“Ayak Takımı”, üç beş kuruş ve Diyanet

0
158

Bir mücadeleyi kazanmanın ilk adımı onu bir ‘dava’ olarak içselleştirmektir. Bu ilk adımın ardından birikim, samimiyet ve kararlılık gibi tamamlayıcı özelliklerle davayı besleyerek ilerlemek gerekir. Bunlara sıkı sıkıya bağlılık karşıtlarının elini zayıflatacağı gibi senin kitlesel zenginliğini artıracak, yolunu kısaltacaktır. İş bu karşıtlıkta tek kazanan ikrarında duran olacaktır.

Yıllardır sadece devlet katında eşit yurttaş olarak varolma mücadelesiyle değil, çağdaş, laik, demokratik Türkiye mücadelesiyle de ön palana çıkan ve bu noktadaki tüm ilerici, aydın toplumsal yapı ve gruplarla da kucaklaşan Alevi toplumu son günlerde kendi içinde iyice derinleşen bir ‘ikrarsızlıkla’ karşı karşıya!

Çok değil daha birkaç yıl önce AKP hükümeti ile Alevi kurum yönetici ve temsilcilerinin katıldığı görüşmelerde, tüm Alevi kurumlarının mutabakatla dillendirdikleri taleplerden biri de Diyanet ile ilgili idi:

“Devletin resmi dini kurumu olarak görev yapan ve Sünni İslâm inancını devleti yönetenlerin hegemonyasına sokan ve Sünnilik dışındaki tüm inançlara karşı sistemli bir asimilasyon politikası yürüten Diyanet İşleri Başkanlığı kapatılmalıdır.”

Gelelim bugüne!

İstanbul Esenyurt’ta bulunan Erenler Eğitim ve Kültür Vakfı Cemevi’nin açtığı ve 10 Aralık 2018 tarihinde sonuçlanan davada Danıştay 13. Dairesi Erenler Cemevi’nin elektrik giderlerinin Diyanet bütçesinden karşılanması gerektiğine kanaat getirdi. Hemen peşi sıra 12 Aralık 2018 günü bu kez Cem Vakfı Yenice şube ve  Sıtkı Baba Cemevi yöneticileri tarafından 2 yıl önce cemevlerinin elektrik faturalarının Diyanet İşleri bütçesinden ödenmesini sağlamak amacıyla Tarsus Asliye Hukuk Mahkemesi açılan dava cemevi lehine sonuçlandı.

Diyanetin kaldırılması taleplerini alanlarda, çeşitli toplantılarda ve dahi devletle yapılan çalıştaylarda dile getiren Alevi kurum ve temsilcilerinin bir kısmı mahkeme kapılarında açıklama yapıyor; ilk kez bir dava kazanılmış da, cemevlerinin yasal statüye kavuşmasını sağlamışlar edasıyla zafer açıklamaları yapıyorlar. Külliyen yalan olduğunu bildikleri halde! Gerçek mi? Gerçek şu:  2015 yılında Yargıtay 3. Hukuk Dairesi,  Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararına dayanarak, “Cemevi ibadethanedir. Aydınlatma giderleri ödenmelidir” kararını vermişti zaten. Yani övünerek aldırdıkları karar yeni bir karar değil.  Ağdalı ve koca koca kelimelerle süsledikleri konuşmaları neticede ‘Diyanetin beslemeleri’ olma kararını saklama çabasından başkaca bir şey değil.

İlkesizliğe bakar mısınız! Çok doğru bir şekilde “benim vergim niye başkalarının ibadetine harcanıyor; devlet inançları finanse etmemelidir; rızam yok, hakkımı helal etmiyorum” diye itiraz et yıllarca, sonra tut “madem ona veriyorsan bana da ver”de! Başkasının rızalığını almadan, utanıp sıkılmadan hakkına el uzat; dün ayıp gördüğünü bugün yüzün kızarmadan sindir içine. Bunun neresi Alevilik!

Ne yazık ki cemevinin elektrik parasının Diyanetin bütçesinden ödenmesi kararından hiç de rahatsızlık duyulmadığını okuduğumuz haberlerde hayretle görüyoruz. Yenice’de sonuçlanan davanın Avukatı Derya Özinç Bozdoğan ‘zaferinin’ sevincini şöyle paylaşıyor bizlerle: “Cemevimizin elektrik faturaları Diyanet tarafından ödenecek. Bu karar insan hakları açısından çok güzel bir kilometre taşıdır. Bu mücadelenin içinde yer alan herkese teşekkürlerimi sunuyorum

Şüphe yok ki devletin planladığı ve izin verdiği şekilde ilerleyen bu adım Alevilerin üzerine bir devlet şemsiyesi açmayı ve o minvalde şekillenmesi niyetine dayanmaktadır. Bir sonraki adım tüm giderleri Diyanetçe karşılanan, dolayısıyla içeriğinin de Devlet-Diyanet tarafından  biçimlendirileceği bir cemevi. Büyük resim: ‘Ehlileştirilmiş’ Alevilik. Mahkeme ricalarıyla Diyanetin kapısında kuyruk olanlar bile isteye bu resmin oluşmasına katkı sunan kullan at fırçalarından başka bir şey değildirler.

Sorun paranın Diyanetten alınıp alınmaması değil elbette, sorun yıllardır “Devlet dinden elini çeksin, laiklik ilkesi” uygulansın diyenlerin, sokaklarda “Türkiye laiktir, laik kalacak” diye feryat edenlerin bir çırpıda 3, 5 kuruşa ülkenin ve kendisinin köküne kibrit suyu dökmekten nasıl olur da hiç çekinmedikleri, arlanmadıkları sorunudur.

Öyle ya meram da bu değil mi;  hançerelerini yırtarcasına bağıra bağıra her yerde cumhuriyetçi, sapına kadar Atatürkçü olduğunu söyleyen ve fakat azılı bir cumhuriyet düşmanı F. Gülen ile kol kola girişilen bir başka Aleviliği kıyım çabası olan cami-cemevi projesinde de görüldüğü gibi fikirleriyle zikirlerinin hiç de kardeşlik göstermediği bu zatı muhteremler avuçlarına bırakılacak bir kaç kuruşa karşılık laikliğin, dolayısıyla ‘aşık’oldukları cumhuriyetin boynuna kementi geçme çabalarına omuz vermeyi dert edinmedikleri de anlaşılıyor!

Elektrik parası Aleviliği ‘hizaya getirmek’ için kurulması gereken köprünün ilk ayağı elbette! Para Alevilik için karanlığa açılan bir köprü; o köprünün diğer ucunda Alevileri bekleyen Diyanetin ‘sonsuz sevgi ve hayranlıkla makbul gördüğü’ Aleviliğin doğum günü partisi iken, diğer tarafta Anadolu Aleviliğinin musalla taşındaki naaşı olacaktır; başında Şeyhülislam Ebu Suud’un torunun cenaze namazı kıldırdığı.

İşte bu kapısında sonunu bilerek ya da bilmeyerek el pençe para beklediğiniz Diyanet, ‘istikrar’, ‘sözünün arkasında durma’, ‘inandığından bir adım geri atmama’ dersi vererek, Alevileri bir kez daha hakaretler, küfürlerle aldı ağzına.

Diyanet Haber sitesi, Alevilerin                                                                                                                            “Zulmet deryasını nur edip gelen                                                                                                                          Hızır-İlyas Şâh-ı Merdan Ali’dir                                                                                                                          Gariban mazlumun halini bilen                                                                                                                            Hızır-İlyas Şâh-ı Merdan Ali’dir”  diye seslendiği Ali’si yani Bozatlı Hızırıyla dalga geçerek, Hızır’a inanları ‘ayak takımı’ olarak niteledi, varın muradımızı görün misali. Diyanet kapısındakiler için alınacak, ayıplanacak bir durum söz konusu değildi elbette bu yakıştırma; sindirdiler içlerine paşa paşa. Hoş sindirmeseler ne gam!

Ama  “öl ikrar verme, öl ikrarından dönme” şiarıyla yaşayanlar bu tabiri büyük bir alçaklık olarak değerlendirdi. Çarşamba gelmeden perşembeyi sezen ve dahası devletten bir kuruş almayı hicap gören bu Yol aşıkları ‘ölümcül işbirliğinin’ önüne geçmek için daha çok çalışmalı, örgütlenmeli, seslerini kimseden çekinmeden yükseltmeliler; daha, daha, daha yükseğe.

Aleviliği musalla taşının yatırmaya hevesli bu “ayak takımı”na hatırlatmakta yarar var, “aslolan hayat”tır ve dünden bugüne malumusunuz hayatın!

Çünkü yaşayanlar unutsa da tarih unutmaz!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here