Connect with us

.

Kadın

Mücadelesi ile binlerce kadının hayatına dokundu

AleviNet

Published

on

Muhalif kimliğini, “Oy vermek bir şeyleri değiştirseydi yasaklanırdı” sözleriyle özetleyen Emma Goldman, devrimin asıl karakteri olan kadını hep yazdı ve mücadelesi ile binlerce kadının hayatına dokundu.

Anarşizmin en önemli kadın karakterlerinden biri olan Emma Goldman 27 Haziran 1869’da doğdu. Tarihin sayfalarında savaşın ve barışın, yıkımın ve yeniden var oluşun bire bir şahitliğini yapan Emma Goldman’yı yazmak, okumak ve anlamak en değerli eylemlerden olacaktır.

TARİHE ADINI BÜYÜK HARFLERLE YAZMIŞ BİRÇOK İSİM GİBİ VATANDAŞLIKTAN ÇIKARILDI

Kitaplar yazdı Emma Goldman, ölümünden yıllar sonra bile bir solukta okunabilecek kadar değerli onlarca kitap… Ve tarihe adını büyük harflerle yazmış birçok isim gibi Emma Goldman da ülkesinin vatandaşlığından çıkarıldı.

Bu bir son değildi elbette; bu bir başlangıcın ilk satırlarıydı onun için. Emma Goldman’ı anlatmak kelimelerin kendisini yitireceği bir anlatım olacaksa da biz Emma Goldman’ı, “Dans edemediğim devrim, devrim değildir” sözlerinden biliriz. Bir ülkeye, hükümete, dünyaya dahası yaşamın bizzat kendisine karşı verilen savaşın yanında asıl olan kadın devriminin en önemli isimlerinden olan Emma Goldman yaşamı boyunca anarşist ruhunu korudu.

KADIN DEVRİMİNDE EMMA’NIN ROLÜ…

Gerek sözleri gerekse duruşu ile anarşistliğini hiç yitirmedi. Kadınlığına duyduğu özgüvenini, “Kadının gelişimi, bağımsızlığı özgürlüğü kendisinden gelmelidir. İlk olarak kendisini bir obje değil, bir kişilik olarak ortaya koymalıdır.

İkincisi, hayatını basit, fakat zengin ve derin kılarak; kendi bedeni üzerinde başkalarının iddia ettiği tüm haklara karşı koymalı, istemediği sürece çocuk yapmamalı, tanrının, devletin, kocasının, ailesinin bir kulu olmaya karşı çıkmalıdır. Bu da hayatın tüm karmaşıklığını ve özünü anlamaya çalışarak, yani kendini toplumun fikirlerinden ve yargılarından özgürleştirerek olur” sözlerinden anlayabileceğimiz gibi kadın devrimine olan inancını da çok açık okuyabiliriz bu satırlarda.

KADINSIZ VE SANATSIZ DEVRİM OLMAZ

Bugün hala Emma Goldman’ın kült cümlelerini kadın özgürlük mücadelesinde önemli yer alan kadınların ağzından duymak kuşkusuz mücadele bayrağının hiçbir zaman indirilmediğini bize gösteriyor. Nasıl ki Kobanê’de Viyan Peyman bir yandan bütün ruhuyla savaşırken, diğer yandan türkülerini devriminden eksik etmedi ise ve tamda burada Emma Goldman’ın, “Dans edemediğim devrim, devrim değildir” sözleri beliriveriyorsa hafızalarımızda ‘Kadınsız ve sanatsız devrim olmaz” dedirtiyor bize. Kadının özünde var olan yaşam devrimine de eklenir ve binlerce Emma Goldman çıkar yer yüzüne.

KÜÇÜK YAŞLARDA ÇALIŞMAK ZORUNDA KALDI

Kısaca Emma Goldman’ın çocukluğunu özetlemek okuyucularımız için anarşist bir kadının portresini daha iyi anlamlandırmaya yararlı olacaktır. Yahudi bir ailenin kızı olarak dünyaya gelmek tamda katliamların en vahşisinin yaşandığı bir dönemde anarşist bir ruh genlerinden gelen bir karakter olabilirdi.

Okulu bırakmak zorunda kalan Emma Goldman, ailesinin maddi sıkıntı yaşamasından kaynaklı küçük yaşlarda çalışmak zorunda kaldı. Bir fabrikada çalışmaya başlayan Emma Goldman devrimci düşüncelerle ilk kez burada karşılaşır. Fabrikada eline geçirdiği Çernişevski’nin “Nasıl Yapmalı?” isimli eseri onu derinden etkiler.

EMMA’NIN RUHUNDAKİ ANARŞİZM GÜN YÜZÜNE NASIL ÇIKTI?

Bu eser ileride filizlenecek anarşist fikirlerinin tohumlarını ekmekle kalmaz hayatını istediği gibi özgürce yaşaması konusundaki fikirlerini de güçlendirir. 15 yaşlarına geldiğinde babası onu evlendirmek istemesine karşı çıkarak evlenmez. New York’a (ABD) göç etti. Burada bir tekstil fabrikasında birkaç yıl çalışır. 1886’daki Haymarket Olayı’nın neticesinde dört anarşistin asılması Emma Goldman’ın ruhunda olan anarşizm gün yüzüne çıkmaya başlar.

ÖZ SAVUNMA MEŞRU BİR HAKTI

“İş isteyin iş vermezlerse ekmek isteyin. Ekmek vermezlerse, ekmeğinizi alın” tutuklanmasına neden olan bu söylemi zamanla ünlü bir söylem olmuştur. Bu sözleri Blackwell Adası (Blackwell’s Island) cezaevinde bir yıl tutuklu kalmasına neden oldu. Peşi sıra gelişen olaylar beraberinde tutuklanmalar, göçler ve inanılmaz bir devrim azmi de getirdi Emma Goldman’a. Her şeyin yanı sıra Emma Goldman bütün tutuklamalara ve göçlere mecbur bırakan asıl durum Emma Goldman’ın özsavunma anlayışıydı. Ona göre şiddet “Çarpışma sırasında bir savunma aracı olarak başvurulabilecek” bir şeydi. Yani özsavunma meşru bir haktı.

OY VERMEK BİR ŞEYLERİ DEĞİŞTİRSEYDİ YASAKLANIRDI

Şimdi de Emma Goldman’ın hafızalardan silinmeyen ve binlerce anlam çıkarabileceğimiz sözlerine gelelim. Emma Goldman’ın ölümünden sonra geçen 76 yıldır akıllarda kalan sözleri şöyle:

*Oy vermek bir şeyleri değiştirseydi yasaklanırdı.

*Adının en büyük talihsizliği ya bir melek veyahut da bir şeytan olarak görülmesi olduğu içindir ki onun hakiki kurtuluşu yeryüzü üzerine yerleştirilmesinden, yani insan olarak görülmesinden geçer

*Kilise ve toplum öyle kabul etsin ya da etmesin aşkla kutsanmamış doğal olmayan bütün birliktelikler fahişeliktir

*Anarşizm, yalnızca uzak geleceğe ilişkin bir teori olmayıp, insanı kuşatan içsel ve dışsal yasak ve engellere karşı bugünden topyekun mücadeleyi esas alan bir yaşam biçimidir

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kadın

Fransız hükümetinde ilk kez kadın sayısı erkeklerden fazla

AleviNet

Published

on

Aşırı harcamaları ortaya çıkan Ekolojik Geçiş Bakanı François de Rugy’in istifası ardından yerine Elisabeth Borne’nun geçmesiyle birlikte, hükümetteki kadın sayısı erkekleri geçti. Bundan böyle hükümette 18 kadın ve 17 erkek yer alıyor. Buna karşın bakan düzeyindeki mevkilerde kadınların sayısı (9 kadın, 10 erkek) daha az. Sekreter düzeyinde ele alındığında kadınların sayısı 9 iken erkeklerinki 6 olarak dikkat çekiyor. Sosyal alanı hedef alan politikaları nedeniyle yoğun tepki konusu olan Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, iktidara geldiğinden bu yana kadın erkek eşitliği konusuna öncelik verdi.

5. Cumhuriyet’ten bu yana uzun bir yol alındığı görülüyor. 1959’da hükümette sadece bir kadın vardı, o da Cezayir’deki sosyal işlerden sorumlu bakan Nafisa Sid Cara olarak dikkat çekiyordu. Cara’nın 1962’de hükümetten çıkması ardından hükümet yüzde 100 erkek oldu. Ancak Mayıs 1968 hareketi ardından Eğitim Bakanı olarak Marie-Madeleine Dienesch’in atanması ile hükümete kadınlar geri döndü. 1974’e gelindiğinde Simon Veil, Sağlık Bakanı oldu.

1995’te Jacques Chirac’ın seçilmesi ardından 12 kadının atanmasıyla bir bu alanda bir çıkış sağlandı. Böylece hükümetin yüzde 28’i kadınlardan oluştu. Sonraki hükümetlerde zaman zaman artan, bazen düşen kadın oranı, François Hollande döneminde yüzde 45 ile yüzde 50 arasında temsiliyet gördü. Emannuel Macron döneminde ise kadın oranı yüzde 47 ile yüzde 51 arasında değişiyor.

Ancak bazı bakanlıklarda halen erkeklerin varlığı oldukça güçlü kalmaya devam ediyor. Bununla birlikte 5. Cumhuriyet’te sadece bir kadın başbakanlık görevine geldi. Edith Cresson, Mayıs 1991 ile Nisan 1992 arası başbakanlık görevinde bulunmuştu.

Continue Reading

Kadın

Hatay’da 22 yıllık bir kadın eğitim programı: KİHEP

AleviNet

Published

on

Kadının İnsan Hakları Yeni Çözümler Derneği tarafından 1995’den bu yana sürdürülen Kadın İnsan Hakları Eğitim Programı (KİHEP) 2005- 2011 yıllarında yapılan bağımsız araştırma raporuna göre 15 bin kadına ulaştı.

Bu çerçevede eğitimi yarıda kesilen her on kadından dördü eğitimini devam ettirebildi. Her on kadından üçü iş yaşamına katılabildi. Katılımcıların yüzde 94’ünün özgüveni arttı ve yüzde 89’u aile yaşamında daha fazla söz sahibi olmaya başladı. Yüzde 67’si siyasi açıdan aktifleşti ve yüzde 59’u kadın örgütlenmelerinde yer almaya başladı.

Hatay’da da Mor Dayanışma Kadın Derneği tarafından 16 hafta süren eğitim programın içeriğine ilişkin deneyimlerini paylaşan kadınlar, aldıkları eğitimden oldukça memnun.

Bu eğitim ile kadınların demokratik, eşitlikçi ve barışçı bir toplum düzeninin kurulması ve korunması sürecine özgür bireyler ve eşit yurttaşlar olarak katılımlarını destekleyen bir yerel taban oluşması amaçlanıyor.

Eğitimin içeriğinde, kadının insan hakları, anayasal ve medeni haklar, kadına karşı şiddet, aile içi şiddet, şiddete karşı nasıl stratejiler geliştirilebileceği, kadının ekonomik hakları, iletişim, toplumsal cinsiyetrollerine dayalı çocuk eğitimi ve çocuk hakları var.

Kadın ve cinsellik, doğurganlık hakları, kadın ve siyaset, feminizm, kadın hareketi ve kadın örgütlenmelerini kapsayan on altı hafta sürecek bir eğitim aslında bu.

Continue Reading

Kadın

Êzidi kadınlar 3 Ağustos’ta küresel eyleme çağırdı

AleviNet

Published

on

3 Ağustos 2014 günü Güney Kürdistan’ın Şengal kentine saldıran DAİŞ çeteleri binlerce çocuk, kadın, sivil insanı katletti. Binlerce Êzîdî kadın çeteler tarafından alıkonularak, cinsel köle statüsüne indirgendi, çok sayıda kadın işkencelere ve infazlara konu oldu. 21. yüzyılın en korkunç soykırımlarından birisiyle karşı karşıya kalan Êzidilerin onbinlercesi, YPG/YPJ savaşçıları ve HPG gerillalarının açtığı koridor sayesinde kurtarıldı.

Soykırım olarak kabul edilen bu saldırıların 5. yılı nedeniyle Almanya Êzidî Kadın Meclisleri Federasyonu 3 Ağustos’u Feminisid’e karşı eylem günü” ilan etti. Sadece kadın oldukları gerekçesiyle işlenen cinayetler için kullanılan Feminisid’e karşı dünyadaki bütün kadınları meydanlara çağıran federasyon 3 Ağustos’ta düzenleyecekleri renkli ve değişik eylem/etkinliklerle Şengal’e dikkat çekeceklerini bildirdiler.

Federasyonun öncülüğünde 3 Ağustos günü saat 11’de dünya çapında Şengal’de DAİŞ çeteleri tarafından katledilen ve kaçırılan kadınlar için 1 dakikalık saygı duruşu gerçekleşecek.

Kadın örgütleri ve sivil toplum kuruluşlarına da ortak eylemler yapma çağrısı yapan Êzidî Kadın Meclisleri Federasyonu, eylemlerle başta Êzidi kadınların yaşadığı trajedi olmak üzere kadın cinayetlerinin son bulmasını talep edecek.

Feminisid’in bizzat DAİŞ çetelerinin eliyle gerçekleştiğine dikkat çeken federasyon, 3 Ağustos 2014’te kaçırılan Êzidi kadınların başta köle pazarlarında satılmak ve sistematik şekilde tecavüze uğramak olmak üzere her türlü insanlık dışı uygulamaya maruz kaldığını hatırlattı.

FEMİNİSİD NEDİR?

Yer yer batı Avrupa dillerinde “Femisid” olarak da kullanılan Feminisid kavramı ilk olarak İtalya ve Meksika’daki feminist hareketler tarafından kullanıldı. Kavram, 1970’li yıllarda feminist hareketinin öncülerinden Diana Russel’in geliştirdiği ve “cinsiyet nötrlüğünü” ifade eden “Femicide“ kelimesinden üretildi.

Cinayet anlamına gelen “homicide/homicide” kelimesiyle birleştirilerek üretilen kavrama göre kadın ölümleri ataerkil iktidar yapılarının bir sonucu olarak ortaya çıkıyor.

Êzidî kadınlardan Merkel hükümetine suç duyurusu

Continue Reading
Advertisement

HAFTANIN EN ÇOK OKUNANLARI