste heşin be, dile we rama Heq be, gereta ve qereta Xızır be.

Hakk bizi kimseye zulümkar etmesin, kimseyi de bize zulümkar etmesin. Kavgayı uzak, hayrı yakın getirsin. Gönlünüzde Hakkın rahmeti, onun yeşil eli olsun. Gayretiniz Hızırın gayreti olsun.

Demokratik toplumlarda seçimler, sosyal ve politik dönüşümler için temel argüman olarak görülmelidir. Lakin; alem çatışmalardan çok uzlaşı kültürüne evrilerek, iknaya dair politikaları daha güçlü üretmesi cümle varlığın rızalı yaşamı için şarttır. Keramet barıştırabilen yaklaşımdır. Alemin bilgi akışı ile  küçüldüğü kültürlerin, inaçların birbirini tanıdığı ve ilişkilenebildiği bir dem-i  devranda bu kadar dik söylemlerin anlamı nedir. Tüm sözler devrim söylerken. Doğuşun coğrafyası Doğu toplumları ve Ortadoğu neyin Kausunu yaşıyor. Yeni doğumlara mı gebe. Sözler arşa yakın ve kutsaldan gelirmişçesine söylenirken. Bu bağırışmalar neyin habercisi. Reya Heq/ Hakk Yol bu süreçlere De ewladi (Evladın Anayı tanımadığı, Ananın evladı kaybettiği) süreçler olarak bakar. Çünkü kaus süreçleridir. Kaus ise MA’nın, Ananın hakikatinden sapıldığı zamanların habercisi olarak algılanır. Kausu defalarca yaşayıp, deneyimlemiş  Kom kültürü bu manayı biçmiş. Hakikat bilgisi olarakta Rızalaşmayı önermiş. Rızalaşmak, Niyazlaşmak temel düstür sayılmış. Kaus dönemleri “Gotine Gir(Abartılı Sözler) yerine Gotine Xer( Hayırlı sözler) söylemeyi önermiştir. Devrimler coğrafyası olan ya da Alemin devrimlerine meydan gördüğü coğrafya Ortadoğu, Mezopotamya da yaşayanlar, devrimleri, kausları masallardan ve destanlardan dinleyen şerefli yurtların evlatları da sorumlu davranmalıdırlar. Çünkü; bu toprakların evlatları her kurban adadıklarında kendi evlatlarının alınlarına da kurbanın kanından nişan bıraktılar. Her can kom için biraz da kurbandır. Söz dilin bekçisi değil, dil sözün bekçisidir. Kem söz sahibinin fakat; ağızdan çıkınca tüm toplumun oluyor. Yerini bilmek ve ona göre kelam etmek lazım. Yol, İz bilmeyen bir coğrafya değil Anadolu, Mezopotamya ne İskenderler gördü, NeŞahlar, Ne Padişahlar döndü, döndü de yine Hakkın zuhuru olan cümle canın bağrına döndü hakikat. Bazı haller artık bu topraklar da yerleşmeli her gelen devrimli cümleler kuruyor. Her harfine, semboline bir can kurban ettikleri. Halbuki Hakk Deryasında Vatanlar Ortak, Toplumlar, Halklar Rıza ile Rızıklarını cümle can ile  pay edenler olduklarında ancak Medarı İftihar edilen olurlar. Ancak öyle Xanedan olurlar. Xanedanlık zenginlikle değil, paylaşmakla mümkün olandır. Xane MA’nın Ananın el emeği göz nurudur. Can mutlak rahmandır ve her rahmana Rahim gerektir.

Halimiz de nicedir büyük kelamlar, üzerinde düşünülmeyen sözler arasında meydan kavgasına dönmüş vaziyette. Tehdit gırla, korku zorla, muhabbet ise na mümkün kılınmakta. Alem bir günlük Çarkı Pervaz sayılmakta, cümlemize ise yazık olmakta. Biz Türkiye Halkları olarakta bunca toz, duman arasında karar verme eşiğindeyiz. Halk Diplomasisi Hakkın zuhur ettiği haldir. Çünkü muktedir ve makam sahibi haneyi bilmeyebilir. Hanenin içinden habersiz olabilir. Çünkü; onuda kurban belirlemişiz biraz siyasetçilik yapanın hanesini görmesi ne mümkün ya zindanda ya meydanda ya da arafta. Haneyi bilen bizler ancak salahiyeti ve makulluğu telkin edebiliriz. Çıplak ayaklı çocukları görenler biziz, uyuşturucuya kurban gidenler gözümüzün önünde, Pazar tezgahı başında düşünceli, ev sahibinin karşısında mahçup, banka avukatı önünde çaresiz, polisi görünce yolunu değiştiren, memuru görünce rüşvete meyilli, hastanede birbirinin derdine ortak, cenazede acıya ortak, düğünde çeyreğin azizliğine kurban, otobüste tüm  tabuları kıracak kadar mecburi samimi, son parasını çekilen arabasına veren ve arabayı benzin olmadığı için yerinden kaldıramayan, üç çocuk yapıp evlatların vebalini alan, 60 yaşında kanserli emekliliği bekleyen, yatan maaşından birşey anlamayan, geçmediği köprüye para veren, elektirik faturasında harcadığından fazla vergi veren, geliri kendini doyurmasına fırsat vermezken gelir vergisi veren, ucuz alacam derken kimyasalarla şişirilmiş kanserli gıda alan, şehir hastaneleri müşterisi olup 5 yıldızlı tatil fırsatı yakalayan, hormonlu meyve yiyip avakadoya özendirilen, Tokilmiş betonlar arasından güneşin doğuşunu, mevsimin geçişini görmeyen, her üç kişiden birisine mahpus damı reva görülen bizleriz.

Ahval şu ola ki; bizi bildiğini söyleyip halimizi bilmeyen bizden değildir. Büyük laf edip kendisiyle birlikte bizide ezen bizden değildir. Hakk bilmekten daha yüce değer olamaz bu değeri kendine göre Fetvaya kavuşturan bizden değildir. Kardeşiz deyip ilk fırsatta katlimize ferman dizen bizden değildir. Adaleti terazisine göre dizip mahkumiyetini bize reva gören bizden değildir. Bu mana ile Ya Hakk, Ya Xızır deyip ayağa kalkacak olan yine bizleriz, Kemaleti düstur edinecek olan yine bizleriz, Kardeş olacak olan yine bizleriz, Ortak Vatanlarda cümle can ile Rızkımızı pay edecek olan yine bizleriz. Sınırlar muktedirlerindir. Halkların değil dört milyon Suriyeli cana biz baktık. Akdenizde alem bizim gözlerimizin önünde boğuldu, acısı yüreklerimizde hergün. Loto oyununa dönüştürülmüş mülteciler olduk. Ya öl ya geç. Nehaklar ise kendi paralarının peşine düştü. Sınır koymadık bize bu saaten sonra kimse de sınır koy demesin haddini bilsin. Biz halkız çünkü. Halk ne yapacağını bilir. Taht uğruna cahilleşenler düşünsün. Aşk ile…

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bülent Felekoğlu

MUHALEFET FİKRİNDEN, KURUCU MECLİS GÖREVİNE

BÜLENT FELEKOĞLU

Published

on

Türkiye demokrasi tarihi mücadele süreci ibretlik örnekleri içinde barındırır. Huzura eremeyen kılıç ucu yaşam örnekleridir yaşadıklarımız. Demokratik yaklaşım içerisinde güçlü bir tarih aklı da barındırır. Bu bilgi toplumsal dinamiklerin, yaşam dinamikleri, refleksleri için gereklidir. Hakkaniyet ise temel ölçü olmalıdır. Yoksa bu zihin güvensiz, her fırsatı çıkarına kullanan ahlaki olmayan çıkarcılığa savrulur. Demokrasi demini bulmuş kemalet durumudur. Yani ahlaki, politik kurumsallık barındırır. Evrende Hakk Yasası değişmez hırsızlık tüm evrende meşru görülmez, öldürmek evrende kabul görmez,her varlığın doğmak ve yaşamak hakkı vardır. Hiçbir inanç kelamı zulmü kabul etmez. Yani yarın robotlar toplumu kurulsa da hakikat aynı yolu yürür. Demokrasi bu yolun doğruya yakın demlenmesine dair kurumsallık arzusu olarak anlaşılmalı. Sınırları ise özgürlüklerin yaşanma alanında birbirine etkileşimlerinde ki adil olma haline kadardır. Her varlık birbiri ile görünür ve özgürleşir. Yani bir ağaç, bir insanla, bir insan bir maymunla, bir bitki bir böcekle göründüğü vakit kendi farkına varır. Görülen canlı bir toplulukta varlık bulur. Her topluluğa edepli, açık ruhlu yaklaşım ise yaşamın kurumsallığına saygı ile ancak sürdürülebilir. Bu temel düstur yaşamda “ Kendini Bil” kelamı ile dile gelmiştir. Kendini bilen, yerini bilir, yerini bilen yer gösterir.

Türkiye demokrasi mücadele tarihi bugün yeni bir eşiktedir. Bu eşik doğru anlaşılarak yol yürümelidir. Türkiye iktidar ve muhalif dinamikler demokratik kurumsallığa dair güçlü yaklaşmalı. Vurdumduymaz yaklaşımlar Türkiye halklarına ciddi zararları içinde barındırmaktadır. Son yaşadığımız 31 mart seçimleri bu konuda önemli eşiklerden birisidir. İstanbul seçimleri ise kemaletli halk iradesinin doğru anlaşılmasının gerektirir. Siyasetçi toplumunun aynası olma görevini güçlü üstlenmelidir. Bugün iktidar bu şiyarı durmadan dillendirmiş ve bununla ayakta kalmayı anlamlı bulduğunu her platformda tekrarlamasına rağmen aksi davranışını hem İstanbul seçimlerinde, hem de kayyım atamalarında açık etmiştir. İstanbul seçimleri halkın kurucu gücünün doğru anlaşılmasını gerektirmektedir. Örneğin Halk CHP’ ye muhalefet fikrinden çık, emniyet subabı görevi artık bizi tatmin etmemektedir demiştir. Atatürkçülük dinselleştirilmiş ve tarafınızca manipüle edilmektedir demiştir. Yani siz her hatanızın bedelini Atatürk’e yaslanarak manipüle ediyorsunuz. Bundan vazgeçin Mustafa Kemal’in sosyal değerlerini, Anadolu’nun paylaşım, eşitlik değerlerini açığa çıkarın demiştir. Örneğin bir Dersim’li geçmiş yüzleşmekte ısrar etmekte ama bunun için demokratik olgunlaşmayı da anlar bir yerde durmaktadır. Bir Trabzonlu Rum diyarı olmasını çirkefçe, Halkları hakir gören yerden yaklaşılmasını affetmemekte demokratik olgunluğu edepli yaklaşımı önemsemektedir. Bir Diyarbakırlı Kürt olmasının demokratik olgunluk için şansa dönüşmesi için gereken olgunluğu ve bedeli göğüslemiş olmasını doğru anlamak gerekir. Tarihin üzerinden atlamak değil tarihi anlamak temel demokratik yaklaşımdır. On yılda bir darbe, travma yaşamış Cumhuriyet tarihi tüm dinamikleri ile süreci doğru okumalıdır. Örneğin Kayyımlar sürecinde tepki 15 Temmuz’da Demokrasi Şehidi namı almış her aile bu kayyım siyasetine, halk iradesini hiçe sayan siyasete karşı çıkmak zorundadır. Yoksa 15 Temmuz’un ne anlamı kalır. İktidar kendi bekası için her şeyin üzerine basma hakkını nereden alıyor. Vesayete karşı bu kadar ölüm demokrasi işgal edilecek bir ülke için mi olmuştur. Bunun hesabını kim verecek.

Mardin, Diyarbakır, Van belediyelerine “ Dağa para gönderiyorlar” suçlaması yapılıyor. Bunun çok gülünç yanları var. Buralar zaten dağlık yerleşimler. Mardin çöpü dağdan topluyor. Hem de sigortalı eşekleri bile var. Bu nasıl da çaldığı minareye kılıf uydurma çırpınışıdır. Türkiye muhalif dinamikleri artık Anadolu ve Mezopotamya halklarını birlikte temsil eden bir yerde olduklarını anlamak zorundadır. Kurtuluş savaşı bu ruhla başlamıştır. Türkiye sosyalist dinamikleri Anadolu ve Mezopotamya halklarının umutlarını doğru okumalıdır. Halkımız cahil değildir. İlla da tepeden örgütlülük ise yapay beyaz yakalı siyasetçilik doğurur. Ya da İdeolojik Atatürkçülük (1940’lardan itibaren iyi gözlemlenebilir) Dinselliğine sapmış fönlü siyasetin halkı cahil gören yaklaşımları gibi. Buna en güçlü cevap Sosyal Kemalizm değerleri ile yol bulmuş “Köylü Milletin Efendisidir” iyi cevap olur. Ya da Köy Enstitüleri daha doğru anlaşılmaya muhtaç bir yerdedir. Bugün elitist bir yere çekilmiş muhalif dinamiklerin fönlü siyasetçilikten arınarak IV. Kuşak Cumhuriyeti gezinin yarattığı ruhla sahiplenme ve taçlandırma görevi önlerinde durmaktadır. Bu açık görev belirdiği andan itibaren ve halktan önemli ölçüde ihtimam görüp, destek verdiği açık anlaşılmalıdır. Halk çözüm istiyor. İrade istiyor demokratik, sosyal değerler görmek istiyor. Halk öngörmeyeceği bir kargaşa istemiyor. Bu duyguya sahip çıkılmalıdır. Bezirgani yaklaşımlar hemen derin kaygıya düştü zaten. Diyarbakır ziyaretine veryansın ediyorlar. Çünkü yapacakları savaş istiyorlar. Bize iyilik yok gönüllerinde, yaşanacak bir vatan değil, ölünecek bir Vatan’ı muteber görüyor. Ölünen Vatan’da kimse yolsuzluğunuzun ve arsızlığınızın bedelini soramaz. Daya fetvayı gitsin, ver mehteri yanmasın, daya fönü mankurtlaşsın, ver Marks’ı titresin, ver PKK’yi konuşmasın. Zaten kendisi PKK’yi sorduğu kişiden daha fazla takip ediyor. Sonra istihbari tuzak kuruyor aklınca bu hikaye çok denendi de demiyor karşısında ki. Geç bunları efendi bir de yeni yetmeler var onlar çok komik, aldığı görevi o kadar açık ediyor ki ali ayağı dolanıyor. Bu olgunluktan yoksun yaklaşımlardan illallah ettik. Her şeyi halk konuşur kardeşim sana ne oluyor. Sözün kısası Türkiye İktidar ve Muhalif dinamikleri  IV. Kuşak Demokratik Cumhuriyeti Kurucu Meclis ruhu ile Anadolu ve Mezopotamya halklarına borçludurlar. Yeteri kadar bedel verildi. Bunu Türkiye bürokrasi dinamikleri de doğru değerlendirmeli gerisi ise daha derin bir kausun habercisidir. Kerbela günlerinde Şah Hüseyin’in duruşunun daha güçlü anlaşılması umuduyla. Sorumluluk her birimizin…

Continue Reading

Bülent Felekoğlu

IV. Kuşak Cumhuriyet dönemi (Demokratik Cumhuriyet)

BÜLENT FELEKOĞLU

Published

on

Türkiye cumhuriyeti demokrasi mücadele süreçleri geçişken ve karmaşıktır. Geçişgenliği ileri, geri süreç izlerken yaklaşık ideolojik argümanların kullanılması. Karmaşıklığı sivil siyaset ile, merkezi istihbari devlet ideologyasının içiçeliği meselesidir. İç güven ilişkisinin zayıflığı, nüfusun merkezi devlet dinamiğine kendini ait hissetmemesi, merkezi devlet dinamiğinin ise tarihsel güvenilmez halk yaklaşımı. Coğrafyaya dışarıdan nüfus ikamesi ile demografik yapıyı tek tipleştirme yaklaşımı ile açığa çıkmıştır. Coğrafik yapıya yeni yerleşim nüfus ise kendini ait olmama duygusu ile merkezi devlet ideolojisinin Ortodoks savunucusu olarak güvenceye almıştır. Merkezi sistem tüm suç, istihbari ve demografi arası güven bunalımını bu nüfus üzerinden yürütmüştür. Entegrasyon yaklaşımından çok, tarihsel devşirme geleneğinin işleyişini görebilmekteyiz. Bu durumda demokratik halk dinamiklerinin işleyişinden çok Devlet Baba yaklaşımlı Milli Şef süreçlerini 25 şer yıllık geçişlerle görebilmekteyiz. Sistem yönetilemez boyuta geldiğinde ise istihbari organizasyonlarla, dış mihrak travmalı darbe dinamiklerini görebilmekteyiz.  Türkiye merkezi devlet ideolojisi içerisinde savunma olarak ikame ettiği nüfus yapılarına dikkat edilir ise, dışardan ikame nüfusun ağırlığını görecektir. (Dışarıdan ikame ilişkisini belirlenmiş sınırlardan çok, doğum coğrafyası ve kültürel üretim araçlarının belirleyeciliği, sosyal ilişki yerleşimi olarak)  olarakTürkiye coğrafyasında nüfusu sadeleştirme ya da tek tip nüfus yaratmak hedeflenmiştir. Bu durumun Anayasa karşılığı Türk- İslam – Hanefi olarak tanımlanmıştır. Cumhuriyet Türkiye Cumhuriyetidir. Ama nüfus vatandaş ilişkisi Türkiyeli değil, Türk olarak tanımlanmıştır. Bu tanımlama Türkiye demokratik süreçlerinin de önünde temel engel olarak durmaktadır. Lakin, katliamdan ya da baskıdan sürülmüş bir nüfus dinamiği başka bir katliam ve baskı coğrafyasına yerleştirilmiştir. Korkular üzerinden yerleşim yerli – milli travmasının da temel argümanı haline gelmiştir. Cümlenin kurulduğu coğrafya ise Anadoludur. Ermeni, Rum, Alevi, Kürt, Süryani katliam ve göç dinamikleri bu süreçte defalarca uygulamaya konulmuş. Hatta bu yöntem bir yönetme tarzına dönüşmüştür. Korkularla yönetme, katliamdan doğan servet ve talanla yönetme. Bu süreçleri Anadolu Türk Birliği adı altına Osmanlının Türkmen ve Kürt katliamlarında da açık görebiliriz. Diğer yandan büyük saldırı da Türkmen kültürüne devşirme Türklük üzerinden uygulanmıştır. Hedeflenen tüm coğrafyalara açık kapı bir Anadoluluk yerine devşirilmiş, nefes boruları tıkanmış dönemsel sunni tenneffüslerle sürekli ayakta kalmak sorunu( Beka sorunu) yaşayan Halktan azade, halka hükümran kripto işleyişlere mahkum edilmiş, halkın yönetimde araçsal olduğu korku cumhuriyeti hedeflenmiştir. Zengin yaratan, fakir doğuran Vesayet sistemli yönetimler açığa çıkmıştır. Halk ise İpe ve Silaha sarılmış, kendi intiharını son bedel olarak görmüştür. Vatan aşkının kara sevda gibi halka genç aşık muamelesi yapılmış. Devrimcisine romantik intihar reva görülmüştür.

Türkiye Cumhuriyeti sürecine tarihsel bir bakış atacak olursak.

Birincisi Avrupa’ya yayılan, bankacılık, altın ve gümüş birikimi yapan, Rum, Ermeni ve Süryani odaklı Doğu ekonomisini  püskürtmek. Bağımsız Ermenistan fikirlenmesi  ile İstanbul dışına atarak denizle bağlantısı koparılmış,  doğuya hapsedilmiş bir Ermenistan oluşturmak(Başarılı olmuştur). İngiliz güvenli bölge stratejisi. Bu şekilde hem İttihat Terakki tetikçi konumunda kullanılarak milli burjuva tahayyülü oluşturulmuş. Hemde uluslararası boyutta katliamcı devlet olarak lanse edilmesi sağlanmıştır. İttihat Terakki bu politik strateji ile iyice İngilizlerin denetimine alınmıştır.  İstanbul ekonomisi üst çeperde İngiliz ve Amerika korumasında Yahudi sermayesinin denetimine sokulmuştur. Ayrıca inançsal boyutta Vatikanın yerini sağlamlaştırmak. Lakin Ökümenlik Gregoryen Ermeniler ile  Ortodoks Süryani, Ortodoks Rum  Yunanlıları ve Rusları İstanbuldan uzak tutmak. İstanbul Yunanlılara vaat edilmiştir. Gizli anlaşmalarda ise Yunanlılar kesinlikle İstanbuldan uzak tutulmalıdır. Yoksa Avrupa tarihi mirasın sahibi sayan Helen kültürün ve Ortodoks Hristiyanlığın tüm Avrupayı tehdidi işten bile değildir. İngiliz şaşalı tarihi Yunan ( Helen) kültür ile çakışmak zorunda kalacaktır. Aryen Kökler ise yeniden tarih inşasında Katolik Hristiyanlığa engel olduğu gibi, Kapitalist ekonomi önünde de engeldir. Yani Doğunun batısı olan Hellen de teslim alınmalı ve tecrit edilmelidir. Aryen Kültür ise toprağa gömülmeli. Ermeni, Rum, Süryani, Kürt, Alevi Tehcir – Tenkil ve Asimilasyonu  Anadolu mücadele dinamiklerini suça bulaştırarak, çok kültürlülüğü imha teslim alma süreçleridir. Lakin bu süreci gören Türk, Kürt, Ermeni, Rum komüncüler azınlıkta olsalar da karşı çıkmışlardır.  1915 -17 Ermeni halkın katliamı ile suça bulaştırma gerçekleşmiş bu durum şantaj haline dönüştürülmüştür. Lakin ekonomik olarak önemli bir dengeleme denklemi bertaraf edilmiştir. Hınçak ve Taşnak’ın ve kendini zenginliğinden dolayı korumada sanan üsttenci Ermeni Burjuvazisi işlerin hiçte öyle olmadığını kısa sürede anlamışlardır. Lakin Kürtlerle yaptıkları anlaşmalar yine üsttenci yaklaşım ve ciddiyetsizlikten dolayı kolayca dışardan bozulmuştur. Ermeni devletleşme süreci bu tehciri – savaşı avantaj sayan bir öngörüsüzlüğe de teslim olmuştur. Kürtlerde ise Müslümanlığından dolayı safiyene bağlılık derin hatalar yaptırmıştır. Lakin bu güvenin hazırlığı Hamidiye Alaylarında atılmıştır. Ermeni katliamını fırsat bilen Sefaradlar(Göçmüş Yahudiler) nasıl yanıldılarsa İngiliz ve İstanbul Masonlarına karşı. Kürt Fırsatçı bazı aşiret ve yapılarda öyle yanıldılar. Diyap Ağa’nın Dersim katliamı hazırlığında bıçak ucu görülmesi meselesi gibi.  Lakin Kürtlerin yoğunluklu talepleri bu güçler tarafından sürekli manipüle edildi. İngiliz politikası ve İsrail devleti kuruluş tahayyülünde Kürtlerin, Türklerin, Ermenilerin ve Rumların Ortak vatan ruhu büyük tehlike olarak görülmektedir. Bu durum diyalog kanalları açık olan, isyan ya da çatışma dinamiğine dönüşemeyecek boyutta olan durumları iç darbe dinamiğini devreye koymak için sürekli tetiklenmiş, cesaretlendirilmiş, ilk fırsatta ise arkadan bıçaklanmıştır. Koçgiri, Ağrı, Şeyh Sait, Mele Mustafa ve Mahabad Kürt Cumhuriyeti pratiklerinde İngiliz ve İstanbul Mason politikası açık gözlemlenebilir. Türk devlet sistemi içerisinde de sürekli bir paralel devlet dinamiğini korumuştur.

Mustafa Kemal Anadolu Kurtuluş dinamiğinde böyle bir suç yükü ile Anadolu’ya çıkmıştır. Lakin hakkında idam kararı çıkmıştır.  Osmanlı sol komüncüler ulus hareketlerine karşı da büyük zayıflık halindedir. 1919 Anadolu fikirlenmesinin ortak vatan ilişkisinin bilinçte yer ettiği bir çıkış olarak okunmalıdır. 1919 ve 1924 e kadar olan süreç Ortak Vatan ruhunun canlı olduğu bir kuruluş dinamiği olarak okunmalı. Mustafa Kemal Kürtlerle ilişkisi İstanbul’dan başlanarak yeniden gözlenmeye muhtaçtır. Lakin İngiliz diplomasisi bu alanı da hiç boş bırakmaz. İsmet İnönü ve Kazım Karabekir süreci kontrol edecek olan derin politikanın aktörleri olarak hemen Mustafa Kemale bağlılıklarını bildireceklerdir.  Samsun çıkışı Anadoluluğun fikriyat hattının yoğunlaştığı, Amasya tamimi,(Ortak Vatan vurguları halen açığa çıkarılmamıştır. İdeolojik Türklük bu belgeleri halen manipüle etmektedir.) Erzurum(İsmet ve Kazım Karabekir bu kongreden sonra bağlılıklarını bildirmek için Mustafa Kemalin yanına koşarlar), Sivas kongreleri ve I.TBMM Anadolu ve Ortak vatan ruhunun taçlandığı dönem olarak okunmalıdır. Lakin Mustafa Kemal bu ruhun temel kurtarıcı olduğunun farkındadır. Bu nedenle İttihat Terakki’i ile çatışma yaşar. Hacı Bektaş Dergahında ki görüşmesi ve aldığı destek, Kürt milletvekillerinden aldığı destek. Erzurum ve Sivas kongrelerinin Kürt aşiretlerin korumasında yapması, başkomutanlık yetkisinin T.B.M.M Hükümetin’de tekrar kendine verilmesinde Kürt Milletvekillerin etkisi. Doğru okumalar ile ele alınmalı. Şark Islahatı harekete geçiren temel öneriler de İnönü’ye aittir. Lozan sürecinde Kürt vekillerin Fermanını hazırlayan da İnönü olmuştur. Belgeler peşinde olan araştırmacılar nedense hiçbir katliamda İnönü imzasını görmezler. İnönü’ye ait birçok belge sırlıdır. İnönü de kendisinin dolaylı görevinin temsilcisidir.

Bununla birlikte Misak-ı Milli olarak tanımlanan  Halep, Musul, Kerkük’ten(Kentin anahtarı direnişle İngilizlerden alınmış ve Osmanlı Sultanı Vahdetti’ne gönderilmek istenmiştir), Maraş, Antep, Diyarbakır, Dersime( Dersim Genareli madalyası Seyit Rızaya takdim edilmiştir) kadar olan hatta Halk kendi özgücü ve dirayeti ile işgalci güçleri bölgelerinden çıkarmıştır. Bu durum ordunun yoğunluğunu batıya vermesini sağlamıştır. Çok dağınık cephelerde başarı mümkün değildi. Mustafa Kemal direnmiş Anadolu dinamiği üzerinde bir güvenle yol yürüme imkanı bulabilmiştir. Mustafa Suphi’nin katli planlı Sovyet desteğinin İsmet İnönü üzerinde yoğunlaştırılması meselesi olarak da okunmalıdır. İngiliz açıklanmamış Sovyet anlaşması (Türkiye boğazların serbestisi koşullanması ile Sovyetin de kullanabileceği ama sıcak denizler hedefi önünde ise emniyet subabı olan, yarı devletçi kapitalist ekonomi altyapısı inşa edilecek) Mustafa Suphi’nin katli, 200 yunanlı sosyalistin öldürülme ilişkisi ile aynı hatta okunmalıdır. Sol komüncülerin Anadoluluk fikri Ermeni, Rum, Türk, Kürtler arasında ortak fikirlenme ve direnç noktası olarak Britanya planlarına ket vurma gücüne ulaşması işten bile değildir. Bu sürecin rol ikamesini  I.İnönü ve II. İnönü muharebelerinde açık görebiliriz. Yöntemsel olarak İnönü’nün ikinci adamlığa yükselmesi ve Mustafa Kemal’in Kürtlerle yapacağı diyalogların önünün kesilmesi amaçlıdır. Öbür ayağı Fevzi Çakmak ve Liberal Celal Bayar olarak karşımıza çıkar. İngiliz temel politikası Doğuda Musul, Kerkük’e kadar olan Kürt coğrafyasında Kürtler ve Türkler arasında yapılacak güçlü bir ortaklığın kendisi ve sömürü alanı için çok zararlı olacağının farkındadır. Lakin Fransızlar ve İtalyanlar bu hattın daha güneyine itilmişlerdir. Misak-ı Milli olarak Ortak Vatan ilişkisi 1925 Şeyh Said İsyanı ile sona erdirilecektir.  İngiliz  politikası en güçlü başarısını elde etmiş oldu. Muktedir Devlet Teba Halk anlayışı İdeolojik Türklük esas alınarak tekrar devreye sokulmuştur. Ermeniler 1915 te saf dışı bırakılmış bu süreç kurulacak devlet dinamiğine şantaj olarak tüm alanlarda kullanılacaktır. Çünkü Ortak Vatan ruhu ile bütünleşmiş TBMM hükümeti Bugün ki namlarıyla İran, Irak, Suriye hattına sirayet etme özelliklerine sahiptir. Bu durum petrol hatları içinde tehlikedir. Lakin Sakarya Fırat harplerinde Rus silahlarının yanında Yoğun İngiliz silahları ve Yahudi tüccarlardan silah temin edilmiştir. Yunanlılar ise durum karşısında çekilmişlerdir. Çünkü İstanbul sözü tutulmamıştır. Lozan sürecinde İsmet İnönü birçok aşırtmadan sonra müzakere heyetinin başına gelmiştir. Bu durumda ise ilk iş Lozan’da Kürtlerin ve Türklerin temsilcisi olarak tanıtması ise manidardır. Hemen ardından 27 Kürt vekilin katli İngiliz destekli İdeolojik Türklüğün açık ara Mustafa Kemali de teslim aldığını gösterir. Lakin Mustafa Kemal tüm dış diplomasiden uzaklaştırılma sürecinin açığa çıkmasıdır. Musul, Kerkük’ün teslim edilmesi de bu sürecin İç dinamikleri de teslim aldığını gösterir. Bundan sonrası İdeolojik Türklüğün daha fazla suça bulaştırılması süreci ve Mustafa Kemal’in Koçgiri’de anlaşmaya dönük yaklaşımı yine bu İdeolojik Türklük( İttihat Terakki şahsında, Osmanlı Devşirme geleneğin etkin olduğu devlet bürokrasisi) buradan da çatışmayı derinleştirerek katliam sürecine girmek hedefini gerçekleştirmiştir. Mesele iç dinamikleri terörize ederek sistem dışına itmek. Ayrıca İngilizlerin temel şartlarından biri de Monarşi ve Hilafet kaldırılması meselesidir. Saltanat ve Hilafet yeniden Orta Doğu ve Balkanlara sirayet edecek İdeolojik bir toparlanma olması durumunu engellemek için sembolik olarak bile kalmasına müsade etmemiştir. Lakin saltanatın-Hilafetin sembolik olarak bile kalması İdeolojik Türklüğün işlemesine de engel olacaktır. Sembolik Saltanat ve Hilafetin olduğu bir Halk cumhuriyeti Orta Doğu ve Avrupa yayılma alanları bakımından bir geleneğe sahip olabilir. Bunun kesinlikle engellenmesi gerekir. Lakin Musul’un anahtarını ingilizler’den alan Kürt aşiretler anahtarı saraya göndermiştir. Mustafa Kemal’in zihin dünyası bu hattı hesaplamış I.TBMM ruhu ve 1921 Anayasısı Saltanat ve Hilafeti tartışmaktan çok Ortak Vatan ruhu ile tüm yurdu her satıhta kurtarmayı ortak hedefe dönüştürmüştür. Lakin I. Ve II. İnönü ile bu süreç bir baskıya dönüşür suça bulaştırmanın mimarı  İdeolojik Türklük baskın tavrını artırır. Lozan Antlaşması sonrası Cumhuriyetin ilanı ile Ortak Vatan ilişkisi kimliklerden arındırılmış yeni Saltanatın Muktedir Devlet(Kutsal Devlet), Teba Halk anlayışı yeniden kurumsallaşma sürecine girecektir. Ebed – Müddet devlet ideologyası iç çatışmalı bir devlet formunu çekirdeğine koyar. Saltanat kalkmış ama kardeş katli devam etmektedir. Mustafa Kemalin bu durumu esnetmeye dair son çıkışı Nutuk olacaktır. Bundan sonrası tecrit süreci olacaktır. 100 yıllık Anadoluluk fikrinden uzaklaşacak İdeolojik Türklüğün (Ulus Devlet) formunun ikame süreci olacaktır. Mustafa Kemal ise tüm esnek ve öngörülü yaklaşımlarından arındırılarak Atattürkçülük İdeologyasıyla suça bulaştırılan bir süreç izlenecektir(Sosyal Kemalizmin yenilgi süreçleri 1935 ten itibaren okunabilir). 1924 sonrası Şark Islahat Planı ise Devşirme geleneğin(İttihat Terakki şahsında somutlanacaktır)  Anadolu’dan Öç alma geleneği olarak işleyecektir. Lakin Türkiye halkları 10 yılda bir İsyan dinamiği ve karşısında kutsal devletin kendini korumak ilahi yaklaşımı ile katliam- kırıma ve asimilasyona uğrayacaklardır. İktisadi olarak ise iç çatışmalar bitmediği için bir adım ileri iki adım geri tarzı belini doğrultamayan, kutsal bürokrasiyi besleyen emekçi halk gerçeğini önümüze koyacaktır. Tarım ve devlet teşekkülleri 2. Dünya savaşında bir dinamizm yaratsa da Masonik politika mutlak bunu engellemiş. Menderes ile birlikte ve Marşhall yardımı ile tarıma müdehale edilecek, şehirleşme karakteri ile patronlara beton ekonomisi yolu açılacaktır. Bu şekilde yeşil kuşak süreci ile İdeolojik Türklüğe, İdeolojik İslam’da ikame edilmiştir. Köy Enstitüleri süreci ve Dünyada ki iki kutuplu hal Türkiye Sosyalist dinamikleri oluştursa da Mustafa Kemal’in tecridi gibi, Türkiye Demokrasi sürecini güçlendirecek sol dinamikler ve İslam komüncüleri de İdeolojik Türklüğü aşamamıştır. Bu sistem Masonik ve İngiliz poltikalarından, A.B.D  dışında hareket edemez. Bu durum karşılıklı ilişki tarzından çok iç bürokrasiye yerleşmiş ekonomik ve siyasi dinamikler ile işletilmektedir. Kürtler – Aleviler ise mutlak tecrit altında olmalıdır. Sol komüncüler son kertede özünden koparılmış Kemalizm, İktidarlaşmış Atatürkçülük üzerinden doğru çözümlenmemesi nedeni ile İdeolojik Türklüğe kurban olmuştur. Lakin bu süreçte doğal toplum inancı olan Alevilik içerden çocuklarından darbe almıştır. Anadolu Halk dinamiklerini Sol örgütlülük üzerinden konsolidasyonu da başarısız olmuştur. Gelinen nokta ise Ortanın Solu gibi işlevsiz sağa yatmış sol dinamiklerle halkın gazını alan İhaleci Sosyal Demokatlığa kurban edilmiştir. Sol artık İdeolojik Türklük için sadece emniyet subabı olacaktır. Lakin solculuk içten bir Atatürkçülük sevdası ile Kemalizm karşıtlığı yapmış ve Ortak vatan ilişkisini Kürt karşıtlığı üzerinden tasfiyeye yönelmiştir. İslami dinamiklerde İdeolojik Atatürkçülük yönlendirmesi ile Mustafa Kemal ve Kemalizm karşıtlığı, Kürt, Alevi, Ermeni düşmanlığı  üzerinden Sağ İdeolojik Türklüğün cenderesinde teslim alınmış Hakikatçi İslami komin dinamikleri geliştirememişlerdir. Saidi Nursi(Kurdi) Ortak Vatan ilişkisinden Yine kontrollü tecrit ile İdeolojik Türklüğe teslim edilmiş. Son kertede FETÖ organizasyonuna kurban verilmiştir. Diğer taraftan Cemaatlerin insafına bırakılmış Müslüman halk Allah’a Kul olmak dışında Şeyhe Kul yapılmıştır.  Bu şekilde araçsallaşmış İslami formasyon ile İdeolojik Türklüğün sağ cenderesinde Masonik politikaya araç olmuşlardır. Çile yine Anadolu Halklarının omuzlarında kalmıştır. Bu dejavu 10 yılda bir demokratik değerler üzerinde darbe dinamikleri ikame edilerek bugüne gelmiştir. Aleviler, Kürtler yine tecritte, Hakikatçi Müslümanlar yine araçsal, Sol Komüncüler aynı durumda. Azınlık politikası ile Türkiye Rum, Ermeni, Süryani v.b. kimliksel ve inançsal aidiyetler ise Güvercin Ürkekliğinde. Diaspora mirasçıları ise ortak vatandan çok altın defineciliği peşinde Türkiye Ermeni halk dinamiklerini pazarcı başı konumunda bırakmışlardır. Sonuçta Anadoluluk fikri 60 larda devrimci kuşağı beslemiş ve tüm dinamikleri ikna edememiştir. 12 Eylül sonrası oluşan boşluğu çok parçalı sol ve sağ dinamikler doldurmaya çalışmış. Bunun yanında Kürt hattı da Sol hattı güçlü bir örgüt dinamiğine dönüştürmeyi başarmıştır. Öcalan’ında I. TBMM den süregelen Ortak Vatan yaklaşımı tecrit ile tehdit altındadır. Barış süreçleri İstanbul masonları ve Merkezi İsrail tarafından Türklerin ve Kürtlerin ortak çözüm dinamiği oluşturmasını tehlikeli bulmuş Gladyo tüm hükümet ve bürokrasi dinamiklerini felç etmiştir. Barış sürecini imhaya götüren dinamikler 15 Temmuz sürecini ortaya çıkarmışlardır. Çöktürme planı ile tüm muhalif dinamikler tehdit altına alınmış. Fakat politika sürdürülemez boyutlarda bir Tek Adam yönetimine evirmiştir kendini. Türkiye halkları yeni bir Nüfus entegrasyonuna yönlendirilmektedir.

Geniş ve detaylı bir anlatım alanı olacak girizgah ile Türkiye Demokratik Mücadele sürecini dört  bölüme ayıracağız. Bu dört dönem geçişgenliği makale içerisinde açıklanmaya çalışıldı.

  1. Kuşak Cumhuriyet Dönemi: Bu süreci 1.TBMM sürecinden Milli Şef süreci olarak algılanmalı. Tek parti hükümetleri ve İdeolojik Atatürkçülük süreci olarak Türkiye Demokrasi tarihine yazılabilir. 1921 – 1950 süreç olarak alınabilir. Kapalı ekonomik model. Nüfus konsolidasyonu ve demografik dönüşümler süreci. Devşirilmiş asimilasyon. İdeolojik konsolide Türklük. Sosyal Kemalizm’in yenilgisi, İdeolojik Atatürkçülüğün inşası.
  2. Kuşak Cumhuriyet Dönemi: 1950 – 1975 İkinci Dünya savaşı sonrası politik açılımlar. Türkiye Sol dinamiklerin fikir alanı genişledi. Türkiye kapitalist ekonomiye açıldı. ABD ve Marshall yardımı ile tarıma müdahale süreçlerine start verildi. Menderes Çok Partili sürecin hareketlenmesi ile ideolojik İslam ve yeşil kuşak hamlesinin alt yapısı süreci. Köy Enstitülerinin kapatılması. Gevşek Türk – İslam ideolojik yapılanması. Sosyalist yoğunluk birikim üst seviyelerde. 27 Mayıs 1960 Darbesi ile Menderes Hükümeti AP süreci sona erdirilmiştir. Çelişkiler yine günümüz dönemine çok uygundur. 12 Mart 1971 Muhtırası ile askeri alan sivil dinamiklere bütünlüklü yön verir. Bu süreç sivil demokrasi çabalarının Askeri vesayet tarafından baskılandığı süreçler ve hamleler dönemi olarak okunabilir. Sivil demokrasi yönlendirilmiş ideolojik hamleler yapar.

III. Kuşak Cumhuriyet Dönemi: 1975 – 2011 Çok partili sağ dinamikli ideolojik yaklaşımın devlet içerisinde ve askeri alanda ve toplumda rağbet yönelimin desteklendiği. Kıbrıs harekatı. Rus etkisi. NATO çatışması. Sosyalist  dinamiklerin imhasını hedefleyen bütünlüklü devlet politikası. İç güvenlik içerikli tasfiye yönelimi 1980 darbesini açığa çıkarır. Sivil hat yoğunluklu tasfiye edilir. Sol, sosyalist ve aşırı sağ dinamiklerin tasfiyesi. Kürt ideolojik hareketlenmesi ve PKK süreci Kimlik ve İnanç dinamiklerinin tekrar güçlü açığa çıkması ve Alevi katliamları ile devletin nüfusu merkezde tutması, yeşil kuşak filizlerinin cemaat yapılanması ise paralel bir devlet organizasyonuna yönelmesi. Kürt kimlik meselesi ve silahlı mücadele süreci. İdeolojik İslam temel argüman.  28 Şubat 1997 süreci ve sistemin ikamesi. Kürt meselesi üzerine sivil dinamiklerin güç kazanması ve uluslararası süreç. AKP dönemi demokratik açılım süreci. 2011 Gezi süreci yön değiştirmiştir.

  1. Kuşak Cumhuriyet Dönemi: 2011 Gezi süreci ile hareketlenen sivil demokratik halk dinamikleri ve Çözüm süreci ile kapı aralanan Kürt meselesinin çözümüne dönük yaklaşımlar. Devlet kanadında sivil alanın açığa çıkması Orta Doğu için erken olan doğumu bekletme kararı vererek buzdolabına kaldırdı. Savaş dönemlerinin kaçınılmaz sonucu tek adamlık pratiği devreye sokuldu. Paralel devlet organizasyonu FETÖ üzerinden Çözüm Süreci akamete uğratıldı. 24 Haziran seçimleri HDP dinamiği anlaşmalı geriletilmek istendi. Türkiye açılımı bir nevi Çöktürme Planı ile engellenme yoluna gidildi. Suriye savaşı, Hendekler süreci, kayyumlar ve 15 Temmuz darbe girişimi ile Tek Adam konsolidasyonu İdeolojik Türk – İslam sentezli merkezi ideolojik hamle. Rusya – Amerika denge politikası tekrar devrede. Rusya sıcak denizlerde. Demokratik Halk Sivil Dinamikleri açısından süreç ise birlikte mücadele dinamiklerinin daha güçlü açığa çıkması. IV. Kuşak Cumhuriyet Demokratik Güçlerin mücadele güçlerinin İslam Komüncüleri, Sol Dinamikler, İdeolojik Atatürkçülükten sıyrılmış Kemalist Demokratlar(Sosyal Kemalistler), Sosyal Demokratlar, Kürtler, Aleviler, Ekolojistler, Feministler Türkiyenin geleceğini kurabilecek bir sürece girmişlerdir. 31 mart böyle bir başarının sonucudur. Bu sürecin doğru tanımlanması sonucunu da güçlendirecektir. Suikastlar dönemi ile yeniden bir Kürt, Alevi katliamı üzerinden merkeze çekilerek korunmaya çalışılacaktır. Sonucu ise çok ağırdır. Tutunulması zordur. Halkın tüm kazanımları yok olacaktır. Sonuç 20 yılını kaybetmiş bütünlüğünü de koruyamayacak bir Türkiyedir. Diğer yandan Demokratik Olgunluğa yürüyecek Cumhuriyet  Türkiye’si, güçlü mücadele gerektiren, önünde çok fazla engelin bulunduğu bir süreçtir. Anadolu ruhu ile tüm kimlikleri kapsayan ve benimseyen bir Türkiye, ekonomisi Üretici, paylaşımcı, ekolojik bir ekonomi, Ortak Vatan olgusu Anadolu ruhunu tüm Orta Doğu’da demokratik güce dönüştürme gücü olan bir Demokratik Halk Cumhuriyetidir. Bu demokratik olgunluğun silah gücünden daha büyük bir gücü vardır. Sınırları hegemon istiladan çok Misak-ı Milliyi aşan sınırlara sahiptir. Bugün fırsatlar vardır. Mesele savaş kumpasından sıyrılacak ısrarlı  Demokratik Birliktelik ile mümkün görünmektedir. Dik dur siyasetinden çok, “Esnek ve Kapsayıcı Ol” dış politikası – Yurtta Sulh Cihanda Sulh yaklaşımı ile ortaklaşabilir. Bağımsız devlet diye bir şey yoktur. Dünya bu kadar iç içe geçmişken. Tüm Dünya göç halinde iken. Savaş histerisini bitirmek Demokrasi mücadelesinin ilk şartı olarak okunmalıdır.

Tarihçi – Yazar

Bülent Felekoğlu

Continue Reading

Bülent Felekoğlu

Proje alevilik, proje lise, proje tüccar

BÜLENT FELEKOĞLU

Published

on

Zaman boşluk kabul etmiyor. Her kelam yerine hasrettir. Kelam doğarken sıtk-ı sadık yolcu edilir ise her mekanda yurt bulur. Bugün biz Hakk Yol Aleviler Sıtk-ı Sadık kelamlar kuramıyoruz bu nedenle sözümüz sınırlarda nefislerimizle boğuşuyor. Hakk Yol kelam söyleyicileri, Yolun yer bulmuş güçlü kelamlarının verdiği nefesi kullanamıyoruz. Bir özgüven var herkeste, yüksek perdeden konuşan. Bu özgüven kendine konuşuyor. Toplumda bir yer bulamıyor malasef. Yol her kelamı “ Kendini bil” düsturu ile kurup üst üste koyup gelmiş. Binlerce yaşında bir ağacın tohumdan başlayarak toprakla kurduğu ilk ilişkiden tüm yaşamı boyunca her anını bedenine nakşetmesi gibi, tonlarca meyve verme cömertliğinde alçak gönüllü Yol ve cömertçe nasihatli meyve veren. Alevi can sözü kendi nefsi ile mücadelesinden kurar. Hakk olan budur. Emek edenin meyve vermek hali vardır tabiki. Yol meyve vermek için aşısını bile binlerce deneyimden sonra kendisi yapmış. Şimdilerde kısır meyve fidanları gibiyiz ne aşı istiyoruz ne de aşı tutuyoruz. Hasbihal de edemiyoruz. Kaçak, göçek her muhabbetimiz, herkesin sanki bir bostanda hırsızlığı var. Ne bostan belli, ne bostancı. Zaman Alevilerden çalınmış da bizler dakikalık muhabbet edemeyecek zamansızlar gibiyiz. Böyle olmaz Yol sen yoksan biz bir eksiğiz diyor. Biz komple Yol’u terk i diyar ediyor gibiyiz.

Hakk Yol Alevilere verdiği sözü hiç tutmayan muktedirler de bizim bu halimizden oldukça mutlulular, arada da işine gelenleri etrafına toplayıp bize zehirli güller dağıtıyorlar. Ya da kendileri çözüme akılları yetmediği için Alevilere Eyüp kuyusunu salık veriyorlar. Kaç defa indi – çıktı yol haberleri yok. Şimdilerde bir Halkalıda Proje Lisesidir tutturmuşlar dünya hınç ve parayla da süslemişler. Cadının elması misali Alevileri bu okulda Alevi – Bektaşi felsefesine göre yetiştireceklermiş. Alevi çocukları sözlü mülakatlarla devlet işlerinden uzaklaştırılırken. Yol değerleri zulüm, baskı ve asimilasyonla paramparça edilip, kimliksizleştirilip intihara sürüklerken. Coğrafyasında altın madenleri yapılırken, taş ve mermer ocakları ile talan edilirken. Nefis gayreti ile ihale toplayanların muktedire yaranmak için paralarını süsledikleri FETÖ akıllı proje okul ile Alevilere proje imam yetiştirecekler. Buna inanan birde safdilli projeci Cemevi başkanları var. Toplumun dibine istihbari dinamit koyacaklar. İnşaat yürüsün, mesele çıkarsa Yol teferruattır cinsinden. Biz Aleviler demokratik bir devlet istedik bunu çalıştaylarımızda defalarca söyledik. Biz toplumsal yurttaş temelli eşitlik ilkesi ile ancak rızalık geliştirebiliriz. Yoksa o beş alıyor ben de vergi veriyorum neden bir almayayım fırsatçılığı ile değil. Yol ciddidir öyle birkaç sofuya meydan vereydi Velayet makamında olmazdı. Lakin ciddiyetin olmadığı yarım yamalak  bir elektirik, su faturası ile ortadadır. O da memerun keyfine bağlı. Sanki arsayı alıp, binayı halk kendi iradesi ile inşa etmedi. Devlete Cemevi meşru mudur, değil midir diye sordu sanki. Kendini düşürmenin ne anlamı vardı. Cami – Cemevi yetmez yaklaşımı ile gülünç bir duruma düşenler. Şimdi saraylı janti takımlar ve aynalı binalar ile Alevi toplumunu tava getirerek Kuran öğreteceklermiş. Kadro ise İmam Hatip kadrosu. Erzincan dede okulundan, İmam Hatiplerle birlikte Üçüncü dalga asimilasyon ordusu kuracaklar. Neye benzediği belli olmayan tiyatral Sunni temalı, Şii soslu ruhsuz Şehirli Alevilik inşası hedef. Bazı görev alan solcu mahallenin Janti Dedesi de şu an hem cemevi başkanı, hem de Proje Asimile okulunda maaşlı inanç kurulunda. Diyanet misali takkeli kelamlar ediyor. Yazık çok yazık. Rızalı cemevinde halk teveccüh gösterecek sende maaş alıp halkın inancını pazarlayacaksın. Neye güveniyorsun ki yarın o okuldan güya Alevi – Bektaşi olarak yetiştirdiğin öğrencilerin hepsine soruşturma açılmayacağının garantisini kim veriyor sana. Ya da softa saldırılar yarın ilk o okula yapılınca çocuklarımızı nasıl koruyacaksın. İrana asker yaparak mı? Sistem bu kadar ırkçılık beslerken neye güveniyorsunuz. Bu söz kurtuluş savaşında da verilmişti bize unutmayın ama kuruluştan sonra ilk iş tüm inanç kelamlarımızın, merkezlerimizin yasaklanması olmadı mı? Neye güveniyorsunuz. Yazılı bir yasa mı var elinizde, bizim bilmediğimiz bir anlaşma mı var. Olmadığını iyi biliyoruz, bakmayın mühürlü paraya o sahibini tanır.

Bu manada….

  • Alevi aydınların, söz kuranların, sanatçıların, kurumların acilen biraraya gelerek Dünya,Türkiye ve Ortadoğuda bu kadar gelişme varken. Toplumumuza ve Türkiye demokrasi dinamiklerine yaklaşımımızı bütünlüklü anlatacak yaklaşıma ihtiyaç var. Bir Demokratik Anayasa konusunda yaklaşımımız açığa çıkmalıdır.
  • Proje lise toptancılığına dair derli toplu kamuoyunu bilgilendirmek şart olmuştur. Tüccarların ve efendilerinin öyle yaptım oldu pozisyonundaki yaklaşımlarının boş ve nafile ihalecilik olduğu maaşlı adamlarına ve kendilerine iyice anlatılmalıdır.
  • Bizler eşit yurttaşlığın teminatı oluruz. Çıkarcı vatandaşlık halklara ancak mültecilik dayatır. Yol da azınlık yok, her can, her varlık Hakk’ın cemalidir. Alem birlik deryasıdır. Bu nedenle Diyanetli çözüme ikna Eşit Yurttaşlık talebine ters bir yaklaşımdır. Ciddi kelam, ciddi meydan kurar.

Hakk Aynamız, Xızır Yardımcımız Olsun….

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI