Connect with us

Medya

TRT’ye çağrı: Doğru ve tarafsız habercilik istiyoruz

Published

on

Elektrik Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu’ndan yapılan açıklama şu şekilde:

Eğitim ve sağlık gibi hizmetler nasıl ki birer kamu hizmetiyse “doğru ve tarafsız habercilik” de toplumun kolayca erişebilmesi gereken bir kamu hizmetidir. Eğitim ve sağlık hizmetlerine erişim hakkı ne kadar vazgeçilmezse, toplumun doğru ve tarafsız haberlere erişim hakkı da en az o kadar vazgeçilmez bir öneme sahiptir.

  TRT , bu önemli kamu hizmetini yerine getirmekle görevli bir kamu kurumudur.

 Topluma karşı bu görevini yerine getirirken ihtiyaç duyduğu mali kaynak, iktidarlar tarafından (bütçe gelirlerinden) değil, bütünüyle ve doğrudan halkımız tarafından (elektrik payı ve bandrol vb. gelirlerinden) sağlanmaktadır. İktidarların güdümüne girmemesi için bütçeden bağımsız gelir kaynaklarına, dolayısıyla mali özerkliğe sahiptir.

 Yani TRT , yerine getireceği kamu hizmeti için iktidarlara karşı değil sadece ve sadece topluma karşı sorumludur.

 Anayasanın 133. Maddesi ile “TRT`nin özerkliği ve yayınlarının tarafsız olması” kuralı getirilmiş, TRT Yasasının “Yayın Esasları” başlıklı 5. Maddesi`nde de;

 “k) Haberlerin toplanması, seçilmesi ve yayınlanmasında tarafsızlık, doğruluk ve çabukluk ilkeleri ile çağdaş habercilik teknik ve metotlarına bağlı olmak,

 l) Haberler ile yorumları ayırmak ve yorumların kaynaklarını açıklamak,

 m) Kamuoyunun sağlıklı ve serbestçe oluşabilmesi için kamuoyunu ilgilendirecek konularda yeterli yayın yapmak; tek yönlü, taraf tutan yayın yapmamak ve bir siyasi partinin, grubun, çıkar çevresinin, inanç veya düşüncenin menfaatlerine alet olmamak” ilkeleri öngörülmüştür.

 Yukarıdaki düzenlemeler TRT`nin topluma karşı görevi olan kamu hizmeti yayıncılığını hiçbir baskı altında kalmaksızın, tarafsız ve doğru bir şekilde yerine getirebilmesi için yapılmıştır. Buna rağmen TRT yönetimi, Anayasa ve kendi yasasını çiğneme pahasına, iktidar lehine yanlı ve taraflı yayıncılığa devam etmektedir. Sürdürülebilir olmayan bu tutum TRT`yi toplum nezdinde her geçen gün daha da küçük düşürüp güvenilmez hale getirirken, TRT çalışanlarının da hedef gösterilmesine neden olmaktadır.

 Önceki yıllarda TRT doğru haber için başvuru kaynağı niteliği taşırken şimdi hiç izlenmez/dinlenmez hale gelmiştir. TRT`ye karşı toplumdaki kızgınlık öyle bir seviyeye ulaşmıştır ki halkın büyük bir kesimi TV ve radyo alıcılarının hafızasından TRT`yi bütünüyle silmiştir.

 Yurttaşlar, hakkı olan kamu hizmetini alamadığı için, elektrik faturasından TRT`ye aktardığı parayı geri isteyerek haklı tepkisini dile getirmektedirler.

 TRT`ye tepki o kadar artmıştır ki toplumun çeşitli kesimleri bu kızgınlıklarını ” TRT Kapatılsın” noktasına kadar taşımıştır. Giderek tekelleşen yayıncılık alanı, tamamen sermayedarların iradesine terk edilemeyecek kadar önemli ve değerlidir. Halkın vergileriyle yayın yapan TRT`nin bu alanda özerk ve tarafsız olarak kamu yayıncılığı yapması büyük farklar yaratacaktır. Çözüm TRT`yi kapatmak değil, yayınlarını yasalara uygun hale getirmesini ve mali kaynaklarını doğru şekilde kullanmasını sağlamaktır.

 Diğer dönemlere kıyasla toplumun algısı ve duyarlılığı seçim dönemlerinde çok daha yüksektir. TRT yönetimi de yayın politikasını bu dönemi gözeterek çok daha özenli bir şekilde hayata geçirmeli, tarafsız yayıncılık ilkesinden bir an bile ayrılmamalıdır.

 Geçmiş seçim süreçlerindeki taraflı yayınları nedeniyle, YSK`nın TRT`ye verdiği cezalar unutulmamalı, aynı hatalar tekrarlanmamalıdır.

  TRT , Anayasa ve yasa hükümlerine uymaya özen göstermelidir;

 Toplumun duyarlılığını gözeterek tarafsız ve doğru habercilik görevini yerine getirmelidir;

 Bir siyasi partinin, grubun veya çıkar çevresinin menfaatlerine alet olmamalıdır.

Medya

FAZ: Ankara’daki tedirginlik sanıldığından daha büyük

Published

on

Frankfurter Allgemeine Zeitung‘da yer alan “Nakit enjeksiyonu” başlıklı ekonomi yorumunda, Türkiye’de Merkez Bankası’nın 40 milyar liralık yedek akçesinin bütçeye aktarılmasına yönelik yasal çalışmalara başlanması ve bunun siyasi anlamı mercek altına alınıyor:

“Ankara’daki tedirginlik, sanıldığından daha büyük. Çünkü rüzgar, siyasi ve ekonomik açıdan iktidarın yüzüne vurdukça, hükümet her türlü destek kaynağını seferber ediyor. Ortadaki en yeni fikirlerden biri, Merkez Bankası’nın bütçenin sıkıntılarını gidermesi… 2016’daki darbe girişimini yüksek enflasyon ve liranın çöküşü ile pahalıya mal olan son derece gevşek bir para ve maliye politikası takip etmişti. Faizler o günden bugüne şiddetle arttı ancak AKP vergi konusunda geri adım atmaktan çekiniyor. Çünkü yerel seçimlerde daha da fazla destek kaybetmekten korkuyor.”

Süddeutsche Zeitung‘da yer alan “Her şey ya da hiçbir şey” başlıklı yorumda,ABD-Çin gerginliğinin yol açabileceği sonuçlara değiniliyor:

“Trump yönetimi, dünya liderliğine ilişkin belirleyici bir savaştan bahsediyor. Bu kısa ve öz bir açıklama ve yakında gerçekten de hakikat haline gelebilir. Rasyonalitenin sona erdiği noktadaysa yalnızca irrasyonellik sözkonusu olabilir: Belli ki Pekin, Trump döneminin sonunu bekliyor. Trump ise Çin modelinin sonunu. Bunun bedeliyse tehlikeli derecede yüksek olabilir.”

FAZ‘te yer alan bir diğer yorum ise, Avusturya’nın bir eyaletinde göçmenlerin altına imza atması gerekecek “On Emir” listesini eleştirel bir biçimde sütunlarına taşımış:

“Avusturya’ya minnet duyulmalı’ emri pek açıklayıcı değil. Nasıl tam olarak? İlelebet mi? Bu ifadenin Avusturya Özgürlükçü Partisi FPÖ’nün kafasının nasıl çalıştığını gösterdiğine şüphe yok. Başarılı entegrasyonun hukuka bağlılıktan daha fazlası olduğu doğru. Ama eğer biri insani bir biçimde ve yasalar çerçevesinde kabul ediliyorsa, o kişi zaten minnettar olacak. İstisnai küçük bir grup ise minnet yükümlülüğünü üstlenmeyecek. Kurallar var olmalı. Ancak sözde dindar bir hor görmecilik kendinden emin bir hukuk devletine yakışmıyor.”

Stuttgarter Zeitung‘da yer alan yorumdaysa, ABD ile İran arasındaki gerginliğe ışık tutuluyor:

“Sertlik göstermek, İran hükümeti için neredeyse ölüm kalım meselesiydi. Ülkedeki insanların durumu iyi değil. Yaptırımların sona ermesinin ardından refah yönünde aşama kaydedeceklerine dair umutlar gerçekleşmedi. İran’da başından beri nükleer anlaşmaya karşı çıkmış tutucular mevcuttu ancak bu kişiler bugünlerde güç kazanıyor. Buna rağmen İran’ın (ABD’ye verdiği) ültimatomla kendisi için iyi bir şey yapıp yapmadığı tartışmaya açık.”

BÜ,GA

© Deutsche Welle Türkçe

Continue Reading

Medya

FR: Erdoğan ekonomik yaptırımdan anlar

Published

on

Frankfurter Rundschau ve Stuttgarter Nachrichten gazetelerinin sütunlarında yer alan yorumda, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı uyarmanın yeterli olmayacağı ve ekonomik yaptırım yolunun tercih edilmesi gerektiği vurgulanıyor:

“Federal hükümetin Alman gazeteci Deniz Yücel’in Türkiye’ye yönelttiği işkence suçlamalarını ciddiye alması ve Ankara hükümetine işkence karşıtı uluslararası anlaşmalara uyması uyarısında bulunması iyi bir gelişme. Kötü olansa, Berlin’in yine boş laflarla kendini geri çekmesi ve uzun süredir iktidarda olan Recep Tayyip Erdoğan’ın sarayında bitap bir gülümsemeyi beraberinde getirmesi… Böyle bir ülke artık Almanya’nın normal bir ortağı olamaz. İşkence sözkonusu olduğunda mülteci anlaşmasının uygulanması durdurulmalı. Erdoğan’ı yumuşak bir biçimde uyarmak yeterli olmaz zira bu kendisinin umrunda bile değil. Diğer yandan popülistlerin talep ettiği üzere AB üyelik müzakerelerini durdurmak da yanlış olur çünkü bu yalnızca otokratın lehine oynamak ve muhalefeti zayıflatmak anlamına gelir. Geçmiş, Erdoğan’ın yalnızca tek bir dilden anladığını gösterdi: Ekonomik yaptırım.”

Westdeutsche Zeitung‘da yer alan “Erdoğan’ın korkusu” başlıklı yorumda da Yücel’in suçlamaları ile İstanbul’da seçimlerin tekrar edilmesi kararı arasında parallelik kuruluyor:

“Uzlaşmazlık, otokratların özünde mevcut olan bir özelliktir. Kibir ile özeleştiri, birlikte yürümez. O yüzden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden kendisini ve paranoyak kontrol tutkunluğunu tehlikeye sokabilecek her şeyi püskürtmesi şaşırtıcı değil: İstanbul’daki belediye başkanlığı seçiminin iptaline yöneltilen eleştirilerin yanı sıra gazeteci Deniz Yücel’in işkence suçlamalarını da… Deniz Yücel detaylı ve ciddiye alınması gereken suçlamalarını, bilinçli olarak, kendisi hakkında terör propagandası ve halkı kin ve düşmanlığa sevk etme suçlamaları yöneltilen dava kapsamında gündeme getirdi. Gazeteci, sesinin kısılmasına izin vermedi. Bu, seçmenler için de geçerli olacak. Sonuçlar manipüle edilebilir ama tutumlar kalıcıdır. Türkiye’de muhalefet alışılmışın dışında bir ölçüde dayanışma içinde ve Haziran’daki ikinci sandık turunda Erdoğan’ın aslında kaybetmesi gerekiyor: Ekrem İmamoğlu yeniden başarılı olduğu takdirde, Erdoğan’ın itibarını yitirmesi daha da berraklaşacak. Eğer Erdoğan’ın adamı Binali Yıldırım başarılı olursa açık bir dünya görüşüne sahip büyükşehirlilerin öfkesi sınırsız olacak.”

Halle’de yayımlanan Mitteldeutsche Zeitung ise ABD ile Çin arasında son günlerde tırmanan “ticaret savaşı” gerginliğiyle ilgili bir yoruma yer veriyor:

“ABD ile Çin arasında ideolojik rekabet hakim. Hiçbir ticaret anlaşması bu rekabetin aşılmasını sağlayamaz. Bu anlaşmazlığın uluslararası siyaseti onlarca yıl boyunca etkilemesi daha olası. Yine de Batı ile şimdilerde açık bir biçimde yaşanan rekabet, uzun süre boyunca üzerine titrenen ‘ticaret vasıtasıyla dönüşüm’ mitini ortadan kaldırıyor. ABD ve Avrupa, Çin’e neredeyse sınırsız bir piyasa erişimi sağladı ve Çin ve Batı dünyası, ekonomik olarak birbirlerine sarmalanmış vaziyette. Ancak Çin’in liberalleşmesi ve demokratikleşmesi umutları gerçekleşmiş değil.”

DW/ BÜ,GA

© Deutsche Welle Türkçe

Continue Reading

Medya

Ankara’dan Berlin’e Deniz Yücel tepkisi

Published

on

Türkiye Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy, Alman Die Welt Gazetesi muhabiri Deniz Yücel’in Türkiye’deki tutukluluğu sırasında işkenceye maruz kaldığı yönündeki ifadeleri üzerine Almanya Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün yaptığı açıklamaya cevap verdi.

Sözcü Aksoy, “Türkiye’yi karalamaya çalışan bu tür asılsız iddiaların resmi makamlarca ciddiye alınmasını ayrıca manidar buluyoruz” dedi.

Türkiye’nin her alanda olduğu gibi, işkence ile mücadele konusunda da uluslararası yükümlülüklerine uygun hareket ettiğini aktaran Aksoy, “Alman resmi ajansında yayınlanan Almanya Dışişleri Bakanlığı sözcüsünün Türkiye’yi ilgili BM Sözleşmesi’ne sadık kalmaya davet eden açıklamasının hiçbir dayanağı bulunmamaktadır. Zira açıklamaya konu şahsın iddiaları, zamanında ilgili Cumhuriyet Başsavcılığı’nca araştırılmış ve kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir” diyerek ‘işkenceye karşı sıfır tolerans’ politikasının 2003 yılından bu yana titizlikle uygulandığının altını çizdi.

Almanya Dışişleri Bakanlığı’ndan bir sözcü Alman haber ajansı dpa’ya yaptığı açıklamada, “Her türlü işkence ve kötü muameleyi kınıyoruz. Bu tür muameleler hukuk dışıdır” ifadelerine yer vermişti. Deniz Yücel’in cuma günü Berlin Tiergarten Asliye Mahkemesi’nde verdiği ifadesindeki işkence iddialarına doğrudan değinmeyen sözcü, Türk hükümetini uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülüklerini hassasiyetle yerine getirmeye çağırmıştı.

Yücel: İşkenceye maruz kaldım

Türkiye’de “terör örgütü propagandası” ve “halkı kin ve düşmanlığa tahrik” suçlamalarıyla tutuksuz yargılanan Alman ve Türk vatandaşı gazeteci Deniz Yücel, yargılandığı dava kapsamındaki savunmasını cuma günü Berlin Tiergarten Asliye Mahkemesi’nde yapmış ve savunmasında “Silivri 9 No’lu cezaevinde üç gün boyunca işkenceye maruz kaldım. Belki Türkiye Cumhurbaşkanı’nın ya da yakın çevresinin talimatıyla, ama her hâlükârda onun tarafından hedef gösterilerek, onun sorumluluğunda işkence gördüm. Öyle ya da böyle yaşadıklarımın bir numaralı sorumlusu, Recep Tayyip Erdoğan’dır” ifadelerine yer vermişti.

Deniz Yücel’in mahkemedeki açıklamaları sonrasında Alman siyasiler tepki göstermişti.

DHA/SSB, EC

© Deutsche Welle Türkçe

 

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI