Connect with us

Necdet Saraç

Tek yol umudu tazelemek…

Söylemlerimizde haklı olsak da, manipüle edilmiş, eşit ve demokratik olmayan koşullardaki yarışta bir kez daha kaybettik! Otoriter bir anlayışın tek vuruşta düşmediğini bir kez daha gördük. Gerçek bu!

Muharrem İnce’nin muhteşem çıkışı “AKP de Erdoğan da yenilebilir” duygusunu güçlendirmiş olsa da, sonuçlara bakıldığında bu güç sosyolojik başka bir gerçeklik olarak karşıtını güçlendirdi!

Seçim sonuçlarında yenilginin ekranlara yansımaya başlamasından sonra ortaya çıkan kriz ortamında ise Muharrem İnce de, Kemal Kılıçdaroğlu da doğru sınav veremediler. Muharrem İnce milyonlarca insanda yakaladığı liderlik heyecanını, umudu ve güveni seçim akşamı ekrana çıkmayarak erozyona uğrattı, krizi yönetemedi. (Bülent Tezcan ve MYK üyeleri krizi yönetmek bir yana yaptıkları açıklamalarla krizi büyüttüler.) 40 yıl sonra yüzde 30’luk psikolojik sınırı aşan ve CHP’nin fiili lideri olan Muharrem İnce, bugün yerine dün akşam ekranlara çıksaydı ve “kök salmış kötülüğe karşı mücadelemiz ve yürüyüşümüz devam edecek” deseydi, yüreklere su serper, çaresizlikle bütünleşen umutsuzluğu bu kadar büyütmezdi!

Yarın yaşanacak siyasi ve ekonomik sorunların ötesinde seçimin kazananları Erdoğan başta olmak üzere MHP’dir. “Bu tarafta” ise kazanan HDP’dir, İYİ Parti’dir. Dünkü hatasına rağmen, bugün basın toplantısında “devam” diyen Muharrem İnce en önemli kazananlardandır! Seçimin kaybedeni daha doğrusu asıl kaybedeni ise milyonlarca insanın gönül verdiği CHP’dir. CHP’nin Muharrem İnce’den yüzde 8 daha az oy alması bir yana, İstanbul başta olmak üzere bir çok yerde ciddi bir oy kaybı yaşamış, oy oranı yüzde 22’lere gerilemiştir. Bu yenilgi karşısında, derlenip toparlanmak ve ayağa kalkmak için CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve MYK’sı istifa etmeli, parti yönetimi ve siyasi çizgisi yenilenmelidir…

Doğru söyledikleri için dokuz köyden kovulanların “onuncu köyde” buluşma ve umudu yeniden büyütme zamanıdır!

Düştüğümüz yerden kalkıp yeniden yürüyelim!

 

0 Users (0 votes)
Criterion 10
What people say... Leave your rating
Sort by:

Be the first to leave a review.

User Avatar
Verified
{{{ review.rating_title }}}
{{{review.rating_comment | nl2br}}}

Show more
{{ pageNumber+1 }}
Leave your rating

Your browser does not support images upload. Please choose a modern one

Continue Reading
Advertisement //pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Necdet Saraç

“Sıfır baraj ittifakı” tek adamıda sıfırlar

CHP’nin “15 milletvekili hamlesi” hem ezber bozdu, hem de AKP’nin manevralarından bıkıp-usanan geniş yığınlara ilk kez “oh be” dedirtti. Yandaş medyada çıkan yorumlardan anlaşılıyor ki, CHP’nin AKP’yi kendi silahı ile vuracak olan ikinci önemli hamlesi “sıfır baraj ittifakı” da iktidarın ve yandaşların ezberini çok daha fazlasıyla bozacak!

Çünkü referandum sırasında “istikrar için koalisyon olmamalı” diye sabah-akşam bağıran da kendileriydi, işler istedikleri gibi gitmeyince, matematiksel üstünlüğü yakalamak amacıyla MHP ve BBP ile koalisyon yaparak, koalisyonu yasallaştıran da kendileri oldu.

CHP’nin bu hamle karşısında yaptığı “sıfır baraj ittifakı” önemli, çünkü böyle bir ittifak, YSK tarafından seçime girilmesine karar verilmiş bütün partilerin önündeki yüzde 10’luk gibi “hem fiziki hem de psikolojik” büyük bir engeli fiili olarak ortadan kaldırıyor. Bu ittifakın gerçekleşmesi halinde, adına “Cumhur İttifakı” denen ve AKP-MHP-BBP’nin oluşturduğu ittifak karşısına diğer bütün partiler hem fiili olarak seçime “barajsız” girme hakkını elde edecek, hem de muhalefet uzun süredir ilk kez AKP karşısında psikolojik üstünlüğü de ele geçirme fırsatını yakalayacak ve “güven patlaması” yaşayacak!

Yani bu hamle muhalefet güçleri açısından, hem siyasi hem de psikolojik üstünlüğü yakama anlamına gelecek. Tıpkı 16 Nisan referandumundaki “Hayır” kampanyasında, hatta Kemal Kılıçdaroğlu’nun başlattığı ve İstanbul’da milyonlarla buluşan Adalet Yürüyüşü’nde olduğu gibi…

Normal koşullarda birbirlerini gördüklerinde aynı kaldırımda bile yan yana yürümeyip, kaldırım değiştirecek güçler, 16 Nisan’da “Tek Adama Hayır”, Adalet Yürüyüşü’nde ise “Hak Hukuk Adelet” diyerek yan yana yürüdüler. Solcusu, sosyal demokratı, milliyetçisi muhafazakarı, inananı inanmayanı, Alevisi Sünnisi, Türkü Kürdü…

Seçim sonucunu doğrudan etkileyeceği için “sıfır baraj ittifakı” bu hamlelerin hem sonuncusu hem de en etkilisi olacağı kesin!

Ancak bu önemli ve akıllı hamlenin gerçekleşmesinin önünde tek ama önemli bir sorun var; Gelişmelerden anlaşılıyor ki, CHP de dahil, İYİ Parti, Saadet Partisi ve DP, “sıfır baraj ittifakı”nı HDP’siz kurguluyorlar.

Oysa eğer aslolan, “parlamenter demokrasiyi” yeniden inşa etmekse “sıfır baraj ittifakı” AKP-MHP ve BBP dışında, Saadet Partisi’nden, hatta HDP’den “oy çalsın” diye seçimlere “son dakikada” dahil edilen HÜDA-PAR dahil seçime girme hakkı olan diğer bütün partileri (CHP, HDP, İYİ Parti, Saadet Partisi, BTP, DP, Vatan Partisi) kapsamasının yanında parlamento dışı ÖDP, TKP, TİP gibi sol-sosyalist partileri de kapsamalıdır!

TEK ADAM DEĞİL, PARLAMENTER DEMOKRASİ

Böyle bir ittifakı yapmak için uzun protokollere ve ortak seçim bildirgelerine ihtiyaç yok. Seçime girme hakkı olan partilerin “parlamenter demokrasiyi yeniden inşa etmek isteyen siyasi partiler olarak, seçim barajını sıfırlamak ve mecliste eşit ve adil temsili sağlamak için ‘Sıfır Baraj İttifakı’ yaptık” diye açıklama yapmaları yeter. Çünkü 24 Haziran’da asıl amaçlardan biri, 16 Nisan’da YSK eliyle alınan kararı

yok hükmüne çevirmek ve laik-demokratik bir Türkiye’nin yolunu yeniden açmak olmalıdır…

Bu “ittifaka” sonucunda, kendine güveni artan her parti kendi Cumhurbaşkanı adayıyla kampanyaya başlarsa, psikolojik üstünlük “Sıfır Baraj İttifakı”nın eline geçer ve 24 Haziran akşamı hem tıpkı 1920’de ilk mecliste olduğu gibi temsil genişler, meclisin çoğunluğu da (301 milletvekili ve fazlası) mevcut muhalefet partilerinin olur ve Cumhurbaşkanlığı seçimi de ikinci tura kalır.

Böyle bir atmosferde yapılacak 8 Temmuz ikinci tur Cumhurbaşkanlığı oylamasında, birinci turda ikinci kim olursa olsun, Erdoğan’ı yener!

Tablo aslında bu kadar nettir!

Eğer bunu yapmayıp, tıpkı AKP, MHP ve BBP’nin yapmaya çalıştığı gibi, CHP dahil muhalefet partileri de HDP’siz, daha açık bir ifadeyle “Kürtlersiz bir meclis” isterlerse 24 Haziran’da tablo değişmez. Çünkü bu topraklarda Selahattin Eyyübi’den beri, bütün siyasi iktidarlar Kürtlerin desteğini alarak iktidar olmuşlardır. Bu tabloya hem Yavuz Selim’le başlayan Osmanlı, hem de Mustafa Kemal Atatürk’le başlayan Cumhuriyet dönemi de dahildir…

BİR BAŞKA TÜRKİYE MÜMKÜN!

Bir kez bile olsa “AKP ne der, Türkiye’nin çoğunluğu muhafazakar, onlar ne der” sendromundan kurtulursak, fazla değil yaklaşık iki ay sonra, 25 Haziran sabahı “Bir Başka Türkiye” bizi bekliyor.

Bunun yolu, “baskın basanındır” mantığı ile baskın seçim kararı alanların üzerine gitmekten geçiyor.

Hatırlayalım; Afrin harekatının yükselttiği milliyetçi duyguları da arkasına alan AKP-MHP ittifakı, bir gecede vahi inmesinden sonra değil, “işler daha da kötüleşmeden hareket geçelim” mantığından hareketle “baskın basanındır” diye baskın seçim kararı almadılar mı?

Baskın seçim kararının daha mürekkebi kurumadan sokakta adı konmamış hoşnutsuzluk, CHP’nin İYİ Parti hamlesi, Saadet Partisi’nin AKP ittifakına girmeyen kararlı duruşu ile birleşince Erdoğan’ın da, iktidarın da bir bütün olarak ezberi bozuldu.

Şimdi durumu derinleştirmek ise CHP başta olmak üzere iktidar karşıtı olan partili-partisiz güçlerin elinde!

İDEOLOJİK POLİTİK HEGOMANYADA SONA GELİNDİ

AKP’nin 16 yıldır girdiği her seçimi kazanmasının en önemli nedenlerinden biri, dünyada da değişen dengelere paralel olarak siyasal İslam’ın “yeni bir politik hayal” olarak öne çıkmış olmasıydı. AKP’nin seçim başarılarındaki diğer önemli bir neden de, dünyada da, Türkiye’de de solun, sosyal demokrasinin yaşadığı krizdi…

Bu iki gerçek iktidar nimetleriyle birleşince, AKP 16 yıldır yıkılamadı! Ancak artık yolun sonu gözüküyor. 2002 koşulları değişti. Kapitalizmin krizi derinleşti, Türkiye’de ekonomik olarak büyük krizin eşiğinde. Arap baharı, kara kışa döndüğü için siyasal

İslam hayali de sona erdi. Siyasal İslam yeni bir düzen anlamıyla “umut” olmaktan çıktığı için ideolojik-politik üstünlüğünü hızla yitiriyor…

Saadet Partisi, İYİ Parti, HÜDA-PAR gibi partilerin, her şeye rağmen Abdullah Güllerin Erdoğan’ın ve AKP karşısında yer almaları bile bu üstünlüğün bitmese bile kırıldığını gösteriyor. Belli ki bu artık bir çözülme sürecidir!

Erdoğan’ın otoriteyi paylaşması bir yana daha güçlendirme çabası bilinen bir gerçeklikken, dün Bahçeli’ye “alçak, adi ve namert” diyen, “bu adamla bir yere varamazsınız” diyen Erdoğan’ın bugün “Cumhur İttifakı” ile Bahçeli’ye övgüler dizmesi aslında güçlenmenin değil, çaresizliğin ve çözülmenin işareti değil midir?

Gelişmeler gösteriyor ki, baskın seçim kararı hızla AKP kendi ayağına sıkmasına dönüşüyor. Bülent Arınç’a ve Davutoğlu’na yaptırılan “biat” açıklamaları da, “Gül aday olmasın” diye Hulusi Akar ve İbrahim Kalın’ın üzerinden gönderilen mesajlar da, bu ziyareti haber yapan gazetecilerin işten atılması da iktidar bloğundaki paniği gösteriyor.

Cumhurbaşkanı adayı olmayacağı en baştan kesin olan Gül’ün bile zoraki de olsa Erdoğan karşısına aday olma lafı bile çözülmenin ifadesidir.

Seçimi kaybetme ihtimalinin korkusu o kadar büyümüş ki, Erdoğan İbrahim Tatlıses yalanlarına bile itibar etme ihtiyacı hissediyor.

Bağımsız Cumhurbaşkanı adaylığı için 6 gün içinde üstelik seçim kurullarında istenen 100 bin imza bile iktidar bloğundaki kaygıyı ve korkuyu işaret ediyor.

İktidar bloğundaki çözülme, panik, telaş bu kadar artmışken, bu güvenilirliği az olsa da kamuoyu araştırmalarına bile yansımışken, CHP’ye ve diğer muhalefet partilerine düşen görev, “içeride” kavga etmeden, gerilim yaratmadan bu bloku büyütmektir!

Eğer “sıfır baraj ittifakı” HDP dahil, iktidar bloku dışında yer alan bütün partileri kapsarsa, sürecin önemli ve belirleyici taşıyıcısı CHP “başkası değil kendi olursa” ve muhalefetteki her parti ilk tura kendi Cumhurbaşkanı adaylarıyla girerse, 24 Aralık akşamı sandıktan tek adam değil demokrasi çıkar!

İstanbul, 30 Nisan 2018

Necdet Sara

0 Users (0 votes)
Criterion 10
What people say... Leave your rating
Sort by:

Be the first to leave a review.

User Avatar
Verified
{{{ review.rating_title }}}
{{{review.rating_comment | nl2br}}}

Show more
{{ pageNumber+1 }}
Leave your rating

Your browser does not support images upload. Please choose a modern one

Continue Reading

Haberler

Olağanüstü koşullarda olağan muhalefet olmaz

Asıl lafı başta söylersek anlaşılır olur:

Olağanüstü koşullarda ‘olağan muhalafet’ yaparak sonuç alınmaz!
Ortak akıldan da asla değişim çıkmaz!

Yaşadığımız bütün sonuçlar bunu doğruluyor…

“Aman dengeleri gözetelim”, “ortak aklı öne çıkartalım” diye diye bugüne geldik…

Ortada denge de kalmadı, ortak akıl da…
‘Denge’ denen şey güçle doğrudan bağlantılıdır. Gücün varsa denge olur, gücün yoksa tıpkı bugün olduğu gibi ‘denge’yi de onun sınırını da gücü olan belirler…

Çok matahmış gibi dillerden düşürülmeyen ‘ortak akıl’ denen şey ise çoktan ‘çoğunluğun aklı’ oluverdi.

Çoğunluk dediğimiz de nüfusun çoğunluğu falan değil, ‘çoğunluk’ dediğimiz şey aslında kendini fiili olarak tasfiye etmiş meclisteki AKP-MHP milletvekillerinin aritmetik çoğunluğu…

Eğer meclis çoğunluğuna bakarak konuşursak…
Eğer medya çoğunluğuna bakarak konuşursak…
Eğer çok gürültü çıkaran iktidara göre konuşursak…
Hele bir de bu ülkenin ‘yüzde 99’u Müslüman’ diyenlere bakarak konuşursak…

‘Doğru bildiğimiz yanlışlara’ inanırız ve işte o zaman;

Sol ve laik bir partide yönetici olsak da, Müslüman çoğrafyasında dinden dolayı milyonlarca insan birbirini öldürmüş olsa da “Müslümanlıkta güncelleme olmaz. Ana dayanağımız Kur’an-ı Kerim’dir. Orada ne yazıyorsa inanacağız ve ona göre yolumuza devam edeceğiz. 21’nci yüzyılda siyasetçinin buna uyması lazım” demek zorunda kalırız…
Ülkemizin halen en önemli üniversitelerinden biri olan Boğaziçi Üniversitesi’nde “savaşın ve fetihin lokması olmaz” dedikleri için Erdoğan’ın talimatı ile gözaltına alınan solcu, devrimci öğrencilere biz de “terörist” demek zorunda kalırız…

500 bin kişinin yaşadığı ve birdenbire insansızlaştırılan Afrin’i zafer olarak kutlamak zorunda kalırız…

Afrin için “Ver Guta’yı Al Afrin’i” hedefiyle ABD, Rusya, Suriye ve Türkiye arasında yapıldığı anlaşılan “Bölgeyi Kürtsüzleştirme” anlaşmasını görmezden gelmek zorunda kalırız…

“Afrinliler TSK’yı ve ÖSO’yu çoşkuyla karşıladı” diye 10 gündür ekranlarda dönen balkondan “pirinç atma” sahnesine inanmak zorunda kalırız…

İDEOLOJİK HEGOMANYAYI REDDETMELİ
Dönemini kapamış, hayallerini kaybetmiş siyasal İslamın ideolojik-politik hegomanyasından kurtulamadığımız sürece kendimiz olamayız.

Kendimiz olmadığımız sürece de ne sahici ne de inandırıcı oluruz!

Sağ kendisi gibi olurken, sol-sosyal demokrasi kendisi olamadığı gibi, kendisini ısrarla “çoğunluk” adına düşünmeye zorluyor…

Özelleştirme karşısında kamuculuğu,
Tarım ve gıda üretiminde tekelleşmeye karşı, üretici ve tüketici kooperatiflerini,
Silahlanma ve savaş karşısında barışı,
Savaştan kaçan Suriyelileri değil sistemi sorgulamayı,
“Durun bir dakika Kürtler bu coğrafyada Türkler’den de eski” diyemediğimiz,

Irkçı ve mezhepçi yaklaşımlar karşısına, kimlikleri tanıyan ama kimlikleri de aşan eşit yurttaşlığı cesur bir şekilde öne çıkarmadığımız için Türkiye’de dahil, dünyanın dört bir yanında sol ve sosyal demokrasi kaybediyor, sağın manevra alanı sürekli genişliyor. O zaman da, “kazanan” yüzde elli, “kaybeden” diğer yüzde elli üzerinde büyük bir ideolojik-politik ve fiziki tahakküm kuruyor, kutuplaştırma ve cepheleşme 1950’lerin “Vatan Cephesi”, 1970’lerin “Milliyetçi Cephesi”nde olduğu gibi doğrudan iktidarın eliyle gündeme taşınıyor, itiat etmeyen, itiraz eden hemen “vatan haini” oluyor!

ŞEKER FABRİKALARINI CHP BELEDİYELERİ SATIN ALSA
Bu süreci tersine çevirmenin yolu bakış açısını da, siyaset yapma tarzını da değiştirmekten geçiyor. Bunun birinci şartı ise solcuyken sağcı, laikken siyasal İslamcı gibi davranmaktan vazgeçmektir! Yazılı belgelerimizi raflardan indirmeyi becerirsek, siyasal İslamın ideolojik-politik hegomanyasına meydan okuruz, bütün baskılara ve korku iklimine rağmen siyasi cesaretimiz de yükselir…

Bunu Gezi’de, “Hayır” kampanyasında ve Adalet yürüyüşünde hem gördük, hem de yaşadık…

Korkunun, sinmenin sonu yok, olağanüstü koşullarda olağan muhalefet hamleleriyle sonuç alınmadığını ortada…

Hadi “savaşın lokumu olmaz” diyemiyoruz, “onay makamı” dışında hiçbir işlevi kalmamış meclisi terk edemiyoruz, “din de reformu” savunamıyoruz, “toplumsal normalleşme için Diyanet kaldırılmalı” diyemiyoruz…

Ancak yapabileceğimiz şeyleri de yapmıyoruz, örneğin CHP belediyeleri çıksa ve satışa sunulan şeker fabrikaları ile ilgili tavrı 2019’a bırakmak yerine, “CHP belediyeleri olarak şeker fabrikalarını biz satın alıyoruz, kooperatif kurup bu fabrikaları çalışanları ile birlikte işleteceğiz ve ürünleri de belediyelerimiz bünyesinde kuracağımız tüketici kooperatiflerinde satacağız” dese ve bu işi lafta bırakmayıp, gerekli hamleleri yapsa inanın “başka bir Türkiye” için ilk somut adım atılmış olur…

Motivasyon da, siyasi cüret de, hayal de büyür…
O zaman sola destek vermek için solcu olmak gerekmez…

O zaman bilinen Doğan’ın bilinen Erdoğan olması da, medyanın yüzde 90 kontrol altına alınması da siyasal İslamın kaçınılmaz sonunu da değiştirmez…

Not: Bu yazı ABC Gazetesinde yayınlanmıştır.

 

Continue Reading

Haberler

AKP Afrin’den istediğini alır mı?

Afrin’le ilgili zafer şarkıları söyleniyor olsa da siyasi aktörün çok bol olduğu bir bölgede, 40 küsur yıldır denenen yöntemlerle “zaferin” kolayca kazanılamayacağı belliydi. Bir ayı aşan süredir manevra yapılan, girilen bütün bölge 8-10 km’yi geçmiyor. Kafasını bildik televizyon kanallarından çeviren, Türkiye’de alternatif haber sitelerini veya uluslararası medyayı az buçuk takip eden herkes hem bu gerçeği, hem de Afrin’in çıkmaz bir sokak olduğunu görür. Bu gerçeğe rağmen Kürt paronayısı ile birleşen mezhepçilik ve iktidar hırsı Türkiye’yi yeni ve büyük bir çıkmaza doğru taşıyor. İnsan, “bataklıkta” yaşananlara baktıkça AKP’ye kadar Türkiye’deki tüm iktidarların, en azından diplomatik açıdan Orta Doğu’ya mesafeli durmalarının tesadüf değil, birkaç yüzyıllık bir tecrübenin sonucu olarak bilinçli bir tavır olduğunu bir kez daha görüyor…

RUSYA’NIN SESSİZ ONAYI

“Bu bölgede birilerinin yüzde yüz olarak birini kontrol ettiğini düşünmek doğru olmaz, zira herkes kendi çıkarları ve mantığı doğrultusunda hareket ediyor” diyen Rusya Dış İlişkiler Komitesi Başkanı Konstantin Kosaçev bölgedeki durumu bütün çıplaklığıyla özetliyor. Yani Kosaçev diyor ki, bölgede kimin eli kimin cebinde belli değil…

Belli olan ise şunlar: Afrin harekatı, Türkiye açısından ne söylenirse söylensin, seçim yatırımın ötesine geçemiyor. Güvenlik bir yana yeni kaos ve güvensizlik alanları açıyor. Türkiye, iç siyasette aktör gibi görülse de, harekette “yardımcı oyuncu” durumunda. Operasyonda “asıl oğlan” Rusya…

Rusya’nın sessiz onayı ile yapılan Afrin hareketi, “Kürtleri yola getirmek”, ABD’nin bölgedeki etkisini kırmak, Türkiye’yi NATO ile karşı karşıya gelmesine zemin oluşturmak, Suriye ile Türkiye’yi masaya oturtmak ve Suriye’yi “tek parça” haline getirmek için yapılıyor…

“PYD’den desteğini çekmeyeceğini ama ayar vereceğini” açıklayan ABD ise bir başka “asıl oğlan” olarak hem Kürtlerle ilişkilerini koparmak, hem de bölgedeki ağırlığını kaybetmek istemiyor ama Barzani’den sonra bu kez PYD’ye ayar veriyor…

Özetle işin çok zor ve çetrefilli olduğu kesin. İş ne iç kamuoyuna “Türkiye’nin bekası” söylemi üzerinden milliyetçilik pompalamak kadar veya ABD büyükelçiliğinin bulunduğu caddenin ismini değiştirerek o caddeye” Zeytin Dalı Caddesi” demek kadar kolay değil…

Nereden tutsan elinde kalacak bir süreç yaşanıyor…

TSK ile adı birlikte anılan ve adındaki “özgürlük” kavramı ile uzaktan yakından hiçbir ilgisi olmayan, ne olduklarına karar vermek için “tiplerine” bakmanın yeterli olduğu “operasyon ortağı” ÖSO meselesi ise başlı başına ayrı bir konu…

Operasyonun bir ayağının bölgede hiç olmayan IŞİD’e karşı düzenlendiğinin ya da “harekatın Suriye’nin toprak bütünlüğü için yapıldığını” söylenmesi de başlı başına ayrı konular…

Milyonlarca Suriyeli sığınmacının, Kürtlerden dolayı değil IŞİD’den ve savaştan kaçarak Türkiye’ye sığındıkları bilinse de, “savaş bitince Suriyeli sığınmacıları geri göndereceğiz” söylemi ise komik bile değil…

İnsanın sayılardan ibaret olduğu bölgede ölümler mi? Geçin o konuyu, ölümler meselenin en “önemsiz” yanı!

İŞİN RENGİ DEĞİŞTİ!

Türkiye’de resmi kaynaklar “bombaladık ve geri çekildiler deseler de” Afrin’e gideceği günlerdir konuşulan ve ağırlığını Alevi ve Şii milislerin oluşturduğu “Suriye Halk Güçleri” Afrin’e girmiş durumda. Hem Afrin kaynakları, hem de Suriye kaynakları bunu doğruluyor.

Bu gelişmenin bölgedeki işleri Türkiye açısından daha da karmaşık hale getireceği kesin. Kürtler zaten bir süredir Suriye ordusunu “gel topraklarını koru” diye göreve çağırıyorlardı. Şimdi, Kürtlerle Suriye yönetimi resmi bir anlaşma yapıp, Afrin’de yönetim Şam’a geçip YPG güçleri Suriye’nin doğusuna çekilirse ne olacak?

Bu durumda AKP açısından en doğru yol, bu gelişmeleri görerek operasyonun “sessiz ortağı” Rusya’nın da uzun süredir istediği gibi, kapalı kapılar ardında görüşmeleri sürdürmek yerine, açık açık Esad ile masaya oturmak ve “Afrin’i teröristlerden temizledik, Suriye’nin birliği için Şam yönetimine devrettik” açıklaması yaparak kendi sınırlarımız içine çekilmek olsa da, hiç değilse şimdilik işin böyle olmayacağı açık…

Oysa yapılması gereken bu! Bu yapılmadığı taktirde uzun değil kısa vadede bu operasyonunun başarısız olduğu iç kamuoyunda da ortaya çıkacak. Başarısızlığı göstermemek için, beklenen başarısızlık kızgınlığı, kızgınlık ise daha fazla saldırganlığı tetiklerse, müneccim olmaya gerek yok ki, sonuç bugüne kadar yaşananlardan daha da büyük bir felakete dönüşür…

Bu gerçeğe rağmen, Erdoğan’ın da, AKP ve MHP kurmaylarının söylemleri maalesef oy oranlarını arttırmak için savaş ve kutuplaştırma üzerine kurgulanmış durumda. İktidardan nemalanan herkes YPG ve PKK üzerinden yürütülen Kürt düşmanlığının ve savaşı genişletmenin bayraktarlığını yapıyor. Tıpkı 7 Haziran 2015 sonrası olduğu gibi…

Ancak bilinmeli ki, aynı hesap her zaman tutmaz, bu savaşın sonuçlarının alanda da, sandıkta da kazananı olmaz. Abdülkadir Selvi gibilerin verdikleri gazlar seçim kazandırmaz, seçim kaybettirir…

Afrin’den dolayı Abdülkadir Selvi her ne kadar AKP’yi yüzde 55’lerde gösterse de, AKP’nin “zoraki ittifak” arayışı Afrin’e rağmen AKP’de işlerin yüzde 51’i aşacak şekilde iyi gitmediğini gösteriyor.

KÜRTLER OLMADAN İKTİDAR OLUNAMAZ

MHP ve BBP ile ittifak yüzde 51 için önemli görünse de, Anadolu topraklarında en azından 500 yıldır değişmeyen bir gerçek var. 1514’de Çaldıran’da, İdris-i Bitlisi ittifakı sayesinde Şah İsmail’e karşı kazanan Yavuz Selim’den bu yana Kürtleri yanına almayan veya Kürtlerden destek görmeyen hiç kimse iktidar olamamıştır. Bu sonuç 1920 Meclisi için de, 1923’de Cumhuriyetin ilanı için de geçerlidir!

1950’de Menderes’le başlayan, AP ve ANAP’la devam ederek, AKP’yle bugüne uzanan tablo ise ortada… Bu tabloya CHP’nin son 70 yılda iktidara en çok yaklaştığı 1977 seçim sonuçlarını da, CHP’nin 41 ilde belediye başkanlığını kazandığı 1989 Yerel Seçim sonuçlarını da dahil etmek gerekir…

1 Kasım 2015 seçimlerine ve 16 Nisan 2017 referandumuna baktığımızda da benzer bir sonucu görürüz; Hepsinde de Kürt oyları iktidar için belirleyici olmuştur…

Nitekim, AKP’yi yeniden iktidar yapan 1 Kasım seçimlerinde Kürtlerin en yoğun yaşadığı illerde oyların yüzde %43,16’sını HDP, %45,90’ını AKP almıştır.

Ülkeyi tek adam rejimine götüren 16 Nisan referandumun da Diyarbakır başta olmak üzere Kürtlerin en yoğun yaşadığı illerde seçmen ağırlıkta HDP’nin yanında durarak “Hayır” demiş olsa da, Hakkari, Şırnak, Muş, Siirt gibi illerde “Evet” için ciddi bir kayma olmuş ve iktidar lehine sonucu etkilemiştir…

AFRİN AKP’YE KAYBETTİRİR

Afrin operasyonu uzarsa, bu işten AKP’nin kazançlı çıkması mümkün olmaz. Klasik “YPG-PKK-Terörist” tartışması yapmayacaksak, Kürtlere yönelik düşmanca tutumla birleşen ve bir savaşa dönüşen Afrin Hareketi uzadıkça iç kamuoyunda yaratılmaya çalışılan algının tersine Kürtler ve kentliler AKP’den daha da uzaklaşacağı için AKP hem oy, hem de iktidarı kaybedecektir… OHAL ve savaş koşullarında, üstelik telefonla yapılan “kamuoyu yoklamalarının” doğru sonuçlar vermesi mümkün olmaz. Buna rağmen yapılan “kamuoyu yoklamalarında” AKP hiç de söylendiği gibi yüzde 55-60 bandında çıkmıyor. Hatta Afrin’den dolayı AKP’nin oylarının arttığını gösteren kaynaklar bile, iktidarın yönlendirmesi ve OHAL operasyonları nedeniyle önemli ölçüde “görünür olmaktan çıkan”, belirleyici bir “siyasi aktör” olmaktan uzaklaşan HDP’yi en kötü olasılıkla yüzde 9 – 9,5 bandında göstermek zorunda kalıyorlar. Bu sonuç bile HDP’nin gücünü koruduğunu, tepki oylarıyla birlikte barajı geçeceğini açıkça gösteriyor…

Kürtlerin desteği alınmadan iktidar olunamayacağı gerçeği kuşkusuz yalnızca AKP için geçerli değil. Asıl ve önemli ölçüde CHP için de geçerli. CHP eğer iktidar olmak istiyorsa, “acaba ne derler” sendromunu bir an önce terk edip, Kürt meselesinde de, savaşa karşı da daha gerçekçi ve özgün bir tavır almalı, Kürtlerin çözüm için yöneldiği parti olmalıdır…

Milliyetçi ve muhafazakar yaklaşımlardan çekinerek savaşa karşı barışı savunmadan alternatif olmak, iktidar için kitleleri inandırmak ve yüzde 51’i yakalamak mümkün değildir!

Türkiye’ye yazık oluyor. Türkiye’yi normalleştirmenin yolu savaştan değil, barıştan, diyalogdan, demokrasiden ve özgürlüklerden geçiyor…

22 Şubat 2018, İstanbul

Continue Reading

EN SON EKLENEN HABERLER

Güncel2 saat ago

YSK kararını verdi: KHK’liler oy kullanabilir

AKP’nin KHK ile ihraç edilenlerin oy kullanmaması yönündeki itirazı YSK tarafından reddedildi. AKP, YSK’ye sunduğu ek dilekçede KHK’lilerin oy kullanamayacağını...

Haberler3 saat ago

Almanya’dan silah ihracatında Türkiye 19’uncu sırada

Almanya’nın silah ve teçhizat ihracatında bu yılın ilk üç ayında düşüş kaydedildi. Yeşiller milletvekili Omid Nouripour’un soru önergesine Ekonomi Bakanlığı’nın...

Röportaj3 saat ago

Kati Piri: AB Erdoğan’ın otoriterliğine güç veriyor

Avrupa Parlamentosu (AP) Hollanda milletvekili ve Türkiye Raportörü Kati Piri, AKP iktidarının Türkiye’yi felakete sürüklediğini belirterek, “Türkiye basın konusunda hiçbir...

Güncel3 saat ago

HDP, Kemal Türkler’i mezarı başında andı

1 Mayıs Dünya Emekçi gününe sayılı günler kala Halkların Demokratik Partisi (HDP), Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) kurucularından ve onursal...

Dünya3 saat ago

140 Bradost köyü Türk devletine karşı BM’ye başvurdu

Bradost’taki 140 köy adına 2 bin kişinin imzasını taşıyan bir mektup hem Irak hem de uluslararası kurumlara gönderildi. Köylüler, Birleşmiş...

Güncel3 saat ago

Alevi örgütlerinden Leyla Güven’e ziyaret

Amed’e çeşitli temaslarda bulunmak üzere gelen Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel...

Güncel3 saat ago

Kılıçdaroğlu saldırganlardan şikayetçi oldu

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Ankara’nın Çubuk ilçesi Akkuzulu Mahallesi’nde 21 Nisan Pazar günü şehit piyade sözleşmeli er Yener Kırıkcı’nın cenaze...

Dünya3 saat ago

310 kişinin öldürüldüğü saldırıyı üstlenen örgüt belli oldu

Sri Lanka Devlet Araştırma Dairesi, 3 kilise ve 3 oteldeki patlamanın ‘canlı bomba saldırısı’ olduğunu duyurdu. OTOBÜS TERMİNALİNDE 87 ADET...

Dünya6 saat ago

Sri Lanka’da ulusal yas: Ölü sayısı 310’a yükseldi

Sri Lanka’da Pazar günü aralarında kilise ve otellerin de bulunduğu sekiz ayrı noktada düzenlenen terör saldırılarında ölenlerin sayısı 310’a yükseldi....

Dünya6 saat ago

Der Spiegel: Efrîn’de etnik ve kültürel temizlik yapılıyor

Bir yıldan fazladır Türk devleti ve ona bağlı çetelerin işgali altında bulunan Rojava Kürdistan’ın Efrîn kentinde yaşananlar artık yaygın Alman...

Güncel6 saat ago

Paskalya yürüyüşünde açlık grevi direnişlerine dikkat çekildi

İsviçre’nin Bern kentinde Ercholz alanında 1000’i aşkın kişi bir araya gelirken Mizgin Kadın Meclisi aktivistleri de yürüyüşe kendi renkleriyle katıldı....

Dünya6 saat ago

İran’daki sel felaketinin bilançosu

İran ve Rojhilatê Kurdistan’da 19 Mart’tan itibaren başlayan ve aralıksız bir şekilde ay boyunca devam eden yağışlar 25 eyalette sel...

Advertisement

Facebook

Öne Çıkan Yazılar

bahis siteleri kaçak bahis siteleri kaçak iddaa siteleri casino siteleri film izle canl? iddaa

porno izle

porno indir

istanbul escort