Connect with us

Röportaj

‘Seçim Günü Sisteme Sonuçların Girişine Dikkat Edilmeli’

TMMOB Bilgisayar Mühendisleri Odası, Seçim Bilişim Sistemi’nin (SEÇSİS) sandık başında sayıma ve ilçe kurullarında sandık sonuçlarının bilgisayar ortamına girilmesine dayandığını vurgulayarak, “insani hata” konusunda önlem alınması çağrısında bulundu.

Kamu kurumu niteliğindeki bir meslek örgütü olması nedeniyle TMMOB Bilgisayar Mühendisleri Odası, 16 Nisan anayasa değişikliği referandumundaki tartışmalar üzerine SEÇSİS konusunda başlattığı teknik incelemelerini her seçim dönemi yürütüyor. TMMOB Bilgisayar Mühedisleri Odası, son üç yıldır Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) düzenli şekilde SEÇSİS’i daha güvenli hale getirmek için öneriler sunuyor.

Son olarak yerel seçimlerin tarihi 31 Mart olarak ilan edildikten sonra YSK’ya yazılı önerilerini sunduklarını kaydeden TMMOB Bilgisayar Mühendisleri Odası Başkanı Hülya Küçükaras da SEÇSİS’in bilişim sistemi olması itibariyle teknik önlemler alınabileceğini ancak öncesinde insan eliyle yapılan sandık sonuç sayımı, dökümü ve SEÇSİS’e veri yani sonuç girilmesi aşamalarına dikkat çekti.

Bu nedenle Küçükaras, SEÇSİS ile siyasi partilere ve kamuoyuna duyurulmakta olan seçim sonuçlarından şüphe duyulmasını engellemek için YSK’ya “insani hata” meselesini en aza indirecek önlemleri de ilettiklerini kaydetti. Küçükaras’a göre; YSK’nın seçim günü sandık başındaki oy sayımı, oy tutanağı hazırlanması ve ardından ilçe seçim kurullarında bilgisayara aktarma aşamaları için insani hataları azaltacak açık yasal hükümler getirmesi gerekiyor.

24 Haziran sonuçlarında hangi hatalar tespit edildi?

Hülya Küçükaras Hülya Küçükaras

VOA Türkçe’ye konuşan Küçükaras, 24 Haziran genel seçimleri ve cumhurbaşkanlığı seçiminde kendi ifadesiyle çok ilginç sonuçlar tespit ettiklerini söyledi. Küçükaras, Türkiye’nin sosyo-kültürel ve ekonomik yapısı itibariyle genellikle aynı mahalledeki sandıklarda aynı oranlarda oy dağılımı çıktığını belirterek, “Dolayısıyla aynı seçim bölgesinde bazı sandıklarda çok ciddi sapmalar olduğunda işaretleme yapıldı. Bir parti kısacası orada yüzde 30 oy alıyorsa ancak bir sandıkta oyu yüzde 2’ye düşmüşse ya da yüzde 60’a çıkmışsa bir tuhaflık vardır. İkincisi sonuçları tümüyle aynı sandıklar olması da tuhaflıktır” diye aktardı.

Küçükaras’ın anlatımıyla TMMOB Bilgisayar Mühendisleri Odası, 24 Haziran sonuçlarında şu eksiklikleri ve hataları tespit etti:

Sandığa ait ıslak imzalı tutanak SEÇSİS’te taranmış olarak bulunmasına rağmen sistemde o sandığa ait oylar tutanaktaki gibi yazılmamış. Sisteme girişte veriler kaydırılmış yani tutanakta bir partiye ait oy, sistemde başka bir partiye yazılmış. Yasa ve YSK genelgesi uyarınca sayım döküm cetvelindekiyle ıslak imzalı sandık sonuç tutanağındaki oy sayıları aynı olmak zorunda. Ancak cetvel ile tutanağı aynı olmayan sandıklar olduğu görülmüş. Bir sandık için birden çok ıslak imzalı sandık sonuç tutanağı sisteme taranarak yüklenmiş. Altlarında aynı sandık kurulu imzası olmasına rağmen tutanaklarda birbirinden farklı oy rakamları görülmüş. Üstelik yasa gereğince SEÇSİS’te bir sandık için bir ıslak imzalı tutanak olması gerekliyken bu sandıklarda itiraz veya sonuç düzeltmesi de yapılmamış. Türkiye’deki her sandıktaki kayıtlı seçmen sayısı ve seçim günü oy kullanan sayısı farklı olmasına rağmen birbirine komşu iki sandıkta tamamen aynı oy sonuçlarına rastlanmış. Yani “ikiz tutanaklar” vakası saptanmış. Örneğin 1 ve 2 numaralı sandıklara ait iki ayrı tutanak olması gerekirken, her ikisi için de SEÇSİS’te birebir aynı tutanaklar olduğu görülmüş. Üstelik “ikiz tutanak” vakalarından bazıları aynı sandık kurulunca imzalanmış. Oysa yasal olarak eğer bir sandık kurulu görev yerini terk etmemişse o sandığa ait sonuç tutanağı, başka bir sandık kurulunca hazırlanamaz.

Küçükaras, bu tespitleri çerçevesinde “SEÇSİS aracılığıyla güvenilir seçim sonucu elde etmek” için öncelikle sandık başında ve sisteme giriş aşamaları için önlem alınması gerektiği sonucuna ulaştıklarını dile getirdi. Küçükaras, “Oy kullanma, oy sayımı ve sisteme veri girişinde ciddi anlamda aksaklıklar var” dedi.

31 Mart için YSK’ya neler önerildi?

YSK’yla tüm tespitlerini paylaştıklarını da vurgulayan Küçükaras, şu beş başlık altında yerel seçimler için önerilerini sunduklarını açıkladı: 1- Seçim günü sandık başındaki insani faktör bakımından genelgeler gibi yasal düzenlemelerle çok açık şartlar getirilmesi, 2- Veri giriş ortamında iyileştirme yapılması, 3- İtiraz sürelerini uzatma, 4- Bilişim teknolojisi bakımından teknik düzenlemelerle veri kontrolleri yapılması, 5- Veri sunumu aşamasını kamuoyu denetimine açma.

Yasal düzenlemelerle açık şartlar getirilmesi

Küçükaras, “SEÇSİS’e veri toplanması yani seçim günü oy sayımı, sayım döküm cetveli ve sandık sonuç tutanağı hazırlanması genelgelerdeki kurallarla yapılıyor. Bunlar insana dayalı yani başat unsuru insan olan iş süreçleri. Bunları insanlar yapıyor ama kurallar bulanık olursa yani genelgeler yeterince açık olmazsa tutarlılık olmaz. Mesela bilişim sistemlerinde hep kullanım kılavuzları da yazılı olur. Bu nedenle YSK’ya bütün bu adımları genelgelerde tanımlamalarını ya da genelgeye ek olarak kılavuz gibi adım adım yapılacakları yazmalarını önerdik” dedi.

Veri giriş ortamında iyileştirme yapılması

Küçükaras, SEÇSİS aşamasına ilçe seçim kurullarında oy sonuçları yani veri girişi yapılmasıyla geçildiğini de anımsattı. Küçükaras, sistemin ilçe seçim kurullarında çok kısa sürede bir personel tarafından çok fazla sandık sonuç bilgisi girilmesi üzerine yapılandırılmış olduğunu belirtti ve bu kişileri 40-45 dakika dinlendirmek gibi çözümler getirilmesi gerektiğini söyledi. “Aksi halde oylarımızın sisteme yanlış girilebilir” diyen Küçükaras, “Hem YSK hem de siyasi partileri bu konuda çalışmaya çağrıyoruz” diye konuştu.

İtiraz sürelerini uzatma

Küçükaras, ayrıca ilçe seçim kurullarında personel üzerinde itiraz süresi baskısı olduğuna da dikkat çekti. Küçükaras, seçim yasası uyarınca ilçe seçim kurullarına itiraz süresi sadece 36 saat olduğu için personel üzerinde de bir an önce sonuçları SEÇSİS’e yükleme ve siyasi partilere açıklama stresi oluştuğunu kaydetti. Küçükaras, “İlçe seçim kuruluna yapılan ilk itiraz sandık sonuç tutanakları üzerinden yapıldığı için çok belirleyici oluyor. Sonrasında YSK’ya da itiraz yapılması mümkün ancak ilk itiraz genellikle o sandık sonucunu belirliyor. Pazar günü seçim yapıldığında Salı günü saat 15.00’e kadar itiraz süresi var. Ülke genelinde artık 180.000 sandık ve 56 milyon seçmenden söz ettiğimize göre bu itiraz süreleri de artmalı” dedi.

Teknik düzenlemelerle veri kontrolü

Küçükaras, Türkiye’nin demografik yapısı itibariyle aynı mahalledeki sandıklardan benzer oy oranları çıkmasına dayalı olarak SEÇSİS’te bazı teknik önlemler alınabileceği görüşünde. Aynı mahalledeki sandıklarda çok ciddi oy sapmaları varsa rahatlıkla bilişim teknolojisiyle SEÇSİS’te bu konuda uyarı verilmesi sağlanabileceğini söyleyen Küçükaras, “Sistem anında uyarı verirse en azından ilçe seçim kurulu düzeyinde daha itiraz süreci başlamadan söz konusu sandık sonuçları gözden geçirilebilir” dedi. Küçükaras ayrıca sayım döküm cetveli, Sayısal Loto gibi görüntü tarama tekniklerinden yararlanılarak sayısal veri ile cetveldeki verilerin de karşılaştırılabileceğini kaydetti. “Şu aşamada artık çok zor ama seçim günü sandık kurulu akıllı telefonlardan erişilebilecek bir uygulamayla sonuç tutanağı verisini sandık başından sisteme girebilir. Tabii hangisini yapsanız güvenlik sorunu her zaman olacaktır. Burada önemli olan sandıktaki oyun aynı biçimde SEÇSİS’e yansıdığına herkes güvenmeye başlarsa en azından teknolojiden de doğru yararlanıyoruz deriz” diye konuştu.

Veri sunumu aşaması

Küçükaras, SEÇSİS’e veriler girildikçe siyasi partilerle anında, kamuoyuylaysa ancak YSK tarafından sonuçlar kesin olarak açıklanınca paylaşıldığını anımsattı. Küçükaras, SEÇSİS’in TMMOB Bilgisayar Mühendisleri Odası gibi kuruluşlara da denetlemeye uygun şekilde açılmasını talep ettiklerini vurguladı.

TMMOB Bilgisayar Mühendisleri Odası’nın 2017 yılında yayımladığı “Her Yönüyle SEÇSİS” raporuna https://www.bmo.org.tr/wp-content/uploads/2017/04/BMO_RAPOR_v2-01-1.pdf adresinden ulaşılması mümkün. 24 Haziran Genel Seçimleri’ne ilişkin değerlendirme raporuna ise https://www.bmo.org.tr/wp-content/uploads/2018/10/BMO_24-Haziran-2018-Veri-Analizi.pdf adresinden ulaşılıyor.

VAO

0 Users (0 votes)
Criterion 10
What people say... Leave your rating
Sort by:

Be the first to leave a review.

User Avatar
Verified
{{{ review.rating_title }}}
{{{review.rating_comment | nl2br}}}

Show more
{{ pageNumber+1 }}
Leave your rating

Your browser does not support images upload. Please choose a modern one

Continue Reading
Advertisement //pagead2.googlesyndication.com/pagead/js/adsbygoogle.js (adsbygoogle = window.adsbygoogle || []).push({});
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Röportaj

‘O görüntüler kayyımın ‘çıplak olduğunu’ gösterdi, kayyım raporu gibi oldu’

Eşbaşkanlarla kamuoyunda çok tartışılan, Mızraklı’nın “Bakın bakın, halkın parasıyla kendilerine saray yapmışlar” söyleriyle sosyal medyadan videosunu paylaştığı kayyımın lüks makam odasında konuşmak mümkün olmadı. Çünkü Mızraklı ve Uyanık, 1 milyon liranın üzerinde bir maliyeti olan ultralüks makam odasını kullanmama kararı almışlardı.

İki eşbaşkan bir yandan tebrikleri kabul edip, bir yandan da oluşturulan “Hasar Tespit Komisyonu” eliyle, kayyım yönetiminin belediyedeki icraatları, belediyenin mali tablosu, devredilen taşınmazlar ve diğer varlıklar ile ilgili fotoğrafı netleştirmeye çalışırken bulduk. Yüzünde tebessüm olan belediye çalışanları, kutlamaya gelenler makam odasına girip çıkıyor.

Arı kovanı gibi. Sonunda uygun zamanı buluyoruz. Eşbaşkanlar Mızraklı ve Uyanık, Türk Bayrağı’nın önündeki misafir koltuğunda, belediyenin mali durumu, AKP’nin yeniden kayyım atama arzusu, kayyımın kadrolaşması, KHK’li olarak ihraç edilen veya kayyım eliyle açığa alınan personelin durumu, yıkılan heykeller, kapatılan kadın kurumları hakkında Cumhuriyet’in sorularını yanıtladı.

Nasıl bir belediye devraldınız, mali yapı ne durumda?

Hülya Alökmen Uyanık: Biz geldiğimizde kayyım yönetimi ile birlikte görev yapan daire başkanlarının hemen hepsinin izinli olduğunu gördük. O nedenle birimlerden şu anda raporlar tam olarak alınmış değil. Ayrıca kurum oldukça büyük bir organizasyon.

O yüzden de bu konuda şu an için kesin bir şey söylemek mümkün değil ve erken. Ancak yine de sayın Mızraklı’nın önceki gün kayyımın makam odasını, banyosunu teşhir ettiği görüntü kayyım raporu gibi oldu. O bile durumun nasıl olduğunu ortaya koyuyor. Türkiye toplumunun ve Amed halkının beklentisi kayyımlardan kurtulmaktı. Bizim için birinci hedef bu idi. Bunu başardık.

Kayyımın gitmesinin üzerinden henüz birkaç gün bile geçmedi. Ne değişti kentte?

Selçuk Mızraklı: Şu değişti. İnsanların yüzleri gülmeye başladı. Artık insanlar tebessüm ediyor. Çünkü halk kendi iradesinin tezahür ettiğini, kendi seçtiği, kendisinin gönül verdiği, onayladığı, kendisinin silueti olan arkadaşlarına görev verdiğini düşünüyor. Belediyenin önündeki barikatlar, halk ile arasındaki engeller kalttı. Artık, bu anlamda engelsiz belediye var.

Bir yerel yönetim organı kendi toplumsal gerçeğine tezahür eden, onun gibi dünyaya bakabilmeye çalışan anlayış içinde olduğunda toplumla arasındaki makas da daralıyor. Geçmişte özellikle kayyım döneminde halk iradesine nasıl el konulduğunu gördük.

Nasıl bir seçim süreci yaşandı?

ASM: Türkiye tarihinin ayıplı seçimleri olarak anılacak. Bu ayıbın yaşandığı yerlerden biri de Diyarbakır ve Bağlar’dır. Demokrasi açısından Bağlar’da yaşanan durum affedilir değildir. İstanbul seçimlerinden çok daha nitelikli ve önemli bir sonuç ortaya çıktı burada. Seçimlerin pûç edildiği, değersizleştirildiği, yok edildiği bir sonuç çıktı Bağlar’da. Hukuk marifetiyle seçim sonucunun nasıl hiçleştirildiği ortaya çıktı. Bakın belediye içinde küçük bir saray yaratmış olan anlayış, bunu kavrayamaz. Bunu ancak Ortadoğu’da, diktatörlüklerin yaşandığı ülkelerde bunu görürsünüz.

Çok küçük azınlığın yaşadığı ihtişam ve şaşaa, ama dışarıda derin bir yoksulluk ve sefalet. O görüntülerde çok çıplak bir durum ortaya çıktı. Kral çıplak derler ya, bu görüntüler de kayyımın çıplak olduğunu gösterdi.

Kentte acil müdahale alanları nelerdir?

HAU: Ulaşımı rahatlatmak gerekiyor. Özellikle mesai saatleri başlangıcı ve sonunda trafik sıkışıyor. Buna hemen bakacağız. Yine özellikle otobüsler ve toplu taşıma araçlarıyla ilgili hemen uyarılarımızı yaptık zaten. Ayrıca Sur önümüzde duran çok büyük bir sorun alanı. Bu konuyu araştırmamız gerekiyor. Kırsalda, köylerde içme suyu ve kanalizasyon sorunları var. Bunları halletmek gerekiyor. Belediye Meclisi’nde bu konuları birer bire ele alıp çözeceğiz.

Peki bu çalışmaları yaparken, vali ve diğer yüksek bürokrasi ile uyumlu olabilecek misiniz?

ASM: Bunu tek taraflı olarak yorumlamamak gerekir. Bürokratik elitin, yerel yönetimlerle, seçilmişlerle çalışma konusunda özellikle bölgemizde ciddi anlamda sıkıntıların yaşandığı bilinen bir gerçek. Özellikle bizim bu konuda bir tahdidimiz, sınırlamamız yok. Biz bu kente iyi, doğru ve güzel hizmetlerin yapılmasını hedef edilmiş bir programla ortaya çıktık. Bu programın sahipleri de nitelikli bir çoğunlukla yönetimi devraldılar. Dolayısıyla burada bizden çok bizimle beraber çalışacak olan, bu konuda memur olan kişilerin meseleye politik olarak değil, genel toplum çıkarları, ülke çıkarları ve coğrafyamızda da sağduyunun hakim olması, barışa bir damla su taşıyacak şekilde yaklaşmaları, bu sorunu aşmada önemli bir katkı sağlar.

Diyarbakır Valisi ile ilk ne zaman karşılaşacaksınız?

HAU: Sanırım 23 Nisan’da olabilir. Çünkü o gün resmi tören olacak.

KHK nedeniyle ile mazbata alamadınız. Eşbaşkanlık görevini fiili olarak sürdürecek misiniz, yoksa yerinize bir başkası mı seçilecek?

HAU: Evet bize mazbata verilmedi ama YSK’nin kararına göre bizden sonra gelen ikinci sıradakine mazbata verilmesi gerekiyordu. Ancak şu anda onlara da verilmiş değil. O nedenle bu konuda süreç devam ediyor ve henüz netleşmedi. Bizim de bireysel olarak hukuki süreci sürdürme gayretimiz de var. Tabii sonuca göre gerekli kurullarda konuyu konuşur karara varırız. Ama şu anda bu konuda bir tutum belirlemedik. Bir de şu yönü var tabii. İsteseler de istemeseler de halkın verdiği bir mazbata var. Bunu da görmemezlikten gelmemek gerekiyor.

Yeniden kayyım atanması ile ilgili bir endişeniz var mı?

ASM: Geçmişin acı tecrübelerini yaşamış toplumların, ülkelerin, idarelerin, o acı tecrübelerle bir daha karşı karşıya gelmemek gibi bir tutumları olmalı. İşin yüzleşme ve yarattığı sonuçların toplumda tartışılması kısmından zaten hiç bahsetmiyorum. Onlar da şüphesiz olmalı. Ama bunun ötesinde zaten esasında şu anda Bağlar’da yaşanan durum, adeta yeni bir OHAL Kararnamesi’nin çıkması ve oraya YSK’nin kılıfı geçirilerek, elbisesi giydirilerek bir tür kayyım atanması durumudur.

Aynı şekilde seçimlerden önce bölgenin birçok kentinde seçim ve seçmen mühendisliği yapılarak, 700 kişinin, 800 kişinin kaydının yapıldığı daireler var diye bas bas bağırdığımız dönemlerde çık çıkmadı. Bir kısmını belgeledik onlardan vazgeçtiler. Ama bir kısım yerlerde, AKP’nin asla yerel yönetim iradesini kazanamayacağı yerlerde o kaydırmalarla irade gasbına tanık olduk. Sorunu tek parça şeklinde idarenin kötücül uygulamaları olarak görmek eksik kalır.

Bağlar İstanbul’dan daha önemlidir. Türkiye’de bir yerlerde kayyım atanma tehdidi var ise bu ne demokrasi açısından, ne hukuk normları açısından kabul edilir değildir. Bir toplum kaygıyı, endişeyi, korkuları besleyen durumda değil, aksine umutları, cesareti besleyen olduğu sürece önü açıktır. İşte o zaman barışın ayak sesleri, barışın ışıltıları deriz. Biz soruna barış temelinde bakıyoruz. Barışa bilmek ve barışı toplumda geniş bir zemine yaymak için elimizden geleni yapacağız. Ama yeni bir kayyım durumunun da toplumda giderilmez yaralar açacağını görmemek için de çok saf olmak gerekir.

KHK’lere mazbata verilmemesi ile ilgili muhalefetin kayda değer bir itirazının olduğuna inanıyor musunuz?

HAU: Resmi kurullarının bir tepki koyduklarını görmedik. Ama toplumu dinliyoruz elbette. Bireysel olarak hemen herkesin bu konuda bir itirazı ve reddedişi var. Hatta AKP’liler içinde bile bunun hukuksuzluk olduğunu düşünenler var. Bu konuda İzmir’de KHK’li bir adayla ilgili olarak seçim kurulunun uyardığı şeklinde haberler yeni yeni yansıdı. Ama biz bunu o dönem uyarı geldiğinde öğrenmiş olsak, CHP bunu açıklasa, ona göre partimiz de bizler de tedbirimizi alırdık.

İstanbul gündemi çok yoğun tartışıldığı için belki bu konuya şu anda odaklanmadılar. Ama bu böyle süremez. Bu baskıya Türkiye’nin her yerinden karşı çıkmak gerekiyor çünkü bu antidemokratik uygulamalar, toplumu boğuyor.

ASM: Buna onurlu itiraz demek lazım. Haksızlık size yönelmese bile haksızlığa karşı itiraz etme tutumudur bu. Burada itirazlar yükselmediği zaman, olayın yegane öznesi olduğunuzda, haksızlığın yarattığı mağduriyeti ifade etmekte eksik kalabilirsiniz. Türkiye’de de tam benzeri bir durumu yaşıyoruz. Yaşanan durum karşısında toplumun çok ciddi itirazının olması gerekirdi.

Avrupa Konseyi Başkanı’nın bu konuda Türkiye’ye gönderdiği mektup çok anlamlıdır. Bu mektubun çok daha güçlü biçimlerinin Türkiye’deki diğer siyasi aktörler tarafından seslendirilmesi gerekirdi.
HDP’nin “Bölgede kazanma, batıda AKP/MHP’ye kaybettirme stratejisi seçimlerde etkili oldu.

Geleceğin siyaset ilişkilerini nasıl etkiler bu yaklaşım?

HAU: Bu sadece partimizin vereceği bir karar değil. Karşı tarafın da bu konuda işbirliği yapması gerekiyor. Bu seçim şunu gösterdi. HDP siyasetinin nereye gideceği ile ilgili insanlar kendi içlerinde hesaplar yapıyorlardı. Son seçimlerde bu hesaplarda partimizin oylarının oyun kurucu gücü olduğu görüldü. Bundan sonra tüm Türkiye toplumunun beraber hareket etmesi gerekiyor.

ASM: Burada önemli bir gerçeklik ortaya çıktı. HDP’nin sadece bir bölge parti olmadığı, sadece bir Kürt partisi olmadığı, HDP’nin Türkiye partisi olduğu gerçeği ortaya çıktı. İkinci olarak demokrasi değerleri, hukuk rejimi, adalet ve barış gibi arayışlar söz konusu olduğunda HDP’nin bu konuda Türkiye’nin muhalif çevrelerine adeta bir cansuyu vermesi, ve evet birlikte yapabiliriz, birlikte bu haksız durumdan beraberce çıkabiliriz demesi, o takatsizlik durumuna bir takat aktarması, enerji veren tutumu önemli bir durumu açığa çıkardı. Eğer birlikte durursak, birlikte karşı koyabilirsek bu eşitsiz sistemi, bu düzeni değiştirebiliriz.

Çünkü son yıllar özellikle demokrasi değerleri açısından bakıldığında,g üçler ayrılığından tutun da temel insan hak ve özgürlüklerinin kullanılmasına kadar bir çok alanda toplumun ciddi yaralar aldığı bir dönem oldu. Şimdi güçlü bir demokrasi programıyla, adalet ve barış çerçevesinde Türkiye’nin önünün açılması gereken bir dönemdir. HDP burada bu dersi veren parti oldu. Bundan sonra bu dersi alan partilerin tutumuyla beraber bu tutum güçlendirilebilir.

Kayyımlar ilk geldiklerinde birçok heykeli yıktı. Başta kadın kurumları olmak üzere birçok hizmete de son verdi. Adı değiştirilen bazı kamuya açık yerler oldu. Mesela Park Orman, Diyarbakır’da kayyım tarafından 15 temmuz Parkı olarak adı değiştirildi. Bu konuda neler yapacaksınız.

HAU: Kayyımların heykelleri ve anıtları yıkmasının aslında toplumu hafızasızlaştırmak olduğunu hep söyledik. Onlar belki bir iki tane yıktılar, biz onların yerine beş on tane yapacağız. Parkların isimleri değiştirildi. Bu isimleri orada yaşayan insanlara sorabiliriz. Mini referandumlar yapabiliriz. Bu konuda belediye meclisinde karar vereceğiz. Ama bizim de topluma taahhüt ettiğimiz şeyler var. Onları yerine getirmek de bizim yükümlülüğümüz. Kadın kurumlarını yeniden açacağız. Bugünden yarına hemen sihirli değnekle çevirmemiz elbette mümkün değil. Bize biraz zaman gerekiyor.

Kayyım belediyede kadrolaşmış mı? OHAL sonrası KHK’lerle ya da kayyımın inisiyatifiyle açığa alınanlar, işten atılanlar var. Bu kişiler hakkında nasıl bir tasarrufunuz olacak? İzmir’de Tunç Soyer, ihraç edilen öğretmenleri zabıta yapacağını açıklamıştı. Benzer bir girişiminiz olur mu?

ASM: Bir belediye düşünün ki kadrosunun yarısından çoğu ihraç edilmiş, çok az bir kısmı açığa alınmış. Ondan sonra da aradaki kayyım döneminde yeni görevlendirmeler ve işe alımlar olmuş. Beraberinde özellikle işçi kışımı diyebileceğimiz, 3 bine yakın insanın ya ihraç edildiğini ya da valilik marifetiyle işten atılmaları sağlanmış. Bu çok ciddi tahribatlar yarattı toplumda. Bizim de bundan sonraki dönemde bu türden uygulamalara karşı, o muhaliflerimize benzeyen, aradaki dönemdeki herkesi aynı torbaya dolduran bir yaklaşımımız olmayacak.

İlk önce bunu söyleyelim. Yani emeği ile hakkıyla çalışanlarla hiçbir sorunumuz olmaz. Ama beraberinde sayın Tunç Soyer’in bahsettiği durumun yasal, idari mevzuat açısından ne şekilde bir imkan ve kapasite var bakacağız. Bu konuda da hakikaten cevaz veren bir durum olursa, özellikle işini kaybetmekle beraber kendisine yeni iş alanları yaratamamış olan insanlarımıza dönük kapasiteyi genişletmek ya da yaratmak gibi bur durumumuz olabilir.

Son mesajlarınız nelerdir?

HAU: Bize ilk bayta yapamazlar, başaramazlar dediler. Başardık ve buradayız. belediyelerimizi halka açtık. Bariyerleri kaldırdık, kapıları açtık. Bundan sonra halkımız için çalışacağız.

ASM: Diyarbakır’a cemre düştü demiştik. Barışın ve umudun cemresi düştü. Yarınlara daha güçlü, daha kararlı, daha inanarak yürüyebilecek güçlü bir enerji birikmesi var. bunu sokaktaki herkeste görüyorsunuz. Birbirimize güveneceğiz, birbirimizle dayanayacağız ve bu dayanışmayla yarınlarımızı daha da güzel yapacağız.

0 Users (0 votes)
Criterion 10
What people say... Leave your rating
Sort by:

Be the first to leave a review.

User Avatar
Verified
{{{ review.rating_title }}}
{{{review.rating_comment | nl2br}}}

Show more
{{ pageNumber+1 }}
Leave your rating

Your browser does not support images upload. Please choose a modern one

Continue Reading

Röportaj

Hukuk Profesörü Sassòli: Rojava’nın statüsü tanınabilir

Cenevre Uluslararası İnsancıl Hukuk ve İnsan Hakları Akademisi Direktörü olan Cenevre Üniversitesi Hukuk Fakültesi Profesörü Marco Sassòli, ANF’nin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.

Sizin yakından takip ettiğiniz gibi gündemdeki önemli konulardan birisi, Demokratik Suriye Güçleri’nin (QSD) elinde tutuklu bulunan esir DAİŞ üyelerinin ne olacağı ve nasıl yargılanacağı. Rojava ve Kuzey Suriye Yönetimi, uluslararası topluma bölgede uluslararası bir mahkemenin kurulması talep eden bir çağrıda bulunmuştu. Sizce bu mümkün mü?

Öncelikle şunu belirteyim; Rojava’da uluslararası bir mahkemenin kurulması biraz karışık. BM Güvenlik Konseyi Rojava’da böyle bir mahkeme kurabilir fakat bunu yapmak zor çünkü Rusya ve Çin bunu istemez.

Ama örneğin batılı güçler Almanya, Fransa, İsveç, İsviçre gibi devletler tutuklu kendi vatandaşlarını yargılamak için Rojava’da bir mahkeme kurabilir. Bu devletlerin kendisi bir mahkeme kurabilir veya uluslararası bir mahkemeye yetki vererek kendi vatandaşlarının yargılanmasını talep edebilir.

Sorun şu ki; yasalar gereği bir devletten onay alınmadan o devletin topraklarında uluslararası bir mahkeme kurulması zordur. Çünkü uluslararası toplumlar hâlâ devletler şeklinde parçalanmış ve örgütlenmişler. Bu nedenle Suriye’nin izni olmadan sadece askeri bir grup olarak tanımlanan bir bölgede (Rojava) uluslararası mahkeme kurmak zor.

Belki böyle bir mahkemeyi Irak’ta kurmak daha kolay olabilir. Bu noktada benim anlamadığım neden Iraklı, Suriyeli ve yani yerel DAİŞ üyeleri ile yabacı DAİŞ’liler arasında bir ayrım yapılıyor… Kurulacak bir mahkeme sadece batılı olan DAİŞ üyeleri yargılanacaksa, o zaman o topraklarda suç işleyen Iraklı ve Suriyeli DAİŞ üyelerini kim, nerede ve nasıl yargılayacak?

Bu nedenle bu yargılamanın doğru temelde yapılabilmesi için Rojava’daki yönetime yardımcı olunarak mahkemelerin kurulması sağlanabilir.

Bütün bu sorumluluğun Kürtlerin omuzlarına bırakılması anlaşılır değil. Bu zorluk Kürtleri de bıktırıyor. Kimse bu noktada Kürtlere yardım etmiyor. Bu tutuklu insanların bakımı için veya kovuşturması için Kürtlere kimse yardımcı olmuyor.

Bana göre en mantıklı olan Batılı her ülkenin kendi vatandaşı olan DAİŞ üyelerini almasıdır.

‘ROJAVA’DA TUTUKLU OLMALARI RİSKLİ’

Peki, devletler neden kendi vatandaşı olan bu insanları almaktan kaçınıyor?

Genel kamuoyu algısı o insanların Suriye’de olması, kendi ülkelerinde olması kadar tehlike arz etmiyor şeklindedir. Ama benim düşünceme göre tam tersidir. Kamuoyundaki bu anlayış çok tehlikelidir.  Örneğin, İsviçre vatandaşı olan DAİŞ üyeleri, İsviçre’de olsa İsviçre bu insanların yargılanmasını daha iyi yapabilir ve daha yakından takip edebilir. En azından cezaevinde kontrol altında tutabilir veya cezaevinden kaçma ihtimalleri ortadan kaldırılabilir.

Bu insanların Rojava’da tutuklu olmaları da risk taşıyor. Yarın o bölgede ne olacağını ve rejimin yarın nasıl hareket edeceğini çok iyi bilmiyoruz.

Yani Batı’nın düşündüğünün tam aksine o insanların Rojava’da tutulması daha da tehlikelidir. Batı, benim küçük kızımın düşündüğü gibi düşünüyor. Zannediyorlar ki, bir şeyi görmeyince onun tehlikesi de yoktur.

‘BATININ SORUMLULUK ALMASI GEREKİR’

Yaşananlar ve bu durum uluslararası toplumun bir gerçekliğidir, batının da bu yaşanan gerçeklik karşısında sorumluluk alması gerekir.

Bu konuda uluslararası insani hukuk açısından bazı gelişmeler var, savaşa katılmayan çocuk ve kadınların alınmasına yönelik girişimlerin olduğundan haberdarım. Zaten bu insanlar için de mahkeme kurmak doğru olmaz.

Öte yandan, bu insanların içinde bulundukları radikal durumdan çıkması ciddi bir sorumluluk gerektiriyor. Rojava’da buna ilişkin bazı önemli çalışmaların olduğunu biliyorum. Bu çok önemlidir. Bu çalışmalar, batılı devletler tarafından da kendi vatandaşlarına yönelik burada devam ettirilmelidir.

Rojava’da uluslararası mahkemenin kurulması aynı zamanda o bölgenin statüsünün tanınması anlamına gelmez mi?

Sorun Rojava’nın tanınıp tanınması değil, bu duruma benzer kurulmuş birçok mahkeme örneği gösterebiliriz. Sorun böyle bir mahkemenin kurulmasını bir devlete bağlama imkânı yok. Dedim ya, bu noktada devletlerin izni gerekiyor. Örneğin Libya’da kurulan uluslararası mahkeme, o zaman Libya ile BM arasında yapılan bir anlaşma sonucu yapıldı.

Birleşmiş Milletler böyle bir anlaşmayı Rojava ile imzalamaz çünkü, Rojava bir devlet değil. Ne yazık ki bu uluslararası bir gerçekliktir.  Kürtlerin, Katalanların, devletsiz olan hakların bir devleti olmadığı için böyle bir hakları yok. Ne yazık ki uluslararası yasalar böyle işliyor.

‘ROJAVA’NIN STATÜSÜ TANINABİLİR’

Ben aslında sorumu bu noktada sormuştum, uluslararası alanda statüsü tanınan bir Rojava’da böyle bir mahkeme kurulmasının önü açılmaz mı?  Bildiğim kadarıyla uluslararası hukuk her halkın kendi kaderini tayin etme hakkını tanıyor.  Eğer böyle bir hak varsa Batı neden Rojava’nın statüsünü tanımasın?

Bu durumun Kürtler açısından biraz trajik olduğunu biliyorum. Dediğiniz gibi uluslararası hukuk, her ulusun kendi kaderini tayin etme hakkının olduğunu söylüyor ve bunu tanıyor. Şimdiye kadar Kürt halkı bu hakkını kullanamadı, normalde bu hakka sahip olması gerekir. Bu çerçevede batı, Rojava’yı tanıyabilir.

Peki, ulusların kendi kaderini tayin etme hakkını sadece devlet olarak mı tanımlamak gerekir?

Hayır, bir hak olan ulusların kendi kaderini tayin etme hakkının, sadece ulusların bir devlet kurma hakkı olarak algılanmaması gerekir. Uluslar kendi seçimiyle bağlı bulunduğu ülke sınırları içerisinde otonomi hakkına sahip olabilir. Bunu o bölgedeki halk kendi seçimiyle yapabilir. Bu, uluslararası hukukta dediğimiz gibi bir haktır.

Bugün Filistin halkının kendi kaderini tayin etme hakkından ve devlet olma hakkının olduğunu konuşuyoruz ama ne yazık ki, büyük bir nüfusa sahip olan Kürtler açısından bu haktan konuşmuyoruz.

Irak’ta yasal olarak bir otonominin varlığı önemli, ama Suriye’de Rojava’nın varlığının hâlâ tanınmaması büyük tehlike. Uluslararası alanda statüsü tanınmayan Rojava’ya karşı Esad rejiminin yarın ne yapacağı çok bilinmiyor.

Uluslararası Kızılhaç Örgütü  (ICRC) içerisinde önemli görevlerde yer aldığınız biliniyor. BM ve ICRC gibi kurumlar, Suriye’deki savaş alanlarına insani yardım götürürken bunu, savaşın bir parçası olan Türkiye ve Suriye üzerinden gerçekleştirdi. Rojava’da birçok kamp olmasına rağmen bu kurumlar her defasında Rojava yönetimi veya Kürt Kızılay’ı ile çalışmaktan kaçındı. Bunu bir hukukçu olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ne yazık ki, uluslararası hukuk gereği savaş bölgelerine yardım götürülürken ilgili devletler ve komşu devletler dikkate alınıyor. Uluslararası toplumun yardım götürmesine, yardım götürülmek istenen topraklardaki devletler karar veriyor.

Ama bu da çok açık ki, Suriye rejimi, bu yardımın sadece kendisini destekleyen halka değil, aynı zamanda muhalif bölgelerde yaşayan halka da yardım götürülmesine izin vermekle yükümlüdür. Uluslararası insani hukuk gereği, bu yardım bütün Suriye halkına ulaştırılmalı ve bunun önü açılmalı.

‘KÜRT KIZILAYI İLE ÇALIŞABİLİRLER’

Peki BM, ICRC gibi kuruluşlar büyük bir kesime yardım götüren Kürt Kızılay’ını resmi olarak neden tanımıyor ve onla çalışmaktan neden kaçınıyor?

Burada da önümüze çıkan devlet gerçeği. Kızılhaç ve BM gibi kurumlar uluslararası hukuk gereği ve yasaları gereği devletli toplumlarla çalışıyor. Bundan kaynaklı Kızılhaç, yasalar gereği Kürt Kızılay’ın resmi olarak tanımıyor. Kürt Kızılay’ın resmi olarak kabul etmeyebilir ama onun üzerinden insani yardıma muhtaç olan bölgelere yardım ulaştırılabilir. 

Şunu da söylemek isterim; Kızılhaç örgütünün, Kürt Kızılay’ı ile çalışmamasının en büyük sebeplerinden bir diğeri ise, Türkiye ve Suriye rejiminin tepkilerinden çekinilmesi.

‘SAYIN ÖCALAN’A TECRİT İNSAN HAKKI İHLALİ’

Bir hukukçu olarak size Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan üzerindeki 3 yılı aşkındır süren mutlak bir tecridi sormak isterim. Bu tecridi nasıl değerlendiriyorsunuz ve buradaki yetkili kurumlar kimler?

Sayın Öcalan üzerindeki tecridin bir insan hakları ihlali olduğunu söyleyebiliriz. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Öcalan’ın tutukluluğunu bir insan hakları ihlali olarak görmese de, AİHM’inde içinde olduğu Avrupa Konseyi (AK) kurumlarının Sayın Öcalan’a yönelik insan hakları ihlalli yapıldığına dönük aldığı kararlar vardı. Bu kararların tam ayrıntısını hatırlamasam da bu kurumların bu durumda bir sorumluğu var diyebiliriz.

‘PKK SAVAŞ HUKUKUNU İHLAL ETMİYOR’

Son olarak, PKK’nin bazı devletler tarafından ‘terörist’ olarak görülmesini ve bu ‘terör listesi’nde tutulmasını hukuksal açıdan nasıl ele alıyorsunuz?

Uluslararası hukukta terör kavramı net olarak tanımlanmamış. Örneğin; Suriye rejimi için ona karşı savaşan herkes teröristtir. Veya Ukrayna için ona karşı ayaklananlar, Ruslara göre Çeçenler, Maduro’ya göre ona karşı sokakta olanlar teröristtir. Yani herkesin terörist algısı kendisine göre. Bundan kaynaklı genel bir terör kavramı çok geçerli değil ve işe yaramıyor.

Evet, PKK’nin Türkiye’de bazı şiddet olaylarına katıldığı belli. Ben PKK’nin dosyasını iyi bilmiyorum ama PKK’nin uluslararası savaş hukukuna uyduğunu ve buna yönelik anlaşmaları imzaladığını biliyorum. Örneğin, anti-personel mayınların kullanılmasını yasaklayan anlaşmayı imzaladığını biliyorum.

Diğer gruplarla karşılaştırdığımızda PKK’nin uluslararası birçok sorumluluğu kabul ettiğini görüyoruz ve bunları ihlal ettiğine yönelik bir delil yok.

Marco Sassòli kimdir?

Mevcut durumda Cenevre Üniversitesi Hukuk Fakültesi hocalarından olan Prof. Marco Sassòli, Cenevre Uluslararası İnsancıl Hukuk ve İnsan Hakları Akademisi Direktörlüğü görevini yürütüyor. Sassòli aynı zamanda, Uluslararası Hukukçular Komisyonu Alternatif Yürütme Konseyi Üyesi, Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcılığında uluslararası insani hukuk konusunda gönüllü danışmanlık görevini de yürütüyor. 

Prof. Marco Sassòli, 2001-2003 yılları arasında Kanada Québec Montreal Üniversitesi’nde uluslararası hukuk alanında doçentlik görevi yürüttü.

Aynı zamanda 13 yıl boyunca Uluslararası Kızılhaç Örgütü (ICRC) adına Suriye, Ürdün ve Yugoslavya’da önemli faaliyetler yürüttü.

0 Users (0 votes)
Criterion 10
What people say... Leave your rating
Sort by:

Be the first to leave a review.

User Avatar
Verified
{{{ review.rating_title }}}
{{{review.rating_comment | nl2br}}}

Show more
{{ pageNumber+1 }}
Leave your rating

Your browser does not support images upload. Please choose a modern one

Continue Reading

Röportaj

Temelli: Türkiye’nin kazanacağı bir seçenek yarattık

HDP Eşbaşkanı Sezai Temelli, Türkiye’nin kazanacağı bir seçenek yarattıklarını belirterek, “HDP’nin etkisinin doğru okunması” çağrısı yaptı. Kaybettikleri yerlerde “garnizon etkisine” dikkat çeken Temelli, her şeye rağmen özeleştirel yaklaşacaklarını söyledi.

Türkiye tarihinin en kritik yerel seçimleri AKP’nin büyük kentleri kaybetmesiyle geride kaldı. Yerel seçimler sonuçları itibariyle nasıl etkiler yaratacak? HDP’nin sonuçlara etkisi neydi? Kürt illerinde sonuçlar HDP tarafından nasıl karşılandı? Kritik kentlerde kazananı ve kaybedeni belirleyen HDP’nin seçim sonrası konum ve politikası nasıl şekillenecek? Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eşbaşkanı Sezai Temelli, Mezopotamya Ajansı’nın (MA) sorularını yanıtladı.

Öncelikle İstanbul ve Ankara başta olmak üzere kimi merkezlerdeki sonuçlara dair iktidardan doğru itirazlar olsa da, ortaya çıkan seçim sonuçlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Genel haliyle baktığımızda HDP olarak tüm seçmenlerimiz ve halkımızla, Türkiye siyasetinin değişimine en önemli etkiyi yaratmış bir parti olmanın gururunu yaşıyoruz. Çünkü Türkiye siyaseti özellikle 5 Nisan 2015 tarihinden itibaren mutlak tecridin uygulandığı bugüne kadar, giderek otoriterleşen, baskının, hukuksuzluğun, adaletsizliğin hakim olduğu bir dönem yaşadı. Bu dönemin içindeyiz. Hala da sürüyor bu dönem.

Neden tecrit?
Çünkü 5 Nisan 2015 tarihinden itibaren mutlak tecridin başladığı tarih Türkiye siyaseti, demokrasisi, ekonomisi üzerinde bir domino etkisi yaratmıştır. Ülkeyi Çöktürme Planı içerisinde olanların bir çöküşe sürüklediği bir süreci yaşadı Türkiye. Bu dört yıllık sürecin bir itirazıdır 31 Mart seçimleri. “Yani bunu kabul etmiyoruz” demektir. 4 yıllık süreç boyunca sürekli siyaset değersizleştirildi. Siyasetsizlik hakim kılınmaya çalışıldı. Tek adam rejimi dediğimiz mesele aslında bir siyasetsiz atmosferdir. Toplum, halklarımız, siyasete, demokrasiye sahip çıkmıştır. Bu anlamıyla önemli bir seçimdir. Tek adam rejimi, faşizmin kurumsallaştırılması, “Sandıkta durdurulamaz” denilen bir anlayışın da aslında her zaman geçerli olmadığı ortaya çıkmıştır. Eğer sandık mücadelesini, faşizme karşı olan mücadeleyle buluşturabiliyorsanız sandıklara da etki yapar. Faşizmi durdurur, otoriter rejime karşı en güçlü itirazı büyütebilir.

Türkiye’de siyasetin aksı değişmiştir. Kabul etsinler etmesinler, artık siyaset dün olduğu gibi bu otoriter rejimin istediği mecrada akmayacaktır. Siyaset demokrasi güçlerinin talepleri yönünde akacaktır. Türkiye bu anlamıyla kazanmıştır. Türkiye’nin kazanabileceği bir seçeneği yaratmış olmak önemliydi.

Seçimlere “Kürdistan’da kazanmak, batıda kaybettirmek” stratejisiyle girdiniz. Bu strateji ne kadar başarılı oldu?

Adana, Mersin, Antalya, İstanbul, Ankara gibi batıda hedeflediğimiz yerlerde stratejimiz tüm halklar nezdinde karşılığını bulmuştur. Seçmenimiz, halkımız stratejiye sahip çıkmıştır.

Bu strateji akşam yatıp, sabah bulduğumuz bir şey değil. Onlarca yıllık mücadele, birikim, deneyim, geçmiş seçimlerin sonuçları üzerinde yapmış olduğumuz analizler, fizibilite çalışmaları vardı. Ama her şeyden önce bunun arkasında yatan siyaset anlayışımız, demokrasi anlayışımız var. Paradigmaya olan güven var, fikriyatımızın gücü var. En büyük teşekkürü hak eden halkımızın kararlılığı ve asla vazgeçmez duruşu var. Bunu Türkiye’nin her yerine taşıdığımıza inanıyoruz. Kazandığımız belediyelerde, kaybettiğimiz belediyelerde. Kazanmasına vesile olduğumuz belediyelerde ya da bugün artık Türkiye’nin eskisi gibi yönetilemeyeceği anlayışını taşıyabildiğimiz her yerde bunu hakim kıldığımıza inanıyorum.

Rakamlara baktığımızda batıda ortaya koyduğumuz hedefe ulaştık diyebilirim. Biz kazandırdık demiyorum. Biz toplumu bu seçeneğe ikna ettik. Biz buradan kazanılmış yerlerin üzerinde bir vesayet derdinde değiliz. Bütün belediyeler, belediye meclisleri hak etmiştir, hak ederek kazanmıştır. Kutluyoruz. Ama bu seçeneği koymasaydık sonuçlar böyle olmayacaktı. Bu seçeneği koymak bu stratejiyi hayata geçirmek, sonuçları birinci elden etkilemiştir. Ve bugün baktığımızda Adana, Mersin, Antalya, İstanbul, Ankara gibi batıda hedeflediğimiz yerlerde stratejimiz tüm halklar nezdinde karşılığını bulmuştur. Seçmenimiz, halkımız stratejiye sahip çıkmıştır. Onu kendi duygusallığında yeniden üretmiş ve bu tek adam rejimine, faşizmin kurumsallaşmasına karşı en güçlü tepkiyi vermiştir.

Ciddi bir kuşatılmışlıkla karşı karşıya kaldınız. Her gün onlarca üye ve yöneticiniz gözaltına alındı ve tutuklandı. Buna rağmen yoğun bir kampanya yürüttünüz. Kazandığınız ve kaybettiğiniz yerlere ilişkin neler söylemek istersiniz?

Bölgede ise çok büyük hedefler koyduk önümüze. Bu hedeflerden bir kısmını gerçekleştirdik, bir kısmını gerçekleştiremedik. Gerçekleştirdiğimiz yerlerde önemli bir başarı elde ettik. Bir kere topyekûn kayyum denilen bir mesele ortadan kalktı. Kayyumlar süpürülüp atılmıştır. Bu tartışma bitmiştir. Seçim öncesi kayyum tehdidinde bulunuyorlardı. Artık bu söz konusu bile değildir. Seçimlerde başarılı olduğumuz yerler her şeyden önce çok özenli, meşakkatli çalışmalarla geçti. Yoğun emek vardır.

Batıda yaşayan insanlar bölgeyi sadece medyanın kendilerine aktardığı kadarıyla izleyebiliyorlar. Orada bir seçim çalışması falan yürütmek anlatılabilir bir şey değil. Devletin bütün baskı aygıtlarıyla üzerimize gelmesinin ötesinde her türlü hile, şaibe ile karşı karşıya kalındı. Amaçladığımız ama kazanamadığımız yerler konusunda payımıza düşen kısmına dair çalışmalar yapacağız. Neden kazanamadık? Bunun özeleştirisini muhakkak ki vereceğiz. Ayrıntılı çalışma yapacağız. Bu kendimize ait kısımdır. Önümüzdeki süreç açısında önemlidir.

Kayyumlar süpürülüp atılmıştır. Bu tartışma bitmiştir. Amaçladığımız ama kazanamadığımız yerler konusunda payımıza düşen kısmına dair çalışmalar yapacağız. Neden kazanamadık? Bunun özeleştirisini muhakkak ki vereceğiz.

Sadece sandıkların etrafı değil, bütün kent abluka içinde. Biz GBT rekoru kırdık. Bu kadar çok GBT’ye giden yoktur. İki ilçe arasında üç defa GBT’den geçiyor insanlar. Konvoy yapılıyor mesela bizimde konvoylarımız çok muhteşem oluyor. İnsanlar artık konvoy yaparsak GBT’den vakit kaybedersek programımız aksar hesabını yaptı. Böyle bir hesapla kampanya yapıyor olmanın zulmünü düşünün. Bu bir zulümdür. Bana diyorlardı ki “Başkan kusura bakma biz 50 arabayla geldik, diğer arkadaşları getiremedik çünkü GBT’de vakit kaybetmeyelim” diye. Bu kusur devletin kusurudur.

O kadar çok silah var ki ortada. Her yer silah. Bunun anlamı güvenlik diyor fakat ortamdaki o silahlı görüntü zaten bir güvensizlik. Yüzü maskeli güvenlik güçleri etrafta. Çocukları döven, sırf ortam tahrik olsun diye davrananlar vardı. Halkı sürekli tedirgin eden, mitinge gelmesin diye HDP, kalabalık görünmesin diye yapıyorlardı. Seçim günüde fazlasıyla yaptılar. Her seçim sandığının etrafını resmen ablukaya almış durumdalar. Tehdit ediyorlar. Örneğin; halk buluşmalarında kameralar kaynıyordu, gazeteci kamerası değil, polis kamerası. Etrafta kim varsa yakın mesafeden yüzlerini çekerek insanları tehdit eden bunlar işin ilk görünen şeyleri. Ya da konuştuğumuzda mikrofonun sesi kesiliyordu, sinyal atıyorlardı.

Belediye başkanlığını almadığımız yerde hiç kimse bundan dolayı hüzünlenmesin. Bu ortak başarının gücü onlardadır. Türkiye’de siyasetin aksını değiştirdik. Bu her evdeki, her mahalledeki insanımızın başarısıdır. Şırnak’ta da, Bitlis’te de, Dersim’de de böyledir. Bundan kimse olumsuz etkilenmesin. Ama tabi ki daha iyiyi başarabilirdik.

Biz sandığı üç tane belediye kazanalım diye tarif etmedik. Belediye meclislerinde sandalye hesabı yapmadık. Biz sandığı tecride, savaşa, kayyuma karşı bir barış ve demokrasi mücadelesi olarak tarif ettik. Yani üçayak üzerine kurduk sandığı. Demek ki doğru bir şey yaptık. Faşizmi durdurduk. Bütün kimyaları allak bullak olmuş durumda. İnanılmaz bir telaşa düşmüş durumdalar.

Bunu bölge açısından değerlendirdiğimizde önemli ittifaklar geliştirdik. Kürdi partilerle yapılan ittifaklar geleceğe yönelik atılmış önemli adımlardır. Bunun ötesinde kayyumlara, tecride, savaşa karşı mücadele de önemli bir toplumsallık yaratıldı. Amaçladığımız, almayı hedeflediğimiz bazı yerleri yitirdik ama o yerlere de baktığımızda halkın bu söylediğim anlamda iradesi güçlüdür. Örneğin; Şırnak’ın il genel meclisi sonuçlarını kimse konuşmuyor. Şırnak belediye başkanını konuşuyorlar. Ama Şırnak halkının gerçek iradesini görmek istiyorsanız, il genel meclisi sonuçlarına bakın. Orada çok net açıktadır.

HDP’nin etkisi, gücü, iradesinin muhalefet ve iktidar tarafından anlaşıldığını ya da anlaşılacağını düşünüyor musunuz?

Görüp görmeme, anlayıp anlamama biraz onların siyaset yapma hallerine bağlı bir durum. Fakat siyaset, liderlerinin, parti kurullarının, başkanlarının meseleyi anlayıp anlamadığına bakmadan kendi mecrasında akar. Siyasetçinin en önemli özelliği o siyasi iklimi doğru değerlendirip ona göre toplumsal barıştan, hukuktan, demokrasiden yana tavır almasıdır. Mahareti budur siyasetçinin. AKP’ye baktığımda son 4 yıl boyunca, Dolmabahçe Mutabakatı’nı reddedip, masayı devirdiği günden beri her şeyi militarist bir akılla yönlendirdi. Günlük hayatı da böyle, Suriye meselesinde de böyle. Yakıp yıktığı kentlere yaklaşımında da böyle. Bu militarist akılla devam edecekse eğer bu kendisi açısından bir çöküş senaryosudur. Beraberinde ülkeyi de çöktürmeyi göze almış bir anlayışı kampanya boyunca izledik. Umarım bundan vazgeçerler, umarım siyasetin dilini bu üsluptan kurtarırlar. Umarım yeni gelen dalgayı, yükselen siyaseti doğru bir yerden okurlar. Muhalefet de buna dahildir.

Umarız Türkiye siyaseti, bizim dışımızda kalan siyasi aktörler bunu doğru kodlarla okurlar. Okumazlarsa Türkiye zaman kaybeder ve çok daha derin krizlere sürüklenebilir ama eninde sonunda siyaset kendini doğrular.

Muhalefette geçmişte çok önemli hatalar yaptı. Dokunulmazlıkların kaldırılması bunun en önemli örneklerinden biriydi. Ya da çözüm süreci döneminde muhalefetin kayıtsız kalması, sadece muhalefet yapmak için muhalefet yapması belki de o dönemde ortaya konulan gerçekliğin toplumsallaşmasını engelledi. Türkiye siyasetine nasıl etki yaptığımıza baktığımızda biz önemli bir hamle gerçekleştirdik. Umarız Türkiye siyaseti, bizim dışımızda kalan siyasi aktörler bunu doğru kodlarla okurlar.

Okumazlarsa Türkiye zaman kaybeder ve çok daha derin krizlere sürüklenebilir ama eninde sonunda siyaset kendini doğrular. Bu tarihte de böyle olmuştur. 1930’ların başında Almanya seçimlerinde Alman muhalefeti hata yapmasaydı, dünya 12-13 yıllık bir kabusu yaşamayacaktı. Birebir özdeşlik olsun diye söylemiyorum ama muhalefete düşen toplumdan gelen bu itiraza kulak vermektir.

Siyaset önümüzdeki dönem demokrasiden, barıştan, bir arada yaşamaktan yana akmak istiyor. Toplumsal barışı arzuluyor. Ve bütün bu yıkımın, enkazın ancak dayanışmayla, yeni bir siyaset anlayışıyla aşılabileceğine inanıyor. O yüzden de siyasetin en önemli mecrası olan meclisleri sorumlu davranmaya davet ediyoruz. Belediye meclislerini ve parlamentoyu; bugünkü Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin yaratmış olduğu parlamentoyu işlevsiz kılma anlayışından bir an önce kurtulmak gerektiğine vurgu yapıyoruz. Parlamento demokrasiye ve toplumsal barışa sahip çıkma konusunda inisiyatif almalı.

Hakkari’nin sınır hattındaki Şemdinli, Çukurca ve Derecik ilçe ve beldeleri ile sınırdaki Şırnak merkez, Uludere ve Beytüşşebap gibi ilçeleri kaybettiniz. Bunun nedeni neydi? Gerçekten HDP’nin oylarında bir düşüş mü var buralarda, yoksa bu sınır hattında başka bir hesap mı yapılıyor?
Devletin stratejik hesapları var. Bir operasyonel akıl ve stratejik yaklaşım söz konusu. Bu yadsınamaz bir durum. Bu durum hatta Iğdır, Kars için de geçerli. Yıllar önce Iğdır’da Ermenistan sınırını Cemil Çiçek dile getirmişti. “Ermenistan sınırını Kürtler ele geçirdi” gibi talihsiz bir beyanı olmuştu. Aynı şeyi bugün Ağrı için görüyoruz. Kontrol edilebilir bütün ölçeklerde devlet bu stratejik aklını harekete geçirmiş ve operasyonel bir yaklaşım göstermiştir. Asker, polis kaydırmaları, 142 belgesi, vali ve kaymakamların özel emirlerle kampanyanın yürütücüleri olmaları, bakanların oraya yaklaşımı, kaynak kullanımı ve kentin mevcut kendi sosyolojisini değerlendirmeleri bütün bunları hesaba katmak gerekiyor. Kaç gündür Şırnak’tan bahsediyoruz. Hala bizden başka kimse Şırnak’tan bahsetmiyor. Halbuki bahsettiği gün Türkiye’nin önü açılacak. Ağrı’da da öyle. Nelerin yapıldığı, hangi yolsuzlukların, hilelerin yapıldığı bütün çıplaklığıyla ortaya çıkacak.

Muş’u her şeye rağmen kazandık. Şimdi Muş’u çalmaya çalışıyorlar. Muş’ta çok bariz bir üstünlüğümüz var. Yaklaşık bin 900 oy kadar. Tablonun bütününde kayyumları süpürdük, şimdi de gasp edilmiş belediyelerimiz var. Önümüzdeki süreçte bununla mücadele edeceğiz. Bugünden şunu çok net söyleyebilirim; Şırnak belediye başkanı meşru değildir. Hiçbir zamanda meşru olamayacaktır.

Akdeniz Belediyesi’nde aday gösterdiğiniz isim YSK tarafından reddedildi. Başka aday göstermek zorunda kaldınız. Ve seçimde bu ilçe kaybedildi. Buranın kaybedilmesindeki etkenler nelerdi sizce?
Ortaya koyduğumuz stratejinin herkes tarafından doğru anlaşılması ve herkesin siyasi etik olarak buna sahiplenmesi gerekirdi. Biz bunu ortaya koyduğumuzda, tüm demokrasi güçlerini bu mücadeleye davet ettiğimizde siyasetin gereği olarak demokrasi güçlerinin bu dayanışmayı her yerde sergilemesini beklerdik. Biz bu anlamda vicdanen rahatız. Üzerimize düşeni yaptık. Yapamayanlarda muhakkak bunun hesabını her şeyden önce kendi vicdanlarında vermek zorundalar. Ahlaki bir meseledir. Dolayısıyla evet biz kaybettik ama demokrasi güçleri kaybetti. Bu anlamıyla herkes üzerine düşeni yaptığında sonuç değişebilir. Yapmadığınızda AKP-MHP bloğu kazanıyor.

Demek ki Akdeniz’de bizim dışımızdaki muhalefet üzerine düşeni yapmamıştır. Yapmamasının bedeline, maliyetine maalesef Akdeniz halkı katlanacaktır. Bu sorumluluktan kaçmak, koltuk hesabını dayatmak topluma yapılabilecek en büyük haksızlık olacaktır. Akdeniz Belediyesi’ni tabi ki yitirmenin üzüntüsünü yaşıyoruz. Çünkü eğer dayanışma diyorsanız bu karşılıklı bir anlayışı da barındırmak zorundadır. Orada ortaya çıkan şey bugün için muhalefetin henüz demokrasi anlamında bir olgunluğa ulaşamadığını da gösteriyor.

Kazandığınız belediyelerde ilk olarak neler yapacaksınız ve bundan sonra nasıl bir belediyecilik göreceğiz?

Çok ciddi sorunlar var. Bu sorunları hep beraber aşmaya çalışacağız. Kenti tümüyle kucaklayan, herkesi sürece katan, katılımcı bütçe anlayışıyla ama karar mekanizmalarında ortaklaşan bir modeli hayata geçireceğiz. Başaracağımıza da inanıyoruz.

Aslında biz sıfırdan başlıyoruz. Bizim 62 belediyemiz var, 65’e çıkacak. Bunun 3 tanesi büyükşehir, 5 tanesi il, 55 tanesi ilçe. Gerçekten bir tarafıyla heyecanlıyız bir tarafıyla da tedirginliğimizi, heyecanımızı ortadan kaldıran en büyük bileşenimiz olan DBP’nin geçmiş deneyimleri, birikimleri ve bu birikimleri aktarmak, taşımak, hayata geçirmek. Ama bir HDP var şimdi. Radikal demokrasi bizim ideolojik olarak referansımız. Bunun yerel demokrasiye uyarlanması yönünde çabamız olacak. Çok ciddi sorunlar var. Bu sorunları hep beraber aşmaya çalışacağız. Kenti tümüyle kucaklayan, herkesi sürece katan, katılımcı bütçe anlayışıyla ama karar mekanizmalarında ortaklaşan bir modeli hayata geçireceğiz. Başaracağımıza da inanıyoruz.

Seçim sonuçları uluslararası arenada nasıl yankı bulacak?
Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği’nden gelen tepkiler Türkiye’nin bu seçimleri doğru okuyup, demokrasi kulvarına geçmesine dair geliyor. Bizim söylediğimiz şeyleri teyit eden bir yerden okumalar var. Çünkü Avrupa’da çok iyi biliyor ki ülkede otoriter rejim, faşizm yükseliyorsa bu bir tek ülkeye bağlı kalmaz, here yere sirayet eder.

Avrupa’da merkez sağın yükselmesi, yükselen ırkçılık aslında Türkiye’deki ırkçılıktan besleniyor. Demokrasi hepimiz için gerekiyor. İlk gelen açıklamalara baktığımızda umut var bir yaklaşım sergilendiğini görüyoruz ve iktidara bir uyarı niteliğini taşıyor. Bu zamanla daha da yaygınlaşacaktır.

Batıda büyük kentleri kazanan başkanlara bir mesajınız var mı?
İnanıyoruz ki toplumcu belediyecilik anlayışıyla hareket ederler. İnanıyoruz ki halktan aldıkları oylar arasında ayrım yapmazlar. Kentin bütün sorunlarına halkla birlikte sahip çıkarlar

Seçim gecesi Cumhurbaşkanı’na “Kendi sınırlarınıza çekilin” çağrısı yaptınız. Bunu biraz açar mısınız? İktidar ne yapmalı, bu sonuçlara nasıl cevap vermeli, demokrasi, adalet, özgürlük, tecrit gibi konularda nasıl bir süreç bekliyorsunuz?
Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi denen bir şeyi Türkiye uydurdu. Böyle bir şey yok. Bir parlamenter sistemde Cumhurbaşkanlığına neden ihtiyaç duyulur? Kuvvetler ayrılığının çalıştığı bir mekanizmada cumhurbaşkanlığı kuvvetler ayrılığının çalışabilmesini sağlar. Çünkü iktidarlar, iktidarda kalabilmek için yargıyı, yasamayı yutmak ister. Tamda işte bunun karşısında Cumhurbaşkanlığı, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını ve toplumun tümün kucaklayan bir yerden demokrasi anlayışının adresi olur.

Türkiye’de bundan bahsetmek mümkün mü? Bizatihi Cumhurbaşkanı kuvvetler ayrılığını ortadan kaldırmaya çalışıyor. Cumhurbaşkanlığı demokratik bütün kurumları tasfiye etmeye çalışıyor ve doğrudan suç işliyor. Kampanya döneminde bize dönük söylediği her şey hakaret suçudur. Mesela 20 milyon Kürt’e dönüp “Defolun gidin” dedi. Sonra dedi ki ben Sezai Temelli’ye söyledim. Sonra tekrar döndü “HDP’liler teröristtir” dedi. Cumhurbaşkanı oy hesabına göre konuşuyor. Kampanya boyunca söylediklerine baktığımızda ne denli sağlıksız bir siyaset anlayışının olduğu ortaya çıkıyor. Nedeni de bu sistemin sağlıksızlığından.

Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi Türkiye tarihine, kültürüne, bir arada yaşama istemine, çoğulculuğuna asla uygun değil. O yüzden bu ülkede başkanlık sistemi olmuyor. Başkanlık olmuyorsa biz Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi diye bir şey uyduralım dediler o da olmadı. Bende diyorum ki bu yürümüyor. Türkiye’nin parlamenter sisteme dönmesi gerekiyor. Fakat bunu paldır küldür yapamayız. Bu bir süreçtir. Erdoğan’nın yaptığı gibi baskın seçimlerle, Anayasa değişiklikleriyle yaparsak bu ülkede toplumsal barışı yeniden var etme olanağını da yitirebiliriz. Bu bir program dahilinde yapılmalı. Bunun için de Cumhurbaşkanı yargıdan ve yasamadan uzaklaşsın. Oraya müdahale etmeye son versin. Bunu da yürütme kabinesinde bir revizyona giderek yapacak. Böyle bir İçişleri Bakanı, Hazine Bakanı ve Tarım Bakanıyla olacak şey değil. Halka hakaret eden, saldıran, ekonomiyi batıran bir anlayışla mümkün değil.

Meclis bir inisiyatif almalı ve bu sistemin birçok arızasına artık müdahil olup çözüm üretmeli. Farklı siyasi ideolojilere sahibiz ama ortaklaşabileceğimiz zeminlerde var. Türkiye’nin özlemini duyduğu Anayasa çalışmasına başlamalıdır. Bir yargı reformu acilen yapılmalıdır. Binlerce insan hukuksuzca cezaevlerinde tutuluyor. Tüm toplumun müdahil olacağı bir süreci başlatmalıdır. Bunun için cumhurbaşkanı parlamentodan, yerel meclislerden, yargıdan uzak durmalıdır.

Bir kabine revizyonu bekliyor musunuz?
Okul sahibinden Milli Eğitim Bakanı, otel sahibinden Turizm Bakanı yaptılar. Patates firması danışmanı çıkıyor Tarım Bakanı; Ticaret Bakanı tüccar. Bunları hakaret olsun diye söylemiyorum. Devleti yönetmek başka bir perspektife ihtiyaç duyar. Başka bir birikime ihtiyaç duyar. O yüzden kabine revizyonu kaçınılmazdır. Yapmak zorundalar. Yönetemezler. Zaten yönetemiyorlar.

Öcalan üzerindeki tecrit ve bunu karşı devam edene, kritik aşamadaki açlık grevlerini konusunda önümüzdeki günlerde nasıl bir süreç bekliyorsunuz?

Kürt meselesi de muhatabıyla çözülür. Muhatabı da Sayın Öcalan’dır. Bu kadar açık bir meseledir. Bunu görmezden gelmek aslında Türkiye’ye yapılan en büyük kötülüktür.

Türkiye’de siyaset hep dolambaçlı yerden meseleyi tartışıyor. Şimdi tecrit dediğimiz şey 20 yıldır var. İnsan haklarına aykırı bir uygulamadır. Son 4 yıldır olan mutlak tecrittir. Hukukun ötesinde siyasi karardır. Bu siyasi karar sonuçlarını bu 4 yıldır gördük. Kürt meselesi çözülmesin diye bu mutlak tecrit var. Kürt meselesi neden çözülmüyor? Çünkü bu ülkede otoriter rejim kendisini Kürt meselesinin çözümsüzlüğünden besliyor. Savaş, ayrımcı, şiddet politikalarından besliyor. Kürt meselesi de muhatabıyla çözülür. Muhatabı da Sayın Öcalan’dır. Bu kadar açık bir meseledir. Bunu görmezden gelmek aslında Türkiye’ye yapılan en büyük kötülüktür, yapılmaya da devam ediliyor. Ben bunu söylerken 4 yıl önce 2013 döneminden esinlenerek söylüyorum. Çözülebilir bir şeyi, herkesin ikna olduğu bir şeyi görüyorum. Biz açlık grevleri nedeniyle hiç kimsenin ölmesini istemiyoruz. Bütün arkadaşlarımızın hayatı çok kıymetlidir. Açlık grevlerinin sonlanması ancak ve ancak tecridin sonlanmasıyla mümkündür. HDP olarak bu eylemin sonlanabilmesinin yolunun tecridin sonlanmasından geçtiğini çok iyi bildiğimiz için sürekli olarak Adalet Bakanlığı’na çağrı yaptık. Söylediğimiz şey yasal bir talep. Bu konuda daha güçlü adımlar atma sorumluluğumuz var. Ama biraz önce demokrasiye dair, Anayasamızı yapmalıyız dediğim yer bile Kürt meselesinin çözümüne doğrudan bağlıdır.

MA / Diren Yurtsever – Zemo Ağgöz

0 Users (0 votes)
Criterion 10
What people say... Leave your rating
Sort by:

Be the first to leave a review.

User Avatar
Verified
{{{ review.rating_title }}}
{{{review.rating_comment | nl2br}}}

Show more
{{ pageNumber+1 }}
Leave your rating

Your browser does not support images upload. Please choose a modern one

Continue Reading

EN SON EKLENEN HABERLER

Forum7 saat ago

Maçoğlu Dersimli mi, Tuncelili mi? Asıl ona bakmak gerekir

CİHAN EREN Bu yazımızı, 31 Mart yerel seçimlerinin sonuçlarından doğmuş başka bir tartışma üzerine yazacağımız için başka noktalara değinmeden doğrudan...

Güncel7 saat ago

Dersim Barosu: Linç kültürü yaygınlaştırılıyor

Ülkede artan linç girişimlerine dikkat çeken Dersim Barosu, Diyarbakır, Gebze ve Kızıltepe’de güvenlik güçlerinin takındığı hukuk dışı tavrın, CHP Genel...

Güncel7 saat ago

Memur-Sen’den binlerce istifa

Belediyelerde işçilerin yanı sıra iktidara yakın Memur-Sen’e tepkili memurlar da jet hızıyla istifa ediyor. Cumhuriyet’ten Mustafa Çakır’ın haberine göre  31...

Politika7 saat ago

İmamoğlu’ndan Bahçeli ve Akar’a: Her yere gideriz

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Genel Başkanları Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik saldırı sonrası ‘Mesaj alınmıştır’ diyen MHP Başkanı Devlet Bahçeli ve Savunma...

Dünya7 saat ago

ABD, İran petrolü muafiyetlerine son veriyor

ABD, İran’dan petrol ithalatı muafiyetlerine son verildiğini açıkladı. Beyaz Saray’dan konuyla ilgili yapılan açıklamada, İran’dan petrol ithal eden ülkelere yaptırım...

Medya7 saat ago

Cumhuriyet davası avukatları: İnfazın durdurulması hukukun gereğidir

Cumhuriyet gazetesi davası avukatları, istinaf mahkemesinin sekiz eski Cumhuriyet çalışanının hapis cezalarını kesinleştirme kararı üzerine İstanbul Barosu’nda açıklama yaptı. Açıklamada,...

Dünya7 saat ago

Sri Lanka’da saldırılar sonrası OHAL ilan edildi

Güney Asya’da bulunan ada ülkesi Sri Lanka’da Pazar günü aralarında kilise ve lüks otellerin de bulunduğu sekiz ayrı noktada meydana...

Güncel7 saat ago

Türkdoğan: İktidar insanlıktan koptu

HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, İHD, TİHV, ÖHD Amed Barosu, ÇHD, SES ve İTO temsilcilerinden oluşan bir heyetle TBMM’de...

Dünya7 saat ago

Buteflika’ya yakın beş milyarder tutuklandı

Cezayir medyasına göre Buteflika’ya yakın beş milyarder, Algeruie’de yakalandı. Bunlar arasında yer alan Isad Rebrab, Cezayir’in en zengini olarak tanınıyor....

Güncel7 saat ago

HDP: Hukukçulara saldırı utanç vericidir

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu Sözcüsü ve HDP Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran, Özgürlük İçin Hukukçular...

Kültür-Sanat7 saat ago

AKP’li başkanın ilk icraatı: Aziz Nesin’in yazdığı ‘Azizname’ oyunu iptal edildi

Cumhuriyet Sahnesi’nin sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, “31 Mart yerel seçimlerimde Kayseri’ye hizmet etmek üzere seçilen Büyük Şehir Belediye Başkanı...

Haberler7 saat ago

DİSK: 1 Mayıs Taksim’de kutlansın

Grup adına basın açıklamasını Nakliyat-İş Genel Başkanı Ali Rıza Küçükosmanoğlu yaptı. Küçükosmanoğlu, “Türkiye’de işçi sınıfının baskıyla çıkarılmaya çalışılan bir takım...

Advertisement

Facebook

Öne Çıkan Yazılar

bahis siteleri kaçak bahis siteleri kaçak iddaa siteleri casino siteleri film izle canl? iddaa

porno izle

porno indir

istanbul escort