31.yılında Halepçe katliamı: Zulüm devam ediyor…

31 yıl önce, Kürt çocukları tanıdık bir koku duydu. Çoçuklar; “Anne elma kokusu geliyor” diyordu. Annelere veyahut çocuklar nereden bilebilirdi ki bu koku onların sonu olacak. Orada bulanan canlıların neredeyse tümünü yok edecek…

Halepçe’de yapılan katliam yer yeryüzünde gerçekleşen en trajik katliamlardan biridir ve yine Kürtlere düşmüştür bu acı. Yaşananlar hala taze ve izleri insanlık tarihine kara bir leke olarak yapıştı.

Irak’ın devrik lideri Saddam Hüseyin’in emriyle 16 Mart 1988’de Halepçe’de yaşayan Kürt halkının üzerine kimyasal gaz bombaları bırakılmıştı. “Kimyasal Ali” olarak tanınan Ali Hasan el-Mecid’in komutasında Halepçe kentine kullanımı savaş suçu sayılan hardal ve sarin gazları atılmıştı.

Saddam Hüseyin yönetimindeki Irak ordusu, kasabayı hem savaş uçaklarıyla hem de topçu birlikleriyle vurdu. Bunun üzerine Halepçe’deki Kürt savaşçılar ve kasabadaki erkeklerin büyük bölümü çevredeki dağlara çekilirken geride çocuk, kadın ve yaşlılar kaldı.

Katliamda 5 bin kişi hayatını kaybetmiş, en az 7 bin kişiyse yaralanmıştı. Halepçe katliamı, Baas rejiminin Kürt halkına karşı başlattığı sistematik saldırıların en acı ve son etabıydı.

Halepçe  Katliamı üzerinde 30 yıl geçmesine rağmen  o gün annelerin insanların kulaklarını sağır eden feryat sesleri bugünden hala duyuluyor. O günkü acı da,  katliamın izleri de bugün ki  kadar  halen taze ve insanların yüreklerini  dağlamaya devam ediyor.

Diğer taraftan ise  Kürtlerin üzerinde uygulanan katliam sadece Halepçe’de yapılan katliamla sınırlı kalmadı. Geçmişten bu yana  Kürtlerin yaşamış olduğu coğrafya da birden fazla imparatorluk kuruldu.  Her gelen imparatorluk Kürtlerin üzerinde egemenliklerini bir sekliyle sürdürmeyi devam ettiler.

Fakat imparatorluklar tarihin tozlu raflarında yerlerini alırken, Kürtler tüm katliam ve zorluklara rağmen yaşadıkları coğrafyadan kopmadan bir arada kalarak her türlü asimilasyonlara karşı kültürlerini ve varlıkların koruyarak yaşamlarını sürdürmeye  devam etmeyi başarmışlardır.

Ta ki batılı güçler Ortadoğu’ya müdahale edip Kürtlerin yaşamış oldukları coğrafyayı Irak, İran, Suriye ve Türkiye’ye arasında yapay sınırlar oluşturup pay edene kadar.  O günden bu yana değişik tarihlerde Irak’ta İran’da Türkiye’de ve Suriye’de Kürtlere karşı katliamlar yer yer yapılmış ve halen bu gün yapılmaya da devam edilmekte fakat bu kadar zulüme karşı uluslararası kamuoyu hala susmayı tercih ediyor.

Gerçekten bunu anlamakta zorluk çekiyorum.  Sınırsız  bir evren üzerinde Kürtlerin yaşamlarını sürdürebilecekleri ve nefes  alabilecek bir yer bulamamaları insanlık adına  son derece utanç verici bir durum değil midir? Halbuki evrenin üzerinde Kürtlerinde yaşayacağı kadar yer olmasına rağmen bu yeryüzü Kürtlere dar edildi.

En ilginç olan durum ise Kürtlerin çocuklarını zehirli gazla boğarak katleden ve böyle bir zulmü reva görenler  tarihi boyunca biz kardeşsiz diyenlerdir.

Irak’ta 2003 yılında devrilen Saddam Hüseyin, Kürtlere karşı yürüttüğü Enfal Hareketi* kapsamında 180 bin kişinin ölümünden sorumlu tutularak yargılandı.

Ancak başka bir hükümden aldığı idam cezasıyla 2006’da asıldı. Ölümünün ardından ise Kürtlere karşı “soykırım” uygulamaktan yargılandığı davada suçlu bulundu.  Yıllar sonra da olsa Saddam cezasını bulmuştu. Ancak bu ceza dahi emperyal güçlerin bölge de uyguladıkları politikaları temizle girişimi olduğu için hala günümüzde bu baskılar sürüyor. Bu sebeple gerçekten samimiyetle bu davanın hala görüldüğü kanısında değilim.

Belki Halepçe il ilan edildi, kaldırımları yapıldı, sokakları düzeltildi, yeni binalarla hayat canlandı ama katliamdan bu yana kınama anlamında, faillerin cezalandırılması noktasında fazla bir şeyin yapılmadı.

Dolayısıyla Saddam Hüseyin ve kimyasal Ali Hasan el Mecit idam edildi ama onlar sadece Halepçe nedeniyle idam mahkum edilmişlerdi.

Katliamın tek faili onlar değil. Batı dünyasının, Amerika’nın da hesap vermesi lazım. Çünkü Saddam’ın Ortadoğu’da bu kadar güçlemesini başta ABD olmak üzere bir çok ülkede desteklemişti.

Saddam Hüseyin’in bu kadar hırçınlaşmasına, bu denli pervasızca hareket etmenin önünü açan ve destekleyerek bu noktaya Taşıyan ABD’nin kendisiydi.

Burada ABD’nin amacı mutlak bir şekilde Ortadoğu’ya daha rahat hakim olabilmenin nedenlerini yaratmak için Saddam Hüseyin’i yıllarca destekledi. Bunun altında  yatan temel sebep ise Ortadoğu’ya daha rahat  müdahale edebilmekti.  Ortadoğu’daki yeraltı zenginliklerini daha rahat hakim olmak ve petrolü paylaşabilmek için bir alt yapısının oluşturulması gerektiğini düşünen batılı Güçler Bass rejimin İran’a karşı desteklediler.

8 yıl süren savaşın Irak ekonomisinin çökertilmesi  hedeflemiş ve uzun bir süre savaşan Saddam Hüseyin ekonomisinin zora girmesinden dolayı bu ekonomik çöküntüyü Kuveyt’te işgal ederek orada ki petrol geliriyle  yine gücüne kavuşmayı hedefliyordu. Elbette ki bazı güçler de Saddam Hüseyin’in bir şekilde Kuveyt’i işgal etmesine sağlayarak Irak’tan müdahalesinin meşrulaştırmak istiyorlardı.

Diger tarafta ise, İran – Irak  savaşında  İran’a karşı  Kimyasal silah  kullanırken, gaz kulanımı BM nezdinde çeşitli platformlarda gündeme getirdi. Ama uluslararası kamuoyu ve etkin ülkeler bunu görmezden geldi. Saddam da buradan aldığı cesaretle Halepçe Katliamını gerçekleştirdi. Eğer dünya İran’a karşı kullanılan kimyasal gaza karşı sessiz ve sağır kalmasaydı belki o zaman Halepçe Katliamı olmayacaktı.

Bugün, hala kimyasal saldırının insanlar ve çevre üzerindeki etkisinin devam ettiğini rahatlıkla söyleyebiliriz insanları derisinde ve ciğerlerinde yoğun bir rahatsızlık yaşadıklarını,  dolayısıyla buna bağlı birçok hastalığın tetikleyicisi konumunda olduğunu bilinmektedir. Diğer taraftan ise birçok kadın ve erkek kısır kaldı.  Halepçe’de ailelerin yüzde doksanı kimyasal saldırıda yakınlarını kaybetti. Halepçe halkı yaralı ama onların bu yaralarını saracak ciddi bir adım atılmadı.

Birçok ülke halen bunun bir soykırım olarak kabul etmedi. Sanki Saddam’a yardım eden onlar değilmiş gibi davranıyorlar. Sadece batılı ülkeler değil Irak’ın komşusu ülkelerin de günahı var diyebiliriz.  Dolayısıyla bu konuda çok rahat bir şekilde şunu ifade edebiliriz: Bu yaşanan katliamı karşısında herkes sorumluluğunu bilmeli ve Kürt haltında özür dilemelidirler.

Halen bugün binlerce insanın akıbeti belli değil. O günlerde Enfal operasyonunda kaçan binlerce insan akıbeti belli olmadığını herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Çünkü o kadar insan katledildi ki bugün bile net bir sayı vermek mümkün olmadığını hepimiz çok iyi biliyoruz.

Uluslararası kuruluşların devreye girmesiyle çok az kişi kamplara alındı. En acısı da saldırılarından kaçan yaralılar vardı. Türkiye’den sağlık ekipleri bu yaralılara ilk yardımı yaptılar.   O günlerde Almanya’daki Quick Dergisi’nde 2 sayfa yayınlandığı sırada Türkiye’de bir açıklama yapıldı. Uluslararası kamuoyunda tekrar kimyasal silah kullanıldığına dair bir haber dolaştı.

Bu durum Türkiye’ye sorulduğunda Türkiye’den yapılan resmi açıklama da ‘Hayır, bizim sınırlarımıza sığınan bu insanlar arasında yaralılar var ama bunlar kimyasalla yaralanmış kimseler değil” dedi. Bu açıklamaya karşı  bir soru insan sormadan edemiyor. Acaba bununla Saddam Hüseyin’in Kürtlere karşı kimyasal silah kullandığını örtbas etme çabası içine girilmiş olabilir mi?

Halepçe katliamı bir soykırımdır. Bütün dünya ülkelerince de böyle kabul edilmeli. Bunun için de gerekli tüm siyasi girişimler yapılmalıdır.

Bu günden baktığımızda ise Saddam’ın kalıntıları ve emparyal güçlerin piyonu İŞİD’in yaptığı katliamların uluslararası güçlerin politikalarını bir kez daha gözler önünü seriyor. O gün olduğu gibi bu günde hepsinin  amacı Ortadogu’ya hakim olma senaryoları olduğu aşikardır.

Kürtlere karşı yapılan katliamlar son bulmamıştı elbet. İŞİD’in gerçekleştirdiği en çarçıpıcı katliamlardan biri olması ve emparyal güçlerin politikalarının devamı niteliğinde olan,  Şengal katliamına değinmek gerekir. Halepçe’nin başka bir versiyonu olan Şengal katliamı, Kürtlere bir kez daha bu acıları yaşattı. Saddam’ın bıraktığı yerden savaşı devam ettiren İŞİD’in gücünü nereden aldığını tahmin etmek zor değil. O gün olduğu gibi bugün de aynı acılar ve politikalar devam ediyor. Ancak Kürtler bu katliam politikalarına rağmen direnişlerine devam ediyor.

Sözlerime son verirken tarihi direnmek olan Kürtlerin, direniş ruhuyla oluşturdukları Newroz bayramını şimdiden kutladığımı ve yaşanan, yaşatılacak tüm katliamlara karşı da direnişin devam edeceği gerçeğini bütün güçlerinin bilmesi gerektiğini söylemek istiyorum.

Saygılarımla…

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.